18.01.2013, Cuma

Şehzade Bayezid

Nahcivan Seferi sırasında Şehzade Bayezid'i Kanuni'nin huzurunda gösteren bir minyatür.

1526’da İstanbul’da doğdu. 11 Kasım 1539’da kardeşi Cihangir ile birlikte sünnet edildi. 1541 Macaristan seferine katıldı. 1546’da Karaman sancak beyliği ile Konya’ya gönderildi. 1548’de İran üzerine yürüyen babasını Akşehir’de karşıladı, ordu Halep’te kışladığında da babası tarafından oraya çağrıldı. 1553 Nahcıvan seferinde ise taht muhafazası için Edirne’ye yollandı. Fakat Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden (6 Ekim 1553) sonra onun adına isyan eden Düzme Mustafa kuvvetlerini durdurmada ağır davranması, bu olayın kendisince düzenlendiği rivayetine yol açtı. Bu da babasının kendisine olan güvenini sarstı. Bununla birlikte Kanûnî oğlunu bağışladı ve Kütahya’ya gönderdi. “Ben kulunuzu muradına irgürdünüz” diye babasına teşekkür eden Bayezid (TSMA, nr. E. 6572/1), kendini artık tahtın tabii vârisi olarak görmeye başladı. Bu yüzden de ağabeyi Selim ile aralarında bir saltanat mücadelesi baş gösterdi. Bu mücadele yalnızca Bayezid’in ihtiraslarının ve aradaki çıkarcıların tertiplerinin değil ülkedeki idarî, sosyal, ekonomik şartların da bir sonucu idi. Kanûnî’nin saltanatına karşı başlayan hoşnutsuzluk, Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra daha da yaygınlaşmıştı. Nahif yaratılışlı, barış sever bir ruha sahip olan Bayezid kendisini zevk ve safaya düşkün Selim’den daha üstün görüyordu. Ayrıca Fâtih Kanunnâmesi’nin kardeş katli ile ilgili maddesinin uygulanması endişesi de saltanat mücadelesine girişmesinde rol oynadı.

Bayezid, annesi Hürrem Sultan’ın ölümü (16 Mart 1558) ile en güçlü koruyucusunu kaybedince kendisine taraftar toplamaya koyuldu. Bu durumda oğullarını birbirinden uzaklaştırmayı gerekli gören Kanûnî, her birinin haslarına 300.000 akçe ilâve ederek (terakki) Selim’i Konya’ya, Bayezid’i de Amasya’ya nakletti (6 Eylül 1558). Ancak Bayezid bu nakli bir hakaret saydı ve birtakım bahanelerle Kütahya’da kalmaya çalıştı. Bu arada kendisine yeni terakkiler, oğullarına da sancak verilmesi gibi bazı isteklerde bulunmuş, fakat babasının ısrarı karşısında 28 Ekim’de Kütahya’dan ayrılmıştı. Yine de bu tayini “cennetten cehenneme doğru” saydığından şikâyetler yağdırmış ve elli beş gün süren uzun bir yolculuktan sonra 21 Aralık 1558’de Amasya’ya varmıştı.

Kanûnî Sultan Süleyman Bayezid’i avutucu vaadlerle oyalarken o, “Padişah olan yalan söyler mi?” diye babasını suçlamaya yönelmiş ve adam toplamaya da hız vermişti. Bayezid’in “yevmlü” denilen askerlerini dağıtamayan Kanûnî Selim’in de asker toplamasını istemiş, ayrıca bazı beylerbeyileri ile vezir Sokullu Mehmed Paşa’yı ona yardıma göndermişti. Bu sırada Bayezid’in sancağından çıkması bir isyan olarak değerlendirilmiş, onun ve taraftarlarının katledilmelerinin vâcip olduğu hakkında fetvalar alınmıştı. Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi ile bazı din adamlarının verdikleri fetvalarda Bayezid, padişahın itaatinden çıkıp kaleleri ele geçiren, halka “mal salup” cebren alan ve asker toplayan bir “bâgī” olarak suçlanmıştı (Sultân Bâyezîd Nâm Şehzâde Hakkında Mevâlînin Verdikleri Fetvâdır, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3216, vr. 67b-69b).

Şehzade Bayezid divanının ilk iki sayfası ile (Millet Ktp., Ali Emîrî, Manzum, nr. 225)

Bu arada Amasya’dan Ankara’ya gelmiş bulunan Bayezid durumu öğrenince 30.000’i bulan kuvvetleriyle hareket ederek 29 Mayıs 1559’da Konya önlerine vardı. Ancak onun adamları Selim’i destekleyen düzenli kuvvetlere göre eğitim yönünden çok yetersiz olduğundan 30 Mayıs’ta başlayan ve iki gün süren savaş Bayezid’in yenilgisiyle sonuçlandı. Süratle Amasya’ya dönen Bayezid, Müftü Muhyiddin Cürcânî’yi babasına göndererek affını diledi. Fakat oğlunu affa lâyık görmeyen Kanûnî onun derhal yakalanmasını emretti. Bunun üzerine Bayezid oğulları Orhan, Osman, Mahmud ve Abdullah’ı alarak 7 Temmuz’da Amasya’dan çıktı. Doğu sınırına yaklaştığında Sa‘d Çukuru mevkiinde kendisine yetişen sancak beyleriyle tutuştuğu savaşı kazandı; ancak Osmanlı topraklarında barınamayacağını anlayınca 1559 Ağustosu ortalarında adamlarıyla birlikte İran’a sığındı (TSMA, nr. E. 5997).

23 Ekim’de Kazvin’e vardığında Şah Tahmasb tarafından parlak bir törenle karşılandı, hatta başına tabaklar dolusu mücevher saçıldı. Şah Tahmasb, Bayezid’in ricası üzerine görünüşte Kanûnî’den onun affını diledi. Kanûnî de bir ara oğlunun suçunu bağışlamayı düşündü, fakat Selim’le Tahmasb’ın olumsuz tutumları karşısında bundan vazgeçti. Selim kardeşinin ortadan kaldırılmasını daha uygun buluyordu. Bu çekişmeden faydalanmak isteyen Tahmasb da bir suikast hazırlandığı iddiasıyla önce Bayezid’in askerlerini dağıtmış, 16 Nisan 1560’ta da onu ve oğullarını hapsettirmişti.

Bundan sonra Kanûnî, Selim ve Tahmasb arasında Bayezid’in teslimi konusunda yazışma ve pazarlıklar başladı. Sonunda padişah şahın isteklerinden bir kısmını kabul etmek zorunda kaldı. Buna göre Tahmasb’a 1.200.000 altın ödenecek, Kars Kalesi de İran’a bırakılacaktı. Ayrıca Selim de padişah olduğunda İran’la dost kalacağını belirten bir ahidnâme vermişti. Anlaşmaya varılınca Bayezid ve oğullarını teslim alacak Osmanlı elçileri 16 Temmuz 1562’de Kazvin’e ulaşmışlardı. Bayezid, 23 Temmuz Perşembe günü Selim’in çavuşbaşısı Ali Ağa’ya teslim edildi ve hemen orada boynuna geçirilen kementle boğularak öldürüldü. Arkasından dört oğlu da aynı âkıbete uğradı. Daha sonra bu beş Osmanlı şehzadesinin naaşları Sivas’a getirilerek surların dışına defnedildi. Sonradan Melik-i Acem Türbesi diye tanınan bu türbe günümüze ulaşmamıştır. Bu arada Bayezid’in Bursa’da bulunan üç yaşındaki beşinci oğlu da öldürtülmüştür. Bayezid’in katlinden sonra Tahmasb’a vaad edilenden az olarak 500.000 filori ile bazı değerli hediyeler gönderilmiştir (TSMA, nr. E. 673/1).

Kanunî Sultan Süleyman’ın İsyan eden oğlu Şehzade Bayezid’e beddua etmesi

Mizaç itibariyle babasına benzeyen Bayezid’i 1555’te Edirne’de gören seyyah H. Dernschwam onu kısa boylu, solgun, sarı benizli, zayıf ve hafif bıyıklı olarak tarif eder. Ayrıca o kendisiyle tanışan diğer seyyahlar tarafından melankolik tabiatlı, fakat okumayı ve iyiliği seven, faziletli, şair yaratılışlı, zeki, mütevazi, mert ve cesur bir kişi olarak da nitelendirilmektedir. Şâhî mahlasıyla şiirler yazan Bayezid’in Kütahya’da iken âlimlerden ve şairlerden oluşan bir “irfan âlemi” kurduğu bilinmektedir. 1443 beyitten oluşan divanında (Millet Ktp., nr. 225) Farsça şiirler de vardır. Ayrıca “baba” redifli manzum afnâmesi, devrinde ülkenin her tarafında okunmuştur. Bayezid olayı, kanlı bir iç savaştan başka, yeniçerilerin muhafız olarak Anadolu’ya yayılması, şehzadelerden yalnızca en büyüğüne sancak verilmesi gibi bazı idarî değişikliklere de sebep olmuştur.

Allah Rahmet Eylesin Şehzade Bayezid ve oğullarına 

 

Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu Şehzade Beyazıt'la Yazışması

Şehzade Beyazıt'ın, kendisine dost gözüken baş düşmanı Lala Mustafa Paşa'nın kışkırtmasıyle ve kardeşi Selim (sonradan II. Selim)'le tutuştuğu Konya Savaşı'nda yenilgiye uğraması, O'nun hayatına mal oldu. Her ne kadar Beyazıt, sonradan pişmanlık duyarak "babası"ndan af ve özür dileyen mektuplar yazmışsa da, bunlar da Lala Mustafa Paşa'nın adamları tarafından ele geçirilerek yok edildi ve Kanunî'ye eriştirilmedi. Sonunda Beyazıt, îran Şahı Tahmasb'a sığınmak zorunda kaldı. Tahmasb, önce şehzadeyi çok iyi kabul etmiş, fakat sonradan, Osmanlı saltanatının tek adayı Şehzade Selim'in dostluğunu ve minnetini kazanmak düşüncesiyle, O'nu, istanbul'dan gelen Selim'in adamlarına teslim ederek, 25 eylül 1561'de öldürülmesine sebep olmuştur. Güzel şiir yazan ve şiirlerinde Şahsî mahlasını {takma adını) kullanan Şehzade Beyazıt'ın babasına yazdığı manzum yakarış mektubu ile Kanunî'nin bu mektuba verdiği cevabı, Osmanlı tarihinin saltanat hırslarını yansıtmak bakımından ilginç bularak, sunmakta yarar görüyoruz. ŞEHZADE BEYAZIT'IN MEKTUBU   Ey seraser âleme Sultan Süleyman'ım baba, Tende Canım, Canımın içinde cananım baba, Bayezîd'ine kıyar mısın benim canım baba Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.    Enbiya ser-defteri yani ki Âdem hakkıçün,  Hem dahi Musî ile îsî-i Meryem hakkıçün, Kainatın server-i ol Ruh-i âzam hakkıçün, Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.    Sanki Mecnun'um, bana dağlar başı oldu durak,  Ayrılıp bilcümle mal ü mülkten düştüm ırak, Dökerim göz yaşını vâhasretâ, dâd-el-firak, Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.   Kim sana arzeyleye hâlim, eya şah-ı kerim, Anadan, kardeşlerimden ayrılıp kaldım yetim, Yok benim bir zerre isyanım sana, Hak'tır alîm, Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.     Bir nice ma'sumum olduğun şeha bilmez misin?  Anların kanına girmekten hazer kılmaz mısın, Yoksa ben kulunla Hak dergahına varmaz mısın, Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.   Hak Taâlâ, kim cihanın şahı etmiştir seni Öldürüp ben kulunu, güldürme şahım düşmeni Gözlerim nuru oğullarımdan ayırma beni Bigünahım, Hak bilür devletlü sultanım baba   Tutalım iki elim baştan başa kanda ola, Bu meseldir, söylenir kim "kul günah itse n'ola" Bayezîd'in suçunu bağışla, kıyma bu kula, Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.Seraser: Baştan başa. 2 Ser-defter: Kitaba, deftere yazılan ilk isim. Ruh-i âzam: en büyük ruh, Tanrı Ruhu'nun insanda tecellisi. 3 Bilcümle: hep, bütün. Vâhasretâ, dâd-el-firak: "özleyiş ve ayrılık acısından medet." 4 Kerim: bağışı bol, cömert. Eya!: Ey! Alim: bilen. Şehâl: ey padişah! Düşmen:düşman  

KANUNÎ'NİN YANITI

  Ey demeden mazhar-ı tuğyan ü isyanım oğul, Takmayan boynuna hergiz tavk-ı ferman'ım oğul, Ben kıyar mıydım sana ey Bayezıt Han'im oğul, Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.   Enbiya vü evliya, ervah-ı âzam hakkıçün, Nûh u İbrahim ü Musî İbn-i Meryem hakkıçün, Hatm-ı âsâr-ı nübüvvet Fahr-i Âlem hakkıçün, Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.     Âdem adın itmeyen Mecnun'a sahralar durak, Kurb-i taattan kaçanlar daima düşer ırak, Tan değildir der isen "Vâhasretâ, dâd-el-firak" Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.    Neşet-i Haktır übüvvet, ram olan olur kerim, "Lâ-t'akul üf!" kavlini inkâr eden kalur yetim, Taat'a, isyana âlimdir Hudavend-i azîm, Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.   Hak reâya-yi muti-e rai etmiştir beni, İsterim mağlûb idem ağnâm'a zi'b-i düşmeni, Haşelillah öldürürsem bîgüneh nâgeh seni, Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.    Rahmü şefkat, ziyb-i iman olduğun bilmez misin, Ya dem-i ma'sum'u dökmekten hazer kılmaz mısın, Abdi âzâd ile Hak dergahına varmaz mısın, Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.   Tutalım iki elin baştan başa kanda ola Çünki istiğfar idersen biz de afv-etsek n'ola Bayezîd'im suçunu bağışlarım gelsen yola, Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul. 

 

 

BİBLİYOGRAFYA

TSMA, nr. E. 673/1, 1397, 3926, 5997, 6058, 6059, 6319, 6572.

Târîh-i Âl-i Osmân, Bursa Ulucami Ktp., nr. 40/2021, vr. 52a.

Şehzade Bayezid (Şâhî), Divan, Millet Ktp., nr. 225.

İtâatnâme, Süleymaniye Ktp., Hüsrev Paşa, nr. 341.

Sultân Bâyezîd Nâm Şehzâde Hakkında Mevâlînin Verdikleri Fetvâdır, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3216, vr. 67b-69b.

Derviş Çelebi, Cengnâme der Harb-i Sultân Bâyezîd, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 2735.

Ârifî, Veḳāyiʿi Sulṭân Bâyezîd maʿa Selîm Ḫân, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1540.

Gaffârî, Cihân-ârâ, Tahran 1343 hş., s. 304-308.

Hasan-ı Rûmlû, Aḥsenü’t-tevârîḫ (nşr. C. N. Seddon), Baroda 1931, I, 408-409, 411-412, 415-417.

Feridun Bey, Münşeât, II, 20-48.

Busbeck, Türk Mektupları (trc. H. Cahit Yalçın), İstanbul 1938, s. 78, 102-113, 115, 118, 181-194, 210-220, 276-283.

H. Dernschwam, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü (trc. Yaşar Önen), Ankara 1987, s. 331-332.

Âlî, Nâdirü’l-mehârib, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1290, vr. 1a-25a.

a.mlf., Künhü’l-ahbâr, DTCF Ktp., İsmail Saib Sencer, nr. I/1783, vr. 45b-58b, 70a-71a, 75a-84a.

Kınalızâde, Tezkire, I, 119-121.

Peçuylu İbrâhim, Târih, I, 45, 302, 341-342, 385-409.

Karaçelebizâde, Süleymannâme, Bulak 1248, s. 171, 182.

Sarı Abdullah Efendi, Düstûrü’l-inşâ, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3332, vr. 246b-294a.

D. Trevisno, Relazione, Albari, ts., III/1, s. 174; III/3, s. 116 vd.

Hüseyin Hüsameddin [Yasar], Amasya Târihi, İstanbul 1927, III, 316-320.

Hikmet Turhan Dağlıoğlu, XVI. Asırda Bursa 1558-1589, Bursa 1943, s. 22-24.

Mustafa Akdağ, Celâli İsyanları 1550-1603, Ankara 1963, s. 61, 78-79, 112, 114.

Şerafettin Turan, Kanunî’nin Oğlu Şehzâde Bayezid Vak’ası, Ankara 1961.

a.mlf., “Şehzade Bayezid’in Babası Kanunî Sultan Süleyman’a Gönderdiği Mektuplar”, TV, I/16 (1944), s. 118-127.

Ahmed Refik [Altınay], “Konya Muharebesinden Sonra Şehzade Sultan Bayezid’in İran’a Firarı”, TOEM, sy. 36 (1331), s. 705-727.

Ekrem Kâmil, “Hicrî Onuncu-Milâdî Onaltıncı Asırda Yurdumuzu Dolaşan Arap Seyyahlarından Gazzî ve Mekkî Seyahatnâmesi”, Tarih Semineri Dergisi, I/2, İstanbul 1937, s. 40-42.