25.05.2013, Cumartesi

Sultan IV. Mehmed Han

SULTAN IV.MEHMED HAN

Sultan İbrahim'in oğlu olan IV. Mehmed 1/2 Ocak 1642'de Ha­ tice Turhan Sultan'dan İstanbul'da doğdu. Doğumuna çok sevinilip donanma şenlikleri yapıldı. Çocukluğunu sarayda geleneksel ortam içinde geçirdi. Şehzadeliğinde, İmam-ı Şami, Yusuf Efendi, Şami Hüseyin Efendi ve diğer kıymetli hocalardan ders alarak yetiştirildi. Ancak babasının bir darbe ile tahttan indirilmesi sonucu yedi yaşında saltanata getirilmesi eğitimine önemli ölçüde sekte vurdu. Buna rağmen tahsil ve talimine saltanatı zamanında da devam etti.IV. Mehmed'in (1648-1687) ilk sekiz senesi iç ve dış türlü gaileler içinde geçmiştir. Köprülü Mehmed Paşa sadaretinden Viyana boz­gununa kadar yirmi sekiz sene idareyi ellerine bıraktığı Köprülüler sayesinde rahat etmiştir.Oğulları Mustafa ile Ahmed doğdukları vakit kardeşleri olan Süleyman ile Ahmed'i boğdurmak istediyse de validesi Hatice Tur­han Sultanın müdahalesi üzerine vazgeçmiş ve bundan sonra valide sultan bu iki şehzadeyi gerek Topkapı ve gerek Edirne Sarayı'nda daimi surette kendi nezareti altında bulundurarak ölümden kurtarmıştır.Böylece IV . Mehmed Han zamanında, hanedandan en büyük şehzadenin tahta çıkma usulü yerleşecektir.Osmanlı Devleti'nde Kanuni Sultan Süleyman Han'dan sonra en fazla tahtta kalan padişah olan IV. Mehmed Han, yaradılış icabı mutedil, kadirşinas ve vefakar olup verdiği söze sadık biriydi. Orta boylu, tıknaz, beyaz tenli ve yanık çehreli idi. Ata çok bindiği için vücudu öne meyilli idi. Ava, edebiyata, tarihe merakı olup sohbet dinlemeyi severdi. Beş vakit namazı cemaatle kılardı. İçkiyi yasak edip imalathaneleri kapattırdı. Dine sonradan karıştırılan bütün hu­ rafelerin kaldırılması için uğraştı. Kahvehaneleri kapattırıp oyuncu ve çalgıcıları İstanbul'dan uzaklaştırdı.Sadrazamlığı Köprülü ailesine verip, idareden memnun olunca, savaşlardan zaman kaldıkça çok sevdiği sürek avlarına devam etti. Ava olan merakından dolayı ''Avcı" lakabı verilmiştir. Zamanında Osmanlı Devleti en geniş hudutlarına kavuşarak, dünya siyasetinde faal rol oynadı.Yedi yaşında hükümdar olduğu için vesikalar arasında görül­ düğü üzere yazısı pek fenadır, oğullarına meşhur hattatlardan yazı meşk ettirmiştir.IV. Mehmed Han sık sık ayak divanları tertip eder halkın du­ rumunu araştırırdı.Divanda meselelerin açık bir şekilde tartışılmasını ister gerçek­ lerin gizlenmesine müsamaha göstermezdi. Bir divan toplantısın­ da sadrazama, "Yaptığım tetkiklere göre etin okkası sekiz akçeye satılır, fakat yine de et bulunmazmış sebebi nedir?" diye sorunca, sadrazam, "Hünkarım et ve ekmek, zaman-ı devletinde pek çoktur. Artış yoktur. Var diyen size yalan söylemiştir;' dedi. Divanda hazır bulunan Hocazade Mesud Efendi, "Devletlü vezir asıl yalanı imdi siz söylediniz;' dedikten sonra, padişaha dönerek, "Şevketlüm, hala narha takyit (kayıt, bağlama) yoktur. Şehirde bir okka et bulunmaz. Bulunursa sekiz akçedir. Hatta semiz etler gizlice on-on iki akçe­ ye satılır. Fukara muzdariptir. Fukarası muzdarip olan bir ülkede bolluktan bahsetmek abestir;' dedi.Bu sözleri üzerine sadrazam onu susturmak istedi ise de Ho­ cazade, "Burada da mı sus dersiniz. Bu huzur-ı hümayundur. Hak ne ise onu söylemek gerekir. Bunda yalan ve hatır için söz, din ve devlete hıyanettir;' dedi.Padişah bu mülakattan memnun kalarak meselenin en kısa zamanda çözülmesini sağlayacaktır.IV. Mehmed Han tarihe düşkünlüğüyle de bilinmektedir. Dö­ nemin entelektüel şahsiyetlerinden Hezarfen Hüseyin Efendi'den tarih dersleri almıştır. Sır Katibi Abdi Ağa'yı döneminin olaylarını yazmakla görevlendirmiş ve zaman zaman her şeyin yazılıp yazıl­ madığını kontrol etmiştir. Mehmed Halife'nin Tarfh-i Gılmani'si bu padişahın 1665 yılına kadar gelen dönemin olaylarını, özellikle İstanbul ve saray hadiselerini vermektedir. Evliya Çelebi de meşhur eserini bu devirde yazmıştır.Kaynaklardaki bilgilere göre iyi kalpli, çok cömert bir kimse olan ve mazbut bir hayat yaşayan Sultan Mehmed sade giyinirdi. Çabuk bıkan bir karaktere sahipti. Çocukluğundan beri eğlence ve oyunlar içinde yetiştiğinden sarayda çeşitli sanatçı ve oyuncu bulundurma geleneğini sürdürmüş,

 

Edirne'de 1675 yılında düzen­ lettiği düğün şenlikleriyle yakından ilgilenmiştir. Onun zamanında özellikle besteci ve icracıların sayısında artış olmuş, bunlardan Hafız Post ile Buhurizade Mustafa ltri'nin bestelerinden bazıları günümüze ulaşmıştır. Aynı zamanda iyi bir musikişinas olan Salih b. Nasrullah'ın tıp ve eczacılık üzerine yazdığı kitaplar Avrupa'da bile okunmaktaydı. Yirmi yıl sarayda kalan Leh asıllı Ali Ufki Bey ise Kitab-ı Mukaddes'i ilk defa Türkçeye çevirmiş, bu arada musikiye, örf ve adetlere dair eserler kaleme almıştır.Osmanlı Devleti zirveyi onun döneminde yaşadı. Dönüş de onun devrinde oldu. Devletin zirve döneminin mimari eserleri, annesi Hatice Turhan Valide Sultan ile Köprülü Mehmed Paşa döneminde yapıldı. Fazıl Ahmed Paşa'nın çeyrek asırlık sadareti ise Osmanlı azametinin Avrupa'da devam ettiği son zamanlar oldu.

 

Annesi Hatice Turhan Sultan vefat ettiğinde padişah,"Devletin rüknü (direği) gitti

 diyerek teessürünü belirtmişti. Gerçekten de dediği gibi oldu.IV. Mehmed Han'ın saltanatının son dört yılı başarısızlık ve hatta felaket seneleri oldu. Annesi Turhan Sultanın vefatı ve Köprülü ailesinden olanların işten el çektirilmelerinin ardından padişahın devlet işlerindeki tecrübesizliği görülmeye başlandı.En buhranlı ve tehlikeli zamanlarda dahi devlet işlerini ihmal ederek av peşinde koşmaya devam etti. Avusturya cephesinden felaket haberleri gelmesine rağmen bu alışkanlığından vazgeçme­ di. Hatta IV. Mehmed'e bu düşkünlüğünden dolayı ''Avcı" lakabı verilmişti. Neticede bir tutku haline gelen av merakı tahttan indi­ rilmesinin de başlıca sebebi oldu.Bu devirde çok kıymetli ilim adamları ve sanatkarlar yetişti. Her türlü sahada kıymetli eserler yazılıp yapıldı. Seyyid Feyzullah, Ayşi Mehmed, Hibri Ali, Ebü'l-Beka EyyCıb bin Musa, Şuuri Hasan Efendiler kıymetli fıkıh, edebiyat, lügat ve diğer ilimlere ait eserler yazdılar.Sultan IV. Mehmed döneminde inşası tamamlanıp ibadete açılan Yeni Camii, Osmanlı mimarisinin şaheserlerindendir. Yeni Camii yanındaki Mısır Çarşısı, bu camiye vakıf olarak yapılmıştır.IV. Mehmed Han'ın hanımları; Emetullah Rabia Gülnuş Sultan, Cihanşah, Düriye ve Nevme Sultanlardır. Bu hanımlarından Musta­ fa, Ahmed ve Bayezid isminde üç oğlu; Hadice Sultan, Fatma Sultan, Ümmü Gülsüm Sultan isminde de üç kızı olmuştur. Oğullarından şehzade Mustafa ve Ahmed tahta çıkmışlardır.Abdi Paşa vakayinamesinde, IV. Mehmed'in dış ve saray ha­ yatına ait olayları ve sefer hareketlerini yazmış olup bu eserden padişahın avcılığını, devlet nizamına ait itinasını ve cömertliğini öğrenmekteyiz.

Sultan IV.Mehmed Han 'ın Hançeri

Sultan IV.Mehmed Han 'ın Hançeri

bütün bu gelişmeler adım adım isyanı hazırlamış bulunu­ yordu. Neticede kıvılcım Varadin'de çaktı. Varadin'e gelen kapıkulu ocakları isyan etmeye başladılar. Tehlikeyi sezen Veziriazam Süley­ man Paşa, sancak-ı şerifi alıp defterdar ve yeniçeri ağası paşalarla birlikte bir Tuna şaykasıyla ve nehir yoluyla kaçtı. Bunun üzerine asker, orduda bulunan Köprülü damadı Siyavüş Paşa'yı veziriazam ilan ettiler. Ardından da aralarında anlaşarak düşman karşısında cepheyi bırakıp Sultan Mehmed'i hal' etmek üzere İstanbul'a ha­ reket ettiler.Varadin'den kaçan Veziriazam Süleyman Paşa Belgrad'a geldi. Yeniçeri Ağası Bekri Mustafa Paşa'yı orada bırakıp kendisi Defterdar Mustafa Paşa ile beraber 15 Eylül 1686'da İstanbul'a hareket etti. Sadaret Kaymakamı Recep Paşa ile gizlice görüşüp ona sancak-ı şerif ile sadaret mührünü teslim ile cephedeki durumu bildirdi ve, "Fitne alevlenmiş bir ateştir! Önünde olanı yakıp geliyor;' diyerek onu uyardı. Kendisi Kuruçeşme'ye yakın olan yalısında gizlendi.Recep Paşa ise bu durumu fırsat bilerek Süleyman Paşanın ge­ tirdiği mühr-i hümayunu bir çevirme hareketiyle kendisi alıp vezi­ riazam olmak istedi. Padişaha durumu izah ettikten sonra askerin yanında gelmekte olan Siyavuş Paşa'ya serdarlık menşuruyla hil'at ve kılıç gönderip Belgrad'dan ileri gelmemelerini emrettirdi. Böylece fitnenin de önünün kesileceğini ümit ediyordu.Oysa Siyavuş Paşa en baştan IV. Mehmed Han'ın hal' kararın­ da rol oynayanlardandı. Varadin'de bulunurken kul ağaları lisanından Şeyhülislam Ankaravi Mehmed Efendi'ye giz­ lice mektup gönderip, "Din, iman, ırz ve namus gidip düşmanlar arasında bednam olduk! Madem bu padişah tahtındadır, askerde gönül birliği olmayıp bir iş vücut bulmaz. Umumun ihtiyarıyla cümlenin önüne düşüp şer' ile davamız görmeye İstanbul'a azi­ metten maksat ancak padişahın hal'ine ve ortanca biraderi Şeh­ zade Süleyman Han'ın cülusuna müttefikan karar verildi;' diyerek durumu özetlemişti.Bunun üzerine şeyhülislam, gizlice ulemayı davet edip gelen kağıdı gösterip mütalaalarını sormuş; onlar da, "Bu padişahtan biz de emin değiliz; ulemayı ayak altına alıp bir alay liyakatsiz adamları ileri çekti. Kendi hevasına düştü, nasihat kabul etmez oldu. Bunun hal'i bizim de muradımızdır. Fakat asker içindeki reziller İstanbul'a gelince edepsizce hareket etmeyeceklerine söz verirlerse biz de onlara yardım ederiz;' diye cevap verdiler. Ordudan gelen cevapta ulemanın teklifi kabul olunarak iki taraf anlaştı.Bu itibarla Siyavuş Paşa padişahtan gelen hatt-ı hümayunu havi ferman ile murassa kılıç ve kürkü aldığında hatt-ı hümayunu askere karşı usulen okuttu. Nitekim ocaklar halkı derhal karşı çıkarak, "Bu hatt-ı hümayunu gönderen adamın mutlak padişahlığını istemeyiz. Burada kışlamayıp şer' ile davamızı görmeye İstanbul'a varmayınca bir mahalde dizginimizi çekmeyiz;' diyerek Belgrad'da kalmayacak­ larını belirttiler (22 Eylül).Siyavuş Paşa bazı kalelere asker koyup kumandan tayin ettik­ ten sonra Anadolu Beylerbeyi Hazinedar Hasan Paşayı Ösek'ten, Belgrad'a getirtti. Kendisini vezirlik ile serdar tayin eyleyerek yanına bir miktar kapıkulu askeri bırakıp Niş'e geldi.Burada iken padişahın kendisine göndermiş olduğu sadaret mührüyle hatt-ı hümayunu aldı. Burada bulunduğu sırada yeniçe­ rilerin ısrarıyla azlolunan Yeniçeri Ağası Bekri Mustafa Paşa'yı Bo­ğazhisar (Çanakkale) muhafızlığına gönderip yerine Kul Kethüdası Cadı Yusuf Ağa'yı yeniçeri ağası tayin eyledi. Ardından İstanbul'a doğru hareketine devam etti.

Sultan IV.Mehmed

Sultan IV.Mehmed

Öte yandan Recep Paşa, Ocaklıların isyanı ve İstanbul'a gelmek istemelerinin nedeninin padişahın kardeşi Şehzade Süleyman'ı hü­ kümdar yapmak olduğunu anlamıştı. Onlardan evvel davranarak Sultan Mehmed'in oğlu Mustafayı padişah yapmak istedi. Bunun için önce Şeyhülislam Ankaralı Mehmed Efendi'ye ardından sek­ banbaşıya teklif götürdü ise de dinletemedi. Sekbanbaşı onun bu girişimlerini padişaha bildirdi.Bunun üzerine IV. Mehmed Han bostancıbaşıyı gönderip Recep Paşa ile Sabık Veziriazam Boşnak Süleyman Paşa'nın yakalanıp kapı arasına hapsini emreyledi. (Fakat Recep Paşa tevkife gelen bostan­ cıbaşıyı aldatıp, tebdil-i kıyafetle sarayın gizli kapısından kaçmaya muvaffak oldu. Süleyman Paşa ise yalısından alınıp kapı arasına hapsolunarak hemen boğulduktan sonra başı, İstanbul'a gelmekte olan askere gönderildi. Mühr-i hümayun da Siyavuş Paşa'ya verildi. Askerin Edirne'den öteye geçmemesi istendi. Recep Paşa da çok geçmeden Çatalca'da yakalanarak boğulacaktı.Öte yandan sadrazam da olsa Sivavuş Paşa'nın asker üzerinde hiçbir hüküm ve nüfuzu kalmamıştı. Artık söz ayağa düşmüştü. Niş'te bulunduğu sırada defterdar Seyyid Mustafa Paşa ile birinci ve ikinci tezkirecileri ve Defter Emini Hüseyin Efendi'yi veziriazamın çadırında öldürmüşlerdi. İşte veziriazam bu söz anlamaz güruh ile İstanbul'a geliyordu.Siyavuş Paşa, padişahın gönderdiği son hatt-ı hümayuna uya­ rak Edirne'de kışlamak ister gibi göründü. Fakat el altından da İstanbul'a harekette ısrar etmeleri için ocaklı zorba başlarını ve bu arada Ebüsseyf oğlu Ahmed, Küçük Mehmed, Deli Piri, Tekeli Ağa gibi sipah ve silahdar bölükleri kethüda yerlerini ve yeniçeri­ lerden Fetvacı Hüseyin Çavuş ile Hacı Ali Ağa'yı tahrik ediyordu. Neticede İstanbul'a gitme kararı alındı. Padişaha gönderdiği arzda, "iradeleri üzere Edirne'de kışlamaya ittifak olunmuşken kul taifesi atağımı basıp bunda kışlamazız ve ulufelerimizi İstanbul'da alıp şer' ile davamızı anda görürüz ve illa otağını başına yıkarız:' diye cebren tuğları kaldırdılar. Yeğen Paşa kulunuz her ne kadar meneçalıştı ise de çare edemeyip kıtale şuru' olunmakla ol tarafa azimet ile fitne defedildi;' diye yazdı.Yeğen Osman Paşa her ne kadar padişahtan aldığı altınlar mu­ kabilinde İstanbul'a gidilmesini önlemek istemişse de muvaffak olamamıştı. Hatta ocaklılarla aralarında kanlı bir hadise çıkması güçlükle önlenmişti. Nihayet ordu Silivri'ye vardığı srrada ocak ağaları aralarında görüşerek padişahın kardeşi Şehzade Süleyman'ın cülusunu kararlaştırdılar (7 Kasım 1687).Veziriazam Siyavuş Paşa, ordunun Edirne'de kalmayıp İstanbul'a gelmek üzere yola çıktığı hakkındaki arızayı sadaret kaymakamı vasıtasıyla alıp okuyunca, "Netice malum oldu;' diyerek fetva emini ile veziriazama aşağıdaki ağır ve ümidsiz hatt-ı hümayunu gönderdi:

Sen ki veziriazam Siyavüş Paşasın!

Cümle ocak ağaları ve ihtiyar kullarıma selam ve dua ederim. Üç defadır hatt-ı şerif gönderdim. Belgrad ile Edirne arasını kışla tayin ettim. Muradınız her ne yüzden ise yerine getirdim. Asla mültefit olmayıp hatt-ı şerifime itaat ve inkıyat etmediğinizden fikriniz belli oldu. Muradınız beni tahttan indirmek ise oğlum Mustafa size Allah emaneti olsun. Yerime geçirip beni kendi halime koyasız. Küçük Ahmed'i (Üçüncü Ahmed) dahi size Allah emaneti eyledim. Hak Celle ve Ala Hazretleri'nin bir ismi de Kahhar'dır; dilerim Allah'tan ki cümleniz kalır olasız.

Sultan IV. Mehmed

Hatt-ı hümayun Silivri'de veziriazama verildi. Ocak ağaları ve işi idare eden zorbaların huzurunda okundu. Ancak ehemmiyet verilmedi. Fetva eminini de, "Bizimle gidersiniz;' diyerek yanla­ rında alıkoydular.Diğer taraftan Siyavuş Paşa, Silivri'de ocak ağalarını ve zorba­ başılarının aldıkları kararı İstanbul'a Sadaret Kaymakamı Köprü­ lüzade Mustafa Paşa'ya gönderdi ve gereğinin yapılmasını istedi. Öldürülmekten korkan IV. Mehmed Han, yerine oğlu Mustafa'nın geçmesini istiyordu.Ertesi gün başta şeyhülislam olmak üzere ulema ileri gelenlerini, vezirleri, yüksek rütbeli ocak ağalarını Ayasofya Camii'nde toplayan Mustafa Paşa ordudan gelen karar suretini onlara duyurdu. Toplan­ tıda bulunanlar, Köprülüzade'nin ülke düşman istilasına uğrarken avdan başını alamayan, etrafındaki müfsitlerin tesiriyle bu derdin ilacını görecek kişileri uzaklaştıran bir padişahın hal'inin şer'an caiz olup olmadığı sorusuna sükutla cevap verdiler.Bunun üzerine II. Süleyman'ın tahta çıkarılması kararlaştırıldı. IV. Mehmed Han iki oğluyla birlikte sarayın Şimşirlik dairelerine konuldu. Bir süre burada sıkı bir gözetim altında yaşadı.Sultan II. Süleyman 1689 Macar Seferi'ne çıktığında Edirne'ye getirildi. Diğer kardeşi il. Ahmed Han'ın da saltanatına şahit oldu. 6 Ocak 1693'te bu çok sevdiği şehirde vefat etti. Naaşı İstanbul'a getirilerek annesi Turhan Sultan'ın Yeni Camii civarındaki türbe­ sine gömüldü

 

 

 

Kaynak :KAYI VI

AHMET ŞİMŞİRGİL