18.05.2014, Pazar

Sultan I. Mahmud Han

SULTAN I.MAHMUD HAN

SULTAN I.MAHMUD HAN

(2 Ağustos 1696 - 13 Aralık 1754), 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. 1696'da Edirne Sarayı'nda dünyaya geldi. II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. Devrinin vakanüvislerince zeki, anlayışlı, hamiyetli, lütufkâr ve merhametli bir zat olarak tanıtılan I. Mahmud, hadiseleri sonuna kadar takip eder, devlet işlerinde istişarede bulunur, acele etmez ve telaş göstermezdi. Yeniliği sever ve memleketi bu yoldan yükseltmeye gayret ederdi. İlim, sanat, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılır ve Sebkatî mahlası ile şiirler yazardı. Devrinde ilim, kültür ve sanat sahalarında kıymetli eserler yazıldı. Beşiktaş'ta Arap İskelesi Camii, Rumeli Hisarı'nda İskele Camii ve Yıldıztepe mescitleri yaptırdığı bazı eserlerdir.

Ülke içinde ve dışında Osmanlı Devleti’ne azamet devri yaşatan I. Mahmud Han, son yıllarda rahatsız ve halsizdi. 13 Aralık 1754’de çok rahatsız olmasına ve hekimbaşının hareket etmemesini söylemesine rağmen, Cuma selamlığına çıktı. Cuma namazını kıldıktan sonra dönüşte fenalaşan padişah Demirkapı’da bindiği atın üzerinde aniden vefât etti. Vefatında elli dokuz yaşında bulunuyordu.

I. Mahmud Han’ın hastalığı hakkında değişik görüşler vardır. Mide rahatsızlığı, kemik veremine bağlı bir hastalık, fistül denilen bir rahatsızlık ve yüksek tansiyona bağlı kalp krizi ya da beyin kanaması ani vefatının sebebi olarak gösterilmektedir. Tarihlerde ölümü ile ilgili olarak,

Feyziyâ dedim du’â-birle vefât-ı târihin
Yâ ilâhi huld ola Sultan Mahmud’a makam

III. Osman Han’ın tahta çıkış tebriklerinin tamamlanmasının ardından I. Mahmud Han’ın naşı sabah erkenden Hırka-i Sâadet civarına nakledilerek, yıkanma ve tekfin işlemleri tamamlandı. Devlet erkânının merhum padişahı görüp haklarını helâl etmelerinden sonra, cenaze Babüssaâde’de kurulan musallaya götürüldü. Sadrazam ve ulemanın da katımıyla cenaze namazı Şeyhülislâm Mehmed Said Efendi tarafından kıldırıldı.

Naaşı, Nuruosmaniye Camii’nin yanında kendisi için yaptırdığı türbeye değil, halefi III. Osman’ın emriyile Yeni Camii’nde babası II. Mustafa’nın yanına Turhan Sultan Türbesine defnedildi.

Sultan I. Mahmud, 2 Ağustos 1696 Pazar günü Edirne Sarayı’nda dünyaya geldi. Doğumu münasebetiyle, diğer hanedan üyelerinde de olduğu gibi, özel kutlamalar yapıldı. Babası II. Mustafa Han, annesi ise cariye kökenli Saliha Valide Sultan’dır.

Çocukluğu babası II. Mustafa’nın daha çok Edirne’de oturması nedeniyle bu şehirde geçti. 18 Mayıs 1702’de düzenlenen bed-i besmele töreniyle özel eğitimi başladı. 1703 Edirne vakası sonunda, babası II. Mustafa ile birlikte hapse konuldu. Dört ay sonra babasının ölümü üzerine, amcası III. Ahmed Han tarafından, İstanbul’a getirilerek sarayda bir daireye kapatıldı. Şehzade Mahmud, 1705 yılında kardeşleriyle birlikte sünnet edildi. Bundan sonra sarayda yetişecek olan Şehzade, büyükannesi Gülnuş Sultan’ın sevgi ve ilgisiyle büyüdü. Bu sayede ve amcası III. Ahmed Han’ın da kendisine karşı olan iyi niyetli yaklaşımı sonucu kafes hayatını daha rahat ve ilimle meşgul olarak geçirdi.

Önce babasının hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi’den ders almaya başladı. Daha sonra şehzadeye, hoca olarak Feyzullah Efendi’nin oğlu İbrahim Efendi tayin edildi. Böylece şehzadeliğinde, tefsir ve tarih okudu, edebiyat ve şiirle meşgul oldu. Yüksek fen ve din ilimlerini öğrenerek yetişti.

Çocukluk ve şehzadelik yılları bu şekilde geçen Şehzade Mahmud, Osmanlı cemiyetinin en alt tabakalarından gelen bir ihtilâl hareketiyle, devlet riyasetinden çekilmek zorunda kalan amcası III. Ahmed’in yerine, 2 Ekim 1730 gece yarısı tahta geçti.

Saltanat müddeti 24 yıl, 2 ay, 12 gündür. Sultan I. Mahmud’un çocuğu olmadığından kardeşi III. Osman Osmanlı tahtına oturmuştur.

Hatta Sultan I. Mahmud, “İki şeyden kâm almadım, biri evlâd ve biri mehtab”ifadesiyle evlat hasretini dile getirmişti.

Sultan I. Mahmud’un Osmanlı hanedanının diğer üyelerine çok benzeyen bir yüz yapısı vardır. Düşünceli ve geniş bir alın, kara gözler, siyah ve uzun sayılabilecek sakallar, Osman Bey’in burnuna benzeyen kıvrık bir burun, ince bir bıyık ve dolgun yanaklar ile uzun bir yüz yapısına sahipti.

I. Mahmud Han, çok zeki, anlayışlı, hamiyetli, lütufkâr ve merhametli idi. Hadiseleri ihmalsiz olarak takip eder, devlet işlerinde mutlaka istişare yapar ve yaptırırdı. Ciddiyeti, vakarı, sebat ve azmi, fikr-i takibi vardı. Hadiseleri soğukkanlılıkla mütalaa edip, acele etmez ve telaş göstermezdi.

Yirmi beş sene süren saltanatı boyuncu İstanbul’dan dışarı çıkmadığı halde, tayin ettiği değerli kumandanlarla, İran, Rusya ve Avusturya muharebelerini idare etmiştir. Tecrübeli vezirleri sadarette ve ordu seraskerliklerinde kullanarak muvaffak oldu. Yeniliği sever ve memleketi bu yolda yükseltmeye gayret ederdi. Lütfu ve merhameti çok olduğundan, devrindeki İstanbul yangın ve zelzelelerinden zarar görenlerin ıstırabına samimiyetle ortak olup, yanan-yıkılan yerlerin yeniden yapılması için pek çok yardım da bulundu. İlim, sanat, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılırdı.

Sultan I. Mahmud Han, hemen hemen bütün saltanatı boyunca devam eden İran, Rus ve Avusturya muharebelerini; Hekimoğlu Ali PaşaTopal Osman PaşaAhmed Paşa,Yeğen ve İvaz Mehmed Paşalar gibi değerli kumandanlarıyla idare etti. Bilhassa hayatı muvaffakiyetlerle dolu Hekimoğlu gibi cidden yetişkin ve tecrübeli vezirleri, sadarette ve ordu seraskerliklerinde kullanarak muvaffak oldu.

Sultan Mahmud Han hizmet edenleri takdir edip, kıymetli vezirlerini ufak tefek kusur ve hataları ve hatta mağlubiyetleri dolayısıyla derhal azl ve sair suretle cezalandırmayıp, hatasını tashih için kendilerine müsait davranırdı. Bağdat valisi meşhur Ahmed Paşa ki, padişahın müsâmahası ile Irak’ın hükümdarı gibi idi. İran seferleri dolayısıyla salahiyeti haricinde devlet tevcihatını istediği gibi yapması sebebiyle azl olunarak Rakka eyaletine tayin edilmişti.

Ahmed Paşa katiyen ayrılmayacağını ümit ettiği Bağdat’tan uzaklaştırılınca, korkup katledileceği vehmine kapıldı. Bu hususta veziriazam Hekimoğlu Ali Paşa’ya bir mektup yazarak korkusunu beyan ile yardımını istedi. Ali Paşa bu mektubu padişaha arz eyleyince, Sultan Mahmud kendisine şunları yazmıştı:

“Sadrazam tarafına gönderdiğin kaimen (mektubun) manzur-ı hümayunum olup, kaimende bazı fikirler olduğun anlaşılmıştır. Sen bu kadar zamandan beri seraskerlik ve tevcihat (tayinler) ile kamrev (istediğine kavuşmuş) olup, bundan dahi senden hidemat-ı seniyye (yüksek hizmetler) zuhuru memul olmakla (ümit edilmekle) tahriratına (raporuna) göre hilaf-ı melhuz (istenilene muhalif) hareketin vuku bulmuş olsa dahi affolunmuştur.”

Bu ferman ile Sultan Mahmud, Ahmed Paşa’nın hizmetlerini takdir ettiğini ve ufak bir kusur ile en ağır cezanın yapılmayacağını beyan ile kendisini rahatlatmıştır.

Padişahın bizzat kendi ağzından çıkan şu ifadeleri idare sanatıyla ilgili bilgileri en güzel şekilde yansıtmaktadır:

“Tahtta kaldığım sürece amcamın verdiği öğüdü hiç aklımdan çıkarmadım. Ne babam gibi Şeyhülislâma ne de amcam gibi sadrazama teslim oluyorum. İşleri hep kendim izliyorum. Bir sadrazamı görevden alacağım zaman onun askeri kışkırtma ihtimalini göz önünde bulunduruyorum. Bu nedenle yeni sadrazam olacak kişiyi önce gizlice İstanbul’a çağırdıktan sonra, eski sadrazamı görevden alıyorum”.

 

İlk yılları

Okul çağına geldiği zaman babasının hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi'den dersler aldı. Şehzadeliğinde yüksek fen ve din ilimlerini öğrenerek yetişti. Babasının tahttan indirilmesinden sonra padişah olan amcası III. Ahmet de, şehzade Mahmut'un yetiştirilmesine itina gösterdi. Nihayet III. Ahmet'in Patrona Halil İsyanı'yla saltanattan indirilmesi üzerine, 30 Eylül 1730'da tahta çıktı. III. Ahmet saltanattan çekilirken yeğenine nasihatlar etti ve tavsiyelerde bulundu.

Patrona Halil İsyanı'nın bastırılması

Patrona Halil 1730

Patrona Halil 1730

Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil de Sultan Birinci Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Bu müdahale öyle bir aşamaya geldi ki, Patrona Halil Sultan Birinci Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan Birinci Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.

İran Savaşları

Osmanlı kuvvetleri İran seraskeri Ahmet Paşa ile Erzurum valisi ve Revan seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz 1731'de Kirmanşah alındı. 15Eylül'de Kürican sahrasında İran kuvvetleri bozguna uğratıldı.Urmiye ve Tebriz ele geçirildi. İran şahının sulh istemesi üzerine Ocak 1732'de Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı. Buna göreAras nehri iki devlet arasında hudut kabul edilirken; Revan, Gence, Nahcivan, Bitlis, Şirvan ve Dağıstan Osmanlılara, Tebriz,Kirmanşah, Hemedan, Luristan ve Erdelan eyaletleri ise İran'a bırakıldı. Söz konusu antlaşma Osmanlı Devleti'nin memnun etmedi ve sadrazam azledildi. Dolayısıyla, kırılgan bir barış ortamı oluştu. İran da kaybettiği Kafkasya topraklarını geri almak için fırsat kollamaya başladı. 1733'te İran'da iktidarı ele geçiren Nadir Şah, Osmanlıların eline geçen bölgeleri almak için tekrar savaş açtı. 1735'te Arpaçay'da yapılan muharebeyi Osmanlılar kaybetti. Gence, Tiflis ve Revan İran'ın eline geçti.

Rusya ve Avusturya ile Savaşlar

Osmanlı Devleti'nin doğuda İran ile mücadelesini fırsat bilen Avusturya ve Rusya da iki cepheden harekete geçmişti. Azak kalesini ele geçiren Ruslar, Osmanlı kuvvetlerinin toparlanmasına meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve Urkapı'yı da işgal ettiler. 12 Temmuz 1737'de harekete geçen Avusturya ordusu ise, Bosna, Sırbistan ve Eflak'a girdi. Bu mağlubiyetler üzerine I. Mahmut sadarete getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşa'yı Rusya üzerine, Hekimoğlu Ali Paşa'yı da Avusturya üzerine sefere memur etti. Muhsinzade süratli bir hareketle Özi ve Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali Paşa ise Banya Luka'yı kuşatan Avusturya kuvvetlerine büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu Ali Paşa'nın bu zaferi İstanbul'da büyük bir sevince yol açtı. Avusturya ve Rusya barış istemek zorunda kaldı. Nihayet 18 Eylül 1739'de yapılan Belgrad Antlaşması'yla Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri sınır olarak belilendi ve 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması ile kaybedilen Kuzey Bosna, Batı Eflak ve Belgrad dahil Kuzey Sırbistan geri alındı. Rusya iseAzak Kalesi'ni ele geçirmekle beraber Azak Denizi'nde donanma bulunduramayacaktı.

Kapitülasyonlar

Osmanlı Devleti Atlas Okyanusu ticareti karşısında gerileyen Akdeniz ticaretini canlı tutmak amacıyla Kanuni Sultan Süleyman devrinde 1536 yılında müttefikiFransa'ya ticaret ve gümrük kolaylıkları sağlamıştı. Tek taraflı olarak verilen bu ayrıcalıklar süresi bittiğinde uzatılmak suretiyle sürdürülüyordu. Rusya ve Avusturya ile imzalanan Belgrad Anlaşmalarında arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rol üstlenen Fransa'ya bu kapitülasyonlar 1740 yılında imzalanan bir anlaşmayla sürekli olarak verildi. XIX. Yüzyıldan itibaren birçok ülkeye teşmil edilen ve Osmanlı Devleti'nin ekonomisine zarar vermeye başlayan kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Anlaşması ile kaldırıldı.

İran ile Yeniden Savaş

Avrupa devletleriyle anlaşmalar sağlayan I. Mahmud, yeniden İran üzerine döndü. Nadir Şah, bu vaziyet karşısında Osmanlılarla baş edemeyeceğini anlayınca, Kasr-ı Şirin Antlaşması maddeleri üzerinden anlaşma teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi (1746).

Islahatlar

John Young tarafından yapılmış bir portresi

John Young tarafından yapılmış bir portresi

I. Mahmut, Lale Devri'nde (1718-1730) büyük bir hız kazanan Osmanlı reform hareketinin Patrona Halil İsyanı ile kesintiye uğradığı bir siyasi ortamda tahta geçti. Amcası III. Ahmed'in başlattığı reform politikasını daha çekingen bir üslupla da olsa sürdürmeye gayret etti. İsyandan sonra duraksayan matbaacılık hamlesinin yeniden canlandırılmasına izin verdi. Başta Ayasofyakütüphanesi olmak üzere kütüphaneler kurdu. Daha sonra Nuruosmaniye Camii adını alan camiin Avrupa mimarisi tarzında inşa edilmesi için Simon Kalfa adlı Ermeni mimarı görevlendirdi ise de, daha sonra gelen tepkiler üzerine bu projeden vazgeçti. 1729 yılında Osmanlı Devleti'nin hizmetine giren Humbaracı Ahmet Paşa'nın öncülüğünde Humbaracı Ocağı büyük bir gelişme sağladı ve gerek Avusturya'ya gerekse Rusya'ya karşı kazanılan başarılarda önemli pay sahibi oldu.

Mimari Eserler

Hekimoğlu Ali Paşa Camii

Hekimoğlu Ali Paşa Camii

images indir

Birinci Mahmud döneminin en büyük eseri Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Külliyesi oldu. Tophane'de inşa edilen Birinci Mahmud Çeşmesi, Halep'te yapılan Osman Paşa Külliyesi, Kahire'deki Habbaniye Sultan Birinci Mahmud Tekkesi ve Sebili, Erzurum'daki Vezir İbrahim Paşa Camii, Cağaloğlu'ndaki Hacı Beşir Ağa Külliyesi, Saliha Sultan Çeşme ve Sebili ve Şumnu'da inşa edilen Şerif Halil Paşa Camii dönemin diğer önemli mimari eserleridir.

 

Zor bir dönemde padişah olmasına rağmen ülke içinde ve dışında huzuru sağlayan, Osmanlı Devleti'nin gerileme sürecini bir süreliğine de olsa yavaşlatmayı başaran I. Mahmut, 13 Aralık 1754'te hastalığına rağmen çıktığı Cuma namazından dönerken, Demirkapı'da at sırtında vefat etti. Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesi'nde babası Sultan II. Mustafa'nın yanına gömüldü.

Eşleri

  1. Hace Ayşe Sultan
  2. Hace Verd-i Naz Sultan
  3. Hatice Rami Sultan
  4. Hatem Sultan
  5. Raziye Sultan
  6. Halim Sultan

Kaynak: Kayı VII Sayfa 261-265