04.03.2019, Pazartesi

I. Selim Giray

 

 

1671-1678, 1684-1691, 1692-1699, 1702-1704, yılları arasında olmak üzere dört kez Kırım tahtında bulunmuştur.

Bahçesaray’da dünyaya geldi.Bahadır Giray'ın oğlu olan Selim Giray ilk kez 1671'de hanlığa getirildi. Aynı yıl Kamaniçe seferine katıldı. Osmanlı serdarı Şeytan İbrahim Paşa ile Çehrin Kalesi'ne yaptığı seferde başarılı olamadı ve azledilerek Rodos'a gönderildi.

1683'te onun yerine Kırım Hanı olan Murad Giray İkinci Viyana Kuşatması'ndan sonra azledilip, Murat Giray'dan sonra gelen Hacı Giray'ın da bazı zulümlerde bulunması ve halk tarafından istenmemesi üzerine 1684'te yeniden tahta geçti. Selim Giray halk tarafından sevilen bir kişiydi.

1691'e kadar Lehistan cephesinde savaştı; Rusların Azak saldırılarını püskürtmede görev aldı. 1690'da Bulgaristan'a kadar gelen Avusturya Ordusu'yla savaştı.Savaştan önce çekilmek isteyen Tatar beylerine önemli bir konuşma yaptı:

Boğdan, Eflak ve Niğbolu dağlarını aşarak geldik, eğer geri dönersek düşman arasında namımız kalmaz; her ne olursa olsun ya bu taburu sökündürürüz ya da cümlemiz kırılıp kıyamete kadar gideriz.
 

Burada düşmanı bozguna uğratan Selim Giray "Rumeli'yi düşman istilasından temizlemiş olarak" İstanbul'a geldi. 1691'de Köprülü Fazıl Mustafa Paşa ile uğraşamayacağını düşündü ve hanlıktan çekildi. Tahtı amcasının oğlu III. Saadet Giray'a bırakarak hacca gitti. 1692'de hacdan döndüğünde uğradığı İstanbul'da tekrar Hanlığa getirildi. 1699 yılında ise hastalandı ve kendi isteğiyle tahttan çekildi.

 

                 Bahadır Giray Han’ın oğlu olan Selim Giray Viyana bozgunundan sonraki bozgun yıllarında kara gün dostu gibiydi. 1684’te Hacı Giray’ın yerine hanlığa geldiğinde Osmanlı ülkesi en karışık yıllarınıyaşamaktaydı. Selim Giray Han Osmanlılara karşı mukaddes ittifaka dâhil olan Rusların Kırım üzerine korkunç saldırılarına set çekerken bir taraftan Lehistan cephesine koşuyor bir taraftan da Avusturya kuvvetlerinin Balkanlar’a sarkması üzerine fırsat buldukça bu bölgeye yardıma geliyordu. Onun müthiş gazaları yanında Özbek Hükümdarı Sultan Kulu Han’a göndermiş olduğu mektubundaki şu ifadeleri devleti için fedakârlığını ve İslam birliğine verdiği değeri yansıtması bakımından çok mühimdir. O mektubunda şöyle demekteydi, “Benim biraderim! Cümlemizden ulu olan Mekke-i Mükerreme hâdimi ve halife-i Müslimîn bulunan Âl-i Osman padişahı Sultan Süleyman Han Hazretleri’nin def‘i a‘dası için her vechile mal, can ve askerimizle bizzat imdad-ı ianet etmek üzerimize vacip olmuştur. Layık-ı din ü devlet değildir ki, bizler ona yardım etmeyelim. Behemehal bu hususta ihmal ve gayretsizlik edersek dinimizi yıkmış oluruz.” Özbek hükümdarı da bu gayretli Han’a verdiği cevap İslam ümmetine ve hükümdarlarına nasıl davranmaları gerektiğini ifade eden ve altın levhalarda çerçevelenmesi gereken bir vesika gibiydi, “Benim karındaşım, taraf-ı biraderlerinden hangi gün asker talep olundu da gönderilmedi. Askerim benim değil sizindir. Can ve baş üstüne. Gayret-i İslam muktezasınca her ne kadar imdada asker lazımsa ifade buyurun, derhal tedarik olup gönderilir. Vesselam.”  Öte yandan Selim Giray Han, Avusturya karşısında Osmanlı çaresizliğini ve Osmanlı devlet adamlarının Yeğen Osman Paşa karşısındaki acziyetini kabullenemiyordu. Bu sırada bazı aleyhtarları onun için, “İstiklâl sevdasındandır,” diyerek söylenti çıkarmaktaydılar. Bu sözlerden müteessir olan Selim Giray veziriazama gönderdiği mektupta devlete sadakat ve bağlılığını arz ederek padişahın elini öpmek arzusunu belirtti. Şöyle ki: “Düşman ayaktadır. Bu kış mevsiminde Boğdan, Eflâk ve Erdel ve bütün Rumeli Hristiyanları isyan edip Karadeniz kenarlarına kadar bütün memlekete yayıldı. Bundan dolayı İslamiyet gayretiyle Kırım’dan çıkıp Bucak’ta kışlamak için hareket etmek üzereyim. Düşmana fırsat verilirse memleket elden gider. Bundan başka bizzat gelip padişah hazretlerini ziyaret etmek isterim.”Selim Giray Han böylece bölücülerin, Osmanlı ve Kırım’ı birbirine düşürmek isteyenlerin emellerine yerinde bir müdahale ile mani oluyordu. Kırım hanının bu müracaatı devlet erkânı arasında görüşüldüğünde müzakerede bulunanlar veziriazama, “Gelmesi Hızır yetişmiş gibidir. Tecrübeli, iş görmüş, iş bilir gazi bir handır. Davet buyurun gelsin, meclisinden safalanırız,” demeleri üzerine müttefikan verilen karar, padişaha arz olundu. Padişahın da kabulü üzerine kendisine nâme-i hümayun gönderilerek Edirne’ye davet edildi (31 Aralık 1688). Bir ay sonra Edirne’ye gelen Selim Giray’a Selimiye Camii yakınındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Sarayı tahsis olundu. Teşrifini Allahû Teala ve tebârek Millet içün ede mes’ud u mübârek 8 Ocak l689 Salı günü Kırım hanı, vezirler, şeyhülislam, kazaskerler, nakibüleşraf yeniçeri ağası, süvarilerin bölük ağaları ve ocak ihtiyarları veziriazam sarayına davet olunarak muharebe durumu hakkında görüşüldü. Acıklı ve tehlikeli hali bu kez daha yakından görüp öğrenen Selim Giray, heyetin ricasıyla ilk söze aldı ve şöyle konuştu, “ Yeğen Osman Paşa, devlet adamlarının aczi ile bir küçük yılan iken şımartılarak yedi başlı bir ejder haline getirildi. Bu şımarık adam göz göre göre hiç muharebe etmeden Belgrad’ın düşman eline geçmesine sebep oldu. Rumeli ve Anadolu’daki akrabalarından ve taraftarlarından vezir, beylerbeyi ve sancakbeyi tayin ettirerek her iki kıtada kuvvetli taraftarlar peyda eyledi ve söz dinlemez hale geldi. Bunların zulmünden dolayı halk dağlara, sarp yerlere ve büyük şehirlere sığınmaktadır.” Selim Giray vaziyeti özetledikten sonra devlet adamlarına biraz da sitemle şöyle devam etti, “Yeğen dediğiniz vakitte korkunuzdan akciğeriniz görünür! Kaht-ı rical mi vardır? Kaldı, kaldı da devlet bu herife mi kaldı? Ulema ve meşayıhtan bazıları sen sahib-i huruçsun diyorlarmış! Çok yazık Âl-i Osman devletine ki bir hayırhah adamı kalmamış! Eğer bunun tedariki görülmezse ne taraftarınız olur ve ne de işinize karışırım ve ne kılıç salıp işinizde bulunurum,” diyerek ilk ve son kat‘i mütalaasını beyan etti. Kırım hanının açıkça söylediği sözler Yeğen Osman Paşa’dan korktukları için fikirlerini açıklayamayan ayan heyetini rahatlatmıştı. Mütalaası ittifakla uygun görüldü. Yeğen Osman Paşa ile ona tâbi olanların katilleri hakkında fetva alındı. Selim Giray Han ertesi günü padişah tarafından da kabul olundu. II.Süleyman Han hizmetleri nedeniyle kendisine hayır dualarda bulundu. Selim Giray bir aya yakın Edirne’de kaldıktan sonra da Kile’deki ordugâhına döndü (Şubat 1689). Hükümet öncelikle Yeğen Osman Paşa’nın maksadını öğrenmek istiyordu. Kendisine Kamaniçe Kalesi kumandanlığı tevcih olunup kalkıp gitmesi için ferman yazıldı. Rumeli eyaletine de nefîr-i âmm (halktan asker yazılması) hükümleri gönderildi. Üngürüs ( Macaristan) serdarlığı Arap Recep Paşa’ya verildi. Recep Paşa aynı zamanda şayet söz dinlemezse Yeğen Osman Paşa’yı da cezalandıracaktı. Ocaktan gönderilen çavuş, Yeğen Osman Paşa’ya Kamaniçe’ye tayin emrini tebliğ ettiğinde Paşa hiddetlenerek, “Şimdi seni katlederim lakin elçisin ve hem ocak tarafından geldin. Seni gönderenlerin maksadını bilirim. Beni Kamaniçe’ye gönderip bildikleri gibi katlederler. Gözüm görürken ben kendimi diri diri vermem. İşte meydan ellerinden geleni geri komasınlar,” diye adamlarıyla Niş’ten çıkıp Vitoş dağına gitti. Geri dönen çavuş, vaziyeti ve Yeğen Osman Paşa ile dayısı Veli Paşa’nın isyanlarını anlattı. Bunun üzerine Kırım hanının huzûriyle ertesi günü mesele tekrar görüşüldü. Giden çavuş çağrılıp keyfiyet soruldu,“Sefere giderim diyor, kılıç ve kaftanla gönlü alınsın,” der demez Selim Giray, “Çık bire boğazı ipli nikbeti! O da sen de görür müsün söylediği sözü?” diyerek çavuşu kovdu. Yeni serdar Arap Recep Paşa, Yeğen Osman Paşa üzerine giderken Filibe’ye geldiği zaman Osman Paşa’nın kız kardeşinin oğlunu yakalayıp öldürdü. Ardından Sofya sahrasında vaziyet almış olan Yeğen Osman Paşa üzerine yürüdü. Yeğen Osman Paşa, Sofya’yı işgal etmek istediyse de muvaffak olamamıştı. Recep Paşa’nın gelmekte olduğu haber alınınca etrafındakiler dağılmaya başladı. Kendisi ve levendlikten paşa olmuş taraftarları ve bin kadar adamıyla kaldı. Niş’ten Kosova taraflarına kaçıp yanındaki kalan kuvvetleri de dağıla dağıla nihayet maiyeti ile İpek kasabasında yakalandı. Dayısı Veli Paşa ile Yadigâr oğlu Mustafa Paşa, Uzun Mehmed Paşa, nişancısı Mehmed, reisülküttabı Aklî Mehmed, çavuşbaşı vekili Mahmud ve sairleriyle beraber başları kesilip düşman karşısındaki tehlikeli gailesi ortadan kalktı.

 

Selim Giray’ın Silivri’nin Subaşı köyünde yaptırdığı çeşme

Selim Giray’ın İlmî ve Edebî Kişiliği

Selim Giray’ın şâirlik, bestekârlık ve mûsıkîşinaslık yönleriyle ilgili en çarpıcı bilgilere Evliya Çelebi’nin Seyehatnâme’sinde rastlıyoruz. 1666 senesinde Evliya Çelebi, dönemin Kırım Hânı IV. Mehmed Giray’ı (1654-1666) ziyareti esnasında Selim Giray’ı yakinen tanıma fırsatı bulmuş ve Selim Giray ile ilgili gözlemlerini anlatırken özellikle onun şairlik yönüne de dikkat çekmiştir. Evliya Çelebi, Selim Giray’ın dönemin önde gelen şair ve mûsıkîşinaslarından Lem’i Çelebi, Mümin Efendi, Fazlı Çelebi, Darâti Çelebi, Emir Mehdi Çelebi ve Nedim Çelebi gibi şahsiyetlerle yakın dost olduğunu, bu şahıslarla tertip edilen mûsıkî ve fasıl sohbetlerinde gâzel, müseddes, muhâmmes, ve rûbâiler okuduklarını ifade etmektedir. Hatta bu fâsıllardan birine iştirak etmiş olan Evliya Çelebi, Selim Giray’ın özellikle rûbâi okumaktaki becerisini “Azmîzâde Hâletî1 Çelebi böyle rûbâ’iyyat demeğe kadir değiller idi” ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Azmîzâde Hâletî Çelebi ile kıyaslamaktadır {Seyehatnâme, C. 7, 2001: 236}. Selim Giray’ın günümüze kadar ulaşan bir divanı yoktur. Beliğ haricinde Osmanlı tezkîre yazarları Selim Giray’ın şiirlerinde “Selimî” mahlasını kullandığını kaydetmiştir. Beliğ ise, Selim Giray’ın şiirlerinde “Rezmî” mahlasını kullandığını ifade etmektedir. Selim Giray’ın rûbaî ve şiirlerinden günümüze kadar intikal eden örneklere ancak şûara tezkîrelerinde rastlamaktayız Şairlik yönünden başka Selim Giray’a dedesi II. Gazi Giray’dan tevarüs eden bir diğer meziyet, mûsikîşinaslığı ve bestekârlığıydı. Selim Giray, 1691’de kendi isteğiyle ikinci defa Kırım Hanlığı görevinden feragât ettikten sonra Çatalca civarında bulunan Kadı çiftliğinde inzivaya çekilmişti. Selim Giray burada vaktinin çoğunu Itrî, Hafız Post, Yahya Nazım Çelebi, Tanbûrî Mehmed, Santûrî Ali Bey, Kemâni Hüseyin, Çömlekçi-zâde Recep Efendi gibi dönemin önde gelen mûsıkîşinas ve bestekârlarıyla tertip ettikleri fasıllarla geçirmekteydi {Özalp, C.I, 2000: 409, 410}. Fakat Selim Giray’ın mûsıkî ve bestekârlıkla ilgisi bu dönemde başlamış değildi. Daha öncede zikrettiğimiz üzere 1666 senesinde Selim Giray’ı tanıma fırsatı bulan Evliya Çelebi, Selim Giray’ın mûsıkîye olan düşkünlüğünü: “…amma sohbet-i hassında meclis emânettir deyüp hem-celîs ü hem-enisi ve mânis gam-güsâr ve gam-horları bir niçe pençe-i âfitâb mehtab mahbûb u mahbûbe Çerkes ve Abaza ve Gürci cüvânlarından üstad-ı kül hânende ve sâzebdeler dâire ve tanbûr ve santûr ve ceng ve rebâbların ellerine alup ilm-i musîkardan ilm-i edvâr kavlî üzre kaviller okuyup darb-ı feth ve nîm-devr ve nîm-sakîl usûllerinde aslı ve fer’i ile on iki makamı ve yirmi dörd usulü ve kırk sekiz terkibi icra edüp Hüseyin Baykara fasılları ettiklerinde müstemi’ olan yârânlar engüşt ber-dehem edüp dem-beste hayran kalırlar. Hânendeleri hüsn-âvâz hoş-elhan ile kâr ve nakş ve savt ve zecel ve âmel ve tasnifatları kânûn üzre da’ireden çıkmayub sâz dîl-nüvâz sözlerle nevâ-sâzlık edüp rakkâs-ı mehtâb gûlâmlar meydân-ı muhabbetde bedr-î mübîn gibi deverân u seyrân ettiklerinde gûyâ Zühre raks eder. Hatta bu hakîr meclîs-i hâslarından biran münfek olmayub hergiz tek ü tenhalarında nedîm-i haslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem tâb ve âdem harâb olmadan bilâ fısık vela nısık şeb-i yeldâlarda Hüseyin Baykara sohbetleri ederdik” ifadeleriyle dile getirmektedir. Fakat Selim Giray’ın bestekârlığından günümüze sadece “Tâhir Düyek Şugl” adlı eseri kalmıştır {Seyehatnâme, C. 7, 2001: 236}, {Öztuna, C.II, 1990: 283}; {Abdulvaap, 1996: 15-19}. Selim Giray, mûsıkî, şiir ve sanata olan bu ilgisinden dolayıdır ki, Hâfız Post (1630-1694), Itrî (1640-1712) ve Sepetci-zâde Mehmed gibi dönemin önde gelen birçok şâir, bestekâr ve hattatlarını himaye etmiştir. Türk Mûsıkîsinin en önde gelen şahsiyetlerinden biri olan Hâfız Post, çağdaşları gibi Selim Giray’ın yardım ve ilgisini görmüş, Selim Giray’ın tertip ettiği edebiyât ve mûsıkî sohbetlerinde hazır bulunmuştur. Hâfız Post’tan sonra Türk mûsıkîsinin bir diğer önemli ismi olan Itrî de Selim Giray’ın en yakın dostu olup esirciler kethüdası görevine tayin edilmesi Selim Giray’ın iltimasıyla olmuştur. 17. yüzyılın bir diğer önde gelen şâir ve bestekârlarından olan Yahya Nazım Çelebi (1647-1690), dönemin padişah ve devlet adamlarına birçok kasîde ve medhîyeler sunmasına rağmen Selim Giray’a olan yakınlığı bir başka idi. Selim Giray’ın bütün davetlerine katılmaya büyük özen gösteren Yahya Nazım Çelebi, Selim Giray’a arzu ve isteklerini söylemekten de çekinmezdi. Selim Giray’ın zafiyet derecesinde edebiyât ve mûsıkîye olan düşkünlüğünü en iyi şekilde “…ve dervişândan ve gayrî ünasdan bir garîbü’d-diyâr bir kimse ya bir kâsîde veya bir tûhaf şey veya cüz’î ve küllî âla tarîki’l-hedâye kendüye bir şey getirseler elbette ol kişiye mûradı üzre merâmına göre bir at ve köle veyahûd bir nâ-şüküfte dûhter- pakîze-ahter ve bir kat lipâçe-i ziâ ile hayli harcırâh verüp ol kişinin tatyîb-i hatırıyla mukayyed olup vatan-ı aslîsine gönderür yâhûd yanında alıkoyup ol kişiden bir mârîfet tahsîl eder” ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Evliya Çelebi dile getirmektedir {Uslu, C. 10, 1999: 595-599}; {Özcan, C. 10, 1999: 722-733}, {Abdulvaap, 1996: 15-19}, {Özalp, C.I, 2000: 409, 410}, (Seyehatnâme, C. 7, 2001: 236); {TRT Türk Mûsıkî Tarihi Derleme, C.I: 149, 150}. Selim Giray’a atalarından tevarüs eden şairlik yönü, Selim Giray’dan da oğulları Kırım Hanı II. Mengli Giray ve Şahin Giray’a miras kalmıştır. 1724-1730/1737- 1740 tarihleri arasında iki defa Kırım Hanlığı görevinde bulunan II. Mengli Giray şiirlerinde “Nevâî”, Şahin Giray ise “Şâhî” mahlaslarını kullanmışlardır {Halim Giray, 1327: 159-168}; {Abdulkadiroğlu, 1999: XXII}; {Gayvoronskiy, 2003: 73, 74}.

1475’te Osmanlı Devleti tabiliğine giren Kırım Hanlığı üzerinde hâmisi Osmanlı Devleti’nin başta siyasi, askeri, sosyal ve idari alanlar olmak üzere her sahada etkisi hissedilmiştir. Bu etkinin bir tezahürü de sanat ve edebiyat alanında yaşanmıştır. Osmanlı Sultanlarından II. Murad, II. Mehmed, II. Bayezid, I. Selim, I. Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed, I. Ahmed, II. Osman, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Mustafa, III. Selim ve II. Mahmud örneklerinde olduğu gibi Kırım Hanları içerisinde de edebiyat-sanat ve mûsıkîyle ilgilenen Hânlar olmuştur. Selim Giray da bu Kırım Hânlarından biridir. Ayrıca Selim Giray, şâirliğinin yanı sıra başarılı devlet adamı kimliğiyle dönemin Divan şairleri tarafından kendisine şiirler yazılan bir Hân olmuştur. Bizde çalışmamızda Selim Giray’ın devlet adamı kimliğinin gölgesinde kalan şâirlik, mûsıkîşinaslık, bestekârlık ve dini yönünü değerlendirmeye çalıştık. Bu yönüyle Selim Giray’ın, Hanlık Dönemi Kırım Edebiyat’ının en büyük mümessili Dedesi II. Gazi Giray’ın gerisinde fakat devlet adamı kimliğiyle II. Gazi Giray’ın ilerisinde olduğu sonucuna ulaştık.

 

kaynak

Kayı 7: Kutsal İttifaka Karşı – Ahmet Şimşirgil

Dr. Muhammet ŞEN