06.09.2013, Cuma

Sultan II. Mustafa Han

Senden irişmezse âmân, olur işler kamu yamân

Yâ sâhib-i kevn ü mekân, yessirlenâ hayra’l-umûr Yâ Hâlık-ı berd-i selâm,

olsun habîbine selâm Budur hulûs üzre kelâm yessirlenâ hayra’l-umûr İkbâlî âsidir garib,

lütfundan etme bî-nasîb Yâ Bakî vü Hayy ü Mucîb, yessirlenâ hayra’l-umûr

 

Sultan II. Mustafa, IV. Mehmed Han’ın oğludur. Annesi, Girit’te Resmo şehrine yerleşmiş Venedikli Verzizi ailesinden cariye kökenli Rabia Gülnuş Sultan’dır (1642-1715). Emetullah Rabia Gülnuş Valide Sultan, Valide-i Cedid adlarıyla anılmış, iki padişah anası, hayırsever valide sultan olarak ünlenmiştir.

IV. Mehmed’in büyük şehzadesi olan II. Mustafa, 2 Haziran 1664 tarihinde Edirne’de iken dünyaya gözlerini açtı. Doğumu dolayısıyla yedi gün yedi gece şenlik yapılan şehzade Mustafa’nın çocukluğu da yine Edirne’de geçti. İstanbul’un fethinden sonra Edirne’de tahta oturan padişahların ikincisidir. Başkent olarak bu kenti İstanbul’a tercih eden padişahların da sonuncusu olacaktır.

Mustafa, babasıyla Mora Yenişehir’inde bulunurken henüz beş yaşındaydı. Burada iken bed-i besmele töreniyle ilk dersi Vânî Mehmed Efendi’den aldı ve Rabbi yessir’i okudu. Yazı hocası ünlü hattat Hafız Osman’dı. 1670’e gelindiğinde ise, Seyyid Feyzullah Efendi’den ders almaya başladı.

Tarih 6 Haziran 1675’i gösterdiğinde, Edirne’de şehzade Mustafa ve kardeşi Ahmed için muhteşem bir sünnet düğünü yapılmıştı. Bu gösterişli sünnet düğünü geceli gündüzlü 15 gün sürdü.

Şehzade Mustafa, devrin büyük âlimlerinden dersler aldı. Hocaları Vani Mehmed Efendi ve Seyyid Feyzullah Efendi’dir. Ok atmakta ve kılıç kullanmakta pek mahirdi. IV. Mehmed Han, çıktığı seferlere ve düzenlediği av partilerine oğlu Mustafa’yı da götürmekteydi. Nitekim 1672 yılında çıktığı birinci Lehistan seferinde Şehzade Mustafa’da yanında bulunuyordu. Böylece genç şehzade, Osmanlı Avrupa’sını yavaş yavaş tanımaya başlamıştı.

Viyana bozgununun getirdiği yıllar saray ve hanedan için üzüntülü yıllardı. Toplumda ve asker arasında gelişen huzursuzluk babasının tahttan indirilmesine kadar vardı. IV. Mehmed Han tahttan indirileceğini anlayınca çok iyi yetişmiş bulunan oğlu Mustafa’nın saltanata geçirilmesi için uyarı da bulundu. Fakat bu uyarı dikkate alınmadı. Artık Osmanlıda saltanata hanedanın en yaşlı üyesinin çıkması kaidesi yer etmeye başlamıştı.

Nitekim o zaman ekber üye olan IV. Mehmed Han’ın kardeşi II. Süleyman, devlet ileri gelenleri tarafından padişahlığa layık görülerek tahta oturtuldu. Osmanlı tahtına oturan II. Süleyman, haremiyle birlikte Edirne’ye göçmüştü (1689). Mustafa ise, babası ve küçük kardeşi (III.) Ahmed’le beraber kapalı arabalara bindirilip Edirne Sarayı’na götürüldü. Şehzade Mustafa, bir süre günlerini Topkapı Sarayı’nın Şimşirlik Kasrı’nda göz hapsiyle geçirdi. Daha sonra Edirne’ye sevk edilmiş olup burada serbest bir hayat sürmüştür.

II. Süleyman Han’dan sonra saltanata geçen Sultan II. Ahmed han döneminde (1691-1695) Şehzade Mustafa yine Edirne’de yaşamına devam ediyordu. Fakat Sultan Ahmed de, ölümcül hastalığa yakalanmış olup, uzun süre saltanat tahtında oturamamıştı.

1695-1703 yıllarında saltanatta bulunan II. Mustafa Han, kızıl ve seyrek sakallı, kısa boyunlu, orta boylu ve heybetli idi. Meşhur sanatkâr Levnî tarafından yapılmış bir minyatürü de vardır.

II. Mustafa Han zeki, yumuşak tabiatlı, adaletli ve zamanın ilimlerini iyi bilen bir kişi idi. Kendisinin karakter bakımından önceki padişahlardan daha sağlam, olgun ve ender görülen ölçülülüğe sahip bulunduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda devlet parasının toplanmasında ve dağıtımında bu ölçülü davranışını gösterdiği, cimri ya da savurgan olmadığı da bilinmektedir. 1779’dan sonra, babası gibi ava ilgi duymaya başlayan padişahın bir merakı da okçuluktu.

Dokuz seneye yakın saltanat süren II. Mustafa Han muktedir, gayretli, vatanperver, çalışkan ve değerli bir padişahtı. Ordularının başında sefere giden son Osmanlı padişahıdır. Âlimlere ve hocasına hürmeti o kadar çoktu ki, bu hal tahttan indirilmesinin de sebebi olacaktı.

Hükümdarlığının ilk senelerinde gayret ve faaliyeti ile savaş talihini Osmanlı Devleti’nin lehine çevireceğine inanmıştı. Her ne kadar ilk zamanlarda bu düşüncesinde kararlı görünse de Zenta muharebesinden sonra ümidi kırılmış ve zamanını Edirne’de geçirmiştir. II. Mustafa, sefere çıkan son Osmanlı padişahı olup, Edirne’de tahttan indirilen tek padişahtır.

II. Mustafa Han bundan sonra bir taraftan reform faaliyetleri bir taraftan da imar işleri ile ilgilenmiştir. Saltanat dönemi süresince Edirne’de Saraçhane Köprüsü’nü onartmış, İnebahtı’da II. Beyazıt Camii’ni yeniden inşa ettirmiştir.

Bu arada daha önce yanmış bulunan Galata Kalesi içindeki kilisenin boş arsasına Valide Sultan’ın isteği üzerine yaptırılan “cami-i şerif ve ma’bed-i lâtif”, özenle döşenerek Şubat 1697’de Galata Yeni Camii adıyla ibadete açıldı.

Yine onun döneminde Mescid-i Harâm’da Hacerülesved’in mahfazası, Kâbe tavanını tutan direkler ve yüzeye inen merdiven, Mescid-i Kubâ’da eskiyen duvar ve minare yenilenmiş, Mebrekü’n-nâka üzerine dört direkli bir kubbe, dışarıya bir sebil ve abdest alma yerleri yaptırılmış, derin su kuyuları kazdırılmıştır.

Devrinde devlet adamları ve âlimler, kıymetli ilmî ve sosyal müesseseler yaptırmışlardır. Hocası Feyzullah Efendi, Fâtih’te bir medrese ve değerli kitapların toplandığı bir kütüphâne; sadrâzam Amcazade Hüseyin Paşa, Saraçhane’de bir medrese, kütüphâne ve çeşme; sadrâzam Rami Mehmed Paşa, Eyyûb’de bir çeşme ile mektep; Damad Ali Paşa bir kütüphâne yaptırmışlardır. Sultan’ın silâhdârı olan Çorlulu Ali Paşa tarafından Tersane içinde iki katlı câmi yaptırılmıştır.

 

 

 

Sultan II.Mustafa Han

Sultan II.Mustafa Han

Babası Sultan IV. Mehmet, annesi Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. Annesi Girit'lidir. Kuvvetli bir ilim tahsili yaptı. Tahta geçtiğinin üçüncü günü yapacağı işleri anlatan bir hatt-ı hümayun yayınladı. Yazısında:

Zevk, sefa ve rahatı kendimize haram eylemişizdir.
 

diyordu. Yine vezirlerinden birine yazmış olduğu yazı şöyledir:  

Bana ağırlık ve hazine lâzım değil. Yerine göre kuru ekmek yerim. Vücudumu din uğruna harcarım. Sıkıntının her çeşidine sabrederim. Milletime hizmet tamam olmadıkça, seferden dönmem. Elbette sefere bizzat kendim giderim.

 

 

 

                                6 Şubat 1695 Pazar sabahı Edirne Sarayı’nda Veziriazam Sürmeli Ali Paşa’nın başkanlığında divan-ı hümayun henüz toplandığı sırada Darüssaade Ağası İshak Ağa gelip vezirin kulağına eğilerek, “Padişahımız ( II. Ahmed Han) Hakk rahmetine vardı,” dedi. Veziriazam Ali Paşa, duyduğu bu haber karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Bunun üzerine Ali Paşa, durumu belli etmeden divanı dağıttı. Bu esnada II. Mustafa Han, Hazinedarbaşı Nezir Ağa aracılığıyla amcasının ölümünü öğrenmişti. Nezir Ağa gibi bazı kimselerin de desteğini alarak Hasoda’ya geçip bir oldubittiyle “iç biat” törenini gerçekleştirdi. Ayrıca cülus töreni için baltacılarla sadrazama haber göndererek Babüssaade Ağası’na cülus hazırlığı için emir verdi. Kendisi de daha kimse gelmeden Edirne Sarayı’nın “cülus mahalli”ne kurulan tahta oturdu. 1 Cülus töreni devam ederken merhum II. Ahmed Han’ın cenazesi, padişahın emri üzerine, Darüssaade içinde İmam-ı Sultanî Ali Efendi tarafından yıkanarak hazırlanmış ve Alay Köşkü önündeki musalla taşına konulmuştu. Merhum padişahın cenaze namazı Müfti Efendi tarafından kıldırıldı. Ardından Kanunî Sultan Süleyman Türbesi’ne defnedildi. II. Mustafa Han, tahta çıkar çıkmaz veziriazamı ve devlet erkânını biat merasimi için hemen saraya çağırdı. Davetliler, ulema ve Ocak ağaları birer ikişer gelip “Misafir Odası”nda toplandıktan sonra “umum biatı” için huzura girdiler. Birkaç gün sonra Eski Camii’de kılıç kuşanma merasimi yapıldı. II. Mustafa Han, hükümdar olduğu zaman otuz bir yaşında bulunuyordu. Köprülülerin haşmet ve kudret devrinde doğmuş, göz kamaştıran bir saltanatın nimetleri arasında büyümüş, yirmi üç yaşlarında iken babasının tahttan indirilmesi ile hapsedilmiş, sekiz yıldan beri de geleceğinin ne olacağı endişesine kapılmıştı. Bu sırada Osmanlı Devleti, dört düşmana karşı on iki yıldan beri savaşıyordu. Temeşvar tamamen kaybedilmiş, Venedikliler bütün Mora Yarımadası’nı almışlar, Polonyalılar Podolya’yı, Ruslar Azak Kalesi ve çevresini istila etmişlerdi. Genç padişahı ağır bir devlet yükü beklemekteydi.

 

Diyarbakır Voyvodalığı’na tâbî Uzundere, Patrit ve Kara köylerine âit mâlikâne tasarruf hakkını, Telli Ali Çavuş’un sağlığında oğullarına verdiğinden dolayı, tasarruf hakkının müştereken kullanılmasına dair Berat.. Dönemi : Sultan II. Mustafa Tarihi : h. Evâsıt-ı Ra.11[1> / m. Ağustos-Eylül 1700 Yazı Çeşidi : Berâtın ilk satırı, celî dîvânî; diğer satırları ise, dîvânî kırması hattıyla yazılmıştır. 36 satırdır. Ebadı : 44,5x118,5 cm. Tuğrası ve Tezyînâtı : Tuğra, altınla çekilmiştir. İç beyzenin alt kısmı, çift iplik rûmî, üst kısmı ve dış beyze Haliç işi ile bezenmiştir. Diğer kısımlar, yeşil renk ile boyanmıştır.Hayat ağacının zemîni, Haliç işi ile bezenmiştir. Tuğların solundaki dâiresel form, 1/6 (600) simetrik klâsik tezhîbdir. Hatâî ve rûmîden müteşekkildir. Sağdaki altıgen form, 1/6 simetrik hatâî kompozisyondur. Tuğların üzerindeki yaprak formu, kapalı form ve hatâî kompozisyonlu klâsik tezhîbdir. Hayat ağacının çevresi, kontürleri altınla belirlenmiş yapraklarla bezenmiştir. Tepesindeki forma ise, altın zemîn üzerine bahar dalı yapılmıştır. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır. Gördüğü İşlem : 1-Berâtın arkasında, Başmuhâsebe’den çıkarılmış derkenâr bulunmaktadır. 2-Berâtın arkasında, Amid Kadısı’nın hücceti yer almaktadır. 3-Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

 

Diyarbakır Voyvodalığı’na tâbî Uzundere, Patrit ve Kara köylerine âit mâlikâne tasarruf hakkını, Telli Ali Çavuş’un sağlığında oğullarına verdiğinden dolayı, tasarruf hakkının müştereken kullanılmasına dair Berat..
Dönemi : Sultan II. Mustafa
Tarihi : h. Evâsıt-ı Ra.11[1> / m. Ağustos-Eylül 1700
Yazı Çeşidi : Berâtın ilk satırı, celî dîvânî; diğer satırları ise, dîvânî kırması hattıyla yazılmıştır. 36 satırdır.
Ebadı : 44,5x118,5 cm.
Tuğrası ve Tezyînâtı : Tuğra, altınla çekilmiştir.

İç beyzenin alt kısmı, çift iplik rûmî, üst kısmı ve dış beyze Haliç işi ile bezenmiştir. Diğer kısımlar, yeşil renk ile boyanmıştır.Hayat ağacının zemîni, Haliç işi ile bezenmiştir. Tuğların solundaki dâiresel form, 1/6 (600) simetrik klâsik tezhîbdir. Hatâî ve rûmîden müteşekkildir. Sağdaki altıgen form, 1/6 simetrik hatâî kompozisyondur. Tuğların üzerindeki yaprak formu, kapalı form ve hatâî kompozisyonlu klâsik tezhîbdir. Hayat ağacının çevresi, kontürleri altınla belirlenmiş yapraklarla bezenmiştir. Tepesindeki forma ise, altın zemîn üzerine bahar dalı yapılmıştır.
Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem : 1-Berâtın arkasında, Başmuhâsebe’den çıkarılmış derkenâr bulunmaktadır.
2-Berâtın arkasında, Amid Kadısı’nın hücceti yer almaktadır.
3-Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

 

 

İLK FAALİYETLER

 II. Mustafa Han ilk iş olarak, İstanbul’da Bâyezid’deki Eski Saray’da oturan annesi Gülnûş Valide Sultan’ın Edirne’ye gelmesi için Tevkii Elmas Mehmed Paşa ile Darüssaade ağasını ve matbah eminini İstanbul’a gönderdi. Valide Sultan, kalabalık bir hizmetli kadrosu ve kapalı arabalarla Babaeski’ye ulaştığında II. Mustafa Han büyük alay düzenleyerek annesini karşılamaya çıktı. Validesinin geliyor olması sebebiyle, Solak Çeşmesi yakınındaki İskender Çelebi Bahçesi’nde ziyafetler düzenlendi ve Gülnûş Sultan dinlendirildi. Buradan, yine büyük bir törenle Edirne Sarayı’na gidildi. Sultan II. Mustafa Han, bir başka haberciyi ise Erzurum yoluna çıkarmıştı. Çünkü sevip saydığı hocası Erzurumlu Feyzullah Efendi’yi de Edirne’ye davet etmişti. Feyzullah Efendi, güngörmüş ve güvenilir bir kimse idi. Böylece devlet işlerinde kendisine akıl danışabilecekti. Bundan sonra Sadaret Kaymakamı Ahmed Paşa, Yeniçeri Ağası Murad Paşa ve Darüssaade ağası azledildi. Şeyhülislam Sadık Mehmed Efendi azledilerek yerine evvela İmam Mehmed Efendi, iki ay sonra da bunun azliyle şeyhülislamlığa, Padişahın hocası Feyzullah Efendi getirildi (25 Mayıs 1695). Fakat veziriazam olan Ali Paşa, daha Feyzullah Efendi gelmeden Şeyhülislam Sadık Efendi’yi azlettirip yerine Rumeli kazaskeri Mirza Mustafa Efendi’yi tayin ettirmiş ve böylece bir süre için Feyzullah Efendi’nin tayinini önlemeyi başarmıştı. Feyzullah Efendi, Edirne’ye geldikten sonra veziriazamın hilesini anlamış olacak ki, Ali Paşa’nın azlini ve devamında katlini istedi. Bunun üzerine II. Mustafa Han, askeri seferden alıkoymakla suçlanan Veziriazam Ali Paşa’yı Seyyid Feyzullah Efendi’nin tavsiyesi üzerine görevden alıp yerine Sadaret Kethüdası Elmas Mehmed Paşa’yı atadı. Seyyid Feyzullah Efendi’yi de şeyhülislamlık görevine getirdi. Feyzullah Efendi’nin devlet işlerine müdahalesi bu tarihten başlayıp ölümüne kadar devam etmiştir. Ayrıca, savaş durumu öne sürülerek cülus bahşişinin her ocağa toptan ve belli oranlarda verilmesi kararlaştırılmıştı. Böylece yeniçerilere iki yüz elli; cebecilere, sipahi ve silahdarlara on beşer; topçulara beş kese akçe cülus inamında bulunuldu. II. Mustafa Han, tahta çıkar çıkmaz hızla düşündüklerini gerçekleştirmeye çalışırken daha önce Venediklilerin eline düşen Sakız Adası o sırada geri alınmış, Kırım Tatarlarından Şahbaz Giray, Lehistan topraklarına girip Lemberg’e kadar ilerlemiş, çok sayıda esir ve ganimetle dönmüştü. Mora’da Venediklilerin, Hersek cephesinde Osmanlı kuvvetlerinin etkili olduğu haberleri gelmişti. Özellikle Sakız’ın geri alınması uğurlu sayılmış ve Edirne’de büyük şenliklerle kutlanmıştır.

 

RAHATI KENDİMİZE HARAM KILDIK!

II. Mustafa Han, tahta çıktığında 1683 İkinci Viyana Kuşatması’yla başlayan çok uluslu savaşlar devam ediyordu. Devlet peş peşe gelen yenilgiler ve toprak kayıpları ile fazlasıyla yıpranmıştı. Yeni padişahın ilk düşüncesi, devletin kontrolünü kendi eline almaktı. Bunun için Divan-ı Hümayun’un haftada dört gün çalışmasını emretti. Çünkü divan bir süredir düzenli olarak toplanamamıştı. Ayrıca yeni padişah, tıpkı ataları gibi bizzat ordunun başında sefere çıkma isteğini de bildirdi. Bu sırada devlet adamlarından bazıları, uzun süren ve gerek devleti, gerekse halkı fazlasıyla yıpratan savaşa son vermek istiyorlardı. Genç ve idealist bir kişiliğe sahip padişah ise, bu düşüncede olanları hayal kırıklığına uğratacak bir çıkış yaparak, hükümdarlığının üçüncü günü (8 Şubat 1695), kendi el yazısı ile veziriazama hatt-ı hümayun gönderdi. Padişah şöyle demekteydi: Cenâb-ı Hakk bu âciz, bu günahkâr kuluna bir cihan padişahlığı ihsan etti. Padişahların hangisi zevk ü safâya, kendi nefsinin rahatına düşmüş ise, eli altındaki memleketlerinin ve tebaasının huzuru ve rahatı kaçmıştır. Biz bugünden zevk ü sefayı ve rahatı kendimize haram kıldık. Pederimiz merhum Sultan Mehmed ve amcalarımız Sultan Süleyman ile Sultan Ahmed padişahlık vazifelerinde ihmal ve tekâsül gösterdiler. Bu yüzden düşmanlar devletimizin dört yanını sardı. Bunca Müslüman memleketleri istila edildi. Ehl-i İslam’ın serveti yağma edildi ve kendileri kadınlarıyla, çocuklarıyla esir oldular. Düşmana karşı ceddim Sultan Süleyman (Kanunî) gibi kendim sefere çıkmaya kat‘i niyet ettim. Sizler ki veziriazamım, vüzera, ulema, vükelâ ve ocak ağalarısınız, cümleniz bir yere gelüp bu hatt-ı hümayunumu okuyup düşününüz, gazaya gitmem mi makul, yoksa Edirne’de oturup kalmamız mı münasip? Din ve devlet ve halka hangisi faydalı, Allah için söyleşip doğruyu bana bildiriniz vesselâm! 2 Böylece II. Mustafa Han, İngiltere’nin de aracılığı ile o sırada gündeme gelen barışa karşı olduğunu da göstermiş oluyordu. Bu hatt-ı hümayunu vezirler, kazaskerler ve devlet erkânı üç gün boyunca görüşüp değerlendirdiler. Sonunda padişahın bizzat sefere gitmesi büyük masraflar gerektireceğinden, kendisinin bu sene Edirne’de kalarak veziriazamın serdar-ı ekrem olarak tayin edilmesi hususuna karar verilip padişaha arz edildi. Hatt-ı hümayunda belirtilen, sefere çıkma isteğine karşı sadrazam, “Padişahımızın savaşa gitmesi hazineye ağır yüktür. Hem de sefer zorlukları ile nazik vücuduna sıkıntı verecektir. Uygun olan veziriazam hazretlerinin serdar tayin edilip gönderilmesidir,” diyerek kararlarını bildirmesi üzerine Sultan II. Mustafa Han, “Bana ağırlık ve hazine lazım değil, yeri geldiğinde kuru ekmek yerim, vücudumu din uğruna feda ederim. Her türlü zorluğa sabrederim. Hizmet-i ibadullah tamama ermeyince seferden dönmem; elbette kendim giderim,” diye cevap vererek hazırlıkların yapılmasını emretti. Bu sırada Sultan II. Ahmed’in büyük bir gayretle düzenlediği Sakız seferi neticelenmiş ada yeniden Türklere kazandırılmıştı. Venedik donanması Osmanlı donanması karşısında ağır bir bozguna uğrayarak çekilmek zorunda kalmıştı. Haber Edirne’ye ulaştığında büyük bir sevinç meydana getirdi ve şenlikler düzenlendi. 3 Mezemorta Hüseyin Paşa, Venediklilere karşı kazandığı bu zaferden sonra tekrar kapdân-ı deryalığa yükseltildi (21 Şubat 1695). Düşüncelerini gerçekleştirmek üzere harekete geçen sultan, ülkenin dört bir yanına gönderdiği fermanlar ve Kırım hanına gönderdiği nâme-i hümayun ile baharda Edirne’de toplanmak üzere sefer hazırlıklarına başlanılması emrini vermişti. Padişahın bu kararlı tutumu, devlet adamlarını, âlimleri, kumandanları, askerleri ve ahaliyi ziyadesiyle sevindirdi. Derhal hazırlıklara başlandı. Askerin yetişmesi ve Kapıkulu süvarilerinin ocaklarda bulunmaları için her tarafa fermanlar ve memurlar gönderildi. Veziriazama gönderilen diğer bir hatt-ı hümayunda da Kapıkulu Ocakları’nın ve özellikle yeniçeri, cebeci ve topçuların düzenli ve işe yarar bir halde yola çıkmaları kaydedilmekte idi. Sultanın bu tavrı, çözülmenin sona erdirilebileceğine inanan halktan da destek bulmuştu. Halk kendisinden önemli başarılar bekliyordu. Kararmış gönüller artık aydınlanmış ve ümitlenmişti. Tuna kıyısındaki konumu sebebiyle bu seferler sırasında Rusçuk şehri ve limanı, gerek asker ve malzemenin sevk edilmesi, gerekse sefer malzemeleri elde etme konusunda çok önemli roller üstlenmiştir. Sefer için çıkarılan emirler yanında savaş malzemeleri, yiyecekler ve diğer ihtiyaçların sağlanması için kapıcıbaşılar, asker yazılması maksadıyla özel görevliler ve Tuna kıyılarına yanlarına nakit akçe verilmek üzere mübayaacılar tayin edilmiştir. Tüm bunlar sonucunda doksan bin civarında piyade ve süvari asker hazırlanmıştı. Tuna üzerindeki donanmada ise irili ufaklı yüz seksen civarında gemi ve on bin kadar asker bulunuyordu. II. Mustafa Han, böylece sefer için gerekli hazırlıklarını da tamamlamış görünüyordu. Ardından tahta cülusundan yaklaşık beş ay sonra sırtında zırh, başında üzeri yeşil şal sarılı tolga ve sorguç, kaplan postu sarılı atıyla gösterişli merasimlerle birinci Avusturya seferine çıktı (30 Haziran 1695). Sefere şeyhülislamlığa getirdiği hocası Seyyid Feyzullah Efendi de katılmıştı.

Ahmet Şimşirgil

Kaynak: Kayı VII Sayfa 135-138