30.01.2014, Perşembe

Sultan III. Ahmed Han

SULTAN III.AHMED HAN

Hayr-endiş ey vücûd-ı kerîm Kimseye etme kendini teslîm Hâcet ashâbına adalet kıl Fukarâ haline riâyet kıl Sana şehzadeler emânetdir Lâyık-ı şân olan siyânetdir Dâima saltanatta var olasın Ferr ü şevketle ber-karâr olasın Eyleye bahtını küşâde Hudâ Hayme-i ömrün ola pâ-ber-câ

 

Sultan IV. Mehmed Han’ın oğludur. Annesi Rabia Gülnûş Emetullah Sultan’dır. Sultan II. Mustafa’nın kardeşidir. IV. Mehmed’in ikinci Lehistan Seferi sonunda 31 Aralık 1673 tarihinde Hacıoğlu Pazarı kışlağında dünyaya gelen Ahmed Han’ın doğumu hem ordugâhta hem de İstanbul, Edirne ve Bursa’da büyük şenliklerle kutlandı. İki yaşındayken abisi Mustafa Han ile birlikte 26 Mayıs 1675’te sünnet düğünü yapıldı. Yapılan bu sünnet merasimi on beş gün boyunca devam etti. 1708 yılında çiçek hastalığına yakalanan Ahmed Han uygulanan iyi bir tedavi sonrasında tekrar sağlığına kavuştu. Kaynaklarda hafif esmer tenli, uzun boylu, yakışıklı bir padişah olarak zikredilmektedir. Son derece zeki ve akıllı olan Ahmed Han küçük yaştan itibaren iyi bir tahsil gördü. İlk hocası Şeyh-i Sultanî Mehmed Efendi’dir. İlk dersini Seyyid Feyzullah Efendi’den Beylerbeyi İstavroz Bahçesi’nde (9 Şubat 1679) almış ve yıllarca onun tedrisatı altında yetişmişti. Arapça ve Farsçayı çok iyi bilirdi. II. Süleyman’ın tahta geçmesiyle on dört yaşında iken babası ve kardeşi ile bir müddet Topkapı Sarayı’nda yaşadı. Daha sonra Edirne’de kalmaya başlayan şehzade, II. Süleyman, II. Ahmed ve II. Mustafa’nın saltanatları süresince on beş yıl burada yaşadı. Şehzadelerin öldürülmesi geleneğinin kalkmış olması nedeniyle Ahmed Han’ın gençliği diğer şehzadelerden farklı olarak daha serbest geçti. Rahat ve ölüm korkusundan uzak yaşamı kendisini daha iyi yetiştirmesine imkân sağladı. İstediği her şeyle ilgilenen bilgi ve görgüsü artan şehzade Avrupa’daki gelişmeleri de yakından takip ediyordu. Edirne’deki on beş yılın ardından ağabeyi Sultan II. Mustafa Han, 1703 senesinde Edirne’de cebecilerin çıkardığı isyan sebebiyle tahttan indirildi. Asiler henüz Silivri’de iken 17 Ağustos 1703’te yerine asilerin kendi aralarında müftü tayin ettikleri İmam Mehmed Efendi’nin fetvası ile III. Ahmed Han’ın tahta çıkarıldı. Türk tarihinde yeni bir devri, İbrahim Paşa ile birlikte açmış olan bu kültürlü, ince zevkli, yenilikçi padişahın en büyük eseri matbaa olmuştur. Osmanlı matbaası ne kadar İbrahim Müteferrika ile özdeşleşse de aslında daha genel olarak padişahtan şeyhülislama kadar devletin tepesindeki yenilikçi zihniyet ile bağlantılıdır. Matbaa doğrudan devletin bir girişimidir. Bu kapsamda vurgulanması gereken bir nokta, devletin ilmiye ayağının da matbaanın arkasında olduğudur. Dolayısıyla çokça söylendiği gibi din adamlarının şeriat gerekçesiyle matbaaya karşı olduğu iddia edilemez. Şeyhülislam Abdullah Efendi matbaaya fetva verdiği gibi, dönemin uleması da aynı desteği göstermekteydi. Nitekim matbaada basılan eserlerin musahhihleri ulemanın önde gelenleri idi.

 

 

Sultan III. Ahmed, sünnet töreni gerçekleştirilecek şehzadeleri ile beraber. (Levni, Surname-i Vehbi)

 

Ayrıca 1730’da çıkan Patrona Halil İsyanı sırasında matbaanın şeriata aykırı olduğunu söyleyerek kapatılmasını isteyen de olmamıştı. Sultan Ahmed Han, zamanında birçok büyük kabiliyetin gelişip şöhret bulmasına yol açmıştı. Başta Nedîm olmak üzere Seyyid Vehbî, İzzet Ali, Neylî Ahmed, Vak‘anüvis Râşid Mehmed, Küçük Çelebizâde İsmail Âsım, Nahîfî, Sâmi gibi bu devrin birçok şairini himaye ve taltif ediyordu. Yanyalı Esad Efendi, Heratlı Kabızî Mansürizâde Fasihî, Haleb Kadısı İlma Efendi, Müstercizâde Abdullah Efendi, Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi ve Nedim gibi ilim ve fikir adamları bir araya gelip, doğu ve batı dillerinden tercümeler yapıyordu. Avrupa’da çiçek aşısı henüz bilinmez iken İstanbul’da bizzat tatbik ediliyordu. Hatta çiçek hastalığına yakalanan padişahı; ser etibba (baştabip) Mehmed Efendi, tabip Süleyman Efendi ve müneccimbaşı Mehmed Efendi tedavi etmiştir. III. Ahmed Han aynı zamanda iyi bir nişancı idi. Seksen beş adımdan tek atışta bir altın dinarı tüfekle vurduğu, dokuz yüz arşın mesafeye ok atıp Okmeydanı’nda adına taş diktirdiği de bilinmektedir. III. Ahmed Han, sarayda dağınık yerlerde bulunan kıymetli kitapları bir araya toplatarak, bunları koymak üzere arz odasının arkasındaki II. Selim Han’a ait beyaz mermer havuzlu bahçenin yerine müstakil bir kütüphane inşa ettirdi. Annesi Gülnûş Emetullah Sultan için Üsküdar’da, Yeni Valide Camii ve bunun yanında bir sebil, çeşme, sıbyan mektebiyle bir imaret yaptırdı. 25 Mayıs 1719’da üç dakika devam eden şiddetli zelzelede pek çok binalar, İstanbul’un surları hemen baştan başa yıkılmıştı, İzmit’in büyük bir kısmı ve Karamürsel’de çok tahribat meydana gelmişti. Bundan elli yedi gün sonra çıkan yangında da Kumkapı ve Gedikpaşa civarı tamamen yanmıştı.

HASBİYALLAHÜ VE N'MEL VEKÎL (Allah bana yeter, O en güzel / iyi vekîldir) HATTAT: Ahmed Hân (Sultân III. Ahmed) celî sülüs

Sultan Ahmed Han, her iki afet için de çok üzülmüş, halkının yaralarını sarmak için elinden gelen bütün imkânlarını seferber etmiş, surları yeniden yaptırmıştı. İstanbul’da Bahçekapı’da Büyük Valide Hatice Turhan Sultan Türbesi yanında ikinci kütüphaneyi, Topkapı Sarayı önüne, kendi adı ile anılan meşhur dört cepheli ve süslü çeşmeyi yaptırdı. Hatta bir rivayete göre çeşmenin planını bizzat sultanın çizdirdiği, baş mimar Mehmed Ağa’ya inşa ettirdiği söylenmektedir. İyi bir hattattı. Ayasofya ile Topkapı Sarayı girişi arasındaki çeşmesinin üzerine yazdığı tarih beytinin hem şairi hem hattatıdır. Eser, III. Ahmed Han’ın emriyle 1728-29 seneleri arasında Mimarbaşı Kayserili Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır. Bu eser aynı zamanda tüm Osmanlı tarihinin bir şaheseridir. Çeşme alınlığındaki mükemmel tarih beyti şu şekildedir: Târih-i Sultan Ahmed’in cârî zebân-ı lûleden Aç besmeleyle iç suyı Hân Ahmed’e eyle duâ Bu beyit ebced hesabına göre H. 1141 (M. 1728) yılını göstermektedir. Çeşmeyi çepeçevre kaplayan yazı ise devrin ünlü şairlerinden Seyyid Vehbî’nin bir kasidesidir. İtalyan edebiyatçı Edmondo De Amicis bu eserle ilgili olarak şöyle yazar, “İnsan elinin oyup işlemediği ufak bir yer kalmamıştır. Zarafet, sabır ve servetin harikasıdır. Hiç şüphesiz ki bu eser, cam bir fanus içinde korunmaya değer. Bu eşsiz, koca pırlanta kim bilir ilk gün nasıl parlıyordu. Onu bir defa görmek, insan gözündeki hayalinin ölünceye kadar silinmemesi için kâfidir.” Yine yazdığı iki Kur’ân-ı Kerîm Medine’ye, Ravza-yı Mutahhara’ya gönderilmiştir. Ayrıca, Üsküdar’da İskele Meydanı’ndaki büyük çeşme ile Kâğıthane’de Çağlayan önünde, Şair Nedim’in “Çeşme-i nev-peyda” adını verdiği çeşmeleri yaptırdı. Ayrıca, Galatasaray’ın tamiri ve vakıf şartlarının değiştirilmesi ile bu sarayın dışında bir cami, Boğaziçi’nde Bebek’te diğer bir cami ve altında bir mektep ile çeşme, Hasköy- Kasımpaşa arasında Aynalıkavak’ta köprübaşında ve annesine ait olan Galata Yeni Camii’nin güney cephesindeki avlu kapısının dışında da bir çeşme yaptırdı. Okmeydanı’nda, Fatih Sultan Mehmed adına yapılmış olan caminin minberinin, Kızkulesi Feneri’nin ve 1720’de yanan Cihangir Camii’nin tamirleri, Dolmabahçe’de sahil yolunun kapatılarak Fındıklı- Beşiktaş yolunun arkadan geçirilmesi hep III. Ahmed Han’ın gayretiyle yapılmıştır.Yirmi yedi sene hükümdarlık yapan Sultan III. Ahmed, saltanattan çekildikten sonra ilim ve ibadetle meşgul oldu. Altmış üç yaşında iken 1 Temmuz 1736 tarihinde Kelime-i Şehadet getirerek vefat etti. Yeni Camii’de Turhan Valide Sultan Türbesi’ne defnedildi..III. Ahmed Han’ın çocuklarının çoğu küçükken vefat etmiştir. Oğullarından I. Abdülhamid Han ile III. Mustafa Han tahta çıkacaktır.

 

Sultan III.Ahmed Han kılıç kuşanma törenine hazırlık

Sultan III.Ahmed Han kılıç kuşanma törenine hazırlık

NECİB ŞAİR!

Zamanında Nedim, Neylî, Nâbî, Nahifî gibi divan edebiyatının dev şahsiyetleri yetişti. III. Ahmed Han bunları himaye ettiği gibi kendisi de Necib mahlası ile şiirler yazıyordu. Divan sahibi padişahtır. Divanında yer alan şiirleri ise tasavvufî ağırlıklıdır. Şu beyti çok mükemmeldir:

Hû ile dolmışdur cihân bu sırra sen etme gümân

Eyle Necîbâ gel figân tekrâr-ı yâhû ile

Eserlerinde sade ve samimi bir üslub kullanan III. Ahmed Han’ın bir gazeli şu şekildedir:

Ey gönül sen matlab-ı î‘lâyı tahsil etmedin Var ise zad-ı reh-i ukbâyı tahsil etmedin

Ey gönül gaflettesin insaf kıl ayâ niçin

Sırr-ı mettuye vukufa hiç ta‘cil etmedin

Ey gönül nefsine ta‘zim etme fânidir cihan

Gafil oldum hayf ol nâmerdi tezlil etmedin

Ey gönül, bir dem leb-i ikbal ile misli Necîbî

Küşe-i seccade-i irfanı takbil etmedin

Dizeleri gazellerine verilebilecek güzel örneklerdendir. Onun dar zamanlarında sığınağı ise hep Peygamber Efendimiz’dir.

Zülâl-i şefkatünden eyle irvâ yâ Habîballâh

Kurutdı tâb-ı isyân kalmadı tâkât bu ‘âcizde

İbâ geldi bu emr-i saltanatda gitdi çün hâhiş,

Gınâ geldi tüvân yok ba‘d-ezîn bu ‘abd-i nâçîzde

Şarkılarına bir örnek ise:

Beni terk etti sultanım

Kiminle yar olur şimdi Dehân-ı sükkâr-efşânım

Kiminle yar olur şimdi Rakibe eyledi rağbet

Bu olmaz mani-i vuslet

Heman sağ olsun ol afet

 

 

Prut Savaşı

600px-Prut_Savasi

Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa yönetimindeki ordu Kırım Hanlığı ordusunun desteğiyle Rusları Prut nehri kıyısında kıstırdılar ve yendiler. Prut Savaşı denilen bu savaşı Osmanlıların kazanması üzerine "21 Temmuz 1711" tarihinde Prut Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın koşulları şunlardır: 1. Azak KalesiOsmanlılara geri verilecek. (Karadeniz tekrar Osmanlı gölü haline geldi.) 2. Ruslar istanbul'da daimi elçi bulundurmayacaklar. 3. isveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi 4. Ruslar Lehistan'ın içişlerine karışmayacaklardı. Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltava Savaşı'nda (28 Haziran 1709),İsveç Kralı XII. Karl'ı ("Demirbaş Şarl") yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığınarak 1 şubat 1713'e kadar beş yıl süre ile Bender'de mülteci olarak kaldı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711).

 

Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmet Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna'yı geçerek Eflak'a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz'e açıldı. Osmanlı kuvvetleri,Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkânı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova'ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci Katarina araya girerek Osmanlı Devleti'ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem deİsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmet Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu. Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşabarış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut Antlaşması ile Azak Kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi. Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devletinin yönetimi altına girmeyi istemesi Venediklilere savaş açılmasına neden oldu (8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti (22 Ağustos 1715).

1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı ve Pasarofça Antlaşması

Pasarofça Antlaşmasına göre Osmanlı Devleti sınırları Pasarofça Antlaşmasına göre Osmanlı Devleti sınırları

 

Avusturya'nın Karlofça Antlaşması gereğince Mora'nın Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya'ya da savaş açıldı. Sadrazam Damat Silahtar Ali Paşa Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan'a girdi. Petrovaradin Muharebesi'nde Savoy Prensi Eugen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam Silahtar Ali Paşa şehit düştü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman eline geçti. Silahtar Ali Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilen Damat İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre yukarı Sırbistan, Belgrad veBanat yaylası Avusturya'ya, Dalmaçya, Bosna ve Arnavutluk kıyıları Venedik'e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1 Temmuz 1718). 1724 yılında İran'da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak İran'ı ele geçirmek isteyen Rusya harekete geçti. İran'ınRusya'nın eline geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti İran'a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan İstanbul Antlaşmasına göre Azerbaycan'da alınan yerler Osmanlılarda kalacak, Derbent, Bakü ve Dağıstan Ruslara bırakılacaktı.

Lâle Devri

Lale Devri - (1718 - 1730)

Lale Devri - (1718 - 1730)

1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşmasından sonra Osmanlı Devletinde yeni bir dönem başlamıştı. 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar, 12 yıl süren bu döneme Lale Devri denir. Sultan III. Ahmet ve Damat İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten yanaydılar. Lale Devri de bu barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

 

Lale Devri'nde edebiyat, kültür ve sanat alanında gelişmeler olduğu gibi, teknik konularda da Avrupalı devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler gerçekleştirildi. Bu dönemde Avrupa'ya ilk kez geçici elçiler gönderildi. 1727 yılı ortalarında Osmanlı Devletinde de matbaa kurulması için düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris Elçisi 28 Mehmet Çelebi'nin oğlu Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular (16 Aralık 1727). Lale devrinde Yalova'da bir kâğıt fabrikası kuruldu. İstanbul'da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol altına almak için, yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine İstanbul'da bir kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta birçok köşk, saray ve lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca Doğu kültürünün klasik eserleri ilk kezTürkçe'ye çevrildi. İstanbul'da halk yıllar süren savaşlardan sonra böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi.

III. Ahmed (Levni)

III. Ahmed (Levni)

 

Patrona Halil İsyanı

Patrona halil İsyanı

Patrona halil İsyanı

Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan bu yapılanları israf olarak gören bir kitle oluşmuştu. Bu topluluk İran seferinden olumsuz haberler gelmesi üzerine, harekete geçmiş camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti. On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil ve yandaşları 25 Eylül 1730'da ayaklanmayı başlatmışlar ancak halkın onlara katılmaması endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün sonra Bayezit caminin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar. Esnafı da dükkânlarını kapatarak kendilerine katılmaya ikna eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar ve yeniçerilerden de yardım gördüler. Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara karşı harekete geçtiyse de başarılı olamadı.

 

Bu gelişmeler üzerine Sultan III. Ahmet isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. İsyancılar, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Lale Devrinin önemli kişilerinden olan Damat İbrahim Paşa ve bazı devlet adamları idam edilerek isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında şehir tahrip edildi. İsyancılar Sadabad Köşkü'nü yaktılar. Ayrıca dönemin ünlü Divan şairlerinden Nedim de isyan sırasında, isyancılardan kaçmak için damdan dama atlarken düşerek öldü. Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan III. Ahmet'in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan III. Ahmet, 1 Ekim 1730'da Osmanlı tahtını Şehzade Mahmut'a bıraktı. Yeni Cami Turhan Valde türbesine defnedilmiştir.

 

 

 

 

 

Mimari çalışmalar

Muhteşem III.ahmed çeşmesi Osmanlı harikası bir sanat eseridir.

Muhteşem III.ahmed çeşmesi Osmanlı harikası bir sanat eseridir.

İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan III. Ahmet, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lale Devri'nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti. Sultan III. Ahmet, Topkapı Sarayı ile Yeni Camii'de birer Kütüphane, Ayasofya'da Bab-ı Humayun'un karşısında Türksanat şaheserlerinden sayılan bir çeşme (Sultan III. Ahmet Çeşmesi) ve İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da Deryayi Sim adlı bir su bendi inşa ettirmiştir.

SULTAN III.AHMET TUGRASI RABIA

SULTAN III.AHMET TUGRASI RABIA

Bunlardan başka Üsküdar'da Yeni Valide Camii, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi, İstanbul'da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil, Ortaköy Camii önündeki çeşme, Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde yapılmıştır.

Sultan III.Ahmed Han

Sultan III.Ahmed Han