24.05.2014, Cumartesi

Sultan IV. Mustafa Han

SULTAN IV.MUSTAFA HAN

IV. Mustafa HanSultan I. Abdülhamid Han‘ın oğludur. 8 Eylül 1779 tarihinde Ayşe Sineperver Vâlide Sultan‘dan doğdu. Doğum merasiminde üç gün top şenliği yapıldı. Şehzâdeliğinde sarayda iyi bir eğitim aldı. Yüksek din ve fen bilgileri öğretilerek yetiştirildi. Kardeşi Mahmud ile beraber babasının şehirde yaptığı teftiş gezi­lerine katıldı ve saray dışındaki dünyayı tanımaya çalıştı. Babasının vefatında on yaşında bulunuyordu.

Sultan IV. Mustafa Han

Sultan IV. Mustafa Han

Babasının vefatıyla tahta geçen amcası III. Selim’in çocuksuz olmasından dolayı ondan şefkat gördü ve rahat bir şehzadelik ha­yatı sürdü.

IV. Mustafa’nın, 1 sene 2 ay gibi kısa bir müddet süren salta­natı, ciddi dâhilî karışıklıklar ve haricen de Rusya muharebesi ile geçmiştir. Saltanat makamında müstakil kalamamış ve devlet reisi otoritesini tam kuramamıştır. Bu nedenle yenilikler karşısındaki gerçek düşüncelerini ifade edecek bir icraatta bulunmasına fırsat verilmeden tahttan indirilmesi göz önüne alındığında selefi amcası Selim’in izini takip edip etmeyeceği veya halefi II. Mahmud gibi yenilikçi bir yol izleyip izlemeyeceği sualine kesin bir cevap vermek çok zordur.

Ancak Alemdar Mustafa Paşa’nın III. Selim Han’ı tekrar tahta çıkarma arzusuyla müdahalede bulunmamış olması halinde, yeni­lenme ve yeniden yapılanma işlerini sürdürmeye çalışacağına dair kuvvetli işaretler mevcuttur. Mesela İstanbul’da büyük huzursuzluk ve her türlü ahlaksızlıkla hareket edenlere karşı bunların yeniçeri olmalarına bakmadan sert tedbirler almıştı. Sultan III. Selim dö­nemindeki bazı şahsiyetleri anarak sağ olmaları halinde bunlardan birini hemen sadarete getirebileceği ifade ettiği bilinmektedir. Yine kendisi çevresinde işe yarayabilecek evsafta devlet adamı kalmamış olmasına üzüldüğünü belirtirdi.

IV. Mustafa Taksim’deki Topçu Kışlası’nda asker yerleştirmeyi düşünüyordu. Saltanatı sırasında ve mühendishânenin durumuyla yakından ilgilenmiş ve bu maarif teşkilatının yeniden düzenlen­mesi için teşebbüslerde bulundu. Ardından yeni ve ayrıntılı bir kanunnâme hazırlattı.

Ayrıca IV. Mustafa döneminde Nizâm-ı Cedîd’in tekrar ihya edilmesi fikrinden tamamen vazgeçilmediği ve padişahın el altından bunu desteklediği, hatta daha önce Levend Çiftliği’ndeki talimli as kerlere eğitmenlik yapan Süleyman Ağa’yı bu hususta çalışmalarda bulunmak üzere görevlendirdiğinin bildirilmesi dikkat çekicidir.

Osmanlı hanedanının değişmez bir prensibi darbe yapan asilerin sükûnet hâsıl olur olmaz ortadan kaldırılmaları idi. IV. Mustafa Han da bu hususta tıpkı I. Mahmud Han gibi davranmak istemiş ve isyan erbabını cezalandırmak suretiyle devlet otoritesini güç­lendirmeyi gaye edinmiştir. Fakat bunda muvaffak olamamış ve ricalinin ihanetine uğramıştır.

Sultan IV. Mustafa Han

Sultan IV. Mustafa Han

 

Sultan IV. Mustafa Han 29 Mayıs 1807- 28 Temmuz 1808

Hattı Hümâyun

 

Sultan Mustafa Han'a zorluklardan ilki cülusunun ikinci günü karşısına çıktı. İhtilâl yapıp¸ onu padişah tayin edenler¸ hayatlarını garantiye almak istiyorlardı. Biliyorlardı ki¸ yeni hükümdarın ilk işi eski hükümdarı devirenleri yok etmek olur¸ bunun çaresi ise bir “hüccet” almaktır. İsteklerini sıralayıp¸ ulemaya bir hüccet yazdırdılar. Buna göre; devlet adamlarından bazıları III. Selim'i kandırıp¸ Nizam-ı Cedidi kurdurmuşlar¸ bunun yüzünden konan vergiler¸ bunlara yapılan masraflar memleketi fakir düşürmüş. Batılıları taklit ederek yapılanlar milletin dinî inançlarına uymamış¸ bu durum karşısında ocak ağaları bazı devlet adamları ve ulema ile anlaşarak kanun ve şeriat dairesinde saltanat değişikliği yapmışlar. Yapılan bu işten kimse sorumlu değildir. Herhangi bir ceza verilmemelidir.

 

Dördüncü Mustafa Han hüccetin üstüne yazdığı Hattı Hümâyun'da “Bundan sonra cüz'i ve küllî umur-ı saltanatı seniyeme müdâhale etmeyip¸ ecdad-ı izamın zamanlarında olduğu gibi¸ her bir hususta emr-i fermân-ı şahaneme inkıyad ve mutâvâtu üzre olunacaktır.” dedi. Eğer böyle olursa iki taraf da birbirinden memnun yaşayacaktı. Sultan Mustafa hücceti tasdik ettikten sonra¸ bir nüshası Bab-ı Âli'de kaldı¸ diğeri Yeniçeri Ocağı'na teslim edildi. İsyancılar böyle bir anlaşma ile dokunulmazlık sağladıktan sonra¸ kendilerine yeni makamlar tanzim ettiler. Rahatladılar ve kendi menfaatlerine göre harekete devam ettiler. Devlet idaresini ele geçiren âsiler¸ Nizâm-ı Cedid kuvvetlerini dağıttılar. İsyanın teşvikçisi Köse Musa Paşa¸ Sultan Selim taraftarlarını birer birer ortadan kaldırdı. İstanbul'daki isyan¸ Rus cephesinde ordunun disiplinini de bozdu. Orduda bulunan Selim Han taraftarları Ruscuk âyânı Alemdâr Mustafa Paşa'nın yanına sığındılar. Bu hadiseler üzerine Mustafa Han¸ Sadrazâm Hilmi Paşa'yı azlederek yerine Çelebi Mustafa Paşa'yı sadarete getirdi. Osmanlı ordusundaki bu karışıklıktan faydalanan Ruslar¸ Eflak ve Boğdan'da bazı kaleleri ele geçirdiler. Ancak bu sırada Fransa İmparatoru Napolyon karşısında zor durumda kalmaları barış istemelerine sebep oldu. Rusya'nın Eflâk¸ Boğdan ve diğer zaptettiği yerleri tahliye ederek çekilmesi şartıyla 20 Ağustos 1807'de mütareke imzalandı.

Alemdâr Mustafa Paşa'nın İstanbul'a Gelmesi ve Bâb-I Âli Baskını

 

Dördüncü Mustafa Han¸ Rusya ile yapılan mütarekeden sonra İstanbul'da asayişi sağlayabilmek için harekete geçti. Bu sırada isyancılar işi çığırından çıkararak halkın mallarını yağmalamaya¸ yeniçeriler de her işe karışmaya başlamışlardı. Mustafa Han¸ öncelikle âsilerin bir kısmını çeşitli bahane ve vazifelerle saraydan uzaklaştırdı. Ancak¸ zorbaları tamamen sindirebilmek için büyük bir güce ihtiyacı vardı. Bunun için Alemdar Mustafa Paşa'nın İstanbul'a gelmesini istedi. Kendisine sadık on altı bin kişilik kuvvetle harekete geçen Alemdâr Mustafa Paşa¸ öncelikle Kabakçı Mustafa'yı öldürttü. Kabakçı'nın öldürülmesi saray erkânı ve yeniçeriler arasında büyük telâşa sebep oldu. Daha sonra İstanbul'a giren Alemdâr Mustafa Paşa¸ zorbaları ortadan kaldırmaya ve fesatçıları sürmeye başladı. Bu sırada Alemdâr'ın taraftarları Sultan Selim Han'ı tekrar tahta çıkarmaları için tahrike başladılar. Onun bu niyetini sezen sadrazam Çelebi Mustafa Paşa kendisinden İstanbul'u terk etmesini istedi. Alemdâr Mustafa Paşa da bunun üzerine 28 Temmuz günü on beş bin kişiden fazla askeriyle Bâb-ı Âli'yi bastı. Sadrazamdan mührünü aldı. Ancak Üçüncü Selim'in yeniden tahta çıkması hâlinde kendilerini öldürteceğinden korkan âsiler ve bazı devlet adamları padişahtan Üçüncü Selim ve Şehzâde Mahmut'un öldürülmeleri için ferman çıkarttırdılar. Nitekim zorla saraya giren Alemdâr Mustafa Paşa¸ Selim Han'ın hançer darbeleriyle şehit edilmiş cesediyle karşılaştı. Hizmetkârlarının yardımı ile hayatını kurtaran Şehzâde Mahmut'u padişah ilân etti. (1808) Mustafa Han ise Topkapı Sarayı'na yerleştirildi.

 

Üçüncü Selim'in Öldürülmesi (28 Temmuz 1808)

 

İsmail Hami Danişmend; bir¸ Sancak-ı Şerif'i karşılamaya geldiğinde Dördüncü Mustafa'yı tevkif etmeyişine; bir de¸ burada yaptığı hataya hayıflanarak Alemdâr'a buğz eder. “Bab-üs selâm” denilen Orta Kapı'dan içeri girerek Kubbealtına kadar ilerlemiş¸ Kızlar Ağası Küçük Mercan Ağa'yı oraya çağırtıp¸ Arapzade ile beraber hem meseleyi Sultan Mustafa'ya tebliğ etmeye¸ hem Sultan Selim'i dışarı getirmeye göndermiş ve cehalet ve saflığından dolayı en büyük gafletini işte burada göstererek¸ “Bab-üs saâde” yahut “Ak Ağalar Kapusu” denilen üçüncü kapıyı tutmamıştır. Sultan Mustafa'ya hiçbir şans tanımayacak durumda iken fırsatı kullanamayan Alemdâr¸ sonunda kendisi de vicdan azabından kahrolacaktır amma iş işten geçmiştir. Sultan Mustafa İç kapıyı kapattırır ve amcası Üçüncü Selim ile kardeşi Şehzade Mahmut'un idamlarını emreder. Şayet bu iki idam gerçekleşir ise kendisine kimse dokunamayacak¸ çünkü tahta geçirilecek başka şehzade yoktur. Bu emrin icrasını deruhte edecek Baş-Çuhadar Gürcü Kölesi Abdülfettah¸ Hazine Kethüdası Sırp Köle Ebe Selim¸ Hazine Vekili Zenci Nezir¸ Baş Emrâhur Deli Eyuboğlu Kör Mehmed¸ Tebdil Hasekisi Bağdatlı Hacı Ali ve Bostancı Deli Mustafa ismindeki dönme ve devşirmeler¸ yirmi kadar Sandalcı ve Bostancı ile derhal Sultan Selim'in dairesine saldırmıştır.

 

Bir rivayete göre ibadetle meşgulken¸ bir rivayete göre de ney çalarken dönme ve devşirmelerin saldırısına uğrayan Üçüncü Selim'in yanında karısı Refet Kadın Efendi ile iki cariye vardı. Pakize adlı cariye yardıma çalışırken ellerinden kılıçla yaralanır¸ diğer cariye korkudan bayılır. Kadın Efendi bir darbeyle sedire yığılıp kalır. Silahsız olmasına rağmen III. Mustafa'nın oğlu kendisini cesaretle müdafaa etmiş. Katillerinin çoğunu yere sermiştir. Fakat Yapabilecek hiçbir şey kalmamıştır¸ Nizam-ı Cedid çalışmalarında olduğu gibi¸ hayatının son dakikalarını müdafaada da yalnız kalmıştır.  Alemdâr Mustafa Paşa Üçüncü Selim'in cesediyle karşılaşınca ciğeri parçalanmış¸ gözleri dolu dolu olarak "Vay Efendim ben seni tahta çıkarmak için bu kadar yoldan koşarak gelmişken¸ şu gözlerim seni bu halde mi görecekti! Şu Enderun halkı dedikleri hainlerin hepsini öldürerek intikam alayım.” deyip cesede sarılarak hıçkırıklarla ağlamıştır.