18.05.2014, Pazar

Sultan I. Abdülhamid Han

20 Mart 1725 Salı günü İstanbul’daki Karaağaç yazlık sarayında dünyaya geldi. Babası III. Ahmed Han, annesi Rabia Şermi Kadınefendi idi. Abdülhamid adı verilen şehzâdenin doğumu münase­betiyle diğer hanedan üyeleri gibi özel kutlamalar yapıldı.

Şehzade Abdülhamid, Patrona Halil İsyanı neticesinde tahttan feragat etme zorunda bırakılan babası ve diğer kardeşleri ile bir­likte 1 Ekim 1730’da Şimşirlik Dairesine çekildiler. Bu sırada beş yaşında bulunuyordu.

Yedi yaşına geldiğinde annesini, on bir yaşını henüz geçtiğinde ise babasını kaybetti. Böylece şehzade henüz ergenlik yaşına girmeden hem öksüz hem de yetim kaldı.

Şehzade Abdülhamid’in Şimşirlik Dairesinde geçen günlerine dair bilgiler fazla değildir. Onun bu sırada özellikle Kur’ân-ı Kerîm okumak, kitap istinsah etmek ve üzerinde düşünmek ile mükemmel bir biçimde ok ve yay yapmakla meşgul olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.

Ekberiyet esasına göre işleyen Osmanlı saltanat usulüne bakılırsa Şehzade Abdülhamid’e taht yolu neredeyse kapalı sayılırdı. An­cak ağabeylerinden Şehzade Mehmed’in 1756, Şehzade Numan’ın 1764 ve Şehzade Bayezid’in 1771’deki vefatları onu bir anda veliaht şehzade konumuna getirdi.

Sultan I. Abdülhamid, gerek tebaasının gerekse diğer memleket­lerdeki Müslümanların huzur ve refahı için olağanüstü gayret gös­teren ve elinden gelen her türlü çabayı sarf eden biri olarak tanınır. Padişah, İsmail seraskerinin cephedeki olumsuzlukları belirten raporunu gözyaşıyla kıraat ettiğini, zafer için yapılan dualarda da aynı halde olduğunu yazmaktaydı.

Özi Kalesi’nin durumuyla ilgili haberleri nasıl beklediğini şöyle belirtmişti, “Benim ne gecem ne gündüzüm malum değildir. Gece gündüz gözlerim yoldadır. Alim Allah üçte yattım. Saat altıdan berü bîmarım. Rahat mutasavver değildir.”

Öte yandan Rusların Kırım halkına yaptığı zulüm, Hotin ve Özi’nin düşmesi münasebetiyle bizzat kaleme aldığı hatt-ı hümâyunda dile getirdiği şu sözleri de onun duygusal yönü kadar vatan millet aşkının en bariz göstergesidir, “Özi’nin düştüğü takriri alimallah beni yeniden kederlendirdi. Bu kadar Müslüman erkek, kadın, küçük ve büyüğün kâfir elinde kalması beni mahzun eyledi. Yâ Rabb! Senden niyaz-ı âcizânem, adı geçen kaleyi, düşman elinden kurtarıp tekrar Müslümanların eline geçtiğini bana göstermendir.”

Gerçekten de Ruslar, bu katliam sırasında ihtiyar, kadın, çocuk tanımamışlar, vahşice yakıp yıkmışlar, insanlığın yüz karası olacak bir alçaklıkla, canlı-cansız her şeyi mahvetmişlerdi.

Dinî vecibelerini yerine getirmekte oldukça hassas olduğu bilinen I. Abdülhamid Han, Peygamber Efendimiz ve Ehl-i Beyt’ini çok severdi. Bunun için Mekke ve Medine’ye hizmette özel bir itina gös­termiştir. Hicaz bölgesinde yaşayanlara hususi imtiyazlar vermişti. Haremeyn-i Şerifeyn’e (Mekke ve Medine) hizmeti gaye edinmişti.

Sultan I. Abdülhamid İstanbul’da sık sık tebdil gezilerinde bulu­nur ve şehirdeki bütün gelişmelerle yakından ilgilenirdi. İstanbul’da meydana gelen yangınlarda hemen her zaman bizzat başında dura­rak söndürme faaliyetlerine nezaret etmişti. Özellikle 1782 yılındaki iki büyük yangın Suriçi’nde büyük tahribat yapmış, on beş yirmi bin hâne çevre şehirlerde ve Boğaziçi’nde iskân edilmişti.

Padişah en önemli iaşe maddeleri olan ekmek, et, yağ ve mumla ilgili kontrollerini devamlı ve aksatmadan sürdürürdü.

Padişahın dış politikada değişmeyen gündemi Kırım olacaktı. Saltanatının başında kerhen kabul ettiği Küçük Kaynarca Muahedesi maddelerinin olumlu manada değiştirilmesi ve sürüncemede bıra­kılarak uygulanmamasına yönelik bir dış siyaset takip etmiştir. Öte yandan Kırım’ın kaybı üzerine Kafkasya’ya yönelik önemli adımlar atacak ve bu bölgedeki Çerkezlerin İslâmiyet’i seçmelerinde büyük rol oynayacaktır.

I. Abdülhamid Han, ilim tahsili yaptığı gibi aynı zamanda edebi­yatla da yakından ilgilenirdi. 1777 senesinde kaleme aldığı Arapça kasidesi Ravza-i Mutahhara’nın, Hazreti Peygamber’in nurlandır-dığı odanın (hücrenin) duvarlarına yazılmıştır. Bundan dolayı bu kaside “el-Kasîdetü’l-Hucriyye – Hücre Kasidesi” olarak anılmıştır. Uzun Süre Mekke ve Medine’de kalmış ve Miratul-Haremeyn adıyla Mekke ve Medine’nin o zamanki tarihini konu alan bir eser yazan Eyüp Sabri’nin verdiği bilgilere göre, bu kaside Hücre-i Saadet’in kıble duvarına sağ taraftan başlayarak nakşedilmiştir.

“Efendim! Ey Allah’ın Resulü! Tutuver elimden” diyerek başla­yan bu kaside padişahın, Peygamber Efendimiz “sallallâhü aleyhi ve selleme” olan sevgi ve özlemini içermektedir.

EL-KASÎDETÜ’L-HUCRİYYE – HÜCRE KASİDESİ
Yâ Rasûlallâh!
Efendim! Tutuver elimden
Senden başka kimsem yok, meyledemem başkasına
Bütün kâinatta hidayet nuru Sensin
Ey güvenilenlerin en hayırlısı, cömertliğin sırrısın
Hakikattir, bütün varlıkların imdadı Sensin
Allah için insanların yol göstericisi ve hatalara set çekicisin
Ey hamd makamında (Makâm-ı Mahmudda) bulunmaya layık olan Efendim,
Tek, eşsiz, doğurulmamış ve doğmamış olan Rabbimin huzu­runda
Ey iki parmağından fışkırarak nehirler akan
Ordulara yardım ederek susuzluğunu gideren
Beni korkuya düşüren bir zarara uğradığımda
“Ey Efendiler Efendisi, ey sığınağım!” diye seslenirim sana
Hatalarımdan dolayı benim için Rahmana şefaatçi olmanı
Hayal bile edemeyeceğim bir şekilde bana ihsanda bulunmanı
Daima ve ebediyyen memnuniyet nazarıyla bakmanı
Her zaman lütufta bulunarak kusurlarımı gizlemeni niyaz edi­yorum
Beni de içine alan o bağışlayıcılığınla şefkat eylemeni istiyorum
Çünkü benim Zatından başka bir Efendim yok
Öyle bir seçilmiş zata tevessül ediyorum ki
O, Vâhid ve Ehâd’in sırrı, semalara yükselenlerin en üstünüdür.
O, Güzel’in yaratıcısı, güzelliğin Rabbi olan Allahü Teâlâdır.
Varlıklar içinde O, güzel gibi bir güzel bulamadım.
Odur mahlûkatın en hayırlısı, peygamberlerin zirvesi.
Halk içindeki en değerli hazine ve onları doğru yola iletendir.
Onunla (Rabbime) sığınıyorum, umulur ki Allah’ım beni bağışlar
İşte benim inancım ve itikadım budur!
Ömrüm sürdükçe O’nu medhetmeye şevkim hiç bitmeyecek.
Arşın Rabbi katında benim dayanağım O’nun muhabbetidir.
En güzel salât ona olsun ve bu ebediyyen devam etsin.
Selâm ile birlikte, hem de sınırsız ve sayısızca
Selam olsun şeref sahibi Âline ve ashabına da
Ki onlar müsamaha denizi, cömertlik ve yardım ehlidirler.

Küçük Kaynarca Antlaşması

Sultan I. Abdülhamit, 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşının kötü şekilde devam ettiği bir dönemde tahta geçti.Ruslarakarşı konulamayacağını anlayan Osmanlı Devleti, 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması'na imza attı. Bu antlaşmaya göre Kırım'a bağımsızlık verildi. Ruslar Karadeniz'de ticaret yapıp, donanma bulundurabilecekler,Balkanlarda Ortodoks toplulukların haklarını koruyacaklardı. Osmanlı Devleti, Rusya'ya savaş tazminatı verecek; ancak Rusya; Eflak, Boğdan, Besarabya veAkdeniz'de işgal ettiği adaları Osmanlı Devletine geri verecekti. Fakat bu bölgelerde Osmanlı Devleti genel af ilan edecek, halka din ve mezhep özgürlüğü verecek, halktan vergi almayacak, isteyen istediği yere göç edebilecekti.

1775-1779 Osmanlı-İran Savaşı

Divan

Divan

Tahta geçtikten 6 ay sonra Kaynarca Muâhedesini imzalayan Padişah, birkaç ay sonra da İran ile yüz yüze geldi.Kaçarlar'ın rakibi olan Kerim Han Zend, 1775'de Basra'yı muhasara altına alınca, Mayıs 1776’da İran'a harb ilan edildi. 1776'da İranlıların eline geçen Basra, ancak üç yıl sonra geri alınabildi.

Aynalıkavak Tenkihnamesi ve Rusya'nın Kırım'ı İşgali

Küçük Kaynarca Antlaşması sonucunda Osmanlı Devleti ile Rusya arasında kalıcı bir barış sağlanamamıştı. ÇünküRusya Kırım'ı tamamen kendisine bağlamak istiyordu. Kırım'da Osmanlı hükümetinin atadığı III. Selim Giray Han ileRusların Kırım'a Han olarak seçtikleri Şahin Giray arasında bir iç savaş çıktı. Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı ihtimali belirmesi üzerine, Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalandı. Küçük Kaynarca Antlaşmasının bazı maddeleri değiştirildi. Ruslar Kırım'dan askerlerini çekecek, Osmanlı Devleti ise Rusların istediği Şahin Giray'ın hanlığını kabul edecekti. Tamamen Rus taraftarı olan Şahin Giray'ı Kırım halkı istemedi. Çıkan ayaklanmayı bahane eden Şahin Giray, Rus kuvvetlerini Kırım'a çağırdı. Kırım Hanlığı, Rusya'nın Kırım'ı ani işgali sonucu 9 Temmuz 1783 tarihinde Rusya'ya bağlı bir eyalet haline geldi.

Rusya ve Avusturya Savaşı

I. Abdülhamid

I. Abdülhamid

Osmanlı ordusu, Temeşvar eyaletinde stratejik bir konumda bulunan Muhadiye Boğazı'nı ele geçirdi.Avusturyalıların toparlanmasına fırsat vermeden onların üzerine yürüdü. Bu sırada Avusturya İmparatoru II. Joseph80.000 kişilik bir ordu ve 500 topla Sebeş Boğazı'na geldi. 21 Eylül 1788 tarihinde yapılan Sebeş Muharebesi'nde Koca Yusuf Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu büyük bir zafer kazandı. İki ayrı cephede hem Avusturya, hem de Rusya ile savaşmak zorunda kalan Osmanlılar orduyu ikiye ayırmıştı. Bu durum Osmanlı Devletini zor durumda bıraktı. Saldırıya geçen Ruslar, Özi kalesini kuşatarak 20-25 bin kişiyi katlettiler.(17 Aralık 1788). Bu haberin İstanbul'a ulaşması üzerine, Sultan I. Abdülhamit kederinden hastalandı ve felç geçirdi. Ancak, 7 Nisan 1789'da vefat edene kadar devlet işleriyle ilgilenmeye devam etti. Dindarlığı ve iyiliği sebebiyle halkın "veli" olarak gördüğü Sultan I. Abdülhamit, 15 yıl 2 ay 17 gün süren saltanattan sonra, 64 yaşında vefat etti. Cenazesi Bahçekapı'da kendi yaptırdığı türbesine defnedildi.

 

 

 

 

Mühür Yüzük, Sultan I. Abdülhamid’e (1774-1789) aittir; altın, zümrüt; 2x2 cm. (T.S.M. 47/20)

Mühür Yüzük, Sultan I. Abdülhamid’e (1774-1789) aittir; altın, zümrüt; 2x2 cm. (T.S.M. 47/20)

Ölümü

391193_265768920199768_1973061835_n    

  1787-1792 Osmanlı-Rus savaşında Özi Kalesi'nin Rusların eline geçtiği kale içindeki halkın Ruslar tarafından katledildiği haberini duyunca felç geçirerek 1789'da öldü.

 

BİRİNCİ ABDÜLHAMİD TÜRBESİ'NDEKİ KADEM-İ ŞERİF'E (HZ. MUHAMMED'İN AYAK İZİ) DAİR

kadem pencere ici1

Hz. Muhammed'in ayak izi olduğuna inanılan çeşitli taşlara genel olarak "nakş-i kadem-i şerif" veya "nakş-i kadem-i saadet" denilmiştir. İslam tarihinin çeşitli devirlerinde Hindistan'dan Mısır'a, Kudüs'ten İstanbul'a kadar geniş bir coğrafyada yaygınlıkla görülmüşlerdir. İslam âlimleri arasında bunların gerçekten Hz. Muhammed'in ayak izi olduğu hususunda bir ittifak meydana gelmemiştir. Hz. Muhammed'in ayak izi olarak kabul edenler olduğu gibi, birçok âlim bu taşların sahtekârlık eseri meydana getirildiğine ve Müslümanları itikaden yanlış inanışlara sevk ettiğine dair görüşler ortaya koymuşlardır.
Osmanlı sultanlarının mukaddes emanetlere gösterdiği saygının derecesi fevkalade yüksektir. Bu öneme binaen Topkapı Sarayı'ndaki Enderun'un en önemli koğuşu veya dairesi, Hz. Muhammed'in hırkası ile diğer mukaddes emanetlerin saklandığı "Hırka-i Saadet" dairesidir. Burada dördü taş ve ikisi tuğla olmak üzere altı aded "kadem-i şerif" muhafaza edilmektedir. İstanbul'da Eyüp Sultan ve Üçüncü Mustafa türbelerinde de birer adet ayak izi bulunur.
İstanbul Bahçekapı'da Sultan Birinci Abdülhamid Türbesi'nde bulunan taş da bunlardan bir diğeridir. Türbe'nin kuzey tarafında bir niş içine hazırlanan camekânda sergilenmektedir. Birinci Abdülhamid'in tuğrası altında yer alan kitabede aşağıdaki beyitler mevcuttur.
 
 
Kaynaklar incelendiğinde görüldüğü üzere Birinci Abdülhamid'inveli olduğuna dair halk arasında yaygın bir kanaat vardır. Zamanında bu inanışı pekiştirecek çeşitli uygulamalara gidilmiş olması eşyanın tabiatına uygundur. Birinci Abdülhamid Türbesi'ndeki taşın Şam'da bulunduğu yerden İstanbul'a getirilmesi safahatı kaynaklardan takip edildiğinde birbirinin tekrarı bilgilerden ibarettir. Bu hususta en önemli iki kaynak olarak, Ayıntaplı Muhammed Münib Efendi'nin Âsâru'l-Hikem fî Nakşi'l-Kadem adlı eseri ile Osmânzâde Hüseyin Vassâf'ın Sefîne-i Evliyâ adlı eserleri görülmektedir. Günümüz eserleri genellikle bu iki kitaptan yaptıkları iktibaslarla Birinci Abdülhamid Türbesi'ndeki kadem-i şerifin hikâyesini nakletmişlerdir. Elde bir arşiv belgesi bulunmadığından rivayet üzere anlatılanların hakikati sorgulanmadan doğru olarak kabul görmüştür. Hüseyin Vassaf Efendi'nin nakli aşağıda aynen verilmiştir.
"Şeyh Muhammed Ziyâd Şâm-ı şerîf civârında Kadem karyesindeki, Kadem-i şerîf'in ced-be-ced nigehbânıdır. Pederi Ahmed-i Attâr, onun pederi Hümât'tır. Sultan Abdulhamîd Hân-ı evvel zamânında ârzû-yı şâhâne üzerine, Kadem-i Saâdet'i oradan başına alarak, mâşiyen İstanbul'a kadar bu sûretle getirmiştir. Kadem-i Saâdet, el-yevm Abdulhâmid-i evvelin türbesinde mahfûz mahfaza-i tekrîm olup, kandil ve arefe gibi eyyâm-ı mubârekede Kadem Dergâhı şeyhi olan zât tarafından güşâd ve ziyâret ettirilmek şart-ı vâkıf îcâbındandır. El-Hâletü hâzihî, ziyâret olunur. Muhammed Ziyâd hazretleri burada mazhar-ı hürmet oldu. O zaman Sadrazam bulunan Halîl Hamîd Paşa, Hz. Şeyh'e çok muhabbet gösterenlerdendir. Kadem Tekkesi'nin olduğu mahal, Kapıcıbaşı Konağı imiş. Mülk olduğundan Halîl Hamîd Paşa, burasını istimlâk ve vakf etmiş. 1190/(1776) târîhlerinde dergâhı inşâya muvaffak olup, Hz. Şeyh'i burada irşâd-ı nâs için alıkoymuş ve dergâhı kendisine teslîm eylemiştir…1205/(1791) târîhine kadar irşâd-ı nâs ile meşgûl olup, terk-i âlem-i nâsût eyledikte, dergâh-ı şerîf hazîresine defn edildi. Türbelerinin üzeri açık ve hâlen ma‘mûrdur. Kitâbe-i seng-i mezâr-ı ber-vech-i âtîdir: Kadem-i Şerîf'i Şam'dan Âsitâne-i aliyyeye nakl hizmetiyle şeref-yâb olan sülâle-i Sa‘diyye'den, kutbu'l-ârifîn ve gavsu'l-vâsılîn merhûm ve mağfûrun leh eş-Şeyh el-Hâc es-Seyyid Muhammed Ziyâd hazretlerinin, rûh-ı pür-fütûhlarına rızâ’en li'llâhi teâlâ, el-Fâtiha, 1205/(1791)

Kitabe Kitabe

 

Mimari çalışmalar

Sultan I. Abdülhamit, mimari alanda birçok eser yaptırdı. Kendi adını verdiği Sultan I. Abdülhamit Külliyesi, İstanbul Beylerbeyi Camii, Emirgan Çeşmesi, HasköySilahdar Yahya Efendi Çeşmesi, Gülşehir Kurşunlu Camii, Yozgat Ulu Camii, Unkapanı Şebsafa Camii ve Karavezir Medresesi bunların arasında en önemlileridir.

Kadem Pencere

Bu metne göre Kadem karyesinde bulunan Kadem-i Şerif, Şeyh Muhammed Ziyad Efendi'nin bekçiliğini yaptığı, atalarından miras bir taştır. Halil Hamid Paşa'nın sadrazamlığı zamanında, Birinci Abdülhamid'in arzusu üzerine Şeyh Muhammed Ziyad tarafından başının üzerinde taşınmak suretiyle ve yürüyerek Şam'dan İstanbul'a getirilmiştir. Halil Hamid Paşa da Şeyh Efendi için 1190/(1776) senesinde Kadem Tekkesi'nin bulunduğu mahaldeki Kapıcıbaşı konağını istimlâk ederek tekke inşa ettirmiştir. Bu tarihte bir karışıklık olduğu muhakkaktır. Çünkü 1190 senesinde Halil Hamid Paşa daha Âmedi kaleminde bir memurdur ve silsile-i meratibi çok hızlı yürütülmüş olsa da vezir ve sadrazam olmasına daha yedi sene vardır.Muhammed Ziyad'ın Sefine'de anlatıldığı bölüm, aslında İstanbul Etyemez'deki Kadem Tekkesi ve şeyhlerine dairdir. Bu metinde Şam yakınlarındaki Busra kalesinden bahsedilmemektedir.
Çağdaş bir nâkil olan Kilar-ı Hassa hocası Ayıntabi Muhammed Münib Efendi ise bu taşın Hz Muhammed'in peygamberliği öncesinde, çocukluğunda ve gençliğinde iki kez olmak üzere Şam'a yaptığı seferlerin birinde, Şam yakınlarında Havran adıyla bilinen Busra mevziinde zuhur ettiğini belirtirken, Kadem karyesinden ve camiinden hiç söz etmez. (Her ne kadar şeyhin mezar taşındaki kitabede Şam'dan İstanbul'a taşın nakli hizmetinde bulunduğu yazılıysa da) Bu taşın 1198 senesinde İstanbul'a getirildiğini kaydederken çağdaşı olduğu Şeyh Muhammed Ziyad adından da bahsetmez.
Yakınlarda Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde tasnifi tamamlanan Hatt-ı Hümâyûn fonunda rastladığımız bir belgede ise şimdiye kadar ulaşabildiğimiz en kesin bilgiler mevcuttur. Tarihsiz olan bu belgenin metni aşağıda verilmiştir.

kadem pencere

 

HAT_01451_00025_001_01

HATT-I HÜMAYUN
 
[Birinci Abdülhamid'in el yazısı>
Benim vezîrim bu tarafa celbi ve türbe‑i cedîdenin bir mahallinde vaz‘an ziyaretgâhı olmak nezdinizde münâsib ise getürdesiz değil ise yine Şâm‑ı Şerîf'de merkad‑i Yahya Aleyhisselâm'da vaz‘ ne vechile münâsib görünür ise yine taraf‑ı humâyûnuma arz idesin.
 
[Telhis>
Şevketlü Kerâmetlü Mehâbetlü Kudretlü Veliyy‑i ni‘metim Efendim Pâdişâhım
Şâm‑ı Şerîf tarafından vürûd eden tahrîrât mâdde‑be‑mâdde hulâsa etdirilip dünkü gün atebe‑i ulyâ‑yı mülûkânelerine arz olunmağın şeref‑yâfte‑i sudûr olan hatt‑ı humâyûnları mûcebince tahrîrât‑ı mezkûrede mestûr olan mevâddın nizâmına eğerçi ihtimâm‑ı bendegânem masrûf olup ancak Dimaşk‑ı Şâm eyâletine tâbi‘ Havran nâm nâhiyede vâkî‘ Eski Şâm demekle ma‘rûf Busra nâm kal‘adan kal‘ u celb ve tahtrevân misillü iki re’s katıra tahmîl ile Şâm‑ı Şerîf'e nakl ve müteveffâ Esad Paşa'nın hânesine vaz‘ u nasb olunan seyyid‑i veled‑i âdem, şefî‘ul‑ümem, nebiyyü'l‑Arab ve'l‑Acem, el‑meb‘ûsü kâffeten‑li'l‑âlem, sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem hazretlerinin kadem‑i muhteremlerini muhtevî bir kıt‘a hacer‑i mu‘ciz-eser‑i mufahhamın berren ve bahren nakli mümkin olmağla bu cânibe ityânı ve yâhud Câmi‘‑i Emeviyye'de merkad‑i münîr‑i Hazret‑i Yahya aleyhisselâm kurbunda cümle‑i âsâr‑ı cihân-dârîden olmak üzre bir mahal ihyâsıyla anda ikâmesi husûslarına dâ’ir emr u fermân‑ı cihân‑bânî ne vechile cereyân buyurulacağı tahrîrât‑ı merkûmede başkaca bir bend olarak istifsâr olunduğuna binâ’en mâdde‑i mezkûrede emr u fermân‑ı husrevânîleri ne vechile olduğunu isti‘lâm ve istibyân içün tahrîrât‑ı mezkûreden madde‑i mezkûre başkaca ihrâc ve huzûr‑ı âlîlerine arz olundu. Manzûr ve ma‘lûm‑ı humâyûnları buyuruldukda zikr olunan kadem‑i muhterem‑i Nebevî’nin ziyâretgâh‑ı hâss u âm olan makâma vaz‘ı züvvârının teksîr‑i tuhaf‑ı salât u selâmlarını mûcib olacağı âşikâr olmağla tahrîr olunduğu üzre Câmî‘-i Emeviyye’de merkad‑i mukaddes‑i Hazret‑i Yahya salavâtullâhi alâ nebiyyinâ ve aleyhi kurbunda mahall‑i mahsûsda tevkîfi ve yâhud bu cânibe celb ile âsâr‑ı hayriyye‑i Hudâvendigârî'den türbe‑i cedîdenin civârında ziyâretgâh olacak bir mahall‑i mahsûsa vaz‘ı şıklarından kangısına irâde‑i aliyye‑i tâc‑dârîleri ta‘alluk eder ise her hâlde emr u fermân şevketlü kerâmetlü mehâbetlü kudretlü veliyy‑i ni‘metim efendim padişahım hazretlerinindir.

Sultana Ait Beratlar

Berât: I. Abdülhamîd Dönemi h. 08.11.1187 / m. 21.01.1774. Konusu: Hacı Fatıma Hâtûn Vakfı Mütevellîsi Abdullah oğlu Ali'ye âit Ravza-i Mutahhara

Berât: I. Abdülhamîd Dönemi h. 08.11.1187 / m. 21.01.1774. Konusu: Hacı Fatıma Hâtûn Vakfı Mütevellîsi Abdullah oğlu Ali'ye âit Ravza-i Mutahhara

 

 

Eşleri

  1. Ayşe Seniyeperver Valide Sultan
  2. Nakş-i Dil Valide Sultan
  3. Hatice Ruhşah Sultan
  4. Hüma Şah Sultan
  5. Ayşe Sultan
  6. Binnaz Sultan
  7. Dilpezir Sultan
  8. Mehtabe Sultan
  9. Misl-i Na-yab Sultan
  10. Mu'teber Sultan
  11. Nevres Sultan
  12. Mihriban Sultan
  13. Baş İkbal Nükhet-Sedâ Hanımefendi

Erkek çocukları

  1. IV. Mustafa
  2. II. Mahmud
  3. Şehzade Murad
  4. Şehzade Nusret
  5. Şehzade Mehmed
  6. Şehzade Ahmed
  7. Şehzade Süleyman

Kız çocukları

  1. Esma Sultan
  2. Emine Sultan
  3. Rabia Sultan
  4. Saliha Sultan
  5. Alimsah Sultan
  6. Duruşehvar Sultan
  7. Fatma Sultan
  8. Melikşah Sultan
  9. Hibetullah Zekiye Sultan