21.09.2020, Pazartesi

Nefise Melek Hatun

Padişah kızlarının edindiği konum ve itibarın sonrasında gelen, prenses, kraliçe ve sultan ünvanlarıyla toplum içerisinde varolabilmek, neredeyse tüm genç kızların hayalidir.  Fakat tarihimizde bu yüceliklere nail olup da, saadeti bir türlü elde edemeyen ve bu asil makamlara rağmen, kadınlığından dolayı yazgısına yenik düşen bir çok ulu hatunumuzda yok değildir.  İşte Nefise Hatun'da bir padişah kızı olmasına rağmen, bir kadının başına gelebilecek her türlü acıyı tatmış ve teselliyi de sadece hayır işlerinde arayan, Konya ve Karaman illerinin gururu bir kıymetti.  Osmanlı imparatorluğunun gönül ikliminde yetişmiş olan Nefise Hatun, Murat Hüdavendigar ( 1359 – 1389 ) ve Gülçiçek Hatun'un kızıdır. Anadolu topraklarına, Yaradan'ın daima desteğini dileyerek sahip çıkan ve  Türk insanın haklı takdirini kazanan Murat Hüdavendigar, ön sezileri ve kudretli duruşuyla tarihimizi şereflendirmiş, muhteşem bir dava insanıydı. Öyle ki, arkasında da soylu bir nesil bırakan sultan Hüdavendigar, öldükten sonra da bu yüce davaya sahip çıkacak bir neslin hükümdarı oldu.  Kendisinin dışında yedi kardeşi daha olan Nefise Hatun'un ise, diğer kardeşleri 1.Bayezid, Savcı Bey, Halil Bey, Sultan Hatun, İbrahim Bey, Yahşi Bey, Yakub Çelebi'dir. Kardeşleri arasında en önemli isimlerden biri olan ve namı bugün bile hala aynı görkemle yürüyen Yıldırım Bayezıd Han'dır ( 1389-1402 ) ki O ; büyük zaferler ka¬zanarak, İslâmı bütün bayrakların üzerinde dalgalandırmakla vazifeli bir kahraman padişahtı ve O, kocaman bir gönül ve cesaret timsali bir civanmertdi !. Tam manasıyla saltanatın ihtişamı içerisinde büyüyen güzel sultan, ilk fidanı Konya'mızda dikilen Osmanlı'nın bir devamı olarak yaptırdığı eserlerle anılagelmiş ve bugün bile bizlere o iklimi hatırlatan ve özleten köklü bir miras bırakmıştır.  Hakeza şanlı tarihimizde Murat Hüdavendigar ve Nefise Hatun için Konya ne ise, Konya içinde On'lar o derece değer arz etmektedir. Kendisinden sonra tahta çıkacak olan oğlu Yıldırım Bayezıd'ı, Osmanlı devleti ile Germiyanoğulları arasındaki husumeti yumuşatabilmek için Devlet Şah Hatun'la evlendiren 1. Murat, kızı Nefise Hatun'u da, yine ülke çıkarlarını gözeterek ( sıhrıyet bağı ) o dönemde Konya'ya bağlı olan Karaman topraklarına gelin eder.  Karamanoğulları Beyliği'nden Alaaddin Ali ile, ( 1360-1385 ) aralarında birbirlerine kardeşim diyecek kadar  büyük bir dostluk oluşan sultan Murat'a, Alaaddin Ali, görüşme talep eden bir mektup ve muhteşem hediyelerle, Hızır Bey'in oğlu Ali Bey'i elçi kılarak Nefise Melek Hatun'u istemeye gönderir. Sultan Murat ise bu teklif karşısında kayıtsız kalmaz ve cevabı olumludur. Neticede Bursa'da verilen bu tarihi karardan sonra Nefise Hatun'la Alaaddin Ali 1377 yılında, nişanlanırlar.  Hem Karamanoğulları adına olan sorumluluğundan dolayı, hem de Hüdavendigar gibi bir sultanın damadı olacağı için büyük bir serveti gözden çıkaran Ali, müstakbel eşine dudak uçuklatan cinsten bir çeyiz gönderir.  Her iki tarafta gelişmelerden oldukça memnundur ve uzun süren bir nişanlılık döneminden sonra 1380 yılında ihtişamlı bir düğünle evlenen çift, daha sonra Karaman'a yerleşirler, fakat;  Şikari'ye göre bu evlilik, Alaaddin Ali için bir ilk değildi ve Nefise Hatun'dan önce de bir kaç evliliği olmuştu.  Evliliklerinin ilk yıllarında çok mutlu olan çiftin, Karaman ismini verdikleri bir de oğulları olur. Padişah ecesi Nefise Hatun çok mutludur ve onu çok sever ve adeta üzerine titrer. Çünkü yalnızdır aslında o koca hanedanın içerisinde ve tek tesellisi de biricik yavrusu Karaman'ıdır. Öyle ki, kocası o büyüleyici saltanatın içerisinde varolabilme mücadelesinde karısını ve oğlunu sürekli ihmal ediyor ve hırsına yenik düşüyordu. Fakat yukarıda bahsettiğimiz gibi, Anadolu'ya hükmeden yüce bir padişahın kızı bile olsa, o da ölümü tadacak, yaratılmış olduğunu hatırlayacak ve çoğu insanın kaderine ortak olacaktır.  Çünkü güzeller güzele Nefise Hatun'un cânı, 1,5 yaşındaki minik oğlu Karaman, bilinmeyen bir nedenle vefat eder. Evliliğinden umduğunu bulamayan sultan kızı, ne yazık ki bu kez evlat acısıyla dayanılmaz ıstıraba gark olur. Melek Hatun bu hazin ayrılıkla elbet çok yıkılır ve bedbahtır fakat, her şeye rağmen ayakta kalma mücadelesi veren hatun, oğlunun anısını yaşatabilmek adına, bugün bile Karamanoğullaarı tarihini bize yansıtan ve bir sanat şaheseri olan Hatuniye Medresesi'ni yaptırır.  Benimde bizzat gördüğüm ve hayranlık duyduğum bu muhteşem eserde, pek çok insana verilecek ilim eğitimiyle teselli bulan Nefise Hatun, burasının tam manasıyla bir ilim evi olabilmesi için hiç bir masraftan kaçınmaz. Aradan geçen zaman içerisinde Melek Hatun'un Karaman'dan sonra, Ali ve Mehmet isminde iki oğlu daha olmuştur, fakat kocası Alaaddin Ali rahat durmuyor ve karısına çektirdiği yalnızlığını katmerlercesine, kayınpederi Murat Hüdavendigar'ın Rumeli'de fetihlerde bulunmasını da fırsat bilerek, Osmanlı sınırlarına dahil olan Beyşehir'i ele geçirir. Doymak bilmeyen Alaaddin Ali başına geleceklerden habersiz bir şekilde, hala gözünü başka topraklara dikmiş ve tam onların planlarını yapmak üzereydi ki, hiç beklemediği bu haber üzerine çok öfkelenen yüce sultan Hüdavendigar ise, Rumeli'den Anadolu'ya geçerek fazla uğraşmadan küçük bir muharebe ile, Karamanoğulları'nı mağlup eder ve Konya'ya yeniden sahip olur. Fakat damadının bu haddini aşan atağına çok sinirlenen sultanın henüz öfkesi geçmemişti ki, babasının yapabileceklerini çok iyi bilen Nefise Hatun, her şeyini kaybeden kocasını affetmesi için babasına ricada bulunur.  Evlat, illede evlat değil mi ? Babası ve kocası arasında çile dolduran Nefise Hatun'un bu ricası, Anadolu üzerinde ürkütücü gücü olan, kudretli padişahın kalbini yumuşatmaya yetecek ve evladının saadeti için adeta gücünü ispatlarcasına aldığı o toprakları yeniden Alaaddin Ali'ye geri iade eder. Sultan Murat ve Alaaddin Ali'nin tek ortak noktaları olan Nefise Hatun'un yüzü suyu hürmetine varılan bu anlaşma, ne yazık ki hükümdarın 1389 yılında Kosova savaşında şehit edilmesi üzerine bozulur ve Alaaddin meydanı boş bularak, yeniden Osmanlı topraklarına girer. Şairliğiyle de tanıdığımız büyük padişah Murat Hüdavendigar, sağlığında yazdığı şiirinde ki gibi ;   Varalım bir iki gün zikredelim Mevlâ'yı,  Bize ısmarladılar mı, bu yalan dünyayı ?. derken, o ihtişamlı saltanatın bile geçici olduğunu ifade etmektedir. Fakat, babasından sonra tahta oturan Yıldırım Bayezıd ise, kız kardeşi Nefise Hatun'un hırslı kocası Alaaddin Ali'nin bitmek tükenmek bilmeyen toprak ihtirası nedeniyle, iyice öfkelenir ve babasının bıraktığı yerden saltanat kudretini konuştururcasına, bir zamanlar babasının kızının hatırına gösterdiği müsamahayı göstermeksizin atağa kalkar. O bir Yıldırım Bayezıd'dır, O bir kahramandır ve O, devasa bir iman kuvvetinin canlı göstergesidir. O'nun önünde kim durabilir ki ! Kardeşi Nefise Hatun'u iki oğlu Ali ve Mehmet Bey'leri Bursa'ya göndererek, onları koruma altına alan Bayezıd, buradan sonrasında da kendisine bahşedilen pâye Yıldırım gibi bir hamle yaparak büyük bir orduyla Konya'ya girer, Karamanoğulları'nı yeniden mağlup eder ve ardından da Alaaddin Ali'yi öldürtür.  Yaşantısı boyunca inişli çıkışlı bir hayat grafiği çizen Nefise Melek Hatun, hiç bir zaman tam manasıyla mutluluğu tadamamış ve evlilik gibi en kutsi değerlerini de yine saltanatın dehlizlerinde kaybetmiştir.  Gençliğinin en güzel günlerini keder içerisin geçiren hatun, babasının şiirindeki gibi o düsturu tatbik ederek, bu geçici dünyaya bakî kalacak eserler bırakmıştır.  XV.yüzyılın başlarında hayatını kaybeden Nefise cân, kendi şaheseri olan Hatuniye Medrese'sinde medfundur.

 

Kaynaklar

Nezahat Bekleyiciler

 Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı Padişahları Ansiklopedisi s, 21. Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlana'dan Sonra Mevlevilik s, 122. Dr. Tahsin Ünal, Karamanoğulları Tarihi s, 170-172-174. Nezahat Bekleyiciler, Yolu Konya'dan Geçen Ulu hatunlar s, 119-122. Samiha Ayverdi, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları s, 144-145.