02.04.2013, Salı

Sultan II. Osman (Genç) Han

 

 

Sultan I. Ahmed Han'ın en büyük oğlu olup, 3 Kasım 1604 tari­ hinde Mahfiruz Valide Sultan'dan doğdu. Şehzadenin ismi Osman konularak yedi gün yedi gece şenlikler yapılması ferman olundu. Doğum tarihine işaret olmak üzere de, "İde Bari Güzin-i Al-i Os man'' tarih düşülmüştür. Çok iyi bir eğitim gördü. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klasiklerin­ den tercüme yapabilecek kadar güzel öğrendi. Kuvvetli bir edebiyat, tarih, coğrafya ve matematik tahsili aldı.

  Genç yaşta tahta geçen il. Osman Han'ın cülusunu devrin büyük şairlerinden Nefi şu mısralar ile tebrik etmekteydi:

Şehinşah-ı adalet-pişe Osman Han-ı sanı kim Vücudıyla hayat-ı taze buldı mülk- i Osmanf

(Şahlar şahı, adaletli il. Osman Han'ın tahta cülusu ile Osmanlı mülkü taze hayat buldu) .

Tahta geçtiği zaman on dört yaşında idi. Faal ve çalışkan olmasına rağmen yaşı icabı tecrübesiz olup, kendisine rehber olabilecek devlet adamlarından da yoksundu. Üzerinde valide sultandan başka hocası Ömer Efendi ile Darüssaade Ağası Süleyman Ağa etki sahibiydi.

Sultan il. Osman Han, güneş yüzlü, heybetli, yüksek himmet sahibi bahadır bir padişah idi. Fevkalade iyi bir binici, silah ve harp aletlerini kullanmakta pek mahir idi. Şecaat ve binicilikte akranı pek az olup, şirin çehreli ve güzel tavırlı idi.

Naima eserinde Osman Han'dan bahsederken, "Padişah-ı filem­ ara' yani "dünyanın süsü olan padişah'' diye bahsetmiştir.

Gençliğinin en parlak günlerinde tahta çıkıp, tecrübeli, akıllı ve sadık bir yakınına malik olmayışı, kendisine bu hazin sonu ha­ zırlamıştır. Yazmış olduğu şu beyt onun ıslahat ve düşünceleri ile muhaliflerin durumunu çok güzel ifade etmektedir:

Niyyetim hidmet idi saltanat ü devletime Çalışır hasid ü bedhah aceb nekbetime

Gerçekten de genç yaşına rağmen istikbalde memleket için ha­ yırlı olacağını vadeden düşüncelere sahipti. Tab'an hırçın ve aceleci olmakla beraber, cesur ve akıllıydı. Zamanında İngiltere'nin İstanbul büyükelçiliğinde bulunan Thomas Roe, genç padişahı şu cümlelerle anlatmaktadır:

"Osman mağrur, yüksek ruhlu ve cesurdu. Hıristiyanların can düşmanlarından biriydi. Atalarının seferlerine imrenmekte, büyük işler planlamakta ve namını hepsinin üzerine çıkarmak için gayret sarf etmekte idi:'

Saltanatı müddetince uygulamaları onun reformcu bir devlet adamı karakterini ortaya koyuyordu. Osmanlı Devleti'ne, padişahın merkezi mutlak otoritesini yeniden hakim kılmak istiyordu. Merkez ve taşra ordusunu reorganize etme çalışmalarını başlatmıştı. Kapıku­lu harcamalarında savurganlığı önleyici tedbirler almaktaydı.  Taşra

ümerasını sıkı denetim altına almak için çalışmalar yürütüyordu. Reayayı Cenab-ı Hakk'ın bir emaneti olarak gören Osmanlı devlet idaresi anlayışını tavizsiz uyguluyordu.

Ancak özellikle bazı yakınları, büyük proj elerin adamı bu genç fakat tecrübesiz padişahı, hatalara sürükledi. Bunlardan bir tanesi Darüssaade Ağası Süleyman Ağa'nın da telkini ile Hotin Seferi ön­ cesinde altı erkek kardeşinden en büyüğü olan Şehzade Mehmed'i öldürtmesidir.

Genç padişahın yine etrafının telkini ile ocakla büyük bir çekişme içerisine girmesi ve yapılan telkin ve uyarıları dikkate almaması ise hayatına mal olmaya kadar varacak ikinci büyük hatası olmuştur.

Aslında genç padişahın en büyük hatası bu noktada ortaya çık­ maktadır. Hadiselerin başlangıcında sağlam tedbirler almak suretiyle önüne geçilmesi muhtemel ihtilal önlenememiştir. Zira isyanın başlangıcında üst düzey askerler işin içinde yoktu. Padişah ise ileri gelen devlet adamları ve ulemanın nasihatlerine kulak asmamış, karşısındaki gücü küçümsemiştir. Bu yüzden işler giderek daha da çıkmaza girmiştir. Komuta kademesinin harekete dahil olmaması padişahı yanılgıya sürüklemiştir. O, son ana kadar başsız askerin dağılacağını düşünmüştür.İsyan büyüme emareleri gösterip büyük bir fitnenin kapıda olduğu belirince tecrübe sahibi devlet adamları ve ulema, asker tarafından istenen devlet adamlarının feda edilmesinin, yani ehven-i şerrin tercih edilmesinin daha doğru ve isabetli olacağını padişaha hatırlatmışlar, fakat padişah bunu da kabul etmemiştir.

Dirayetli Şeyhülislam Esad Efendi ve zamanın ünlü şeyhi Aziz Mahmud Hüdayi gerekli ikazları çekinmeden ortaya koymuşlar­ dır. Şeyhülislam, padişahın hacca gitmekten vazgeçmesi yönünde fetva çıkartmış, Aziz Mahmud Hüdayi ise bu minval üzere mektup yazarak padişaha tavsiyelerde bulunmuştur. Fakat o, asla bu tav­ siyelere kulak asmamış, hususi hocası Ömer Efendi ve Darüsaade Ağası Süleyman Ağa'nın sözlerinden başka hiç kimsenin sözünü dikkate almamıştır.

Genç Osman karakter olarak geleneğe fazla önem vermeyen bir yapıya da sahipti. Osmanlı padişahları Fatih döneminden beri devlet yönetiminde doğuracağı mahsurlar nedeniyle hür kadınlar yerine cariyeler ile evlenegelmişlerdi. Genç Osman, bu teamülü değiştirmiş, cariyeler ile evlilik yapmayı kabul etmemiştir. Bütün karşı çıkmalara rağmen, Şeyhülislam Esad Efendi'nin kızı ile evlen­ miştir. Aynı şekilde, hacca gitmeye karar vermesi de onun teamüle aykırı karakter yapısının örneklerindendir.

Genç Osman'ın öldürülmesiyle Osmanlı Devleti'nde ilk kez kötü bir gelenek ve teamül başlatılmıştır. Bu hadiseden sonra devlet adamları menfaati gereği askeri daha fazla kullanmaya başlayacak ve askerin siyasetin içerisine çekilmesine yol açacaktır. Neticede devlet dışarıdan çok içeriyle meşgul olacak gücünü ve kudretini içeride kaybeden bir yapıya doğru sürüklenecektir.

Nitekim bu tarihten itibaren Osmanlı tarihinde her zaman giri­ şilebilecek makul ve yararlı yenilik ve ıslahat hareketleri bir şekilde ihtilal ile engellenme yoluna gidecektir. Dolayısı ile Genç Osman'a karşı gerçekleştirilen ihtilal hareketi orada kalmamış, gelecek dö­ nemlere de sirayet etmiştir. Bundan sonra ve bilhassa gelecek asır­ larda memlekette yenilik ve ıslahat yapmak isteyen bütün büyük hükümdarlar ve vezirler bu yenilik hareketleri uğruna ya tahtlarını yahut başlarını vermişlerdir. Ancak güçlü padişahlar ve kudretli devlet adamları döneminde devlet bu sıkıntılı dönemlerden kur­ tulabilecektir.

 TAHTA ÇIKIŞI

  

26 Şubat 1618 günü Osmanlı tahtına çıkan Sultan il. Osman için sarayda biat töreni düzenlendi. Gelenek üzere bir gün sonra bütün devlet ileri gelenleri, büyükler ve tüm divan üyeleri beraber olduğu halde Eyüp Sultan Türbesi'ne gidildi. Önce Eyüp Sultan Hazretleri ziyaret edilip dualar edildi . Ardından Sultan Osman kılıç kuşandı. Padişah dönüşte başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere büyük atalarının türbelerini ziyaret etti. 

II. Osman Han, kanun üzere babasının vefatından sonra hü­ kümdarlık kendisine ait iken şuuru yerinde olmayan amcasını hü­ kümdar ilan ettiren devlet adamlarına kızgındı. Bu sebeple Sadaret Kaymakamı Gürcü Mehmed Paşayı azletti. Şeyhülislam'ın elinden de müderris ve kadıların tayin işlerini alarak onu yalnız fetva ver­ mekle vazifelendirdi.

Sultan II. Osman İran seferinde bulunan sadrazama, vezirlere, beylerbeylerine ve bütün askerlerine hitaben bir hatt-ı hümayun neşrederek, bir taraftan cülusunu bildirirken bir taraftan da baba­ sından sonra saltanat usulünde yapılmış olan değişikliğin ananeye uygun olmadığını beyan etti. Hatt-ı hümayun şöyle idi:

Veziriazam Halil Paşa, vezirlerim, beylerbeylerim, beylerim, ağa­ larım, hassaten bab-ı hümayunumun atlı muhafızları ile yeniçeri ağaları, zeamet ve tımar sahipleri ve ulufe alan bütün askerlerim! Malumunuz ola ki, Devlet-i Aliyye'nin kuruluşundan beri saltanat ve hilafet pederden evlada intikal ede gelmiştir. Pederim Sultan Ahmed'in vefatından sonra saltanat, kanun-ı kadime  uyularak bana tevarüs etmek lazım gelirken, bizdenbirkaç yaş büyük olması dolayısıyla, hataen merhumun biraderine verilmiştir. Lakin Sultan Mustafa kendi arzusuyla mesalih-i hükümetten feragat ve ihtiyar-ı uzlet etmesiyle,  Rebiyülevvel'in gurresi itibarıyla Allah'ın inayeti ve erkan-ı devlet, ayan-ı memleket ve ahalinin, şeyhülislam, mevali ve ulemanın, kebir ü sagir, gani vü fakir cümle halkın muvafakati ile cülus-ı hümayunum vuku bulmuştur. Niyet-i hayriyem tebaamın asayişini temin ile fukara ve zuafaya şefkat etmektir.

Hatt-ı hümayunda padişah açık bir biçimde Sultan Mustafa'nın tahta çıkarılması ile yanlış bir hareket yapıldığını, devletin kurulu­ şundan bu yana uygulanan sisteme göre aslında tahta kendisinin geçme hakkının bulunduğunu ancak bu hakkın çiğnendiğini belirti­ yor bir anlamda bundan sonrası için de ikazda bulunmuş oluyordu.

II. Osman Han tahta geçtiği esnada evvelce sulh halinde bu­ lunduğu devletler, anlaşmaları yenilemek üzere elçilerini gönder­ mişlerdi. Bu devletler arasında Avusturya,Venedik, İngiltere, Fas bulunmaktaydı. Bunlarla evvelki muahedeler yenilendi. İran'la ise muharebe hali devam ediyordu. 

 ISLAHAT DÜŞÜNCESİ

Lehistan Seferi'nde tam bir muvaffakiyet elde edemeyen II. Os­man Han, bunun en mühim sebebini askerlerin gayretsizliği olarak görüyordu. Bu itibarla askeri sistemde bazı ıslahatların muhakkak yapılması gerektiğine inanıyordu. Bu konuda kendisini teşvik eden­ lerin başında ise Darüssaade Ağası Süleyman Ağa ile hocası Ömer Efendi geliyordu.

Ancak askerlikten gelmeyen ve işin ehli olmayan bu zatlar gayret sahibi padişahı yanlış noktalara sevk etmekte idiler. Hatta Süley­ man Ağa, "Yeniçeri taifesinin tüfenk atmakta ve sipah halkının cündilikte ve cenk günlerinde meharetleri meydandadır. Yeniçeri ve sipahi kulluktan çıkmıştır. Kul olursa, asker olursa Mısır ve Şam cündileri gibi ve tüfenk atmakta Anadolu sekbanı gibi olmalıdır. Evvelce Hotin Seferi'nde düşmanın taburunu bozmaya kadir ol­ madılar. Hünersiz, marifetsiz, derinti, madrabaz ve erbab-ı maaş olur mu?" diyerek askeri sistemde topyekün bir değişikliğe padişahı ikna etmeye çalışıyordu.

Süleyman Ağa'nın Veziriazam Hüseyin Paşa ile arasında geçen şu hadise de padişahın akıl hocasının zihniyetini göstermek bakı­ mından çok mühimdir.

Veziriazam Hüseyin Paşa, mühim işlerde ve hudut meselelerinde mütalaasından istifade ettiği Vezir Debbağzade Mehmed Paşa'yı sever ve sohbet edermiş . Lehistan Seferi'ne hareket etmeden ev­ vel veziriazamın tavsiyeleriyle Sultan il. Osman, Mehmed Paşa'yı huzuruna kabul ederek bazı şeyler sormuş ve bu münasebetle de Debbağzade, Darüssaade Ağası Süleyman Ağa ile tanışmıştı.

Süleyman Ağa bir gün, Debbağzade ile görüşürken ona, "Leh Kralı padişaha mukabeleye gelir mi ve gelmeye iktidarı var mıdır?" diye sordu.

Mehmed Paşa, "Biz gelir diyerek tedarik görelim, gelirse tedbirde kusurumuz bulunmaz. Gelmezse devlet padişahındır, bildiğimiz elimizden alınmaz;' diyerek cevap verdi. Bu cevap da ağanın canını sıkmıştı.

"Biz seni serhatta düşmandan haberdar ehl-i vukuf anlardık. Sen dünyadan bi-haber imişsin. Leh Kralı ne köpektir ki Al-i Osman padişahına karşı dura, anın ne denlü askeri olsa gerek" demesi üze­ rine Debbağzade Mehmed Paşa, 'l\ğa hazretleri ! Düşmanı hor ve hakir görmek olmaz. Cümle küffar bir millet hükmündedir, Nemçe, Moskov, Kazak, Macar belki İspanya ve Françe ve Papa ve sairleri kimi asker ve kimi mal ile yardım ederler ve aralarında namus-ı din gözetirler;' diye mukabelede bulundu.

 

Buna rağmen Süleyman Ağa dediğinde ısrar ile, "Böyle bunak­ ların tedbirinden ne hayır olur;' diye Debbağzade'yi aşağılamıştı. İşte sarayda padişah üzerinde bir sözü iki olmayan il. Osman'ın akıl hocasının zihniyeti bu halde idi.12 Bunlar sefer boyunca da padişah ile asker kullarının arasının açılmasında yine en büyük hisseye sahip idiler.

Muharebe esnasında baş ve esir getiren gazilere verilen bah­ şişlerin az olmasından dolayı yeniçerilerden, "Biz padişah uğruna baş alıyoruz;' diyenlere, padişahın musahip ve mukarribi olan kara hadımlar, "Getirdiğin kelle bir akçe değer mi?" diye mukabele ederek küstürmüşlerdi. Neticede bu haller de padişaha karşı bir memnu­ niyetsizlik uyandırmıştı.

Şimdi ise ocağı tamamen ortadan kaldırtmak gibi son derece tehlikeli bir proj enin içerisine padişahı çekmekte idiler.

Aslında il. Osman Han halefleri gibi sadece orduda değil diğer müesseselerde de reform yapmayı planlıyordu. Harem geleneklerini değiştirerek, burayı tasfiye etmeyi ve hanedan erkeklerinin Türk ailelerden nikahla kız almasına yol açmayı istemekteydi. İlmiye teşkilatlarının siyasi nüfuzunu kırarak bu zümreyi siyasetten uzak­ laştırmak emelindeydi. Fatih ve Kanuni devirlerinden kalan eskimiş kanun ve mevzuatın değiştirilerek yerine günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni kanunlar çıkarmak, hatta kıyafet inkılabı yaparak daha pratik giyinmeyi düşünüyordu.

Padişahın bu arzu ve isteklerine Şeyhülislam Esad Efendi'nin idaresinde olan ilmiye sınıfı çekimser, kapıkulu ocakları ise açıkça muhalifti.

Fakat danışmanlarının yetersiz ve tecrübesiz oluşu, kendisinin ise acele ile kararlar alması devlet için sıkıntılı bir devreyi başlatacaktı. Nitekim ıslahat hareketlerine doğrudan ocaktan başlaması sefer sırasında zaten  araları açılm ış bulunan ordu yönetim kademesiyle

arasındaki uçurumu derinleştirecekti.

Padişah öncelikle ocağın mevcudunu anlamak için yoklama yaptırttı. Mevcudu, maaş defterinde olandan az bularak parayı kesti. Bu durum, mevcut olmayan askerleri var gibi göstererek onların yevmiyelerini alan zabitlerin de memnuniyetsiz askerlerin safına iştirak etmelerine yol açtı.

Ardından padişah yeniçeri taburlarını teftişe tabi tuttu. Bu sırada eksik gördüğü hususlarda subaylarına, birliği önünde ağır sözler sarfetti. Ceza olarak kıdem zamlarını kesti. Bu gelişmeler kapıkulu ocakları ile padişahın arasının iyice açılmasına sebep oldu.

Padişahı yanlış işlere sürükleyenlerden biri de Bostancıbaşı Bebr Mehmed Ağa idi. Padişahı tebdil gezdirmek suretiyle, meyhane­ leri basıp birçok yeniçeri ve sipahiyi tutuklattı. Bir kısmına sopa cezası tatbik ettirdi. Bir kısmını ise taş gemilerinde kürek cezasına çarptırdı. Oysa bu tip neferler Ağa Kapısı'na sevk edilir ve cezasını orası tatbik ederdi.

Artık II. Osman Han da Süleyman Ağa ile hocası Ömer Efendi'nin tesiri altında ocağın lağvedilmesine tam manasıyla inanmış bulunu­ yordu. Kapıkulu ocaklarını ilga ederek; yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türklerinden müteşekkil, sadece askerlikle uğraşan, padişahın emirlerine mutlak itaat eden bir ordu kurmak kararını vermişti.

Bu itibarla Halep, Şam, Erzurum ve Mısır beylerbeylerine gizli bir irade göndererek bölgelerinden asker yazdırmalarını istedi. Bu gelişmenin yeniçeriler tarafından duyulması ile mesele daha da vah im bir hal alacaktı. Padişah, asker yazdırılmasının Lübnan'daki asi lider Emir Fahreddin'i alt etmek için olduğunu ifade etmiş ise bu açıklama askerleri ikna etmeye yetmemişti.Fitne kazanı kaynamaya başlamış bulunuyordu.

HAC KARARI VE GELİŞMELER

Öte yandan genç padişah, maksadının tamamen Emir Fahred­ din olduğunu göstermek üzere harekete geçti. Cezayir ve Tunus beylerbeylerine birer ferman göndererek, donanmalarını Lübnan açıklarında birleştirmelerini bildirdi. Kaptan Paşa'ya yüz kadırga hazırlamasını emretti ve bunların teçhizi için seksen bin altın verdi.

Lübnan'da isyan halinde bulunan dürzi lideri Maanoğlu Fah­ reddin İsyanı'nı bastırmak için Anadolu'ya geçmek isteyen padi­ şahın bu arzusunu özellikle sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Esad Efendi önlemek istediler. Bir asinin ortadan kaldırılması için padişahın hareket etmesine lüzum olmadığını, bu işin bir serdar vasıtasıyla da halledilebileceğini söylediler. Bunun üzerine Genç Osman hacca gideceğini ilan etti.

Kendisinden önce gelen padişahlardan hiçbiri hacca gitmediği için, sadrazam ve şeyhülislam bu sefere de muhalefet ettiler. Padi­ şahın hocası Ömer Efendi ile Darüssaade Ağası ise hacca gitmesini teşvik ediyordu. Ömer Efendi, "Padişahım, elhamdülillah gazi oldun. Sana hac eylemek farz oldu. Hacı ve gazi olmak gereksin;' demişti. Onların bu teşviki üzerine padişahı hacca gitmek kararından vaz­ geçirmek mümkün olmadı. Cidde'ye erzak nakli için tedarik ettiği gemileri Mısır'a göndermesini Mekke şerifine bildirildi. Padişahın geçeceği vilayetlerin valileri çeşitli gıda maddelerinin tedarikine memur edildi.

II. Osman Han yola çıktığında yanında beş yüz yeniçeri ve si­ pahi olacaktı. Geri kalan asker İstanbul'un muhafazası için şehirde kalacaktı. Sadrazam, defterdar, nişancı, rikab ümerası, gedikliler, kırk müteferrika ve kırk divan katibi hac kafilesinde yer alıyordu.

.Osman Han İstanbul'un muhafazası için eski sadrazam Hü­ seyin Paşa'yı, Edirne muhafazasına Vezir Gürcü Mehmed Paşa'yı, Bursa muhafazasına da Vezir Topal Recep Paşa'yı tayin etti.

İşte bütün hazırlıkların yapıldığı ve tedariklerin görüldüğü sı­ rada Genç Osman, 1 O Mayıs 1622 gecesi oldukça etkisinde kaldığı bir rüya gördü. Rüyasında, arkasında zırh olduğu halde tahtına oturmuş, Kur'an-ı Kerim okumaktaydı. Birden karşısında Resul-i Ekrem Efendimiz görünmüştü. Resul-i Ekrem Hazretleri kızgın bir şekilde yanına yaklaşıp önünden Kur'an-ı Kerimi ve arkasından zırhı alarak kendisini tahtından indirmişti. Sultan Osman dehşet içinde kalarak Peygamber Efendimiz'in mübarek ayaklarına yüz sürmek istemiş, fakat buna muvaffak olamadan uyanmıştı.

Ter içinde uyanan Sultan Genç Osman, rüyasını önce hocası Ömer Efendi'ye tabir ettirdi. Hocası, "Hacca gitme niyetinizde tereddüt olduğu için tembihtir. Rüyada ayağına yüz sürmeye ka­ vuşamadınızsa da, inşaallah kabr-i şeriflerine yüz sürersiniz;' 14 şeklinde tabir etti.

Genç padişah bu tabirden memnun olmuş ise de tatmin olma­ mıştı. Bir gün namazdan sonra kendi imamını davet ederek rüyasını anlattı. İmam efendi, padişaha rüyasını büyük alim, Mürşid-i Kamil Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri'ne tabir ettirmesini tavsiye etti. Bunun üzerine Sultan Osman rüyayı inceden inceye yazarak Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri'ne bildirdi.

Şeyh Efendi de rüyayı tabir ederek bir yazı ile padişaha gönderdi. Şöyle ki, "Okuduğunuz kelam -ı izzet hükm-i rabbanidir ve ona imtisal lazımdır. Oturduğunuz taht vücut cübbesidir, yani alem-i vücuttur. Bu rüya ziyade korkulu ve muhataralıdır. Allah bilir bu korkulu vaka yakın günlerde vuku bulur:' Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri ayrıca padişaha tövbe ve istiğfar ile ehlullahın türbelerini ziyaret tavsiyesinde bulundu.

Sultan Osman Han bu tabirden büyük üzüntü duymuş ve kork­ muştu. Derhal başta Eba Eyyub el- Ensari Hazretleri olmak üzere İstanbul'un büyük velilerinin türbelerini ziyaret etti. Kurbanlar kesti ve bağışlanması için Allahü Teala'ya yalvardı.

Bununla beraber hac yolculuğu için faaliyetler durdurulmadı.

Otağ-ı hümayunun Üsküdar'a geçmesi için emir verildi.

Bu durum ve askerin hoşnutsuzluğu karşısında aynı zamanda padişahın kayınpederi olan Şeyhülislam Esad Efendi bir fetva ile, "Padişahların hacca gitmesine lüzum yoktur. Yerinde oturup adalet etmesi kafidir. Bir fitne zuhur etmesi ihtimali vardır;' diyerek Sultan Osman'ı ikaz etti

 İSYAN BAŞLIYOR

Ocaklar padişahın tahta çıkmasından itibaren kendilerine karşı olan muamelesinden dolayı gücenik idiler. Bu güceniklik önce Lehistan seferi sırasında kendini göstermişti. Sefer dönüşünden sonra ise padişahın aynı uygulamaları devam ettirmesi ve ardından hac kararı alması kendilerini daha büyük endişelere sevk etmişti.

Yeniçeri ve sipahi ileri gelenleri aralarında toplanarak, "Padişahın Hicaz'a gitmesi mutlak olarak bizden yüz çevirmesi dolayısıyladır. Başka türlü değildir. Düşman tehlikesi var iken hükümdarın ma­ kamından ayrılması hatadır. Bundan vazgeçmelidir diye;' karar verdiler.

Padişahın, şeyhülislamın da fetvasına itibar etmeyerek otağını Üsküdar tarafına geçirmeye başlaması üzerine askerin hareketi de başlamış oldu. Süleymaniye'de toplanan yeniçeriler, Atmeydanı denen Ayasofya ile Sultanahmed camileri arasındaki alana gel ­ diler. Toplanan yeniçeriler, "Padişahlara hac lazım değildir!" diye bağırıyorlardı.

Askerler Şeyhülislam Esad Efendi'ye gidip, "İslam padişahını azdırıp, Beytülmal'in telefine sebep olup, padişaha hacca gitmek lazım değil iken böyle fetret ve fitneye sebep olanlara ne lazım gelir;' dediler. Şeyhülislamın cevabı, "Fitne uyduranlara katil lazım olur;' şeklinde oldu. Askerler fetvayı alarak toplanma yeri olan Atmeydanı'na geldiler. Ardından fetvaya istinat ederek padişahı bu işe teşvik edenleri cezalandırmak üzere harekete geçtiler. Sultan Osman'ın hocası Ömer Efendi'nin konağını yağmaladılar.

Diğer bir grup da Sadrazam Dilaver Paşa'nın konağına gittiler. Sadrazam, konağında olmadığı için muhafızlar gelenlere karşı koy­ dular. Silahsız yeniçerilerden bazılarının ölmesi üzerine iş tamamen çığırından çıktı. Yeniçeri kumandanlarından Çavuşbaşı Çalızade, asilerin silahlanmalarına mani olmak istedi ise de, taş yağmuruna tutuldu. Genç padişah akşama doğru olayın vahametini kavradı.

Ulemadan birkaçını saraya çağırarak yeniçerilerin ne istedikle­ rini sordu. Onlar da, "Kul taifesi, padişahın Anadolu'ya gitmesine razı değildir. Hoca Ömer Efendi ve Darüssaade Ağası'nın vazifeden alınarak saraydan uzaklaştırılmasını istiyorlar:' cevabını verdi. Bu­ nun üzerine sultan, "Varın söylen, Kabe'ye gitmekten vazgeçtim. Fakat Hoca ile Darüssaade Ağası'nı görevden azletmek istemem;' dedi. Sultan Osman, fikrinden vazgeçmiş değildi. Durumun yatış­ masını ve toplanan askerin dağılmasını bekliyordu. Akşam olduğu için asiler meselenin ertesi gün görüşülmesine karar vererek dağıldı.

Ertesi gün Atmeydanı'nda toplanan isyancılar arasında yapılan müzakerelerden sonra padişahtan altı kişinin başının istenmesine karar verildi. Bunlar, Sadrazam Dilaver Paşa, hace-i sultani meşi­ hat payesine sahip Ömer Efendi, kapıkullarından nefret etmesiyle tanınan Nişancı Vezir Ahmed Paşa, Darüssaade Ağası Süleyman Ağa, Başdefterdar Vezir Baki Paşa ve Yeniçeri Ocağı'ndan Sekban­ başı Nasuh Ağa idi. Yeniçerinin asıl gayesi, Hoca Ömer Efendi ve Darüssaade Ağası Süleyman Ağa'nın öldürülmeleri idi.

Bu isteği bildirmek üzere ulemadan bir heyet padişahın huzu­ runa çıktı ve arızayı takdim etti. Sultan Osman kağıdı okuduktan sonra, "Katli talep olunan ademleri vermem;' dedi. Ulema, isyanın daha da ileri gitmesine mani olmak için, padişaha, askerin isteğini yerine getirmesini teklif edip, "İki şerden hafif olanı seçmek lazım­ dır, verilmezse dahi ziyade şer ve fesada sebep olur, umumi zarara karşı hususi zarar tercih olunagelmiştir;' demeleri üzerine padişah, "Siz alakadar olmayın! Onlar başsız askerdir. Tiz dağılır!" diyerek ulemanın teklifine kulak asmadı.

Mekün şehriyara civanı mekün Çünin ber bela kamrani mekün

(Padişahım, bu kadar gençlik yapma! Böylece belanın üzerine keyf kurma) .

Buna rağmen ulema ve vezirler tekrar ısrar ettiler, "Kul taifesi cemiyet ettikte istediklerini alırlar, ecdad -ı izamınızdan alagelmiş­ lerdir. Mukaddemce olmak evladır:' demeleri üzerine buna kızan

genç padişah, "Bu fitneyi siz tahrik etmişe benzersiniz. Evvela sizi kırarım sonra onları. Ol taifenin tedarikleri görülmüştür;' sözleriyle ulemayı da suçladı. O sırada Rumeli Kazaskeri bulunan Şair Yahya Efendi, "Haşa padişahım, bizim bunda dahlimiz yoktur. Ancak sizin hacca gitmenizi istemezdik;' diye cevap verdi. Bunun üzerine Vezir Hüseyin Paşa söz alarak, "Padişahım, bu kulunu dahi isterlerse veriniz; hemen sen sağal;' dedi.

Padişah bunları dinlemeyerek arızayı getiren ulemayı hapsettirdi. Saray dışında ulemanın dönmesini sabırsızlıkla bekleyen asker, sü­ renin uzaması yüzünden taşkınlıklarını arttırdı. Kendilerini silahlı bostancıların beklediğini sanarak saraya girmekten korkuyorlardı. Ayasofya Camii'nin minaresine çıkan birkaç yeniçeri, saray bahçe­ sinde kimse olmadığını gördü. Durumu arkadaşlarına bildirdikle­ rinde, binlerce asi, sarayın dış kapısına dayandı.

Hiç mukavemet görmeden dış avluya dolan yeniçeri ve sipa­ hiler silahlıydı. Acemi oğlanları, cebeciler, topçular, arabacılar ve lağımcılar silahsız geldikleri için, saraydan ele geçirdikleri silah ve sopaları aldılar. Kapıkullarının arasına çapulcular da karışmıştı. Asker bu çapulcuların bir vuruşma sırasında ayak bağı olacaklarını söyledilerse de çapulcular, ''Asker-i İslam kandaysa bizde andayız! Asakir-i İslam'sız bize dirlik haramdır. Dirilirsek bile ve kırılırsa bile oluruz !" diyerek isyancıların peşinden gitmeye devam ettiler. İsyancılar, sarayın ikinci kapısından bostancılar çıkar korkusu ile binbir ihtiyatla geçtiler. Bu kapıda da en küçük bir mukavemet görmediler.

Üçüncü avluya geldiklerinde saray, adeta boşalmış, herkes bir yere saklanmıştı. Bu sırada padişaha gönderilen ilmiye sözcüsü Nakibü'l- eşraf Gubari Efendi ortaya çıkarak, "Bizim sözümüz geç­ medi. Siz girip kendiniz söyleyin;' diyerek asileri kışkırttı. Üçüncü Avlu'ya kadar gelen isyancılar, genç padişahı ayak divanına davet ettiler. II. Osman Han bunu kabul etmedi.

 

Bu sırada isyancılar içinden birkaç kişi, "Sultan Mustafayı is­ teriz! " diye bağırınca, hep birden, "Sultan Mustafayı isteriz!" diye bağrışmaya başladılar. Artık isyanın şekli değişmiş ve Sultan Osman Han'ın tahttan indirilmesi yoluna gidilmişti.

İsyancılar, Sultan Mustafanın bulunduğu dairenin kubbesindeki kurşunu deldiler ancak aşağı inmek mümkün değildi. Divanhane'nin perde iplerini keserek tavandan içeri girdiler ve Sultan Mustafayı, "Padişahım asker sizi beklemektedir:' diyerek çıkardılar. İşte o zaman Sultan Osman iş işten geçtiğini gördü.

Hakim-i Mutlak'ın olmazsa ger bir işde takdiri Müfid olmaz, hezar erbab- ı aklın rey ü tedbiri

Sultan il. Osman, olan bitenleri öğrenince sadrazam Dilaver Paşa ile darüssaade ağasını isyancıların yanına gönderdi. Bunları gören asiler ikisini de paramparça ettiler. 18 Genç hükümdar böylelikle yatışacaklarını sanıyordu. Şeyhülislam Esad Efendi de böyle bir hava estirmek istedi ve:

"Kardeşlerim, gelin Sultan Mustafa Han dursun ! Sultan Osman istediğimizi verdi ve dahi daha kimi isterseniz sultandan alıverelim'' dedi ise de, asiler, "Biz istediğimiz bulduk evvel de padişahımız Sultan Mustafa idi, yine padişahımız odur:' dediler

Asiler daha sonra Sultan Mustafaya giydirecek ferace bulama­ yıp Divanhane'ye götürüp oturttular. Sulh için gelen ulemanın yeni sultana biat etmeleri hususunda baskı yaptılarsa da ulema, "Yoldaşlar ! Gelin, feragat edin. Padişahımız Sultan Osman Han size selam eyledi. İstediklerinin ikisini verdin geride kalanları da vereyim dedi, biz kefil olalım, Sultan Mustafa'yı bırakın dursun, sonra pişman olursuz:' dediklerinde asker, "Bu söz evvelden gerekti. Biz padişahımızı bulduk. Elbette biat eylen!" dediler.

Bunun üzerine şeyhülislam, "Henüz Sultan Osman tahtında oturur, başkasına biat etmek caiz değildir:' dedi.

Aralarından bazıları "aklı yoktur" diye konuşmaya başladılar. Fakat hüküm galibindir fetvasınca gelen ulemayı zorla biat ettirdiler. Daha sonra Sultan Mustafa'yı bir hasta arabasına bindirerek Bayezid'deki eski saraya, annesinin yanına götürdüler. Sultan Osman'ın dört sene iki ay yirmi bir gün süren saltanatı böylece sona ermiş, tahta ikinci defa olarak amcası sultan Mustafa çıkarılmış oldu.

Sultan Genç Osman son ana kadar mukavemet fikrinden vaz­ geçmemişti. Sarayburnu'ndan gemiyle Mudanya'ya gitmek, Bursa'da taht kurup asilerin hakkından gelmek istiyordu. Fakat asiler bütün deniz vasıtalarına el koymuştu.

Bu durum karşısında vezirlerine ve maiyetinden çoğuna, evle­ rine gitmeleri için izin veren genç padişahın yanında Bostancıbaşı Sofu Mahmud Ağa ile birkaç kişi kalmıştı. Eski Sadrazam Ohrili Hüseyin Paşa'yı tekrar sadaret makamına getirdi.

Ohrili Hüseyin Paşa, Sultan Osman'a, Yeniçeri Ocağı'na sığın­ ması için yalvarıp yakardı. Yapacak başka bir şey kalmamış gibiydi. Hüseyin Paşanın tezkerecisi olan Sıdkı Çelebi bu olayı şöyle an­ latmaktadır, "Hüseyin Paşa'ya dedim ki, bu tedbirinizin sonucu ne olur bilmem, bütün yeniçeriler söz birliği ile Sultan Mustafa'yı biz padişah yaptık'' diyorlar. Siz onların istemedikleri mazlum padi­ şahı ayaklarına götürüyorsunuz. Paşa cevap vermedi. Hayretinden susuyor dedim ve yeniden sordum. Yine cevap alamadım . Üçüncü kez olarak aynı soruyu Hasbahçe'den çıkarken, yaya olarak yanında yürüdüğüm sırada tekrarladım. Bu sefer beni aşağılayan bir tarzda mırıldandı, "Sen ne diyorsun be! Ya nasıl olsun? Alem birbirine girip kıyamet mi kopsun? Devlet hangisinin başında ise o olsun, tek alem düzen bulsun;' dedi.

Sultan il. Osman ise artık ne yapacağını bilemez haldeydi. Mec­ buren gece yarısına doğru, yanına Sadrazam Hüseyin Paşa, Bos­ tancıbaşı Mahmud Ağa, Sadaret Tezkirecisi Sıdkı Çelebi ve daha birkaç kişiyi alıp, Ağakapısı'na gitti.

Yeniçeri Ağası Kırkçeşmeli Ali Ağa, Osman Han ile ihtilalin nasıl söndürüleceği ve asilerin ne şekilde yatıştırılacağı üzerinde uzun bir müzakere yaptı. Alınan karar odacı başlarına bildirildi. Önce kabul eder göründüler. Fakat kumandanlarının huzurundan çıkar çıkmaz derhal asi elebaşlarını topladılar ve "Bu vaatlerden bir şey çıkmaz. Sultan Osman'a bu kadar cefa ettik. Nasıl padişah olduğunu bilirsiniz. Bu defa maazallah ocağımızı söndürüp, intikam alsa gerektir;' dediler.Sabah namazından sonra Ali Ağa, Orta Cami önünde yeni­ çerilere hitap etti. Sultan Osman'ın vaatlerini bildirmeye başlar başlamaz, askerin kanacağından korkan odacıbaşılar konuşmasına mani oldular ve orada saldırarak şehit ettiler.Ardından isyancılar, Sultan Osman'ı Ağa Kapısı'ndan alıp, Orta Cam i'ye götürdüler. Ağa Kapısı'ndan kaçmayı başaran Sadrazam Ohrili Hüseyin Paşa, çok geçmeden yakalanarak öldürüldü. 20 Sultan Osman, Hüseyin Paşanın ölüsünü görünce ağlayıp, "Bu mazlumun günahı yoktu. Her zaman kul hakkında bana iyilik söylerdi. Eğer onun sözüyle amil olsam, başıma bu hal gelmezdi. Beni tahrik eden, Ömer Hoca ile Darüssaade Ağası idi;' demiştir.

Sultan Osman'a yolda, bir hükümdara, bir Osmanoğlu'na tarih boyunca asla reva görülmemiş hakaretler yapıldı. Sultan Osman'ın kul taifesine olan itimatsızlığına nazaran yolda, "Osman Çelebi, meyhaneleri basıp, yeniçeri ve sipahiyi taş gemisine koymak ve denize atmak olur mu?" diyorlardı. Altıncıoğlu namında bir ahlaksız padişahın baldırını sıkıp, terbiyesizce saldırması üzerine Osman Han, "Behey edepsiz mel'un ! Padişahınız değil miyim? Nedir bu ettiğiniz cefa?" diye bağırdı.

Tarihçi Peçevi de bizzat görgü tanığı olarak olayları şöyle ak­ tarmaktadır:

Bizim konağın penceresinden görüyorduk. Perişan halli bir herifi bulup atından indirmişler ve mazlum padişahı o ata bindirmişlerdi. Sırtında eski bir beyaz entari, başında yıpranmış bir kadife kavuk vardı. Kavuğun üzerine kirlice bir sarık sarılmıştı. Bunu da yold;a rastladıkları bir kimseden alıp ona giydirmişlerdi. Dünyada ne ka· dar fitneci, fesatçı varsa zavallının çevresine dizilmişlerdi. Yaptıkları garip davranışlar ve savurdukları yakası açılmadık küfürler değil kaleme, dile bile gelebilecek türden değildi. Gerçi bulunduğumuz yerden onları görüyorduk, ama söylediklerini işitemiyorduk. İşi­ temediğimiz o olayları daha sonra o dönemin orta çavuşu olan Karamızrak şöyle anlattı:"Rahmetli Sultan Osman mescide girince, Sultan Mustafa'nın an­ nesinde, oğlunun hükümdar olduğuna dair bir şüphe kalmadı:' Bu arada annesi Sultan Mustafayı mihraba oturttu. Etekleri üzerine oturtulan dadısı da padişahın ellerini tutuyordu. Sultan Mustafa dışarıdan gelen şamatayı merak edip dışarı bakmak istemiş, ancak annesi ve dadısının ısrarıyla geri oturmuştu. Bu olayın birkaç kez tekrarladığını gören Sultan Osman, "Görün ey çaresizler! Kimi padişah ettiniz.  Siz neslin kesilmesine sebep olursunuz ve kendi ocağınıza bir iş edersiz ki, kıyamete değin pişmanlıktan kurtula­ mazsız" diye daha nice sözler söyler dururdu. Sonra başındaki tülbenti çıkarıp yere bıraktı ve ağlamaya başladı. Yine halka dö­ nerek, "Behey ağalar, ben bilmeyerek tazelik nedeniyle ve yaramaz eğitimcilerin etkisi altında bir hata ettimse siz etmeyin" diye tekrar tekrar yalvardı.

 

"Görün dünyanın halini, sabahleyin padişah iken giysi ve malımın haddi hesabı yokken, şimdi üryan kaldım; merhamet edip halim­ den ibret alın; dünya size dahi kalmaz. Hangi padişahın kulları padişahlarına bu ihaneti ettiler?" diye ağlıyordu.

Bu sözlere dayanamayan turnacıbaşı külahındaki sargıyı çıkararak, "Padişahım temizcedir, mübarek başınız çıplak durmasın, sarın" diye uzattı. Sultan Osman önce almak istemedi, fakat sonra alıp başını sardı.

  ACI AKIBET

 

Orta Cami'ye getirilen Genç Osman'ın muhafazasına Haseki Sarı Mehmed Ağa tayin edildi. Yeniçeriler, Sultan il. Osman'ın hayatına dokunulmayarak kafes hayatı yaşamasını istiyorlardı. Ancak çok hain bir kimse olan yeni sadrazam Davud Paşa onu öldürtmek için cebecibaşına emir verince, o da Sultan Osman'ı boğmak için boynuna kement attı. Yeniçeri ileri gelenleri ise, "Durunuz, böyle yaparsanız halk cümlenizi mahveder;' diyerek katle mani oldular.

Osman Han, hayatına kasteden Davud Paşaya, "Behey zalim ben sana neyledim! İki defa mucib -i katl cürmünü affedip öldürmedim, mansıp verdim, bana gadrin nedir?" diye bağırdı. Sonra tekrar, "Bu zalim beni sağ komaz öldürür;' dedi. Karamızrak ve yanındakiler de buna istinaden, "Hey padişahım, buna ihtimal var mı? Mübarek hatırınızı hoş tutun, ortalık bir miktar sükıln bulsun ! Yine padi­ şahımız, hünkarımızsınız ! Haşa ki, vükela kulların sana kıysın ve ihanete layık görsün !" diye moral verip, teselli ediyorlardı. 

Bundan sonra, Davut Paşa, Sultan Osman'ı boğması için cebeci­ başına işaret etti. Fakat ağalar yine karşı geldiler. Osman, o zaman muhafızı olan hasekiye, "Sana bu mansıbı kim verdi?" diye sordu. Haseki, "Sultan Mustafa'' dedi. Sultan Osman ise, "Sultan Mustafa kendi adını bile bilemeyecek bir haldedir. Gel şu pencereyi aç, kullarıma söyleyeyim;' dedi. Haseki merhamet ederek pencereyi açtı. Sultan Osman dedi ki, "Sipahi ağalarım, yeniçeri ihtiyarları babalarım. Gençlik belasıyla fena nasihatlere kulak verdim! Niçin beni böyle tahkir ediyorsunuz? Keşke getirirken tüfek kurşunu ile vursaydınız! Beni artık istemiyor musunuz?" Bir ses yükseldi, "Seni istemeyüz. Ancak katline de rızamız yoktur:'

Osman Han aldığı cevaptan üzülmüştü. Pencereyi kapatıp, "Bari beni Sultan Mustafa'nın olduğu yerde hapsedin, öldürmeyin;' dedi.

Cebecibaşı ise bir kez daha kement atarak boğmaya yeltendi. An­ cak Mehmed Ağa, Yeniçeri Kethüdası Ali Ağa ve Başçavuş Ahmed Ağa yetişip cebecibaşıya yumruklayıp dışarı attılar. Davut Paşa bu durum karşısında Genç Osman'ın katlini başka bir ana bırakmaya karar verdi. Bu işi gece sessizce icra edecekti.

Sultan Mustafa tahta oturtulduktan sonra asker dağıldı. Sultan Osman'ın muhafazasında birkaç kişi kaldı. Sultan Mustafa saraya gelince Davut Paşa, Cumadan sonra en güvendiği adamları olan cebecibaşı ile Kalender uğrusu (çocuk hırsızı) denen zabite, Sultan Osman'ı Yedikule'ye götürmelerini emretti.

Osman Han'ın Yedikule'ye götürülüşünü seyretmek üzere yol­ lara biriken halk, o tarihe kadar görülmemiş bir kalabalığı teşkilediyordu. Osman Han susadığını söyleyince bir çeşmenin başında duruldu ve genç padişah kana kana su içti. Yedikule'ye gelindiği zaman vakit akşama yaklaşıyordu. Davut Paşanın emri ile oraya kadar gelen binlerce asker dağıldı. Daha sonra Davut Paşa, cebe­ cibaşına ve Kalender uğrusuna dönerek, "Yanınıza sekiz cellat alıp, Osman'ın işini bitirin. Yarına kalmasın;' dedi. Sultan Osman, gün­ lerden beri perişan vaziyette, aç ve uykusuz olduğu halde, kendisini son nefesine kadar müdafaa etmeye karar vermişti. On celladın ilk hücumu netice vermedi. Bire on nispet olmasına rağmen, cellatlar, silahsız padişahla mücadele edemeyeceklerini anladılar. Kementten başka silah da kullanmak istemiyorlardı. Çünkü hanedandan olanın kanı akıtılamazdı. Buna rağmen, dışarıdan balta alan cellatlara genç sultan, büyük bir ustalıkla karşı koydu. Fakat arkasından gelen bir cellat, baltası ile omuzuna vurarak fena şekilde yaraladı. Bu durumu fırsat bilen cebecibaşı, kemendi padişahın boynuna geçirdi ve yere düşürdü. Bu sırada Kalender uğrusu, Genç Osman'ın husyelerini sıkarak şehit etti (20 Mayıs 1622).

Şehit Sultan'ın cenazesi o gece Topkapı Sarayı'na götürüldü ve ertesi gün yapılacak cenaze törenine hazırlandı. Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazını müteakip Sultanahmed Camii'nde babasının türbesine defnedildi. "Oldu şehit Osman'' bu kahredici olayın tarihi olarak düşülmüştür.

Genç Osman'ın, yeniçeri ağası zorbalarınca şehit edilmesi, ta­ rihimizin en acıklı olaylarındandır. Osmanlı tarihinde katledilen ilk padişah Sultan Osman olup, bu olay Anadolu'da bazı isyanların çıkmasına sebep olacaktır. Millet, padişahın öldürülmesini hiçbir zaman hazmedememiş ve onun katillerini nefretle anmıştır.                     

SULTAN OSMAN HAN'A MERSİYE

Bir Şah -ı Alfşan iken, Şah-ı cihana kıydı lar. Gayretlü genç aslan iken, Şah-ı cihana kıydılar.

 

Gazi bahadır han idi, Ali-nesep sultan idi

Namiyle Osman Han idi, Şah-ı cihana kıydılar.

Niyet edüb hac itmeğe, Komadı kullar gitmeğe Kulluk gerek işitmeğe, Şah-ı cihana kıydılar.

Hükm itmeğe kadir iken, Hak emrine nazır iken Hac itmeğe hazır iken, Şah -ı cihana kıydılar.

Eşrat- ı saatdir bu dem, Ruz-i kıyametdir bu dem Kula nedamettir bu dem, Şah-ı cihana kıydılar.

Ey dil ciğerler daldı hUn, Derdim bir iken oldu on Kan ağladı ehl- ifünun,

Şah-ı cihana kıydılar

(Şah-ı cihan:  Cihanın hükümdarı; Ali-neseb:  Soyu yüce; Ehl-i fünıln: İlim ehli; Eşrat-ı saat: Kıyamet alameti; Nedamet: Pişmanlık; Hun: Kan)

Kaynak :KAYI VI

AHMET ŞİMŞİRGİL