29.03.2018, Perşembe

Selahattin Adil Paşa

Askerlik hayatı

1902 yılında Kurmay Yüzbaşı oldu. 1905 yılında Şam'daki 5. Ordu'ya, ardından Selanik'teki 3. Ordu'ya atandı. 1906 yılında İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'de öğretmen yardımcısı olarak görev aldı. 31 Mart İsyanı sırasında Hareket Ordusu'nda görev yaptı. 1910-1911 yılları arasında Bükreş Ataşeliği görevini yürüttü. Trablusgarp ve Balkan savaşlarına katıldı. I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale ve Doğu cephelerinde bulundu.

Çanakkale Savaşları'nda, savaş öncesinde Çanakkale Müstahkem Mevkii'nde kurmay başkanı olarak görev yaptı. Savaş sırasında, Üçüncü Kirte Muharebesi'nde 12. Tümen'e komuta etti. Birinci Kerevizdere Muharebesi'ni yönetti. Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in emrinde 12. Tümen komutanlığını üstlendi.

1920 yılında Fransız işgal bölgesinde Kuva-yi Milliye'yi yapılandırmak ve Fransız yayılmasını önlemek üzere Adana Cephesi komutanlığına atandı. 1921 yılında Batı Cephesi'nde 2. Kolordu Komutanı olarak Sakarya Meydan Muharebesi'ne katıldı. Bu savaştaki başarısından ötürü Mirliva rütbesine terfi etti ve Paşa oldu. Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı görevine getirildi. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni ilk meclisteki milletvekillerine bildiren kişi oldu. Mudanya Mütarekesi'nden sonra İstanbul'un askeri denetimi kademeli olarak onun komutasındaki 81. Alay'a geçti. TBMM tarafından İstanbul Komutanlığı görevine getirildi. Savaştan sonra Kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi. 23 Eylül 1923 tarihinde Mirliva rütbesindeyken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Siyasi Hayatı

TBMM IX. Dönem Ankara milletvekili seçildi. TBMM İktisat Komisyonu Başkanlığı yaptı. 7 Temmuz 1953 tarihinde milletvekilliğinden istifa etti.

Özel Hayatı

Siret Adil Hanımefendi ile olan evliliğinden, üç çocuğu dünyaya geldi. Adları Saada, Suha ve Semuh'dur. Gizli kahraman olarak kalmayı yeğleyen Selahattin Adil Paşa başarılarını çocuklarına dahi anlatmamış mütevazi bir kimse olmuştur. Anılarını 1983 yılında "Hayat Mücadeleleri" adı altında oğlu Semuh Adil kitap halinde yayımladı. 2007 yılında "Çanakkale'den Mektuplar" adlı kitabını da yayımladı.

26 Şubat 1961 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Naaşı 1988 yılında Devlet Mezarlığı'na nakledildi.

ÇANAKKALE DE BÜYÜK KOMUTAN 

Çanakkale Deniz Zaferi denilince herkesin aklına 18 mart 1915'de kazandığımız, Seyit Onbaşı'nın topu tek başına kaldırması, Nusret mayın gemisi gibi insanı derinden etkileyen olaylar gelir. Oysa ki daha nice uğraşılar, mücadeleler ve insanlar bu uğurda herşeyi feda etti.
    Tarih buradan bir paşayı sıyırıyor ve tarihe onun penceresinden bakma hakkını veriyor bize. Selahaddin Adil Paşa, oğlunun bile bu savaştaki gayret ve başarılarından haberi olmayan bir baba. Çok sonraları oğlu Semuh Adil Bey'in babasının yazdıklarını kitap haline dönüştürmesi ve bize hem acı hem hoşnut eden bir kitap okumayı sağlıyor.
    Unutmadan yazayım, Selahaddin Adil Paşa'nın katıldığı savaşlara bir bakalım. Bu savaşlar;
  1911-1912 Osmanlı İtalyan Harbi (Trablusgarb Savaşı), 1912-1913 Balkan Savaşı, 1914-1918 I. Dünya Savaşı, 1919-1922 İstiklal Savaşı'ydı (Paşa,19 Haziran 1920'de katılmıştı).
    Kitabın önsöz'ünde Semuh Adil Bey babası için, ''Selahaddin Adil'in mektupları bize ilk kez bir Türk subayının insani yönünü göstermesi açısından çok özel bence.'' diyor. Öyle mi gerçekten birde kendisinden dinlesek mi?
    Efendim, kitap 3 bölümden oluşmakta ve birinci bölümü ''Selahaddin Adil Paşa'nın 1920 yılında İstanbul Erkan-ı Harbiye Mektebi'nde Çanakkale Deniz Muharebeleri üzerine verdiği konferans'' adını taşıyor. Çanakkale Müstahkem Mevki Kurmay Başkanlığı yapmış olan Onyedinci Kolordu eski Kumandanı Albay Selahaddin Adil Beyefendi tarafından Erkan-ı Harbiye Mektebi'nde konferans olarak anlatılmış (15 Şubat 1920).
    İkinci kısım ''Selahaddin Adil Paşa'nın Çanakkale Hatıraları'' başlığını taşıyor. Geneli itibariyle savaşı en ince detayına kadar anlatıyor. Yer yer,kişi kişi,adım adım...sonraki sayfaların birinde gözüme bir isim takılıyor. Mustafa Kemal Bey 8 Ağustos akşamından itibaren Kuzey Grubu sağ kanadına kadar genişletilen Anafartalar cephesinin emir ve kumandasını fiilen üstlenmiş bulunuyordu. Yanlış duymadınız, o zamanlar Bey deniyordu daha 'paşa' olmamıştı ama savaş sonrası başarı sağlayan diğer askerler gibi 'paşa' ünvanı Başkomutan Vekili Enver Paşa tarafından kendisine verildi.
   Ve iki isim daha dikkatimi çekiyor: Alçıtepe ilerisinde 13. Tümen ile bunun solunda Boğaz sahiline kadar olan mevzileri tutan 14. Tümen'den (Kazım Karabekir) oluşan iki mıntıkaya ayrılmış ve soldaki mıntıka Fevzi Paşa (Çakmak) kumandasına verilmiş. Görüldüğü gibi Cumhuriyet'i kuran ana mekanizmalar sahaya pek de sonradan dahil oldu denilemez.
   Son kısımda sıra ''Selahaddin Adil Paşa'nın Çanakkale'den Eşi Siret Hanım'a Yazdığı Mektular''a geldi.Nihayet birazda olsa Selahaddin Adil Paşa'yı ve aile eşrafını tanımaya nail olacağız. O kadar muazzam ve hoş bir diyalog var ki aralarında imrenmemek elde değil. Cepheyi yoluna sokmuş olan Paşa, boş vakitlerinde de eşine mektup yazıp, okuyarak vakit doldurmaktadır. Peki bu mektuplarda neler yazımaktadır? İşte Çanakkale'nin gizli kahramanı Selahaddin Adil Paşa'nın cepheden eşine yazdığı samimiyet dolu mektupları.


3 Eylül 1914'de yazdığı bir mektup:
    - Geceleri rahatlığımı sorma, geçen mektubumda yazdığım gibi sivrisinek bir taraftan, telefon zırıltısı diğer taraftan...
Mektubun sonlarına doğru nükteyle karışık bir tembih veriyor:
    -Piyanoyu güzelce akort ve tamir ettir. Fakat rica ederim çocukların ellerinde kalmasın.


 Eşi Siret Hanım ile muhabbetleri baya bir hoşmuş veya Selahaddin Adil Paşa'nın kalemi kuvvetli.
 (6 Eylül 1914)
 -Hıyanet! Her zaman serzeniş mi edeceksin, mehtaplardan istifade ettiğim,rahatsız olmadığım, artık bunları söyleme! Seni seviyorum dersem alay ediyorsun, ses çıkarmasam bir türlü. Şu Adil'cik (oğlu) gelsin de bari benimle olsun!
  Eşi Siret Hanım'ın yazdıklarını nüktedan bir şekilde cevaplıyor:
 -Adil'i (oğlu) bana nereden benzettiniz? Ah siz kadınlar hemen bir kulp takarsınız. Ne ise bizimki (doğacak) de sana benzer. Yine kızacak serzenişlere başlayacaksın, biliyorum.

 Aralarındaki özel hususları konuşamamanın derdini şöyle açıklıyor:
  (9 Ekim 1914)
  -Kapalı mektup yazabilmek hususu da yine çatallaştı. Galiba yine kartpostala yahut manasız, ruhsuz kelimelerle dolu mektup havalesine mecbur kalacağız.

Anlaşılıyor ki ya savaş durdu ya Selahaddin Adil Paşa uyku mefhumunu lugatından çıkardı.
(26 Ekim 1914)
-Dün gece yatakta Mehmed Rauf'un Genç Kız Kalbi nam (isimli) romanını okuyordum. Bir taraftan seni düşünüp, hayalini gözlerimin önüne getiriyordum.

Selahaddin Adil Paşa'nın nükteli bir dili var. Bazı sözleri ciddi mi yoksa latife ederek mi söylüyor anlamasını size bırakıyorum.
(15 Temmuz 1915)
-Ben burada iki-üç liradan fazla harcamıyorum. Hiç olmazsa siz iyi yiyip-içerek kendinizi besleyin, rahat edin. Ben de kıtlıktan çıkmışa döndüm, hiç sevmez iken canım yemiş istiyor, reçel istiyor, istiyor oğlu istiyor, ne bileyim bana ne oldu? Midem pek düzgün olmamakla beraber; bilmem yoksuzluktan mıdır nedir adeta aç gözlü oldum.

 Paşa ilk defa mektubunda giyecek,yiyecek vs. ihtiyacını bildiriyor. 
 (5 Ağustos 1915)
-Peştemal, silecek, birkaç patiska don, çorap, mendil, mektupluk kağıt, zarf, pul, sigara, kaşık, çatal, bıçak, peçete, bayramlık birkaç okka şeker, bisküvi, çay, evden ne istersen.

    Selahaddin Adil Paşa'nın özelliklerini belki fazlasıyla ön plana çıkaramadım ama bütün vazifelerini her koşulda yerine getirmeyi başarmış bir 'baba, eş ve paşa' dır. Onun savaşı bir araştırmacı kadar iyi kaleme almasından ziyade beni etkileyen ailesine gösterdiği özendi. Bir kez daha anladım ki bir kişinin hatıralarını okumak o kişiyi anlamak veya anlar gibi olmak için gereken en önemli kaynakmış. Ben sözlerimi tamamladım şimdi son sözü gerçek bir kahraman olan Selahaddin Adil Paşa'ya teslim edip, öğüt niteliğindeki sözü ile yazıma son veriyorum.

   ''Çanakkale muharebelerinde şehit ve yaralı olarak uğradığımız zayiat 300 bine yakındır. Bu muharebeler ayırım yapılmadan bütün milletleri kapsayan bir kahramanlık destanıdır. Ne yazık ki bu cephede olsun,diğer harp cephelerinde olsun hemen aynı derecede vatan aşkına kendini feda eden,isimleri meçhul kalmış ve unutulmuş kahramanlara karşı bütün ecnebi memleketlerde yapıldığı gibi,en seçkin bir yerde her vesile ile önünde hürmetle tereddütsüz eğileceğimiz ve eğilmemiz gereken bir 'Meçhul Asker' milli abidesi ihmal edilmiş ve onlara şükran borcumuz unutulup gitmiştir.''