23.05.2014, Cuma

Sultan III.Selim Han

III. Selim Han’ın babası III. Mustafa Han annesi ise Mihrişah Sultan’dır. İstanbul’da 24 Aralık 1761 tarihinde Topkapı Sarayı’nda doğdu. Doğumu dolayısıyla İstanbul’da yedi gün yedi gece “şehrâyîn” üç gece de deniz donanmasında tertiplenen merasimlerle büyük şenlikler yapıldı. Yine III. Selim’in doğumu sebebiyle devrin meşhur şairleri birçok tarihler düşürdüler. Bunlardan biri, İstanbul kadılığı yapmış Tokatlı Bekir Efendi’nin bir tamiye ile “Alî-himmet târihe illâ câe Selim-i Sâlis” (1175) şeklinde yazdığı tarihidir. Bu tarih bütün tarihlerden daha iyi ve tamiyesi de sanatlı olduğundan ser-levha-i tarih kılınmıştır. En çok beğenilen bir diğer tarih de Şair Fitnat Hanım’ın yazdığı şiiridir. Bu şiirden bir kısım şu şekildedir:

Nice şâd olmasun ‘âlem ki şâhenşâh-ı devrânın
Vücûda geldi bir şehzâdesi yümn ü saâdetle

O nûr-ı dîde-i şâh-ı cihânı Hazreti Bârî
Muammer eyleye ikbâl u iclâl ü saâdetle

Gelip bâ-feyz-i ilhâm oldu taba mısra-ı târih
Cihâna geldi Şehzâde Selim iclâl ü ‘izzetle

Şehzade Selim beş yaşına girdiğinde yapılan büyük bir mera­simle ilk tahsiline, o devrin ifadesiyle “bed-i besmeleye başladı. Şeyhülislâm Dürrîzâde Mustafa Efendi, Şehzade Selim’i rahlenin önüne oturtarak Besmele çektirdi ve Kur’ân-ı Kerîm’e başlama mera­simi burada sona erdi. Şehzadenin bu tahsil başlangıcına Vakanüvis Ahmet Vâsıf Efendi’nin yazdığı şu tarih beyti meşhurdur:

Bed’-i bismillâh-i Kurân eyledi
Sultan Selim bu meclis-i akdese

Kendisine seçkin ilim adamlarından bazıları hoca tayin edildi ve 1770’te ise hatimini tamamlayarak merasimi yapıldı. Bilhassa şehzâdenin annesi Mihrişah Sultan, oğlunun tahsil ve terbiyesine babasından daha çok çalışmıştı. Mihrişah Sultan bir Gürcü cariyesi idi.

Böylece Şehzâde Selim sarayda mükemmel bir eğitim, öğre­tim ve terbiye ile yetiştirildi. Yüksek din ve fen ilimleri Arapça ve Farsça öğrendi. III. Mustafa Han ıslahatçı bir padişahtı. O, askerî kurumları teftişe giderken henüz 10-11 yaşlarına giren çok sevdi­ği oğlu Selim’i de beraber götürür ve onuna devlet işlerine yavaş yavaş alışmasını, öğrenmesini isterdi. Tarihçilerinin kanaatlerine göre, Selim’in dimağında ıslahat fikirlerinin daha genç yaşlarında yerleşmiş bulunmasında babasının büyük etkileri olmuştur.

Şehzâde Selim, babası 1774 yılında vefat ettiğinde on üç yaşın­daydı. Tahta geçen amcası I. Abdülhamid Han, saray geleneği üzere onu kafes dairesine koydurmakla birlikte, saray içinde rahat hareket etmesini sağladı. Padişahlık yıllarının büyük bir kısmında karde­şinin oğlu Selim’e şefkatle muamele etti. Ona veliaht şehzâdelerin kafes arkasında yaşamaya mecbur oldukları hapis hayatının ağır şartlarını tatbik etmedi.

Böylece Şehzâde Selim, tahsiline kafes hayatında da devam etti. Bir taraftan da devlette gördüğü gevşeklik hastalığından şikâyet ettiği, buna çare bulmak için danışmalarda bulunduğu, araştırmalar yaptığı rivayet edilmiştir. Bundan dolayı kafes onun için bir mektep oldu. Bilhassa şiire karşı da büyük bir alaka duyuyordu. Bir gün padişahlık sırasının kendisine geleceğini düşünerek Avrupa devletlerinin siyasetini ve onların idarî, askerî teşkilatlarını öğrenmek için Fransa Kralı XVI. Louis ile gizlice haberleşme imkânını bile elde etmişti.

Mektuplarında Türk-Fransız dostluğunun tarihini ve babasının bu dostluğa verdiği ehemmiyeti anlatıyor, siyasî meselelere büyük bir vukufla temas ediyordu. Bir mektubunda, “Ölüm hariç, bütün fenalıkların devası vardır. Bizim kötü işlerimizin iyileşmesi, tedavisi, derin düşüncelerimizin yegâne mevzuuna teşkil etmektedir. Bu sebeple çok düşünüyor ve gelecek zamanlarda kullanmak mecbu­riyetinde olduğumuz esaslı çareleri hazırlıyorum,” demekteydi. Bu ve buna benzer düşüncelerinden, Şehzade Selim’in ne kadar ileri görüşlü, aydın düşünceli bir veliaht olduğu anlaşılıyordu.

Nihayet amcası Sultan I. Abdülhamid’in Özi Kalesi’nin kaybı ve Müslüman halkın yaşlı-genç kadın-erkek demeden katledilmesin­den duyduğu derin üzüntüye dayanamayarak vefat etmesi üzerine 7 Nisan 1789 Salı günü saltanata geçti. 19 seneyi aşkın bir süre bu görevde kaldı.

 

Sultan III.Selim Han 7 Nisan 1789- 29 Mayıs 1807

Sultan III.Selim Han

Tebaasına karşı çok merhametli ve şefkatli olan III. Selim Han, yaradılışından halim, selim ve çok zeki idi. Çok yumuşak olup, kan dökmekten nefret ederdi. Milletini ve devletini kendisinden çok düşünürdü. Cömert olup, etrafındakilere hediye vermekten zevk duyardı.

Mustafa Necib Efendi, tarihinde onu şöyle anlatmaktadır, “Güzel ahlak sâhibi, merhum padişah III. Selim, bilgili, nazik, samimi, zeki ve tedbirli, akıllı, doğru, dürüst, çalışkan, peygamber ahlaklı, cömert yaratılışlı ve bağış seven, ariflere ve faziletlilere ikram eden, yediren, içiren, ihsanda bulunan, benzeri olmayan bir padişahtı.”

Yabancı müşahitler kendisini “zeki, faziletli, merhametli ve âdil bir hükümdar olarak” vasıflandırmıştır. Bazıları da, kendisinin o zamana kadar en fazla resmi yapılan Osmanlı hükümdarı oldu­ğuna işaret etmekte, onun sakin tabiatlı, sabırlı ve müteennî bir zât olduğunu, bununla beraber vakarlı ve azimli göründüğünü söylemektedirler.

III. Selim Han ihlaslı ve samimi idi. İkinci Rus Harbi devam eder­ken, bütün sefer zamanlarında usulen olduğu üzere camilerde (Fetih Suresi) okunuyordu. Bu vazifeye devam eden hocaların ücretlerinin verilmesine müsaade istenilerek yeni padişah olan III. Selim Han’a bir telhis takdim olunmuştu. III. Selim Han bu telhisin kenarına şu satırları yazmıştır, “Bilmem hulus ile mi kıraat olunmuyor, yoksa erbabına mı tesadüf olunmuyor ki bir semeresine şahit olunamıyor. Hoş imdi gene altı mah kıraat olunsun ve akçası darphâneden ve­rilsin. Akça ile olan dua böyle olur.” Son cümle hakikaten güzeldir ve padişah ihlasa, samimiyete dikkat çekmektedir.

Vakıfların muhafazasına, devlet malının korunmasına çok dik­kat ederdi. Halka karşı ruhunda şefkatli, ulu ve yüce bir his vardı.

Sultan III. Selim iç siyasette, bütün işleri namuslu ve kalpleri vatan sevgisiyle çarpan devlet adamlarına emanet etmeyi düşünür­dü. Dış siyasette ise, memleketin şan ve şerefini muhafaza etmeyi, devletin iç işlerine yabancı hükümetleri müdahale ettirmemeyi gaye edinirdi.

III. Selim’in spora önem verdiği ve bizzat sporla uğraştığı, özel­likle kemankeşliğe, tüfenkendazlığa merak ettiği de bilinmektedir.

Sultan III. Selim’in saltanatının ilk yıllarında, Kâğıthâne’de ya­pılan bir askerî tatbikatta birkaç defa humbara atıldığı halde hedefe isabet etmemişti. Padişahın bu durumdan dolayı canı sıkılmıştı. Bunun üzerine bazı yakınları kendisine Gelenbevî İsmail Efendi’yi hatırlattılar. Efendi, padişah hazretlerinin huzuruna getirildi. Kendi­sine, merminin hedefe ulaşması için, gereğinin yapılması söylendi. Hoca derhal hesaplar yapıp nişan almada düzeltmeler yaptırdı.

Bundan sonra yapılan üç atışın üçü de hedefe isabet etti. III. Selim Han son derece memnun oldu. Hoca Efendi’ye iltifat ve ihsanlardan başka günde dört okka pirinç verilmesini de emir buyurdu. İsmail Efendi, Bahriye Mektebi’ne matematik hocası tayin olundu.

III. Selim Han, hayırsever olup, devletine pek çok hayır mües­sesesi ve eserler kazandırdı. Üsküdar’da Selimiye Camii ile Çiçekçi Camii’ni yaptırdı. Eyüp Camii’ni büyülterek yeni baştan inşa ettirdi. Karacaahmed’de Miskinler Tekkesi denilen Dedeler Mescidi’ni yap tırıp, Küçük Mustafa Paşadaki Gül Camii’ni inşa ettirdi. Üsküdarda hâlâ kullanılan meşhur Selimiye Kışlası’nı, Heybeliada’da Deniz Harp Okulu olan Bahriye Mektebi’ni yaptırdı.

Rus Çariçesi II. Katerina

Rus Çariçesi II. Katerina

1774 yılında Çariçe II. Katerina'yla imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'yla Osmanlı Devleti Kırım'ı Rusya'ya vermek zorunda kalmıştı. III. Selim tahta çıktığında Osmanlı Devleti başında hala II. Katerina'nın bulunduğu Rusya'dan Kırım gibi önemli toprakları geri almak amacıyla 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nı savaşmaktaydı. İngiliz ve Fransızlar da savaşa katılmamakla birlikte bu savaşta Osmanlı Devletini destekliyorlardı. Ancak Osmanlı Devleti hesaplamadığı bir şekilde kendisini Avusturya'nın da karşısında buldu. Osmanlı ordusu disiplinden uzaktı ve Rusya ile yaptığıFokşan (1 Ağustos 1789) ve Boze (22 Eylül 1789) Savaşlarında büyük kayıplara uğradı. Akkerman Kalesi Rusların eline geçti ve Besarabya Rusyatarafından işgal edildi. Osmanlı Devleti kendine müttefik bulmak amacıyla 11 Temmuz 1789 tarihinde İsveç ve 31 Ocak 1790 tarihinde de Prusya'yla barış antlaşmaları imzaladı. Ancak bu iki devletten de elle dokunulur bir yardım alamadı. Sonunda Osmanlı Devleti'ne karşı Rusya kadar başarılı olamayan Avusturya, Osmanlı Devleti'yle barış antlaşması imzaladı. (Ziştovi Antlaşması 4 Ağustos 1791) Avusturya'nın savaştan çekilmesinden birkaç ay sonra Rusya da barış antlaşması yapmaya razı oldu (Yaş Antlaşması 9 Ocak 1792). Osmanlı Devleti bu antlaşmayla Kırım'ın Rusya'nın egemenliği altına geçtiğini tekrar kabul etmek zorunda kaldı. Dinyester nehri Rusya ile Osmanlı Devleti arasında sınır olarak kabul edildi. 1792 yılından 1805 yılına kadar Osmanlı Devleti ve Rusya barış içinde yaşadılar. Hatta Osmanlı Devleti Mısır'ı işgal eden Fransa'ya karşı İngiltere ve Rusya'yla işbirliği bile yaptı. 24 Eylül 1805 tarihinde Osmanlılar Ruslarla yeni bir dostluk antlaşması imzaladılar. Ancak bu antlaşmanın imzasından kısa bir süre sonra tekrar Osmanlı Devleti ve Rusya arasında anlaşmazlık çıktı. Rusya, Osmanlıların Rus yanlısı Eflak ve Boğdan beylerini görevden almasından hoşnut kalmadı. 40.000 civarında Rus askeri Eflak ve Boğdan'a girdi. III. Selim 22 Aralık 1805 tarihinde boğazları kapattı ve Rusya'ya savaş ilan etti. Rus donanması Osmanlı donanmasını 11 Mayıs 1807 tarihinde Çanakkale Boğazı civarında 19-29 Haziran 1807 tarihleri arasında daLimni adası yakınında civarında yendi. III. Selim tahttan indirildiğinde 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı halen devam etmekteydi.

 

Osmanlı-Fransa İlişkileri

Osmanlıların Fransızlarla Kanuni Sultan Süleyman zamanına kadar uzanan bir dostluk ilişkileri vardı. Fransızlar ilk defa kendilerine tanınan kapitülasyonlardan büyük yarar görmüşler, ilişkiler kesintisiz olarak bir dostluk temelinde süregelmişti. III. Selim daha tahta geçmeden Fransa kralıXVI. Louis'yle mektuplaşmaktaydı ve Ruslarla yapılmakta olan savaşta Fransızlar Osmanlı Devletinin tarafını tutuyorlardı. Ancak Fransa hükümetinin Büyük Britanya'nın Mısır ve Uzakdoğu ticaret yolları üzerindeki etkisini kırma amacını gütmesi nedeniyle bu ilişkilerde ilk olarak bir kırışma meydana geldi. Dışişleri Bakanı Charles-Maurice de Talleyrand-Périgord ve General Napolyon Bonapart,

Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart

Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart

Osmanlıların elinde olan Mısır'ı ele geçirip Fransa lehine Büyük Britanya karşısında önemli bir avantaj sağlamak istiyordu. 2 Temmuz 1798 tarihinde Napolyon İskenderiye'yi işgal etti. Mısır her ne kadar Osmanlı Devleti'nin bir parçası olsa da iç işlerinde oldukça bağımsız olarak yönetilmekteydi.

 

O yüzden Napolyon Osmanlıların Mısır'ı ele geçirmesine karşı çıkmayacaklarını düşünmüştü. Kahire'nin de 22 Temmuz 1798 tarihinde Napolyon Bonapart'ın eline geçmesi üzerine Osmanlılar bu durumu kabul edemeyerek Mısır'ı savunmaya karar verdiler. 2 Eylül 1798 tarihinde Osmanlı Devleti Fransa'ya savaş ilan etti. Osmanlı ve Mısır orduları Fransa karşısında önce bazı yenilgiler aldılar ama Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki ordu 18 Mart 1799 tarihinde Akka önlerinde karşılaştığı Fransız ordusunu başarıyla geriye püskürttü. Bonapart komutasındaki Fransız ordusu 1 Ağustos 1799'da Osmanlı kuvvetleri karşısında bir muharebe kazandı, ancak Fransa ordusunun yetersiz olduğu ortaya çıkmaktaydı. Bu durumu göz önünde bulunduran ve Fransa'daki siyasi bunalıma müdahale etmek isteyen Napolyon Bonapart Fransa'ya geri döndü (22 Ağustos 1799). Mısır'da gücünü pekiştiremeyen Fransa sonunda 27 Haziran 1801 tarihinde imzalanan sözleşmenin hükümleri uyarınca Mısır'dan geri çekildi. 9 Ekim 1801'de imzalanan Paris Antlaşması Fransa'nın Mısır seferini sona erdirdi; bu şekilde Mısır yeniden Osmanlı yönetimine geçti.

 

Mısır konusundaki anlaşmazlık olumlu bir sonuca bağlandıktan sonra Fransa'yla olan ilişkiler kısa zamanda düzeldi. 25 Haziran 1802'de Paris'te imzalanan bir diğer barış antlaşması da Fransa ve Osmanlı Devleti arasındaki dostluğu pekiştirdi. Napolyon Bonapart 1804 yılında kendini "I. Napolyon" adıyla imparator ilan ettikten sonra İstanbul'a bir elçi gönderdi. Horace Sébastiani adındaki bu elçi III. Selim'in çok yakın güvenini kazandı. Sébastiani III. Selim'i Rusya ve İngiltere'ye karşı savaş açmaya ikna etmeye çalışıyordu. Ruslar da tam tersine Osmanlıların Fransa'ya savaş ilan etmesini istiyorlardı. Ancak Rusya'nın Osmanlı Devleti'nden kendisini Balkanlardaki Hıristiyanların koruyucusu olarak kabul etmesini istemesi ve Sırp isyanlarını desteklemesi Rusya'yla olan ilişkileri gerginleştirdi. Sonunda Rusya'nın Eflak ve Boğdan'a girmesiyle Osmanlılar Rusya'ya savaş açtılar. Birleşik Krallık Osmanlı Devleti'nden Sébastiani'yi sınır dışı etmesi, Fransa'ya savaş açması, Eflak ve Boğdan'ın Rusya'ya verilmesi gibi kabul edilemeyecek taleplerde bulundu. Bu talepler kabul edilmeyince de Admiral Sir John Thomas Duckworth (1748-1817) komutasındaki Birleşik Krallık donanması 19 Şubat 1807'de Çanakkale Boğazından Marmara Denizi'ne girerek Osmanlı donanmasını yok etti. Donanmasını İstanbul limanında demirleyen Duckworth Osmanlı Devleti'yle anlaşmaya çalıştı. Bir anlaşmaya varılamadı ama geçen süre boyunca Sébastiani'nin de yardımıyla İstanbul'un savunması güçlendirildi. Siperler kazıldı ve şehri savunmak için toplar yerleştirildi. O günlerde III. Selim'in şehri korumak için Sébastiani'yle birlikte bizzat siper kazdığı söylenir. Şehrin savunmasını kıramayacağını anlayan Duckworth donanması geri çekerek İstanbul limanından ayrılmak zorunda kaldı. Böylece İstanbul önemli bir bombardıman tehlikesini atlatmış oldu.

 

Sultan III.Selim Han

Sultan III.Selim Han

 

Sultan III.Selim Han cülus töreni Sultan III.Selim Han cülus töreni

Askeri alanda özellikle subay yetiştirilmesine önem verilmiştir. III. Selim; Yeniçerilerin ve Tımarlı Sipahilerinin ıslahatıyla ilgili 72 maddelik bir ferman yayınlanmıştır. Bu maddelerin ana başlıkları;

  • Yeniçerilerin Esame alımı yasaklandı.
  • Hıdırelles`ten kasım ayına kadar olan talimler 3`e çıkarıldı.
  • 1790 yılında Tophane`de bir okul yaptırmıştır.
  • 1792 yılında ise Halıcıoğlu`da bir Humbaracı ocağı kurmuştur. Bu kışlanın bir bölümünde istihkamcı, diğer bir kısmında ise humbarcı yetiştiriliyordu.
  • Daha önce Eyüp`de bulunan Mühendishane-i Sultan-i Halıcıoğluna taşındı.
  • 1800 yılında Humbaracı Ocağına bağlı olarak Mühendishane-i Fünun-i Berr-i Humayum kuruldu.
  • Camialtında bulunan Tersane Mühendishanesine gemi inşaat bölümü de eklenmiştir.
  • 1805 yılında yine bu okul, inşaat ve seyrü sevafin adlı iki ana bölüme ayrılmıştır.

Nizam-ı Cedit ve Kabakçı Mustafa İsyanı

III. Selim Avusturya ve Rusya'yla Ziştovi ve Yaş Antlaşmalarıyla barışı sağladıktan sonra çok uzun zamandır planladığı yenilik hareketlerini 1793 yılında Nizam-ı Cedit ordusunu kurarak başlattı. Yeni ordu Levent çiftliğinde talimlere başladı. 1.600 asker İstanbul'a diğer 12.000 kişi ise diğer vilayetlere gönderildi. Nizam-ı Cedit ordusunda

Sultan III.Selim Han

Sultan III.Selim Han

uygulanan talim zamanla imparatorluğun çoğu yerinde uygulanmaya başlandı. Rus gemilerininİstabul Boğazı'na hareketlerini durdurmak için İstanbul ve Karadeniz'in muhtemel noktalarına da Nizam-ı Cedit programı uygulanmıştır. Fransa ve Prusya'dan getirilen uzman ve danışmanlar bu yeni ordunun kurulmasında yardımcı oldular. Nizam-ı Cedit ordusu Mısır'ın savunmasında başarılı oldu. Ancak 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Ruslara karşı fazla bir başarı gösteremedi. Bu arada yeniçeriler arasında Nizam-ı Cedit'e karşı olan rahatsızlık git gide büyümekteydi. 1807 yılında yeniçeriler Nizam-ı Cedit ordusunun kaldırılması talebiyle Kabakçı Mustafa'nın liderliği altında ayaklandılar. III. Selim Nizam-ı Cedit ordusunu dağıtmak ve 29 Mayıs 1807 tarihinde de kendisi tahttan çekilmek zorunda kaldı. III. Selim'in yerine tahta geçen IV. Mustafa'nın döneminde Osmanlı başkentinde büyük bir kargaşa yaşandı. Yeniçeriler şehirde bir terör ortamı yarattılar. Eski Nizam-ı Cedid askerlerini kapı kapı dolaşarak bulup öldürdüler. Padişahın hiçbir otoritesi kalmadı. Eski Nizam-ı Cedid taraftarlarından Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa bu kargaşaya son vermek ve III. Selim'i tekrar tahta geçirmek amacıyla bir ordu oluşturarak İstanbul'a yürüdü. Alemdar Mustafa Paşa saray kapısında ordularıyla bekleyerek IV. Mustafa'yı tahttan inmeye zorlamaktayken IV. Mustafa kendisi yerine tahta çıkarılabilecek iki Osmanlı hanedanı üyesini boğdurtmaya karar verdi. Böylece hanedanın tek üyesi olarak kaldığı için kendisinin tahtta bırakılacağını hesaplamıştı. III. Selim kendisini boğmak için saraydaki odasına gelen cellatlarla büyük bir mücadele verdi. Ama sonunda can verdi. IV. Mustafa'nın adamları padişahın kardeşi şehzade Mahmut'u da öldürmek istediler ancak Mahmut saklanarak ölümden kurtuldu. Bu sırada sabrı taşan Alemdar Mustafa Paşa askerleriyle saraya girdiğinde III. Selim'in naaşıyla karşılaştı. Bu esnada şehzade Mahmut can güvenliğinin sağlandığını görünce ortaya çıktı ve IV. Mustafa'nın yerine tahta çıkarıldı. Böylece III. Selim yapmak istediği yeniliklerin uğruna yaşamını kaybetmiş oldu. Ancak yerine geçen II. Mahmut III. Selim kadar yenilik yanlısı olmakla beraber siyasi bakımdan çok daha kurnaz davrandı. III. Selim'in yapmak istediği yenilikleri yapmakla kalmadı, III. Selim'in canına mal olan yeniçerileri de ortadan kaldırmayı başardı (bakınız: Vaka-i Hayriye).

 

Sultan III.Selim Han

Sultan III.Selim Han

 

 

Kaynak: Kayı VIII Sayfa 236-240