29.12.2012, Cumartesi

Yavuz Sultan Selim

Devir Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtında bulunan tarihteki adı Fatih (açan) diye anılan çağ açmış-çağ kapatmış bir Cihan Padişahı olan Fatih Sultan Mehmed Han’ın bulunduğu bir dönemde babası şehzade ikinci Beyazid’in yöneticilik ve idarecilik (valilik) yaptığı Amasya’da doğdu. Bazı tarih kaynakları Şehzade Selim’in doğumunu 1467 yılı olarak verse de bilinen tarih olarak 1470 yılını görmekteyiz. Şehzade I. Selim 10 Ekim 1470 yılında Amasya’da dünyaya geldi. Amasya Sancak Bey’i babası Şehzade İkinci Bayezid annesi Dulkadirli Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Gülbahar Sultandır. Tarih kaynakları Şehzade I. Selim’i orta boylu, beyaz çehreli, kırmızı yüzlü, çatık kaşlı, geniş omuzlu, sakalsız ve bıyıklı sert kartal bakışlı, cesur ve yiğit bir şehzade olarak anlatırlar. Şehzade I. Selim çok usta bir avcı, eşsiz ve emsalsiz bir komutandır. Şehzadeliğindeki ataklığı ve cesurluğu dillerde destandır. İyi bir eğitim alan I. Selim Enderun Mektebi’nde çok iyi yetiştirilmiş, iyi eğitilerek büyük âlimlerden ve hocalardan ders almış bu sayede bilge kişiliğe ulaşmıştır. Amasya o dönemde şehzadeler şehridir. Babası İkinci Bayezid’den önce bu şehirde Osmanlı Sultanlarından Çelebi Mehmed, İkinci Murad ve İkinci Mehmed (Fatih) gibi büyük padişahlar sancak beyliği yapmıştır. Amasya, işte böyle cihan padişahlarının yetiştiği şehirde sosyal ve kültürel ortam çocuk yaştaki Selim’i de etkilemiş, onun iç ve hayal dünyasında şüphesiz önemli derin izler bırakmıştır. Bu şehirde çok iyi bir eğitim almış olan Şehzade I. Selim; Arapça, Farsca ve Türkçe Şiirler yazan Doğu (Şark) dillerini çok iyi derecede konuşan Tarih, Felsefe ve Tasavvufa büyük ilgi duyan, bütün zamanını Osmanlı âlimlerinin ve ediplerinin meclislerinde geçiren ilim ve bilimi seven ulemaya ve din âlimlerine büyük saygı gösteren Osmanlı Sultanları arasında ilime çok önem vermesinden dolayı da en büyük Cihan Padişahlarından biri olarak tanınır.

Şehzade I. Selim Sultan İkinci Bayezid’in en küçük oğludur. Şahsiyetli kişiliği, bitmek tükenmek bilmez enerjisi ve cesareti, zaten zamanı gelince sultanlıkla (taht) ile taçlanacaktır. Diğer kardeşlerine göre (Ahmet ve Korkut) çok daha ileri görüşlü, ufku olan, iradeli, yapacağı bir iş için çok düşünen, ölçen, biçen istiareye ve istişareye önem veren, fakat verdiği karardan asla geri dönmeyen gözü pek acar bir şehzadeydi. I. Selim otorite kurmak için hep kararlı ve azimli olmuştur. Padişahlık için yöneticilik sıfatlarına sahip sert ve sarsılmaz bir disipline sahip yırtıcı olduğu kadar tuttuğunu koparan büyük dinamizim sahibi (Yavuz) bir Sultandı. Yavuz lakabını ona İranlıların taktığı bilinir. Bu ismi ona yiğit ve cesurluğundan dolayı vermişlerdir. Yavuz hırsız ev sahibini basar misali küçültücü anlamında Çaldıran da Şah İsmail’i evinde yenerek perişan ettiği için bu adla (Yavuz) diye hitap ederler. Şehzade I. Selim şan ve şöhrete düşkün bir sultan değildi. Hele zevk-ü sefa içerisinde yaşamak, hareme düşkünlük, gösteriş yapmayı hiç sevmezdi. O hep sadelikten ve sade yaşantıdan yanaydı ve bunu padişahlığında herkes gördü. I. Selim bir gün, oğlu Süleyman’ın çok gösterişli giysiler giyerek huzura gelmesini şöyle ifade etmiştir. Oğlum anana giyecek elbise bırakmadın, utancından kızaran mahçup olan Süleyman büyük bir edep ile hemen babasının yanından ayrılmıştır. Şehzade I. Selim okumayı çok severdi tarihe olan merakı yüzünden geceleri ya kitap okurdu, ya da Şiirler yazardı. Şiirlerin de Avni mahlasını kullanmıştır. Halk içerisinde bulunur bazen kıyafet değiştirerek ahalinin durumu hakkında bizzat kendisi ilk kaynaktan bilgi edinirdi. Bir şeye karar vermek için çok iyi araştırır sonrada gereğini yapardı. O hep dedesi Sultan İkinci Mehmed (Fatih) gibi fetih politikalarını izlemek ve bir Dünya İmparatorluğu kurmak bu hedefi hayata geçirmek için yola çıkmıştır. Şehzade I. Selim bir Cihan Padişahıdır. Cihangir yiğit bir Sultandır. Onun için dedesi gibi sert gözü pek oluşu hep ona benzemesindendir. Babası gibi yumuşak huylu âdil bir Sultandı ama I. Selim’in sertliğinden herkes korkar titrerdi. O bir din sultanıdır bütün amacı İslâm birliğini kurmak Sünni Müslamanları Ehl-i Sünnet çizgisindeki müminleri korumak için Şiiliğe karşı mücadele etti. Şehzade I. Selim Sultan İkinci Bayezid’in en küçük oğludur. Üç erkek kardeşi daha vardı (Ahmet, Korkut, Şehinşah) Şehzade Şehinşah’ın babası Sultan İkinci Bayezid’in sağlığında ölmesi üzerine üç oğlu Saltanat mücadelesi verecektir. Şehzade Selim tahta çıktıktan sonra kurmuş olduğu istihbarat (casusluk) teşkilâtı ile hem içerde, hem de dışardan güvenilir bilgiler alır bazı önemli olaylara bizzat kendileri (soruşturma) yaparak doğru adım atardı. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Hadis-i Şerifine mahsar olarak İstanbul’u İslâm’a açarak gülizar yapan Cihan Padişahı Fetihler Fatihi İkinci Mehmed Han torununu (Şehzade Selim’i) ilk gördüğünde Amasya Sancak Bey’i babası Şehzade İkinci Bayezid’e bu çocuğa mukayt ol, umarım ki büyük cihangir olacak dediği rivâyet edilir. Dedesi büyük Fatih ondaki cevheri sezdiği için bu ifadeleri kullandı. Şehzade I. Selim’in Dedesi Fatih Sultan Mehmed 1481 yılında vefat etti. Dede Fatih muhtemelen bir Doğu Seferine çıkıyordu. Fakat ömrü vefa etmedi Gebze’de Hünkâr Çayır’ı denilen mevki de ruhunu teslim etti. Memluklular da böylece savaşmaktan kurtarmış oldular. Amasya’da sancak beyi olan Şehzade İkinci Bayezid Payitaht’a (İstanbul’a) gelerek taht da çıkmış fakat çocuk Şehzade Selim babasının amcası şehzade Cem ile olan mücadelesine şahit olmuştu. Şehzade Cem Sultan’ın devleti Anadolu ve Rumeli diye ikiye bölelim fikri saltanat koltuğunda oturan din Padişahı da olarak adlandırılan Veli Sultan İkinci Beyazid tarafından kabul görmedi. Arus-ı Saltanat taksim kabul etmez. Osmanlı Ülkesi baştan aşağı bir nazlı geline benzer, iki damadın talebini kaldırmaz ve ortaklık kahrını götürmez. Belli bir dönem taht kavgalarının yaşandığı Osmanlı Ülkesi’nde Şehzade Selim ortalık durulana kadar sınırların emniyeti sağlanana kadar bir süre annesiyle birlikte Amasya’da bekletildiği, daha sonra yine annesiyle birlikte Payitaht’ın (İstanbul’un) yolunu tutmuşlardır. Sultan İkinci Bayezid taht da çıkmak için Amasya’dan İstanbul’a gelene kadar o dönemde Dedesi Fatih Sultan Mehmed Han’ın yanında bulunan Şehzade Korkut babasına vekalet etmiştir. Şehzade I. Selim’in sancak beyi olarak ilk görev yeri Trabzon şehridir. Şehzade Selim 1487 yılından itibaren 1512 yılına kadar taht da çıkacağı döneme kadar Trabzon’da 24 yıl süre ile idarecilik yapmıştır. Şahkulu (Şeytankulu) isyanında 1510 yılında babasına gönderdiği mektubunda yaklaşık olarak 24 yıldır Trabzon’da bulunduğunu belirtmiştir. Daha sonra ise kısa süreliğine Semendire Sancağı’nda görev yapmıştır. Şehzade Selim’in Trabzon’da bulunduğu döneme ait elimizde çok belge ve bilgi yoktur. Şehzade Selim Trabzon’da uzun yıllar kalmasından dolayı ona Trabzonlu Selim diye hitap ettikleri bilinmektedir. Şehzade Selim ömrünün yarısını büyük bir kısmını Trabzon’da geçirmiştir. Karadeniz’in doğusunda bulunan bu il de (Trabzon)’da sancak beyliği yapan Şehzade Selim’in buradaki idarecilik yılları ona ilerde kısa sürecek saltanatı için çok iyi bir tecrübe kazandırdı. Bunda yanında bulunan Hocası Hâlimi Çelebi’nin de onun üzerindeki etkisi büyük oldu. Şehzade Selim bölge insanın karakteristik özelliğini de üzerinde taşımış asıl idarecilik vasıflarını 24 yıla yakın kaldığı çok iyi tanıdığı Trabzon’da kazanmış olduğu Karadeniz’in hırçın dalgaları da ruhuna nakş etmiş, sert ve gözüpek bir kişilik olan şehzadeyi bambaşka bir havaya sokmuş burada olgunlaşarak kendisini geliştirmiştir. Karakterinin haşin ve sert yönleri Trabzon’da tam anlamıyla oturmuştur. Babasına yazmış olduğu Trabzon hakkındaki olumsuz görüşleri taht mücadelesine yerinin uzak olması ve döneminin siyasî şartlarının da etkisi vardır. Trabzon ziraat ve tarım yönünden zayıf bir bölge olduğu için gerekli zahirenin tedariki dışardan temin ediliyordu. Babası İkinci Bayezid’e kendisini Anadolu’daki mahsulü bol kardeşleriyle mukayese ederek onların merkezden yapmış oldukları taleplere anlam veremediğini oysa Trabzon’da Gürcistan dolayında Doğu’da gerçekten çıkmazda olduğunu ama her şeye rağmen devlete karşı olan yükümlülüklerini yerine getirdiğini her şeyiyle düşmana karşı canla başla mücadele ettiğini bildiriyordu. Şehzade Selim Trabzon’da sınır hattında giriştiği askerî faaliyetleri, adını herkese duyuracak beklentileri karşılayarak haklı bir şöhretinde sahibi olacaktır. Yürü Sultan Selim namın yürüsün söylemini haklı çıkartaracaktır. Şehzade Selim’in çok uzun süre kaldığı Trabzon şehrini, Dedesi Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed 1461 yılında Bizans’ın Doğu’daki kalıntılarını yıkarak elde etmişti. Bizans’ın Latinler tarafından 1204 yılında istila edilmesiyle birlikte oradan gelmiş Komnenos Hanedanlığı’nın başkenti onlar tarafından önemli bir liman kenti siyasî bir merkez konumuna getirilmişti. Trabzon şehri Doğu sınırına açılan bir kapı, Kırım ile olan bağlantısı Kafkasya ve İran’a giden yollara bağlantılı önemli bir yerdi. Trabzon geniş alana yayılan Interlandi sayesinde önemli ve stratejik bir noktaydı. Burayı ancak bir Osmanlı Şehzadesi yönetebilirdi. Temsiliyet Osmanlı Türklerinde büyük önem arz ediyordu. Osmanlı devlet geleneğinde eski devlet ve stratejik konuma sahip merkezlere hanedandan bir üyeyi şehzadeyi atayarak gelenekçi bir tavrı da sürdürüyordu. Trabzon’da daha önce Rum Pontus İmparatorluğu bulunduğu için şehzadeler tarafından yönetildi. I. Selim’den önce buraya amasya Sancakbeyi olan Şehzade Bayezid’in büyük oğlu Abdullah ilk olarak geldiği (1470) Fakat şehirde ne kadar kaldığı bilinmemektedir. Osmanlı tarihçisi meşhur Celalzade Trabzon’un önemini şöyle vurgular: Burası mutluluk yuvası Trabzondur. İklimi cennet gibidir. Karadeniz sahili üzerinde yer alır, bir tarafı Çerkez ve Gürcistan Vilayeti, bir tarafı Şirvan ve Gilan’a yakın ormanlarla, dağlarla çevrilidir. Öte yandan Acem ülkelerinden Azerbaycan ile de bitişiktir. Trabzon şehri İstanbul’a çok uzaktır fakat, Celalzade bu yakınlığı İroni yaparak verir diğer şehirler ve yerler de Trabzon’a yakın değildir. Şehzade Selim’in Trabzon’da kaldığı uzun süre (24) yıl idarecilik yaptığı döneme ait fazla bilgi ayrıntılı olarak yoktur. Trabzon’da bulunduğu yılları Evliya Çelebi onun Doğu sınır boylarındaki gelişmeleri Gürcüleri ve Şah İsmail’in Safeviler’in faaliyetlerini dikkatle takip ettiğini anlatır. Şehzade I. Selim toparlamış olduğu bilgileri rapor hâline getirerek merkeze gönderdi. Hatta o dönemde babası Sultan İkinci Bayezid’e çocuk Şah’a (Şah İsmail) taviz vermesini içine sindirememişti. Şehzade Selim Trabzon’da bulunduğu yıllarda annesi Dulkadirli Ayşe Valide Sultan kendisine eşlik etmiştir. Trabzon’daki yaylalarda orman bölgelerinde avlanarak zamanının çoğunu geçirmiş, okumaya çok vakit ayırmıştır. Şehzade I. Selim kuyumculuk sanatını yine burada Trabzon’da öğrenmiştir, oğluna da bu mesleği öğreterek mahir, hünerli bir kuyumcu olmasını sağlamıştır. Evliya Çelebi ve hikâyelerde Şehzade Selim’in bir derviş gibi İran, Arabistan ve Mısır’a gittiğini belirtir dönemin tarihçileri tarafından kaynak belirtmeden de bunu ifade ederler. Bu yıllarda İran’a gittiği, hatta Şah İsmaille karşılıklı olarak satranç oynadığı gerçekleri yansıtmasada, onun Safeviler’in faaliyetlerine karşı atak siyasetinin halka yansımış destansı bir yönünü oluşturması bakımından ilginçtir. Şehzadelerin bulunduğu sancağı izinsiz terk edemeyeceği ve güvenlik açısından böyle bir harekette bulunamayacağını tahmin ediyoruz. Hikâyeye göre de Şehzade Selim ile Şah birbirlerini sıkça ziyaret eder ve satranç ve harp oyunları oynarlardı. Bir satranç müsabakasında I. Selim, Şah İsmail’i yenmiş ve burada bir taşın altında güya yüzüğünü saklamıştır. I. Selim Tebriz’i Fetih ettiğinde yıllar sonra bu taşı bulup halka göstermişti. Hatta Şehzade Selim’in İranlı bir tüccar gibi Acem lehçesiyle konuşması Şah İsmail’i satrançta mat ederek yenince Şah İsmail gibi dengesiz birisinin kendisine vurduğunu göğsünü itelediğini Şah mat edilir mi diye sitem ettiğini Şehzade Selim’in de buna ses çıkartmadığını Çaldıran’da tokat öyle atılmaz böyle atılır ifadesi Evliya Çelebi de bulunur. I. Selim’in böyle bir duruma ses çıkartmaması mümkün olabilir miydi? Yapılacak bir hata her şeyi berbat edebilirdi bir Osmanlı Şehzadesi olduğu anlaşıldığında nelerin olabileceğini kestirmek zor değildir. Böyle bir rivâyetin inandırıcılığı bize göre mümkün görülmüyor. Osmanlı Devleti’nin taht’larının varisleri Şehzade Selim gibi birisi böyle bir hata yapmaz. Şehzade Selim Trabzon’da bulunduğu dönemde büyük fetihlere ve başarılara imza atarak taraflı, tarafsız herkesin takdirini kazandı. I. Selim Babası Sultan İkinci Bayezid’den Doğu sınırlarındaki huzursuzluk sebebiyle Safevilere karşı sert önlemlere başvurması için aldığı emirleri üzerine de sancağının Güney sınırlarında bir dizi askerî harekata girişmekten geri durmadı. Tarihi kaynaklara göre İspir ve Bayburt’u zapt ederek Erzurum’a kadar olan yerlerin emniyetini sağladı. Trabzon ile düşman sınırının arasını da açarak sancağını güvence altına aldı. Şehzade Selim bölgedeki Akkoyunlu ve Bayındır beylerinden Ferruh Şah ile Mansur Bey’leri kendi yanına çekti. Şah İsmail Şehzade Selim’in yapmış olduğu bu hareketlerden dolayı rahatsız oldu. Baba Sultan dediği İkinci Bayezid’e Safevi elçilerini göndererek sınır boylarındaki bu faaliyetlerden şikâyetçi oldular. Fakat Osmanlı Payitaht’ında Şehzade Selim’in bu hareketlerinin destek gördüğüde açıktır. Şehzade Selim merkeze gönderdiği adamları vasıtasıyla bütün durumu sınır boylarındaki hareketlerden devlet erkânını bilgilendiriyordu. Şah İsmail 1507 yılında Osmanlı topraklarından izin almaksızın şimşek gibi geçerek Dulkadirlioğulları üzerine yaptığı seferin ardından adamlarından birini Trabzon sınırlarına yollaması üzerine Şehzade I. Selim sancağının askerlerini toplayarak Erzincan üzerine yürüdü. Şehire girip muhafızları bertaraf ettikten sonra geri çekildi. Safeviler’in buna karşılık Şah İsmail eliyle göndermiş olduğu 12.000 kişilik yeni bir kuvveti Erzincan’a takviye olarak yollayınca I. Selim bu kuvvetleri Erzincan civarında karşılayıp tamamen dağıttı. Bu savaşta cesurca bizzat kendisi de savaşmış, hatta kayalıklara sığınmış, Safevi birliğine karşı atından inerek yaya olarak kendi adamlarıyla birlikte onları yeniden mağlup etmiştir. Bu başarılarından dolayı Şehzade I. Selim’e babası tarafından bizzat gerekli masrafların karşılanması için yüklü miktarda nakit para ve çeşitli hediyeler değerli kumaşlar yollanmıştı. İktidarının fırtınasını daha o yıllarda herkese göstermişti. Safeviler’in baskıları sonucu Şah İsmail’in zülmünden Akkoyunlu topraklarından kaçmak zorunda kalan Sünni halkı I. Selim Trabzon bölgesine yerleştirdi. Bu iskân hareketi ile birlikte bölgenin nüfus profilinde ve dinî yapısında ciddi bir kırılmayı da beraberinde getirdi. Müslüman Türkler şehir ve köylerde büyük bir öneme sahip olmaya başlamıştı. Şehzade I. Selim’in oğlu Süleyman (Kanuni) 27 Nisan 1495 yılında yine burada, Trabzon’da doğmuştur. Bu müjdeli doğum yiğit ve cesur şehzadeyi çok mutlu etmiştir. Kırım Han’ı Mengili Giray’ın kızı I. Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan ona bir erkek çocuk Velihat Şehzade doğurarak kendisini sevince boğmuştur. Mutlulukların en güzeline nail olmak ancak böyle müjdeli sevindirici bir haberden alabilirdi. Şehzade Selim Trabzon’da bulunduğu dönem içerisinde Karadeniz’in sahil kıyılarını, yaylalarını yakından görme fırsatı bulmuştur. Bir yandan genç Safevi Devletini takip ediyor Şah İsmail’in yaptıklarına tanıklık ediyordu. Sağa-Sola seferler düzenleyerek bir çok şehir ve kasabayı Osmanlı topraklarına katmıştır. Şehzade Selim Gürcistan üzerine üç sefer düzenledi, bunların en meşhuru 1508 yılında ki Kutayis Seferidir. Bu seferde bugün Türkiye toprakları içerisinde bulunan Kars, Erzurum, Artvin illeri ile bir çok mahali fetih ederek Osmanlı Devleti’nin topraklarına kattı. Bölgede yaşayan Gürcü halkın hepsi büyük çoğunluğu Şehzade Selim’in âdil ve âdeletli idaresine hayran kalarak Müslüman oldular. Âdaletli olmak Osmanlı Türklerinin bir uygulamasıydı. O bu âdaleti daha şehzade iken Trabzon’da kurmaya başlamıştır.

Ameller niyetlere göredir genç Şehzade I. Selim bu durumu çok iyi bildiği için, gerçekten içinden geldiği gibi doğru olan şeyleri yapmıştır. Burada bir parantez de (15 Ağustos 1461) yılında fetih ettiği bu şehir sancak beyi Şehzade I. Selim tarafından uzun yıllar yönetilmiş, oğlu ufukların Padişahı Velihat Şehzadesi Süleyman (Kanuni) burada doğmuştur. Bu üç Cihan Padişahını ağırlayan Trabzon şehri İstanbul’dan sonra Osmanlı Türk Devleti’nde bir eşi ve benzeri görülmeyen haklı şöhrete kavuşmuştur. Bu büyük Cihan Padişahlarını ağırlayan onlarla tanışan Trabzon şehri, gerçekten de bu durumun gururunu yaşamaktadır.