22.12.2012, Cumartesi

Varna Savaşı

           Kutsal kitapları olan İncil üzerine yemin etseler bile kendilerine göre "dinsiz olan Müslümanlar" söz konusu olunca bu yeminin geçerli sayılmayacağı anlayışını gelenek haline getiren Hıristiyanlar, Varna Savaşı ile bu geleneklerini devam ettirmis görünmektedirler. Zira Osmanlılar ile Hıristiyan müttefikler arasında imzalanan barış antlaşması, daha mürekkebi kurumadan bu müttefikler tarafından bozulmuştu.

STANİSŁAW CHLEBOWSKİ, “VARNA SAVAŞI”, 1865-1875. TUVAL ÜSTÜNE YAĞLIBOYA, 112 X 190 CM.
 


Sultan İkinci Murad ile Macaristan ve Lehistan Krali Vladislas arasinda 10 yıl için yapılan mütareke, altı hafta geçmeden bozuldu. İncil üzerine yapılan yeminden henüz 10 gün geçmemişti ki, Papa'nin vekili Kardinal Julien Sezarini, kral ile krallık meclisi üyelerine, Osmanlılarla imzalanmış olan antlaşmanın bozulması ve Eylül'ün ilk günü Orsova'nin kuşatılması için ekanim-i selâse (Teslis, üçlü ilâh sistemi) ve Hz. Meryem ile azizlerden Etyen ve Ladislas üzerine yemin ettirir.
Hıristiyan dünyasını böyle bir antlaşmayı bozmaya yönelten fırsat, Sultan Murad gibi tecrübeli bir hükümdarın hükümdarlıktan çekilerek, devletin başina çocuk yaşta bir kimsenin getirilmesi idi. Bu saltanat değişikligi, Türklerin, Balkanlar'dan atılması için uygun ve kaçırılmaz bir fırsattı. Bu fırsatın değerlendirilmesi gerekiyordu. Bunun için de, yapılan yeminin hiç bir mânâ ifade etmeyeceği, bizzat din adamlari tarafindan belirtilmeliydi. Nitekim bu da yapıldı. Bu arada Karamanoğlu İbrahim Bey fiilen bir şey yapamıyorsa da vaziyetin müsaid olduğunu müttefiklere bildirmesi, Bizans İmparatorunun Papa'yı teşvik etmesi ve sarayında bulunan Osmanlı hanedanına mensup şehzade Orhan'ı (Çelebi Sultan Mehmed'in oğlu) Çatalca taraflarına salıvererek saltanat iddiasiyla onu ortaya çıkarması, durumu nazik
bir safhaya sokmuştu. Çünkü Osmanlı yönetimi böyle bir şey beklemiyordu. Zira yapılan antlaşma, bağlı kalınması gereken bir yemindi. Kime karşı ve hangi şartlarla olursa olsun bozulmaması gerekirdi. Fakat Haçlı ordusu yeminine bağlı kalmadığı için böyle bir savaş vuku bulmuştu. Dukas'ın ifadesine göre antlaşmanın bozulmasını anlamakta güçlük çeken Sultan Murad, Hammer'in de belirttigi gibi, savas esnasinda "düsmanlarin hainliklerini kendi askerlerine göstermek istiyormus ve yemininden dönenleri cezalandiran Cenâb-i Hakk'ın, himayesini bekliyormuş gibi, Hıristiyanlarin bozmuş oldukları antlaşmayı, hendegin kenarına dikilen bir mizrağın ucuna astırmıştı."Türkleri bütünüyle Balkanlar'dan uzaklastırmak için gereken tedbirlere baş vuran Papa, Anadolu'daki Türklerin Rumeli'ye geçmelerini önlemek için Çanakkale Boğazını kapatmak üzere Kardinal Françesco Gondolmieri komutasındaki donanmadan da uygun mektuplar alıyordu. Bu da savaşın yeniden başlaması için bir firsatti.Papanın, donanma komutanı olan Kardinal Françesco Gondolmieri, Anadolu'dan Rumeli'ye kuvvet geçirilmeyeceğini temin ediyordu. Bu vaziyet karşısında artık Türklerin işi bitiriliyor ve Balkanlardan çikarilacaklarına kesin gözle bakılıyordu. Haçlıların, başarılı komutanı Jan Hunyad'm, Türklerden alınacak Bulgaristan'a kral olacağı da vaad ediliyordu. Böylece, başlangıçta antlaşmayı bozmanın ve yeniden Osmanlılarla bir harbe girmenin taraftarı olmayan Jan Hunyad, fikrinden caydırılmış oluyordu. Edime-Segedin muahedesinin bozulması üzerine, Macar, Bohemya, Eflâk, Hırvat, Polonya ve Alman milletleri ile Papa taraftarları da dahil olmak üzere büyük bir ittifak kurulmuştu. Gizlice donanma vermek suretiyle Venedikliler de bu ittifaka dahil olmuşlardı. Osmanlılar'ın üst üste mağlubiyetleri, Venedikliler'i parsayı toplamak ümidine kaptırmıştı. Şayet Osmanlılar mağlub olurlarsa ki buna kesin gözü ile bakılıyordu Gelibolu, Selânik ve Karadeniz sahilindeki bazı yerler, bunlara verilecekti. Bununla beraber Venedikliler, Papa'ya verdikleri gemilerine kendi bayraklarını değil, Papalık ve Burgondiya bayraklarını çekmişlerdi. Böylece güya Osmanlılar'a karşı tarafsız kaldıklarını göstereceklerdi. Osmanlılar'a vergi veren Raguza (Dubrovnik) Cumhuriyeti de Macarlarla birlikte hareket ederek harbin sonundaki taksimde Avlonya ile Kanina'yi almak istiyordu. Bizans İmparatoru, müttefiklerin galibiyetinden istifade edecegini ümid etmekle beraber, Osmanlılar'dan çekindiği için sureta pek istekli görünmüyordu. Bununla beraber İmparator VIII. Loannis, Macar Kralı ve diğer hıristiyanlara baş vurup Karamanoğlu'nun isyanından dolayı müttefiklerin acele sefere çıkmalarını istemişti. Bu sıralarda akd edilen Edirne muahedesi üzerine, 30 Temmuz 1444 tarihli ikinci bir mektupla Türklerin çok zor durumda olduklarını bildirerek bir an önce harbe başlanmasını ısrarla tavsiye ediyordu. Bu hareketi ile harbe girmeden ve burnu kanamadan bir hisse almak istiyordu. Muahedenin bozulmasından sonra derhal taarruza geçilmedi. Böylece bir açıkgözlük veya hile daha yapılıyordu. Zira, muahedenin bozulmuş olduğundan haberi olmayan Osmanlılar'ın, antlaşma gereğince Sırplara terk edecekleri yerlerin verilmesi bekleniyordu. Gerçekten de muahedeye bağlı olan Osmanlılar, antlaşma gereği Sırplardan aldıkları yerleri geri verdiler. Ancak bundan sonra Eylül ayında Birleşik Haçlı ordusunun taarruzu başlayacaktı. Müttefikler, başlarında Kral Vladislas oldugu halde harbe girmeyen Sırp despotunun (muahededeki yeminini bozmayacağını söyleyen Sırp despotu, Osmanlı Devleti'ni de durumdan haberdar etmişti) topraklarına girmeyerek Orsova'dan Tuna nehrine geçip Vidin'e gelirler. Burayı yaktıktan sonra Niğbolu'da Eflâk voyvodası Vlad Drakul'un kuvvetleri ile birleşerek Tuna boyunca yürüyüp Sumnu'ya ulaşırlar. Geçtikleri yerlerde müdafaasız köyleri ve hatta kiliseleri yağmalayarak Sumnu'yu aldıktan sonra Pravadi yolu ile Vama önünde
belirdiler. Osmanlıların, Tuna nehrinde işletilmek üzere Kamçik nehri ağzında yaptıkları yirmi sekiz nehir gemisi de, bu kuvvetler tarafindan yakılır.
18-22 Eylül'de Tuna'yı aşıp Varna yakınlarına gelen bu güçlü ordunun meydana geçireceği tehlikeden endişeye düşen Osmanlı devlet ricali, durumun vahemetini kavradıklarından başta vezir-i a'zam Çandarlı Halil Paşa olmak üzere diğer devlet adamlarının telkini ile II. Mehmed, babasını başkomutan olmak üzere Edirne'ye davet eder. Cebe Ali (Veya Kassaboglu Mahmud Bey), tehlikenin büyüklüğünü anlatmak üzere Sultan Murad'a gönderilir. Cebe Ali'nin tesirli konusması üzerine Murad Bey, yanında kırk bin Anadolu askeri ile Edirne'ye dogru yola çıkar. Bu esnada Çanakkale Boğazı Haçlı donanması tarafından tutulduğu için oradan Rumeli'ye geçme imkânı bulamaz. Sultan Murad, düşmanı şaşırtmak için küçük bir kuvvet gönderip kendisi sür'atle İstanbul Boğazına gelip Güzelcehisar (Anadolu Hisari)'dan Rumeli'ye geçer. Koordineli bir şekilde hareket eden Osmanlı birliklerinden biri boğazın Anadolu tarafına geldiği zaman Veziri A'zam Halil Paşa komutasındaki bir diğer birlik, toplarla Anadolu Hisarı'nın karşısına gelip geçis için gerekli emniyet tedbirleri almıştı. Her bir nefer için bir duka altın verilmek suretiyle Ceneviz gemileri ile karşı sahile geçen Osmanli ordusunun geçis haberi, düsman birlikleri arasinda telasa sebep olur. Sultan Murad'in, bogaz geçisini engellemek isteyen iki Bizans gemisinden biri, topla batırılırken diğeri yaralı olarak kaçıp kurtulur.
Sür'atle Edirne'ye gelen Murad, oğlu Mehmed ve Vezir-i a'zamı orada bırakarak ordu komutanı sıfatıyla Varna önlerine gelmiş olan Haçlılar üzerine gider.
Murad Bey, Varna önlerine geldiği sırada düşmanın ileri hareketini yakından takib eden Rumeli Beylerbeyi Sehabeddin Paşa, esas orduya katılır. Harp düzenine göre Osmanlı ordusunun sağ kolunda Anadolu Beylerbeyi Karaca, sol kolunda da Rumeli Beylerbeyi Hadim Sehabeddin Paşalar (bazi kayitlarda sol kolunda Turahan Bey bulunmuştur) bulunuyorlardı. Merkezde de baş komutan olarak II. Murad vardı. Daha önce de temas edildiği gibi merkez cephesinin önüne bir mızrak ucuna takılmış olarak Segedin muaheden hamesi dikilmişti. Ordunun gerisi tahkim edilmediğinden sarılma tehlikesi vardı. Merkezde yeniçerilerin önünde kazıklarla korunmuş bir hendek bulunuyordu. Müttefiklerin, Ulahlar ve beş bölük Macar'dan meydana gelen sol kanadı, Varna bataklıkları ile muhafaza altına alınmıştı. Sağ kol ise açık ovaya ve şehre doğru düşmüştü. Burası açık ve tehdide mamz olduğundan Macar kuvvetleri tamamen burada toplanmışardı. Siyah bayrakları altında Kardinal Jülyen Sezarini komutasındaki kuvvetler bu kolda idiler. Kral Vladislas, merkezde Sen Jorj sancaği altinda bulunup elli süvari ile koruma altına alınmıştı. Başkomutan Hunyad ise hemen hemen her tarafta görülüyordu.

12 yaşındaki genç Şahzade Mehmet babası Murat‘a ordunun başına tekrar geçmesi için mektup yazmıştır. Bu mektupta yazan bir kısım şudur:
 '' Baba; eğer ki padişah sen isen ordunun başına geç, eğer padişah ben isem sana emrediyorum gel ve ordularının başına geç. ”

Macar Kralı I. Ulászló

 

Her iki tarafin sahip oldugu insan gücü, kesin olarak belli degilse de düsman kuvvetlerinin Türk kuvvetlerinden daha fazla oldugu bir gerçektir. 28 Receb 848 (10 Kasim 1444) Sen Marten yortusuna tesadüf eden Sali günü baslayan Varna Savasi, Haçlilarca ugurlu sayilan bir günde oldugu için sevince sebep olmustu. Bununla beraber, Hiristiyanlari büyük bir korkuya sevk eden bir hadisenin de cereyan ettigini belirtmek gerekir. O anda patlak veren siddetli bir kasirga, kralinki hariç olmak üzere Haçli ordusundaki bütün bayraklari savurup atmisti.Muharebe baslar baslamaz Jan Hunyad, Osmanli ordusunun Karacabey komutasindaki sag koluna hücum ederek püskürtür. Sol kola yüklenen Eflâk kuvvetleri ise bu kolu bozguna ugratirlar. Hatta yandan padisahin bulundugu ordu merkezine dogru yürüdülerse de sonradan püskürtülürler. Ordunun gensinin iyice tahkim edilmemesinden dolayi (burada agirliklar ve develer bulunuyordu) bu kisim da tehdid altinda idi. Sag ve sol kollar dagilmis olduklarindan ordu merkezinde yalniz hükümdar, maiyeti ve kapikulu askerleri kalmisti. Fakat Sultan Murad telas göstermeyerek yerinde duruyor ve komutayi birakmiyordu.Osmanli ordusunun sag ve sol kanatlarinin bozuldugunu gören Macaristan krali Ladislas, kendini tutamayarak heyecana kapilir ve Polonya kuvvetleri ile birlikte Osmanli ordusu merkezine ve padisahin üzerine hücum ederek sancaklarin bulundugu yere kadar gelir. Hükümdarlarinin büyük bir tehlikeye maruz kalacagini gören yeniçeriler, büyük bir gayretle savasip merkezden içeriye giren düsman kuvvetlerini çevirirler. Tam bu esnada Timurtas adli bir yeniçeri, kralin atinin ayagina bir balta vurarak onu ati ile birlikte yere düsürür. Kralin düstügünü gören Koca Hizir adinda bir yayabasi (Yeniçeri bölük komutani), hemen kosup kralin basini keser. Kesilen basi bir mizragin ucuna takip yüksek sesle baginp kralin öldügünü söyleyince Polonya kuvvetleri dagilip kaçmaya baglarlar. Büyük bir kismi da kaçamayarak öldürülür. Bu sirada Osmanlilar'in sol kolunu çevirmekte olan Jan Hunyad, sür'atle yetiserek vaziyeti düzeltmeye çalisip, "biz, kral için degil, dinimiz için vurusmaya geldik" dediyse de basarili olamaz. Kralin öldügünü duyan Osmanli birliklerinin daha bir azimle geri döndüklerini görünce toplayabildigi kadar askeri ile kaçmaya baçlar.Varna muharebesinde Anadolu Beylerbeyi Karaca Pasa ile Kara Timurtas Pasa'nin torunu Umur Bey'in oglu Osman Bey sehid olmuslardi. Düsman ordusunda ise Kral Ladislas ve muahedenin bozulmasinda birinci derecede rol oynayan Kardinal Julyen Sezarini ölmüslerdi. Bazi kaynaklarda (Sahavî, et-Tibru'l-Mesbûk fî Zeyli's-Süluk, Ayasafya Ktb., nr. 3113, s. 191) Osmanlilarin bu savasta on bin kadar sehid verdikleri belirtilmektedir. Düsmanin telefati ise bundan daha fazla idi.Sultan Murad, kazandigi bu önemli zaferden sonra, güvendigi adamlarindan biri olan Azeb Bey'le savas alanini gezip düsman ölülerini görünce:
— Şasilacak sey degil mi? Bütün bu delikanlilar arasinda bir tane ihtiyar yok, der. Bu söz üzerine Azeb Bey ona su cevabi verir:
— Eğer aralarinda yaşlıca bir kimse olsaydi, böyle delice bir harekette bulunmazlardi."
Osmanlilar, bu savaçta külliyetli miktarda savas ganimeti elde ettiler. Degerli esya ile dolu ikiyüz elli araba, galip gelen Osmanlilar'in eline geçmisti. Bu da gerçekten büyük bir ganimet idi.Müslümanlarin, Avrupa'daki varliklarinin devam edip etmemesi bakimindan bir dönüm noktasi olan Varna savasindan sonra, zaferi müjdelemek üzere belli basli sehirlerin kadilarina ve Islâm hükümdarlarina fetihnâmeler gönderildi. Sultan Murad, bu savasta esir alinan düsman askerlerinden bir kismini ve nasil demirden adamlari yendigini daha iyi anlatabilmek için Macar asilzâdelerinin giydigi zirhlarla donatilmis yirmi bes esiri, Misir Sultani Melik Zahir Çakmak'a gönderdi.II. Murad, bozulmasin diye bal içinde muhafaza edilen kralin basini zaferinin bir nisanesi olarak Bursa valisi Cebe Ali'ye göndermisti. Bursa halki, kalabalik bir topluluk halinde bu zafer nisanesini karsilamaya çikar. Nilüfer suyunda yikanan bu bas, bir mizrak ucunda sokaklarda dolastirildi. Böylece, daha önceki savaslarda meydana gelen maglubiyetler yüzünden moralleri bozulmus olan halka moral verilmeye çalisilir.
Murad Bey, savasi müteakip Edirne'ye dönünce vezirlerinin de istegi üzerine bir müddet daha orada kalir. Zira tehlike henüz tam anlamiyla ortadan kalkmis degildi. Bir müddet sonra tehlikenin tamamen kalktigini gören Murad Bey, oglunun mevkiini sarsmamak için, yaninda Sarabdar Hamza Bey ile Iskender Pasa oldugu halde Manisa'ya çekilir. Manisa'daki ikameti müddetince kendisine Saruhan, Aydin ve Mentese sancaklarinin geliri tahsis olunur. Âdeta, tahttan ikinci bir feragat anlamina gelebilecek bu fedakârliga ragmen Murad Bey'in, Varna galibi olarak büyük bir söhret kazandigi anlasilmaktadir

 

Varna Muharebesi

 

  • Varna Muharebesinin yapıldığı yerde savaşta ölen kral Ulászló'nun onuruna yapılmış anıt