18.10.2016, Salı

ISTANBUL KUSATMASI

Bizans Dönemi İstanbul

 

Bizans İmparatoru İkinci Manuel'in, Çelebi Sultan Mehmed'in vefatından sonra Mustafa Çelebi'yi salıvermesi ve onunla anlaşarak Osmanlı Devleti'nin başına büyük bir gaile açması, Sultan Murad'ın kendisinden önce beş defa kuşatılmış bulunan ve hiç birinde de alınamayan İstanbul, dolayısıyle Bizans problemine bir çare düşünmesine sebep olmustu. Mustafa Çelebi isyanını, fazla kardeş kanı dökülmeden başarılı bir şekilde atlatan Murad, Bizans'ın devamlı surette oynadığı iki yüzlü rolüne son vermek istiyordu. Sultan Murad'ın, amcasına karşı olan galibiyeti, Bizans İmparatoru'nu korkutmuştu. Mustafa Çelebi'yi serbest bırakıp onu Murad'la mücadeleye tahrik ederken, Osmanlılar'ın senelerce kardeş kavgaları ile kanlarını akıtıp zayıflayacaklarını düşünen imparatorun hesapları tam anlamıyla gerçekleşmemişti. Halbuki bütün ricalara ve kendisine sağlanmaya çalışılan menfaatlere rağmen Bizans İmparatoru Manuel, Mustafa Çelebi'ye yardımı daha kârlı bulmuş olacak ki, İkinci Sultan Murad'ın bütün tekliflerini red edecek ve hatta Sultan Murad'ın elçisi olan Çandarlızâde İbrahim Paşa'yı dinleme nezâketinde bile bulunmayacaktı. Gerçi Osmanlılar, baslangıçta imparatorun düşündüğü şekilde ikiye ayrılmakla beraber, bu ikilik davası, kısa sürmüş ve hemen hemen kansız denecek şekilde sona ermişti. Hatta fazla zayiat verilmeden halledildiğinden kuvvet kaybına da uğranılmamıştı.


Mustafa Çelebi hadisesinin bastırıldığı ve şehzadenin bertaraf edildiği haberini alan ihtiyar Manuel ile saltanat ortağı olan oılu VIII. Loannis'i bir telaş alır. Bu sebeple görünüşte Murad'ı tebrik etmek, fakat gerçekte durumu öğrenmek ve aradaki soğuklugu giderip dostluğa çevirmek için Bizans asilzâdelerinden Lakanas ve Marko Ganis adlarında iki elçi gönderirler. Bu elçiler, bütün kabahati Bâyezid Paşa'ya yüklerler. Onlara göre Sultan Mehmed (Çelebi Mehmed)'in vasiyetine rağmen, Bâyezid, bu çocukları vermediği gibi elçileri de kovmuştu. Sultan Murad, bu iddiada bulunan elçileri huzuruna kabul etmediği gibi hediyelerini de red eder. Öyle anlaşılıyor ki Sultan Murad ise Bizans'ın bu iki yüzlülüğüne kanmamış, başka devletlerden tebrik için gelen heyetleri kabul ettiği halde İstanbul ile ilgili hazırlıklarını tamamlayıncaya kadar Bizans elçilerini kabul etmemişti. Fakat bütün hazırlıklarını tamamlayınca elçileri huzuruna çağırarak İmparatorlarının yanına dönmelerini ve yirmi bin askerin başında olarak cevabını bizzat kendisinin getireceğini söylemelerini emr etmişti. Bu hareketle Sultan Murad, artık imparatora hesap sorma zamaninin geldiğini kendisine bildirmiş oluyordu. Gerçekten de hazırlıklar tamamlandıktan sonra Sultan Murad 1422 senesi Haziran ayında önce on bin kişilik bir kuvvet ile Mihaloğlu Mehmed Bey'i İstanbul çevresini vurmak üzere göndermişti. Bunun arkasından da bizzat kendisi yirmi bin kişilik bir ordu ile hareket eder. 20 Haziran'da İstanbul önüne gelen ordu, Yıldızlıkapı'dan Haliç'e kadar şehri karadan kuşatır. Osmanlı donanması da bu kuşatmada hazır bulunur. Osmanlı ordusunda top ta vardı. Surlara hücum etmek ve onları aşmak için sur yüksekliğinde ve hatta bazan ondan daha yüksek tekerlekli kuleler yapılmıştı. Bu kusatma daha öncekilere göre çok daha çetin, zorlu ve sistemli olmuştu.
Bu kuşatma ile İstanbul altıncı defadır Müslüman Türkler tarafından kuşatılıyordu. Kuşatmaların ilk dördü Yıldırım Bâyezid, beşincisi Musa Çelebi tarafindan yapılmıştı. Bizanslılar, her kuşatılmada, Türklerin başına yeni yeni gaileler çıkarıp kurtuluşlarını sağlıyorlardı. Bundan önceki kuşatmaların en şiddetlisi, Yıldırım Bâyezıd'ın son kuşatmasi idi. Fakat Timur belası, Türkleri büyük bir felakete uğratırken, Bizansı da dördüncü muhasaradan kurtarmıştı. Böylece Timur, Bizans'ın ömrünü yarım asır kadar uzatmış oluyordu.Osmanlıların muhasarasından, İmparator kadar Bizans halkı da korkuya düştüğünden İstanbul'da halk arasında bazı dedikodular yayılmaya başladı. Bunların başında, Çelebi Sultan Mehmed zamanında, Osmanlılara elçilik vazifesi ile gönderilen Bizans'ın tanınmış şahsiyetlerinden ve aynı zamanda saray tercümanı olan Teologos Koraks'ın bu sefer aynı vazife ile Murad'a gönderilmemiş olması, saray nazırı'nın hilesine bağlanıyordu. Bu sebeple İmparator Manuel, halkın şüphesini ortadan kaldırmak gayesiyle Teologos Koraks'ı İstanbul önlerinde çadırlarını kurdurmuş bulunan Sultan Murad'a gönderdi ise de Koraks bir şey elde edemeyerek gerisin geriye dönmüştü. Bizans halkının çektiği korku ve içinde bulunduğu endişenin derecesi, ortalıkta dolaşan dedikodu ve rivayetlerden de belli oluyordu. Önemli şahsiyetlere karşı itimatsızlığın bir ifadesi olan bu rivayetler, bazı kimselerin işkence ile öldürülmesine sebep oluyordu. Nitekim Sultan Murad'a elçi olarak gönderilen Teologos Koraks'ın öldürülmesi, böyle bir rivayetin sonucunda gerçekleşmişti. Buna göre Koraks, idareciliğini kendisine vermek şarti ile Murad'a şehri teslim etme sözü vermişti. O, Piyi (Silivri) kapısını açmak suretiyle Murad'ın şehre girmesini sağlayacaktı. Bu dedikodu, Teologos Koraks'ın, Murad'ın yanından dönüşünde tahkir edilmesine sebep oldu. Saray tercümanı olan Koraks, İmparatorun huzurundan çıkarken muhafız askerler bağırıp çağırarak Koraks'ın idamını isterler. El ve ayakları bağlanan Koraks, askerlere teslim edilir. Askerler, Koraks'ın üzerine çullanıp onun gözlerini oyup vücudunu birçok yerinden yaralarlar. Bundan sonra bir zindana atılan Koraks, üç gün sonra olduğu yerde ölür. Evi de yağma edilip ateşe verilir. Bizans içerisinde böyle hadiseler cereyan ederken, Sultan Murad da şehri almak için esaslı tedbirler alıyordu. Ordunun muhasarası başlamadan önce Mihaloğlu Mehmed Bey'in emrindeki askerler İstanbul çevresini vurmuşlardı. Sonra bizzat padişah, ordunun başına geçerek kuşatmaya başladı. İstanbul kara tarafından tamamen sarılmıştı. Şehrin surlarının çıkış kapılarının karşılarına siperler kazdırıldı. Bu siperler, gayet kalın, sert ve sağlam kiriş ile kalaslardan inşa edilmiş olup surlara dönük cephelerine ok, mızrak ve taş gülleye karşı ağaç dallarından sıra halinde koruyucu mahiyette bir takım sedler ilave edilmişti. Öyle ki Türk ordusu, bu kuvvetli siperler sayesinde Bizans surlarını delip tahrip edeceğine inaniyordu. Murad'ın yaptığı bu muhasara, o ana kadar Osmanlılar'ın yapmış olduğu en büyük ve en şiddetlilerindendi. Sultan Murad, askerlerini gayretlendirmek ve onların sayılarını artırmak için İstanbul ve hazinelerinin askerlere bırakılacağını ilan ettirdi. Bu haber üzerine orduya pek çok yerden katilmalar oldu.Kuşatmaya, Yıldırım Bâyezid'in damadı Emir Sultan adı ile bilinen Şeyh Şemseddin Buharî de beş yüz derviş ve muhibbani ile katılmıştı. O, askerlerin arasında dolaşarak manevi nüfuzu ile onlari cesaretlendiriyordu. Bu arada iç murakebeye dalarak ve dua ederek İstanbul surlarının Murad'ın önünde açılacağı zamanı bekliyordu. Emir Sultan, sonunda çadırından çıkarak 1422 Ağustos'unun 24 Pazartesi günü Kostantiniyye'nin düşeceğini söyledi. Bazı kaynakların ifadesine göre Emir Sultan, dediği gün ve zamanda bir savaş atına binmiş olduğu halde şehre doğru ilerler. Şeyh kılıcını kınından çekip "Allah, Muhammed" diye haykırarak atını sürer. O, askerin başında idi. Arkasından Altınkapı ile Odunkapısı arasında yani şehrin kara tarafından surunu çevreleyen büyük hat üzerinde savaş başladı. Bu hücum esnasında İmparator Manuel ölüm döşeğinde idi. Oğlu Loannis, Sen Roman kapısını savunan askerin başında idi. Kostantiniyye'nin bütün halkı bu tehlikeli günde silah altında idi. Kadınlar ve çocuklar kılıç yerine tırpan kullanıyor, fıçıların altlarından kendilerine kalkan yapıyorlardı. Savaşın en kızgın zamanlarında bir taraftan kopan "Allah" ve "Muhammed" nadalarına karşı, Bizanslıların söyledikleri "Hiristos" ve "Panaiya" kelimeleri işitiliyordu. Güneş batarken savaş hâlâ sürüp gidiyordu. Sonunda Osmanlılar, ordugâhlarına döndüler. Bizanslılar, Müslümanların çekilmelerini gökten inen "Panaiya"nın (Hz. Meryem) görünüşüne bağlamişlardı. Öylesine ki o devir müverrihlerinden Kanano'ya göre bunu bizzat Emir Sultan da görmüştü.İstanbul, bu kuşatmada da feth edilemedi. Sultan Murad, ordusunu İstanbul surları önünden çekip kusatmayı kaldırdı. Böylece İstanbul, İmparatorun entrikalari sayesinde bir defa daha Osmanlıların elinden kurtulmuştu. İmparator Manuel, Bizans'ın bundan önceki muhasaralarında olduğu gibi, padişahın başına yeni gaileler açarak hükümdarın dikkatlerini başka bir yöne çekmeye çalışmış ve bunda muvaffak da olmuştu. O, Sultan Murad'ın küçük kardeşi ve Hamideli (Isparta) Sancak beyi Mustafa Çelebi'yi teşvik ederek şehzadenin saltanat davasına kalkmasına sebep olmuştu. İste bu yüzden Sultan Murad, İstanbul muhasarasını kaldırmak zorunda kalmıştı.Takriben iki ay kadar süren bu muhasaranın kaldırılması için, hücum günü olan 24 Agustos 1422'de, burçlar üzerinde görüldüğü ve Osmanlılar'ın bundan dolayı kuşatmayı bıraktıkları iddia edilen kadın hayaleti, bir hikâyeden ileri gidemez. Hükümdarı, muhasaradan vaz geçiren sebep ne Bizans'ı kurtarmaya gelen Hz. Meryem, ne de Bizans'ın güçlü bir şekilde karşı koymasıdır. Kuşatmanın kaldırılmasının gerçek sebebi, hükümdarın küçük kardeşi Mustafa'nın, saltanat dâvasına kalkışıp İznik'e kadar gelmiş olmasıdır.