13.07.2013, Cumartesi

Sultan II. Süleyman Han

Şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. Kardeşi Sultan IV. Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. Hayatının kırk yılını bir dairede hapis geçiren Sultan II. Süleyman, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi üzerine, 8 Kasım 1687'de Osmanlı sultanı oldu. II. Süleyman, Osmanlı tarihinde en uzun süre veliaht olarak bekleyen padişahtır ve tahta geçirileceği zaman buna inanmamış, öldürüleceğini zannederek muhafızlara direnmiştir

İstanbul’a döndükten sonra yeniçeri ocağında düzenlemeler yapıp ordu noksanlarını tamamlayan Fazıl Mustafa Paşa, ikinci defa Macaristan’a gitmek için sefer hazırlıklarına girişti. Sefer mevsiminin gelmesi üzerine, 13 Mayıs 1691’de II. Süleyman Han’dan sancak-ı şerifi alıp, Davudpaşa sahrasına çıktı. II. Süleyman Han bu sırada ağır hasta olmasına rağmen, askere moral olur düşüncesiyle orduyla beraber Edirne’ye kadar gitti.

II. Süleyman Han, Fazıl Mustafa Paşa’nın 14 Haziran’da orduyla beraber ayrılmasından sekiz gün sonra, yıllardan beri muzdarip olduğu istiska (vücudun karın kısmında su toplanması) hastalığından 22 Haziran 1691’de vefat etti. Edirne’de teçhiz ve tekfini yapılarak İstanbul’a getirilerek Alay Köşkü’nde cenaze namazı kılındı. 24 Haziran günü Süleymaniye Camii’nde, ceddi Kanuni Sultan Süleyman Han’ın kabri yanına defnedildi.

II. Süleyman Han, dört seneye yakın (3 sene 7 ay 14 gün) hükümdarlıktan sonra, 51 yaşında vefat ederek yerine kardeşi II. Ahmed hükümdar olmuştur.

II. Süleyman Han, İbrahim Han’ın oğlu olup 15 Nisan 1642 tarihinde Saliha Dilaşub Valide Sultan’dan doğdu. Babası İbrahim Han vefat ettiğinde altı yaşındaydı. Sünnet töreni o sırada tahta çıkmış olan ağabeyi IV. Mehmed ile birlikte yapıldı (21 Ekim 1649).

IV. Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında büyük vâlide Kösem Sultan ile küçük vâlide Hatice Turhan Sultan arasındaki nüfuz mücadelesi sırasında adının taht için geçmesi üzerine kardeşleriyle birlikte sarayın Şimşirlik denilen özel bölümüne kapatıldı ve daha sıkı kontrol altında tutuldu. Ancak eğitimini devam ettirdi. Hususi hocalardan dersler aldı. Hattat Tokatlı Ahmed Efendi’den sülüs ve nesih hattını öğrendi. Sık sık IV. Mehmed’in çıktığı seferlere ve av partilerine götürüldü, zaman zaman da Edirne Sarayı’na nakledildi.

II. Süleyman Han, Silahtar Tarihi’nde şöyle anlatılmaktadır: Orta boylu, yassı bağırlı, şekil ve şemaili güzel, beyaz ve değirme çehreli, doğan burunlu, kara gözlü, siyah-gür sakallı ve biraz şişmanca idi. Vakur ve heybetli olup güzel ahlaklıydı. Hüsn-i muamele sahibiydi. Halim ve selimdi. Lisanı tatlı, dindar, kadirşinas ve cömert, hakka kail, adle mail bir padişahtı. Sırat-ı müstakime (doğru yol) salik olup beş vakit namaza ve sünneti seniyyeye uymaya titizdi.
Ömrünce hiçbir namazı terk etmemişti. Yanında lafza-ı Celal ve ism-i Resul aleyhisselam anıldığında derhal ayağa kalkması ve hürmette bulunması şiarı olmuştu.

Kullarından birisi bir şey talep etse, vermem, yoktur ve olmaz cevabı lisanlarından sadır olmamıştı. Maharetli bir hattat olup yazısı son derece güzeldi.

Cülusunda sadrazam Siyavuş Paşa’ya söylediği sözler, kendisinin devlet reisliği vazifesinde duyduğu büyük mesuliyet hissini yansıtıyordu.

Son derece duygusal olup cephelerden bozgun haberi gelince şiddetli gözyaşı ile hüngür hüngür ağlardı. Her işini devlet ricali ile istişare ile yapardı.

Ağır hasta olmasına rağmen askeri teşvik için sefer meşakkatini göze alır, ordu ile Sofya’ya kadar giderdi. Sancak-ı şerif huzurunda Cenab-ı Hakk’a dua ederek düşman karşısında ordularını hacil etmemesi için yalvarırdı.

Fevkalade bir mecliste Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa’nın değerini anlayarak sadarete getirmiş ve kötü gidişatı önlemeye muvaffak olmuştu. Hiç çocuğu olmamıştı. Memleket içerisinde imar faaliyetleri ile de ilgilenen Süleyman Han, Fener’de bir kule ve bir köşk ile İzmir’de bir cami inşa ettirdi.

 

II. Süleyman tahta çıktıktan sonra askerlere dağıtılacak cülûs bahşişi ile ulufelerin ödenmesi konusu ilk sorunu oluşturdu. Güçlükle de olsa ödemelerin yapılabilmesiyle 22 Aralık'ta normal bir divan toplantısı gerçekleştirildi. Ancak İstanbul'da düzen bir türlü kurulamamış, sadrazamın sefer hazırlıklarına başladığı 22 Ocak 1688'de şehirde yeniden kargaşa başlamış ve sadrazam Siyavuş Paşa zorbalar tarafından azlettirildikten sonra öldürülmüştür. 1 Mart'ta bazı zorbaların Yağlıkçılar Çarşısı'nı yağmalamaya çalışması üzerine halkın da katılımıyla kalabalık bir grup saraya yürüyerek padişahtan zorbaların ortadan kaldırılması sancak-ı şerifi çıkarmasını talep etti. Sancak vak'ası olarak bilinen bu olayda çıkarılan fermanla zorbalar ve onların bu hareketlerine destek veren devlet görevlileri uzak yerlere tayin edildi. Alınan bu önlemler sayesinde II. Süleyman'ın tahta çıkışından itibaren yaklaşık dört ay süren karışıklıklara son verilebildi.

Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. Venedik Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya ise Vişegrad, Uyvar ve Estergon'un ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'daki Osmanlı hâkimiyeti sona ermek üzere idi. Devletin düştüğü mağlubiyetler hazine gelirleri üzerinde olumsuz tesirler yapıyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı Yeğen Osman Paşa bir asi lideri gibi Rumeli'de yolsuzluk yapıyor, zorla usulsüz vergiler topluyordu. 8 Eylül 1688'de Belgrad da düştü.

Belgrad'ın düşmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında Sultan II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı.

Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki yenilenmiş Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da Avusturya' nın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Böylece Tuna hattı yeniden kurulmuş oldu.[1]

1691 yılı Haziran başında Macaristan seferine çıkacak orduya moral olması amacıyla ağır hastalığına rağmen yola çıkan padişah, 9 Haziran'da Edirne'ye ulaştı. Burada hastalığı iyice artan padişah, 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etti. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Süleymaniye Camii yanında Kanuni Sultan Süleyman türbesine gömüldü.

Altı eşi bulunan padişahın çocuğu olmamış ya da vefatına kadar yaşamamıştır. Ölümünden sonra yerine II. Ahmed tahta geçmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman Han II.Süleyman Han Türbesi

Kaynak: Kayı VII Sayfa 50-52