28.09.2016, Çarşamba

MALATYA'NIN ZAPTI

 

 

Sultan Bâyezid, Kadı Burhaneddin'in ülkesini kendi ülkesine ilhak ettikten sonra Bursa'ya dönmüştü. Bundan kısa bir müddet sonra 15 Şevval 801 (20 Haziran 1399) günü vefat eden Memlûk Sultani Berkuk'un bu ani vefati, gerek ülkesinde gerekse dışarda bazı tesirlerin meydana gelmesine sebep olmuştu. Timur'un, kendisinden çekindiği Berkuk'un ölümüne sevindiği anlaşılmaktadır. Nitekim Ibn Hatib en-Nâsiriya'nın bildirdiğine göre Berkuk'un ölümünden büyük bir ferah ve sevinç duyan Timur, ölüm haberini getirene 15.000 dinar vermişti. İbn Arabsah ise, Hind seferinde iken bu haberi alan Timur'un sevinçten adeta uçtuğunu tasvir eder. Memlûk Sultani Berkuk'un ölümü üzerine yerine geçen oğlu Ferec'in küçük ve tecrübesiz olması yanında emirler arasında meydana gelen ihtilaflar aynı zamanda Yıldırım Bâyezid'i de memnun etmiş görünmektedir. Şayet Ahmedî'nin verdiği bilgileri doğru kabul edersek Yıldırım'ın da buna sevindiğini söyleyebiliriz. Fakat bu sevincin doğrudan doğruya ve sadece ölüm sebebiyle mi yoksa başka bir maksattan mı kaynaklandığı belirtilmemektedir. Ahmedî bu konuya bir açıklık getirmeden şöyle der:
"Buni isidüb Sam'a ol kasd eyledi
Misir benüm oldi deyü söyledi.
Demedi ol öldi ben dahi ölürem.
Söyle kim ol oldi ben dahi oluram."

Gerçekten, Ferec'in küçük ve tecrübesiz olması, o esnada Timur'un da Hindistan'da büyük bir istila ile meşgul olmasını fırsat bilen Bâyezid, daha önce Anadolu Selçukluları ülkesinde iken bilahare Mısırlılar eline geçmis olan bölgelerin zaptina karar verir. Bunun için daha önce Kadi Burhaneddin'e ait olduğunu belirttiği Malatya'nın kendisine verilmesi için Nasirüddin Ferec'e bir elçi gönderir. Red cevabı alması üzerine Sivas'tan Malatya'ya gider. Şehrin müdafaa edildiğini görünce şehri kuşatır. Bu kuşatmanın devam etmesinin aleyhlerine olacağını anlayan Malatyalılar teslim olur. Yıldırım, oraya bir miktar asker koyarak geri döner. Bu arada Memlûklara ait Kâhta, Besni, Divriği ve Darende kaleleri de Osmanlılara geçmiş olur. Böylece Elbistan da, Orta Fırat havzasına kadar uzanan Osmanlı hududu içine girmiş olur.
Mısır'da meydana gelen saltanat değişikliğinden istifade ile Malatya ve çevresini alan Yıldırım Bâyezid'e karşı kader, başka bir şekilde tecelli edecekti. Bu tecelli de Ahmedî'nin dediği şekilde olacaktı. Mısır'da meydana gelen sarsıntıyı dikkatle takip edenlerden biri de şüphesiz ki Timur'du. O, Osmanlılar ile Memlûklular arasındaki çatışmayı çok iyi değerlendirip her iki düşmanını ortadan kaldırmak için zamanın geldiğine karar verir. Timur, 1400 yılında Azerbaycan ve Doğu Irak'ta hâkimiyetini yeniden kurduktan ve Gürcistan'i zapt ettikten sonra Pasinler'e dogru yol almaya baslar. Bu sirada Bâyezid'e itaati kabul etmeyen Erzincan Emiri Mutahharten Bey ile Bâyezid tarafından beyliklerine son verilen Menteşoğlu, Saruhanoğlu Hızır Şah, Germiyanoglu Yakub Bey, Aydınoğlu İsa Bey'in oğlu Musa Bey, Timur'a baş vurarak kendisine olan bağlılıklarını bildirip topraklarını geri almak için yardım isterler. Buna karşılık, Timur'un önünden kaçan ve Bağdad'da hüküm süren Celayirli Sultan Ahmed ile Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, Sultan Bâyezid'e sığınırlar. Bunlara büyük bir iltifat gösteren Bâyezid, Sultan Ahmed'e Kütahya şehrini, Kara Yusufa da Aksaray'i ikamet yeri olarak tahsis eder. Ayrıca bu şehirlerin gelirlerini de onlara verir. Bu iki düşmanının, Bâyezid tarafından kabul ve himaye edilmesi, zaten savaşmak üzere Anadolu'ya gelmis olan Timur'a savaş için bir fırsat verir. İki hükümdar arasında teati edilen mektuplar müsbet bir netice vermez. Hatta Timur, Osmanlı idaresindeki Sivas'a girerek (Agustos 1400), şehri savunan herkesi kılıçtan geçirtti. Timur, yalnız Sivas'i tahrib ile kalmamış, hatta kendisini mushaflar (Kur'an ve Kur'an sayfalan) ve tevhidler ile karşılamaya çıkan çocukları, ordusundaki atlarin ayakları altında çiğnetmiştir. Âli'nin, Künhü'l-Ahbar (III, s. 96)'inda zikr edilen bu vak'a, Timur ile aynı zamanda yaşamış olan Ermeni tarihçisi Thomas de Medzoph tarafından da kayıt edilmiştir. Böyle bir katliamdan sonra Sivas adeta bir harabeye dönmüş oldu. Timur, daha sonra güney istikametinde hareket ederek Malatya ve Suriye'yi işgal eder. Gerek Haleb, gerekse Suriye'nin diger şehirlerinde büyük zulümler yapar. Sam'da (Dimask) büyük bir katliama girisen Timur, sonunda Yezid b. Muaviye'nin kabrini buldurarak açtırır. Kemiklerle birlikte kabri yaktırıp içine pislik doldurur.
Timur'un güneye inmesinden istifade eden Bâyezid, Sivas ve Erzincan'ı da alarak Timur'a karşı stratejik bir üstünlük sağlamaya çalıştı. Bir ayağının sakat olmasından dolayı Osmanlı tarihlerinde "Timurlenk" veya "Aksak Timur" diye isimlendirilen Timur ile Bâyezid arasında teati edilen mektup ve gönderilen hediyeler de bir fayda sağlayamamıştı. Zira, Timur'un teklifleri bir bakıma Osmanlı hükümdarının diğer beyler gibi tamamen kendisine tabi olmasını emr eden bir mahiyet taşıyordu. Nitekim o, Sultan Bâyezid'den şu isteklerde bulunuyordu:
1- Kemah'in Mutahharten'e geri verilmesiyle ailesinin serbest birakılması.
2- Şehzadelerinden birinin kendi yanına gönderilmesi.
3- Metbuiyet alâmeti olarak kendisine gönderilecek olan külah ile kemerin kabul edilmesi.
4- Anadolu beylerinden alinan yerlerin yine eski sahiplerine iade edilmesi.
5- Kara Yusuf'un kendisine teslimi. Bu esnada Kara Yusuf, Osmanlılar'ın yanından ayrılmış olduğundan istenenin Kara Yusuf'un ailesi olduğu anlaşılmaktadır. Yıldırım Bâyezid gibi bir hükümdar için çok olmasına rağmen o, bu şartları değerlendirmek için çevresiyle istişarede bulunur.
Bununla beraber, bütün bunlara karşı ihtiyatlı hareket edilmesini tavsiye eden vezir-i azam Ali Pasa'ya Sultan Bâyezid söyle diyecektir:

"Şerefimiz ve karşı koyacak kuvvetimiz vardır. Tâbi olamayız ve istiklâlsiz yaşayamayız." Bu esnada o, Timur'la meydana gelebilecek bir savaşı düşünerek Bizans İmparatoru ile anlaşır ve İstanbul muhasarasını kaldırıp oradaki askerini geri çeker.