07.02.2021, Pazar

Halil KUT

"Kut'ül Ammare Kahramanı" olarak da bilinir. Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük amcasıdır. 1934 yılında Soyadı Kanunu'nun çıkmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından Kütülammare Zaferi nedeniyle "Kut" soyadı verildi.

Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal ile sınıf arkadaşıydı. 1905 yılında Harp Akademisi'nden Mümtaz Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 117 (17) numaralı üyesi oldu.

II. Meşrutiyet ve 31 Mart İsyanı arası dönemde İran'daki hürriyet hareketine desteğe gönderildi.

23 Ocak 1913 tarihindeki Bâb-ı Âli Baskını'ndan sonra İstanbul Merkez Komutanlığı'na atandı.

Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend komutasındaki İngiliz 6. Poona Tümeni (Hint Tümeni) Bağdat'a ilerlemeye çalışırken 22-23 Kasım 1915 tarihlerinde Selman-ı Pak Muharebesi'ni kaybederek geri çekildi ve 3 Aralık'ta Kut'ül Ammare kasabasına sığındı. İngilizler Kut'u ele geçirmek için General Aylmer komutasındaki Tigris (Dicle) Kolordusuyla hücuma geçtiyse de 6 Ocak 1916 tarihinde Şeyh Saad Muharebesi'nde 4000 askerini kaybederek geri çekildi. Kafkasya Cephesi'nden kolordusuyla beraber Irak Cephesi'ne takviyeye gelen Halil Bey, bu muharebede geri çekilme emrini veren Miralay Nurettin Bey'in yerine 9. Kolordu Komutanı olarak atandı.

Komutasındaki 9. Kolordu ile İngiliz kuvvetlerine 13 Ocak 1916 tarihinde Vadi Muharebesi'nde 1600, 21 Ocak tarihinde de Hanna Muharebesi'nde 2700 personeli kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler Mart başında tekrar taarruza geçti. Ancak 8 Mart 1916 tarihinde Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettiyse de 3500 asker zayiat vererek geri çekildi. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

19 Nisan 1916 tarihinde Müşir Colmar von der Goltz Paşa, Bağdat'ta bulunan karargâhında tifüsten ölünce, genç yaşta olmasına rağmen Mirliva Halil Paşa 6. Ordu komutanlığına atandı.

29 Nisan 1916 tarihinde Irak Cephesi'nde Kut'ül Ammare kasabasında General Charles Townshend komutasındaki İngiliz ordularını esir aldı. İngiliz General, Kut'ta yaşanan açlıktan dolayı diğer 4 general, 481 subay ve 13100 er ile birlikte teslim oldu.

Irak Ordusu Komutanı Halil Paşa'nın, Kut'ül-Ammare zaferinden sonra 6. Orduya yayınladığı mesaj şöyledir:

Arslanlar! Bütün Osmanlılara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut'ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz.

— Halil Paşa

İngiliz tarihçi James Morris, Kut'un kaybını Britanya (İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslimi olarak tanımladı.

Kut'un alınmasından sonra Irak askerî valiliğine getirildi.

İngiliz birlikleri 1917 yılı başında askeri yığınaklarını tamamlayıp taarruza geçtiler. Harbiye Nazırı Enver Paşa Halil Paşa'nın birliklerinin bir kısmını İran cephesine kaydırılmasını emretmişti. 11 Mart 1917 tarihinde General Maude yönetimindeki İngiliz birlikleri Bağdat'a girerken, Halil Paşa'nın komutasındaki Osmanlı askerleri Bağdat'ı boşaltmak zorunda kaldı.

1917 yılında Ekim Devrimi'nin ardından anti bolşevik Rusların zayıflamasından yararlanmak için kurulan, yeğeni Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu'nun ileri harekâtına katıldı ve Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye girdi.

Mütareke'nin imzalanması sonrasında Ermenistan'a büyükelçi olarak atanmasına rağmen, yoldan geri döndürülerek İstanbul'a getirildi. Daha sonra İtilaf kuvvetleri tarafından Bekirağa Bölüğü'ne hapsedildiyse de buradan kaçarak Anadolu'ya geçti.

Anadolu'da Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlaması üzerine o sırada Sivas'ta bulunan Mustafa Kemal Paşa ile buluştu. Mustafa Kemal Paşa tarafından Sovyetler Birliği'nin Millî Mücadele'ye desteğini sağlamakla görevlendirildi. Moskova'ya giderek Sovyet liderleriyle görüştü ve daha sonra Sovyet yönetimi tarafından TBMM Hükümeti'ne gönderilen külçe altınları ve silahları getirdi.

Kurtuluş Savaşı sırasındaki siyasî faaliyetleri, daha doğrusu İstiklâl Harbi senelerinde İttihad ve Terakki’yi tekrar canlandırabilmek için giriştiği çabalar...

Dünya Savaşı senelerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Harbiye Nâzırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın bir yaş küçük amcası olan Halil Paşa, Irak’taki başarılarının ardından Kafkasya’ya, Kafkas İslâm Ordusu’na gitmiş ve yarbaylıktan paşalığa yükseltilen diğer yeğeni Nuri ile beraber 15 Eylül 1918’de Bakü’yü almış, savaştan sonra İstanbul’a dönüşünde İngilizler tarafından tutuklanmış ve Malta’ya gönderilmek üzere Bekirağa Bölüğü’ne kapatılmıştı.


Halil Paşa, İttihadçılardan Küçük Talât Bey ile beraber 7 Ağustos 1919’u 8 Ağustos’a bağlayan gece Bekirağa’dan kaçıp Bulgurlu üzerinden Anadolu’ya geçti, Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile buluştu ve Rusya’da o günlerde resmî temsilcisi bulunmayan Ankara’nın “gayrıresmî temsilcisi” olarak Moskova’ya gitti.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra hükûmetin verdiği özel izinle Türkiye'ye dönen Kut, 1957 yılında öldü. Anıları ölümünden çok sonra, 1972'de, Kut'ül Ammare Kahramanı Halil Paşa'nın Anıları: Bitmeyen Savaş adıyla yayımlandı.Moskova’ya 1920 Haziran’ında vardı, komünist liderlerle görüştü, kendi ifadesine göre Anadolu’ya o günlerde yapılan silâh ve cephane sevkiyatını düzenledi. Yine kendi ifadesi ile sekiz tonluk altın külçeleri Karaköse’de Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir’in kurmay başkanı ve Enver’in de eniştesi olan Kâzım Bey’e teslim etti, bir ara Türkistan’a gitti, sonra tekrar Moskova’ya döndü.

O günlerde Rusya ile Almanya arasında seyahatler yapan Enver Paşa, amcası Halil Paşa’yı İttihad ve Terakki’nin Anadolu’ya yeniden hâkim olmasını sağlaması için “Anadolu Müfettişi” ve “öncü” olarak Trabzon’a gönderdi.

İttihadçılar’ın faaliyetlerini yakından takip eden Ankara’nın bu gelişmelere izin vermesi mümkün değildi. Hükümet, 1921’in 12 Mart’ında Enver ve Halil Paşalar ile yakınlarının Anadolu’nun herhangi bir yerine gelmeleri halinde derhal sınırdışı edilmelerini emreden bir kararname yayınladı. Kararnamenin altında hükümet üyeleri ile Meclis Reisi Mustafa Kemal’in imzaları vardı.Halil Paşa bu kararnameyi ve Ankara’nın sınırlardaki birliklere aynı konuda gönderdiği emirleri ciddiye almadı, 1921 Nisan’ının ilk haftasında şimdi Rusya’nın Krasnodar idarî bölümüne bağlı olan sahil kasabası Tuapse’ye, oradan da Batum’a gitti. Mayıs başında Trabzon’a geçti ve iki buçuk ay kaldı!O günlerde Rusya ile Almanya arasında seyahatler yapan Enver Paşa, amcası Halil Paşa’yı İttihad ve Terakki’nin Anadolu’ya yeniden hâkim olmasını sağlaması için “Anadolu Müfettişi” ve “öncü” olarak Trabzon’a gönderdi.

Ancak, Enver Paşa ile temasını yakından takip eden ve Millî Mücadele’ye müdahalede bulunacakları endişesi içerisinde olan Ankara’nın baskılarına karşı koyamadı. Irak Cephesi’nde emrinde olan ama artık Ankara’ya bağlı olan bazı subayların da baskıları üzerine Haziran ortalarında Trabzon’u terkedip tekrar Tuapse’ye döndü, oradan Batum’a ve Moskova’ya gitti. Sovyetler, 1922 Haziran’ında bütün İttihadçılar’ın Sovyet topraklarını derhal terketmelerini isteyince Halil Paşa bu defa Moskova’daki Afganistan Büyükelçiliği’nden aldığı bir Afgan pasaportu ile Almanya’ya gitti...

Ama, Almanya’da da fazla kalmadı; Macaristan’a, oradan da Avusturya’ya geçti. 1922 Ağustos’unda Büyük Taarruz’un zaferle bittiği günlerde Viyana’da böbreklerinden ameliyat oldu, nekahet günlerinin ardından o sırada Ankara Hükümeti’nin temsilcisi olarak İstanbul’da bulunan Refet Paşa’ya bir mektup gönderdi ve memlekete dönmesinde mahzur olup olmadığını sordu. Ankara Hükümeti, 1 Ağustos 1922’de Halil Paşa ile İttihad ve Terakki’nin önde gelenlerinden Dr. Nâzım ve Küçük Talât Beyler hakkında daha önce vermiş olduğu memlekete giriş yasağını iptal eden bir başka kararname çıkartmıştı. Refet Paşa, Viyana’da bulunan Halil Paşa’ya bu kararnameye dayanarak Türkiye’ye gelebileceğini bildirince Halil Paşa senelerdir uzak kaldığı İstanbul’a, evine döndü...

Paşa daha sonra Ankara’ya gidip Mustafa Kemal’i ziyaret edecek, bir vazife almasının mı yoksa “serbest hayatı” mı tercih etmesinin uygun olacağını soracak ve “serbest kalmasının” daha uygun olduğu, yani siyasetle ve devlet işleri ile artık uğraşmaması gerektiği cevabını alınca köşesine çekilecekti.

Daha sonra “Kut” soyadını alan Halil Paşa, 1957’de İstanbul’da, gırtlak kanserinden vefat etti. Hayatı boyunca en yakın dostu olarak bildiği rakıdan hastalığının en ağır günlerinde bile vazgeçmedi, rakıyı burnundan midesine uzanan sonda vasıtası ile aldı, hattâ mezarına da rakı dökülmesini vasiyet etti!

İşte, Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli kahramanlarından biri olan Halil Paşa’nın, Cumhuriyet dönemindeki hüzünlü hayatından birkaç enstantane...

 



Ankara Hükümeti’nin, Halil ve Enver Paşalar ile arkadaşlarının Türkiye’ye girmelerini yasaklayan 12 Mart 1921 tarihli kararı. Kararnamenin altında hükümet üyelerinin ve Mustafa Kemal Paşa’nın imzası var (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Sayı: 731, Fon: 30..18.1.1 Kutu: 2, Dosya: 28, Sıra: 18)


HALİL PAŞA, MACERALI HAYATINI ÖZETLİYOR: 'HAYAL UFKUMUZ SINRSIZDI. ŞİMDİ BU HATIRALAR YIĞINININ TÜRBEDARI GİBİYİM'

Halil Paşa, hatıralarını hayatının son senelerinde Necdet Özgelen adında, o sırada Tıbbiye talebesi olan bir gence dikte ettirmişti.

Mustafa Kemal, İsmet ve Enver Paşalar hakkındaki en önemli biyografilerin sahibi olan ve gençlik senelerinde öğrenci olarak Moskova’da bulunan Şevket Süreyya Aydemir, Halil Paşa ile Moskova günlerinden tanışıyordu. Paşa ile 1950’lerin başında tekrar biraraya geldi, hatıraları beraberce elden geçirdiler ve Şevket Süreyya Bey, Paşa’nın anlattıklarından yaptığı bir “seçkiyi”, Akşam Gazetesi’nde 1967’de, yani Halil Paşa’nın vefatından on sene sonra, 81 günlük bir dizi hâlinde yayınladı.

Halil Paşa, hatıralarının sonunda gençlik yıllarındaki hayalleri ile ihtiraslarını samimi ve çarpıcı şekilde özetliyordu:

“...Şimdi artık hem hür bir vatandaş serbest vatandaş, hem de bütün bu hatıraları yaşayan bir eski askerim. O hatıralar ki, mektepten, Abdülhamid mahkemelerinden başlar. Makedonya’ya, Tunus’a, Trablusgarb’a, İran’a, Kafkasya’ya, Irak’a, Dağıstan’a, Türkistan’a, Gürcistan’a, Rusya’ya, Moskova’ya, Avrupa’ya kadar uzanır. Bazen bakarım, bunlar bir hayata sığmayacak şeyler gibi görünür. Ama sığdı işte. Ve ben bunların hepsini yaşadım. Daima hareketli, daima mücadeleci olarak. Hiçbir zaman yenilgi kabul etmedik. Ümit, heyecan, karar gücü, ihtiras ve hayal ufkumuzun genişliği sınırsızdı. Hayatımın bu akışından memnunum.

Gerçi şimdi bu mücadele arkadaşlarımızın safları gittikçe seyrekleşiyor. Yeğenim Enver Paşa, Şarkî Buhara’da belki hazırlıksız ama temiz bir gaye uğrunda can verdi. Sonra, hemen bütün İttihadçı arkadaşlarım hemen kâmilen öldüler. Ordu arkadaşlarım olan paşalar, subaylar, Cemal Paşalar, Karabekirler ve diğerleri ve hele şu bizim yıllar yılı ‘Bizim Mustafa Kemal’ olarak tanıdığımız Atatürk, o da Hakk’ın rahmetine intikal etti.

Ben şimdi bütün bu hatıralar yığını arasında âdetâ bir türbedar gibiyim. Ve geriye baktığım zaman görüyorum ki, yalnız dalgalı, hareketli bir şahsî hayatın değil; dalgalı, hareketli, ihtiraslı ve hayâl ufuklarına sınır tanımayan bir değerli ve üstün neslin de son temsilcisi gibiyim”.

 

 

 Halil Paşa’nın 1967’de Şevket Süreyya Aydemir tarafından yayınlanan hatıralarından.

 

kaynak:Murat Bardakçı