19.10.2016, Çarşamba

SELÂNIK VE YANYA'NIN FETHI

Birinci Murad zamanında kuşlatılıp alınamayan, fakat hicrî 791 (M. 1394) yılında Yıldırım Bâyezid tarafindan zapt edilen Selânik, Ankara Muharebesi'nden sonra Bizans Imparatoru ile uyusmak isteyen Emir Süleyman tarafindan Bizanslilara terk edilmişti. Selânik şehrinin, Osmanlılar tarafından ilk defa olarak fethi ve bilahare tekrar Rumlarin eline geçisine dair bilgiler, Yıldırım Bâyezid dönemi hadiseleri arasinda zikr edilmisti.Osmanlılar'ın saltanat değişikliği ve buna bağlı olarak çıkan taht kavgalari fitnesi ortadan kalkıp tehlikeli durumlarının düzelmesinden sonra sıra daha önce ellerine geçmis olan Selânik'in yeniden elde edilmesine gelmisti. Bunun için Sultan Murad, Evrenoszâdelerle Turahan Bey komutasindaki ordusuyla Selânik'i muhasara ettirmişti. Bu sırada Manuel'in oğlu Andronikos, Selânik valiliğinde bulunuyordu. Muhasara yüzünden sıkıntıya düşen halk, Andronikos'un muvafakati olsun olmasın, kendilerine yiyecek vermek ve şehri mamur hale getirmek şartıyla Venediklilere satmaya karar verir. Venedikliler, kendilerine sadık kalmak sartıyla Selânikliler'in tekliflerini kabul ile elli bin duka altın karşılığında Selânik'i satın alırlar. Böylece Selânik halkı, para karşılığında kendilerini yabancı bir millete satarken, Venedikliler de kan yerine keselerinden para dökerek Ege kıyılarının en mühim şehirlerinden birine sahip olurlar. Bu esnada zaten hasta olan Andronikos da Venedikliler'ce Mora'ya gönderir (H. 826 / M. 1423).Sultan II. Murad, Selânik'in Venedikliler'in eline geçmesini istememişti. Fakat o sırada daha pürüzlü ve önemli isler oldugundan ses çıkarmamış ve uygun bir zaman gözetlemeyi uygun görmüştü. Sultan Murad, 1426 yılında Ayasolug'a giderek orada bulundugu sırada Midilli, Sakiz ve Rodos ile eski antlaşmalari yeniledigi zaman Venediklilerin Selânik'i almalarindan dolayi bunlarla olan muahedeyi yenilemeyerek Venedik elçisini geri çevirmişti. Padişah, buradaki işlermi yoluna koyduktan sonra Edirne'ye döner. Venedikliler yeni bir heyet göndererek muahedeleri yenilemek istedilerse de padişah: "Selânik, babamdan kalma mülkümdür. Büyük babam Bâyezid bazusunun kuvvetiyle burasini Rumlardan aldı, eğer oranın idaresi Rumlarin elinde bulunsaydi, bunlara haksızlık ettiğimi belki iddia edebilirlerdi. Siz ise İtalya'dan gelen Latinlersiniz. Buralara sokulmaniza sebep ne? Ya arzunuzla oradan .çekiliniz, ya da hemen gelirim" cevabini verir. Böylece elçiler bir iş göremeden geriye dönerler. Osmanlılar'ın bu şekildeki kesin tutumu üzerine Venedikliler, ilk günlerden itibaren işi diplomatik yollarla ve gürültüsüz atlatmaya çalışırlar. Sultan Murad'a defalarca elçi gönderirler ama bu çabalarin hiç birisi Sultan Murad'i bu oldu bitti karşısında yumuşatamaz. Bu arada Venedikliler, şehrin zapti kadar garip ve tuhaf olan bir muameleye baş vurarak bizzat Bizanslilarin tavassutunu temin ederler. Padişah, imparatorun bu tavassutunu çok garip bulmuştu. Loannis'in göndermis oldugu Nikola de Gona ve Frangopulos adlarindaki elçilerine, şayet Selânik imparatora ait olsaydı orayı hiç bir zaman zapt etmek istemeyeceğini, fakat Venediklilerin, imparatorun arazisi ile kendi toprakları arasına yerleşmesine de müsaade edemeyeceğini söyleyerek anlari da geri gönderir.Bu müzakereler esnasinda sefer hazirliklarini da ihmal etmeyen Sultan Murad, 1430 senesi Subatinin ortalarinda Edirne'den Serez'e gelir. Burada Anadolu Beylerbeyi olan Hamza Bey komutasindaki Anadolu kuvvetleri ile Sinan Bey komutasindaki Rumeli kuvvetlerini bir araya getirir. Kendisi Serez'de kalarak Hamza Bey'i ileriye gönderir. Bütün kuşatma hazırlıkları yapıldıktan sonra Venedik valisinden şehrin teslimini ister. Fakat Venedik valisi bunu red eder.

SELANİK

Bunun üzerine Hamza Bey şehri topla dövmeye başlar. Selânikliler, Venedikliler'den donanma ve yardim istedilerse de bu yardım gerçekleşmedi. Muhasara karargahına gelen Sultan Murad, şehrin bir an önce düşmesini istiyordu. Venedikliler Rumlara itimad edemediklerinden kendi askerlerini Rumlarin arasina dagıtmışlardı. Bu şekilde şehir müdafaa edilirken Rumlarin gevsekliğini ve icabında karşı tarafla anlaşmalarını önlemeyi düşünüyorlardı.Umumi hücumla alındığı takdirde şehrin zarar ve tahribata uğrayacağini hesaplayan Hamza Bey, hem buna mani olmak, hem de fazla zahmet çekilmeden fethi mümkün kılmak için surlardan içeriye adamlar soktu. Şayet Venedikliler, Rumlardan gelebilecek bir hainliğin önünü almak üzere önceden gerekli tedbirleri almamiş olsalardi belki de Hamza Bey'in adamlari gayelerine ulaşacaklardı. Buna meydan vermemek düşüncesi ile Venedikliler, her Rum askerinin yanına değişik memleketlerden ücretle topladıkları adamlardan kurulu yağmacı (Butineur) denilen askerden birini koymuşlardı. Ayrıca Hamza'nın oklarının ucuna mektuplar sararak Rumları şehir kapılarını açmaya teşvik etmesi, buna karşılık kendilerine hürriyet ve himaye vaad etmesi de bir sonuç vermedi. Çünkü Venediklilerin çok sıkı tedbirler almaları üzerine şehre sokulan adamlarla içeriye fırlatılan mektupların, Rumlar üzerindeki tesirleri önlenmişti. 26 Subat gecesi meydana gelen depremde halk büyük bir heyecan yaşadı. Fakat Venediklilerin çabasi sonucunda bu korku ve heyecan giderilerek müdafaa daha bir güç kazandı. Rumlar, Venediklilere mecburen itaat ediyorlardi. Hamza Bey'in tekliflerini kabul etmeyen Venedikliler'e karşi padişah, hücuma karar verir. Bu, şehrin zapt edildiği zaman, âdet olduğu üzere yağmaya uğramasi demekti. Hükümdar böyle bir karar almak zorunda kalmıştı. Çünkü daha önceki bütün bariş ve teslim çağrıları cevapsız kalmıştı. 28 Subat'ı 1 Mart'a bağlayan gece, Selânik halkı arasında genel hücumun ertesi gün yapılacağı söylentileri dolaşmaya başlar. Bunun üzerine halk, kalabalik topluluklar halinde kiliselerde toplanmaya başladı. En fazla kalabalık ise Aziz Dimitrios'un tabutu bulunan ve içinde devamli olarak "kutsal yağ" akan kilisede toplanmıştı. O gün aksama dogru, Osmanlılar'ın, limandaki üç Venedik kadırgasını yakması, Venedikliler arasında büyük bir korkunun meydana gelmesine sebep oldu. Bu yüzden bütün askerlerini kaleden çekip gemilere bindirdiler. Venediklilerin, şehrin savunmasından ayrılmalari, Rumları büsbütün perişan etmişti. Bu yüzden onlardan da bulunduklari mevzileri terk edenler oldu. Ertesi gün safakla baslayan genel hücum sonunda Osmanlı askeri şehre girmeye başladı. Bu esnada Selânik halkından bazıları, gruplar halinde Venedik kadırgalarına binmek istedilerse de bunlar, Venedikliler tarafindan gemilere alinmazlar. Selânik şehrini para karşılığı alan Venedikliler, sadece şehrin ticaretini düşünüyorlardı. Zira Selânik, Ege Denizi'nde ticarî mevkii parlak bir şehirdi. Fakat orada barınamayacaklarını anladıkları zaman dindaşları olan Rumları, Müslüman olan Osmanlılar'a terk etmekten çekinmemişlerdi. Öyle anlasılıyor ki şehrin umumî bir hücumla alinacağı söylentileri boşu boşuna çıkarılmış bir iddia değildi. Zira Mart ayının ikinci günü şato tarafından yapılan şiddetli bir hücum ve merdivenlerle üzerlerine çıkılan surların işgali sonunda, kale kapılarının açılması ile şehir zapt edildi (27 Receb 833/2 Mart 1430). Selânik'in düşmesi, Avrupa ve bilhassa Venedik'te büyük üzüntülere sebep olmuştu.Selânik zapt edilince Sultan Murad, Vardar Yenicesi ile diğer şehirlerden Türk aileler getirterek buraya iskân ettirir. Bu politikasi ile o, şehrin Müslüman Türk hüviyeti kazanmasina çalisiyordu. O, sadece iskân ile yetinmiyerek buraya yerleştirilenler için bazi imkânlar da sağlıyordu. Bu sebeple Aya Dimitri (Sen Dimitrios) kilisesi hariç olmak üzere diğer bütün kiliseleri camiye tahvil ettirir. Hammer'in ifadesine göre bazı kiliseleri de yıktırıp onların malzemesinden şehrin ortasında bir Türk hamamı yaptırır.Böylece Müslümanların rahat ibadet etmeleri ve diğer sosyal tesislerden istifade etmelerini sağlamıştı.Osmanlı kaynakları Selânik'in kırk günlük bir kuşatma sonunda zapt edildiğini yazarlarsa da yabancı kaynaklarda buranın daha kısa bir sürede zaptedildiği bildirilmektedir. Şubat ortalarında başlayan kuşatma, 2 Mart'ta sona erdiğine göre bu sürenin çok daha az olduğu anlaşılmaktadır.Selânik muhasarasi devam ederken, Amiral Andrea Moceniko komutasındaki Venedik donanması, Gelibolu'yu zapt etmek için uğraştıysa da bunda başarılı olamadığı gibi gemi bakımından da zayiata uğradi. Zira henüz emekleme durumunda bulunmasına rağmen Osmanlı donanması, onların başarılı olmasına ve Gelibolu'yu ele geçirmelerine engel olmuştu. Amiral Moceniko'nun yerine geçen Silvestr Morisini Selânik'in intikamını almak için 1431 yılında Çanakkale bogazının Anadolu yakasındakı istihkamlara ani bir baskında bulunarak ele geçirdigi muhafızlari öldürmüş, surlarını da tahrib etmişti. Bundan sonra Sultan Murad ile Venedikliler arasında Gelibolu'da bir muahede imzalanir. Bu muahede ile Selânik'in Osmanlilar'a terk edildiği belgelendirilip kabul ediliyordu. Dukas'ın ifadesine göre Venedikliler, Egriboz adasının Osmanlılar tarafından zapt edilmesinden korktuklari için böyle bir barış teklifinde bulunmuşlardı.Selânik'in zaptından takriben bir buçuk sene sonra 13 Safer 835 (9 Ekim 1431)'de Yanya Osmanlı topraklarına katıldı. Yıldırım Bâyezid zamanından beri Yunanistan'in Epir bölgesinde Latin kökenli despotlar vardı. Osmanlıların yüksek hâkimiyeti altında bulunan ve merkezi Yanya olan Epir despotu Karlotoçi (Carlo Tocco) ölünce ogulları arasında hâkimiyet mücadelesi baş göstermişti. Bunlardan Memnon adındaki oğul, Osmanlilar'dan yardım ister. Bunun üzerine Sultan Murad, Karaca Paşa komutasında gönderdiği kuvvetler ile Memnon'a yardım edip onu arzusuna kavuşturur. Bununla beraber yerli Ruro halkı, oğullar arasında meydana gelen bu mücadele ile Latinlerden memnun değildir. Bu yüzden aradan fazla bir zaman geçmeden Yanya halkının ileri gelenlerinin meydana getirdiği bir heyet, o sıralarda Selânik civarında bulunan Sultan Murad'ı ziyaret eder. Heyet, halkın hürriyetine, örf, âdet ve ibadetlerine dokunmayacağina dair Sultan Murad'dan bir ferman aldıktan sonra şehrin anahtarlarını kendisine teslim eder. Sultan Murad, Yanya'yı teslim almak için Karaca Paşa'yı görevlendirir. Karaca Paşa'nın şehri teslim almasından sonra buraya da Türkler iskân edilir.Yanya'nın barış (sulh) yolu ile alınması ve özellikle halkın isteğiyle Osmanlı idaresinin kabul edilmesi, Osmanlı idare ve adaletinin, Balkan halklari üzerinde nasıl iyi bir tesir meydana getirdiğinin göstergesidir. Kendi dindaşları olan Latinlerin zulüm ve çekismesinden bıkan halk, adalet ve hak sinaslıklarina güvendikleri Osmanlıya bağlanmayı tercih etmişti.

Altın Kapı (Vardar cad., 1867)