31.05.2014, Cumartesi

Gedik Ahmed Paşa

337px-Sadrazamlik-nisanlari.svg

Angiolello’ya göre Sırbistan’da doğdu. İvranye’ye (Vranye) bağlı Punuševce (Polnosevce) köyünün diğer adının 1570 tarihli Tahrir Defteri’nde Gedik Ahmed Paşa olarak belirtilmesi doğum yerinin bu köy olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca İvranye’de bir cami yaptırması ve vakıf tahsis etmesi de bu tahmini pekiştirmektedir. Tanınmış olduğu “Gedik” lakabı ise Âşıkpaşazâde’ye göre kale açmak, kale tamir veya inşa etmek maharetine dayanmaktadır. Ayrıca bunun Gedikliler zümresinden yetişmiş olmasından kaynaklanabileceği de belirtilir (İA, I, 198). Hammer’in, bir dişinin eksikliği dolayısıyla bu lakapla anıldığına dair verdiği bilgi ise inandırıcı değildir.

II. Murad döneminde iç oğlanı olarak saraya giren ve II. Mehmed zamanında askeri rütbeyle çıkıp kısa bir süre Rum beylerbeyiliği yapan Gedik Ahmed Paşa, 1462’den sonra İshak Paşa’nın yerine Anadolu beylerbeyiliğine getirildi. Fahri Hatun bint Abdullah adlı hanımı bu yıllarda Kütahya’da vefat etti. Dolayısıyla onun İshak Paşa’nın damadı olması Fahri Hatun’un ölümünden sonraki yıllarda gerçekleşmiş olmalıdır. İlk büyük askerî başarısını 1461’de Koyulhisar’ı fethederek sağladığı anlaşılan Ahmed Paşa, Oruç Bey’e göre 1469 yılında (Oruç’un Manisa nüshasında İshak Paşa ile beraber) Karaman (bugün Konya) Ereğlisi ve Aksaray’ı fethedip II. Mehmed’in oğlu Şehzade Mustafa’yı Karaman valisi olarak Konya’ya yerleştirdi. Ertesi yıl Eğriboz’un fethiyle sonuçlanan sefere katıldı. Aynı yıl Anadolu beylerbeyiliğinden ayrıldı ve vezirlik rütbesini aldı. 1471’de Alâiye’yi (Alanya), ertesi yıl İçel ve Karaman’da Silifke, Mokan, Gorigos (Kızkalesi), Gülek ve Lülye’yi (Lülüe) ele geçirdi; Akkoyunlular’ın yoğun askerî yardımıyla vatanlarını geri almaya kalkışan Karamanoğlu Pîr Ahmed ve kardeşi Kasım Bey’i yenilgiye uğrattı. Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında 1473 yılında meydana gelen Otlukbeli Meydan Savaşı’nın Osmanlılar’ın zaferiyle sonuçlanmasında önemli rol oynadı. Şehzade Bayezid ile aralarındaki tartışma da Hanivaldanus ve Neşrî’nin rivayet ettiği gibi bu savaş sırasında olmuş, hatta Hammer, Ahmed Paşa’nın sonradan idam edilmesinin sebebinin bu tartışmaya dayandığını belirtmiştir.

Gedik Ahmed Paşa, 1474’te idam edilen Mahmud Paşa’nın yerine vezîriâzam oldu; Karaman ve İçel’deki askerî faaliyetlerini Ermenek, Manyan ve Silifke hisarlarını tekrar alarak sürdürdü. 1475’te II. Mehmed onu donanmayla Kırım’daki Ceneviz sömürgelerinin fethine gönderdi. Gedik Ahmed Paşa Haziran 1475’te Kefe, ardından Sudak ve Azak’ı zaptedip Mangub’u kuşattı. Kefe’de Cenevizliler tarafından hapse atılmış olan Kırım Hanı Mengli Giray’ı zindandan çıkardı ve onunla bir anlaşma yaptı. Buna göre Mengli Giray Kırım hanı olarak Osmanlı himayesini tanıyordu. Kazandığı başarıların da rolüyle kendisini üstün görmeye başlayan Ahmed Paşa, bu tavırları yüzünden zafer dönüşü padişahın güvenini kaybetti. Onun bu tavrı bir anlamda, Afyon’da 1470 yıllarında inşa ettirdiği külliyenin sultanlara yaraşır boyutları ve görünüşüyle de gözler önüne serilmektedir.

1477’de Arnavutluk’ta İşkodra’ya karşı girişilecek bir sefere memur edilen Gedik Ahmed Paşa, orduda hâkim olan menfi havaya uyarak bu görevi üstlenmekten kaçındı. Bunun üzerine görevinden alınarak Rumelihisarı’nda hapsedildi. Ertesi yıl, o sıralarda genç yaşta bulunan ve Arnavutluk seferine mîralem olarak katılan Hersekzâde Ahmed’in ara buluculuğuyla serbest bırakılıp kaptanıderyâlığa ve aynı zamanda Avlonya sancak beyliğine getirildi. Bu görevde iken 1479’da Ege’de Kefalonya, Zanta ve Ayamavra’yı zaptetti. Bunun üzerine bu adaların prensi III. Leonardo Tocco ile Napoli hânedanına mensup olan yeni hanımı bölgeyi terkedip Napoli’ye döndüler. İtalya fütuhatına ilk adım olarak görülen bu seferden sonra II. Mehmed 1480 yılında Gedik Ahmed Paşa’yı Otranto’ya gönderdi. Ön yargılı çağdaş bir İtalyan kroniği bu sırada Ahmed Paşa’yı “cılız, esmer tenli, büyük burunlu, seyrek sakallı, orta boylu, çirkin, son derece merhametsiz, çok cimri” olarak tasvir eder. Otranto’yu Ağustos 1480’de fetheden Gedik Ahmed Paşa, İtalya’da girişeceği yeni fütuhat için ertesi ilkbaharda Avlonya bölgesinde asker toplayıp donanmanın gelmesini beklerken Fâtih Sultan Mehmed’in ölüm haberini aldı. Yeni padişah olan II. Bayezid’den ve ayrıca divandan donanma gönderilmesi ve Otranto Kalesi’ni savunan Osmanlı askerlerine yardım sevkedilmesi ricasında bulunmasına rağmen istekleri kabul edilmediği gibi kendisi de askerleriyle geri çağrıldı.

Fâtih’in son yıllarında Şehzade Bayezid ile Cem arasında taht için cereyan eden gizli mücadelede idareci, ulemâ ve askerî üst zümreler arasında kutuplaşmalar ortaya çıkmış, Gedik Ahmed Paşa ise kayınpederi İshak Paşa’nın Bayezid taraftarı olmasına rağmen ne Cem’in ne de Bayezid’in tarafını açık bir şekilde tutmuştu. Haziran 1481’de Bayezid ile Cem arasında Yenişehir’de yapılan savaşa son anda yetişen Gedik Ahmed Paşa, Hanivaldanus’a göre Bayezid’in savaşı kazanmasında büyük katkıda bulundu. Ancak Cem’i Ereğli’ye kadar takip etmesine rağmen onu yakalayamadı, hatta bu yüzden Cem taraftarı olduğuna dair rivayetler ortaya atıldı. Bir müddet sonra yeniden vezirlik rütbesini alan Ahmed Paşa’nın da Cem’e karşı açık bir tavır almadığı anlaşılmaktadır. Bunun hemen ardından II. Bayezid, bazı anlaşmazlıkların tesiriyle ve özellikle de onun gizlice Cem taraftarı olmasından şüphelenmesi dolayısıyla itaatsizliğini bahane ederek Ahmed Paşa’yı hapse attırdı. Onu iktidardan uzaklaştırmayı amaçlayan bu girişimde padişahın damadı olan ve nüfuzlu bir ailenin temsilcisi sayılan Hamza Beyoğlu Mustafa Paşa önemli rol oynadı. Gedik Ahmed Paşa’nın hapsedilmesi kapıkullarının ayaklanmasına yol açtı. Bunun üzerine serbest bırakıldı ve vezirliği de iade edildi. Onun hapisten çıkarılmasında ayrıca kayınpederi İshak Paşa, Mesih Paşa ve Hersekzâde Ahmed Paşa’nın da katkıları vardır. Bu arada Karamanoğlu Kasım Bey’in liderliğinde Karaman’da bir isyan başladığından Gedik Ahmed Paşa Konya’da bulunan Şehzade Abdullah’a yardım etmek için Karaman’a gönderildi. Yola çıkmadan önce düşmanı Hamza Beyoğlu Mustafa Paşa’yı hapsettirmeyi başardı. Ancak kendisi de rehin olarak oğlunu sarayda bıraktı. İsyanın bastırılmasında ümit edilen başarıyı sağlayamadı. Çünkü Kasım Bey kış başlamadan önce Suriye tarafına kaçmıştı. Bunun üzerine Ahmed Paşa Lârende’de (Karaman) kışladı. Neşrî’ye göre Kasım Bey, bu sırada Mısır’da bulunan Cem Sultan’ı Gedik Ahmed Paşa ve bazı devlet adamları namına yazdığı birkaç sahte mektupla Anadolu’ya geri dönmeye davet etmişti. Gerek bu olay, gerekse 1482 ilkbaharında Ahmed Paşa’nın yanında bulunan Ankara sancak beyi Mehmed’in Lârende’den kaçıp Cem’in tarafına geçmesi II. Bayezid’in şüphelerini büsbütün arttırdı. Gedik Ahmed Paşa, II. Bayezid’in tereddüdünden faydalanarak düşmanı Hamza Beyoğlu Mustafa’yı bertaraf ettirdi. II. Bayezid, en kabiliyetli kumandanı Ahmed Paşa’nın Cem’in tarafına geçeceği korkusuyla Cem ile yaptığı savaşa onu fazla karıştırmadı ve pasif halde bırakmaya çalıştı. Cem’in tekrar yenilip Rodos şövalyelerine kaçmasından sonra uzun süredir hareketlerinden endişe ettiği Gedik Ahmed Paşa’nın ortadan kaldırılması için padişahın önünde herhangi bir engel kalmadı. Sonunda 6 Şevval 887’de (18 Kasım 1482), vezirler ve bütün devlet erkânına Edirne’deki Yeni Saray’da verilen ziyafetin ardından Gedik Ahmed Paşa boğdurularak öldürüldü. II. Bayezid bu olaya ait bir hatt-ı hümâyununda Bostancıbaşı İskender’e, Gedik’in ölümünden bahisle artık Cem’in küçük oğlu Oğuzhan’ın da öldürülmesini emrettiği görülmektedir. II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’un İshak Paşa’nın evinde yaşamış olması gibi Cem’in oğlunun da son iki yıl Gedik Ahmed’in ailesi yanında kalmış olması muhtemeldir.

Naaşı Edirne’de defnedilen Gedik Ahmed Paşa’nın oğullarından Mehmed’in 1486’dan sonra II. Bayezid’in kızı Selçuk Sultan’la evlendiği bilinmektedir. Bu zatın 898’de (1492-93) Siroz’da (Serez, Serres) yaptırdığı büyük caminin kitâbesinde Ahmed Paşa’dan “sultânü’l-guzât, âsafü’l-İslâm, nasrü’l-âbidîn” şeklinde söz edilir. Gedik Ahmed Paşa Afyon’daki büyük külliyesinden başka Lâdik’te bir mescid ve bir köprü, Kütahya’da bir mektep ve bir arasta, Beküs köyünde bir mektep yaptırmış ve Konya’daki Mevlevî tekkesini de tamir ettirmiştir. İstanbul’daki eserlerinden, sadece bir mahalleye ve semte adını veren hamamı günümüze kadar ulaşmıştır. İvranye’deki camii, muhtemelen Sırplar’ın 1878’deki işgallerinden sonra yıkılan “Krstata dzamija” (Alaca Cami [?]) idi.

Gedik Ahmed Paşa kulliyesi

Gedik Ahmed Paşa kulliyesi

Fâtih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devirleri ricâlinden Vezîriâzam Gedik Ahmed Paşa (ö. 1482) tarafından yaptırılmış olup cami, medrese, sıbyan mektebi ve hamamdan meydana gelir. Kesin inşa tarihi tesbit edilememekte, Gedik Ahmed Paşa’nın Anadolu beylerbeyiliği sırasında ve 1470 yılı civarında yapıldığı sanılmaktadır. Caminin taçkapısı üzerinde bulunan kitâbe 1210 (1795-96) tarihli tamirata aittir. Cami 1940’ta Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden yapılırcasına tekrar tamir ettirilmiş, bu arada medrese ile hamam da elden geçirilmiştir. Aynı yıllarda külliyenin çevresindeki birtakım binaların yıktırılarak etrafının açıldığı, ancak bu faaliyet sırasında sıbyan mektebinin ortadan kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzde cami ile hamam aslî vazifelerini sürdürmekte, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır. Bugünkü şehrin merkezinde yer alan külliyede gelişigüzel bir yerleşim gözlenir. Yapı topluluğunun en önemli unsuru ve çekirdeği olan cami güneybatısındaki medreseye göre çukurda kalmakta, ayrıca kuzeydoğusundaki hamam tarafından da kısmen perdelenmektedir.

Cami. 29,20 × 35,40 m. boyutlarında bir alanı kaplayan cami beş kubbeli bir son cemaat yeri, kıble eksenine yerleştirilmiş kare planlı ve kubbeli iki birimle bunlardan güneydekine açılan iki eyvanın meydana getirdiği “T” planlı bir harim ve harimin köşelerine bitişik dört tabhâne mekânından meydana gelmektedir. Tabhâne hücrelerinin arasına, dışa açılan birer kubbeli eyvan yerleştirilmiştir. 5,30 × 5,30 m. boyutlarındaki tabhâne birimleri kubbeli olarak tasarlanmış, kubbelere geçiş prizmatik üçgenler kuşağı ile sağlanmıştır. Bunların basık kemerli kapılarla açıldıkları, aralarında yer alan ve biraz daha büyük olan (5,55 × 5,55 m.) eyvanlar da pandantifli kubbelerle örtülüdür. Tabhânelerin güney duvarlarında bulunan ve XIX. yüzyılda tâdil edilerek aslî şekillerini kaybetmiş olan ocaklar, kesme küfeki taşından örülmüş altıgen kesitli ve piramit külâhlı bacalara sahiptir. Bu planı ile cami, ilk uygulamalarına Orhan Gazi devrinde ve Bursa yöresinde rastlanan tabhâneli cami tipinin Fâtih Sultan Mehmed devrine ait ilginç bir örneğini teşkil eder. XV. yüzyılın ortalarından itibaren gittikçe eski önemlerini kaybetmeye başlayan ve tasarımlarında birtakım değişiklikler meydana gelen bu tür camilerin diğer örneklerinde olduğu gibi burada da mihrap eksenindeki birimleri ayıran set kaldırılmak ve üzerlerini örten kubbelerle bunların sınırındaki kemer yükseltilmek suretiyle yekpâre ve ferah bir ibadet mekânı elde edilmiştir. Ayrıca kıble yönündeki kubbeli birim iki yana doğru eyvanlarla genişletilmiş ve eyvanların köşeleri de pahlanarak yalnız bu camiye mahsus değişik bir uygulama ile mekânın ferahlığı önemli ölçüde arttırılmıştır.

Çok itinalı bir kesme taş işçiliğinin gözlendiği, 1940 onarımında tamamen yenilenmiş olan duvarlarda yörenin sarımtırak küfeki taşı, üst yapı hariç diğer mimari unsurlarda beyaz ve gri Afyon mermeri kullanılmıştır. Üst yapıyı teşkil eden kubbeler tuğla ile örülerek içeriden sıva, dışarıdan kurşunla kaplanmıştır.

Son cemaat yeri revakı eşit büyüklükte, kare planlı ve kubbeli beş birimden oluşur; bunlardan yanlardakilerin zeminleri orta biriminkine göre daha yüksektir. Sekizgen kasnaklar üzerinde yükselen kubbelere geçiş pandantiflerle sağlanmış, üst yapının ağırlığı harimin kuzey duvarına ve daire kesitli sütunlara basan ahşap gergili sivri kemerlere bindirilmiştir. Alt ve üst uçlarında pirinç bilezikler bulunan sütunlar daire tabanlı ve armudî profilli kaidelere oturmaktadır. Mukarnaslı sütun başlıkları sarkıtlarla zenginleştirilmiştir. Revak kubbelerinden ortadaki diğerlerinden daha yüksek tutulmak suretiyle giriş cephesinde taçkapı-mihrap ekseni vurgulanmıştır. Taçkapının sağında ve solunda, dikdörtgen açıklıklı ikişer pencere ile bunların arasında yaşmakları mukarnaslı birer mihrâbiye vardır. Pencerelerin silmelerden oluşan çerçeveleriyle sivri hafifletme kemerleri arasında kalan köşelere kabartma rozetler konulmuştur. Bu pencerelerin üzerinde birer, taçkapının üzerinde ise iki tane sivri kemerli ve alçı revzenli tepe penceresi bulunmaktadır.

Taçkapının dikdörtgen cephesi ortadaki revak biriminin genişliğince uzanmakta ve revak kemerlerinin kilit taşı hizasına kadar yükselmektedir. Almaşık beyaz ve gri kesme mermer sıraları ile örülmüş olan cephe, silme gruplarından meydana gelen iki çerçeve ile yanlardan ve üstten kuşatılmıştır. Çerçevelerin ortasında yer alan taçkapı nişi basık kemerli harim kapısını barındırmakta ve mukarnaslı bir yaşmakla son bulmaktadır; yaşmaktaki mukarnasların arasında uçları püsküllü sarkıtlar göze çarpar. Geçmeli teknikle örülmüş basık kemerle yaşmak arasında, istifli sülüsle yazılmış 1210 tarihli manzum onarım kitâbesi yer almaktadır. Nişin köşeleri kitâbenin alt hizasına kadar pahlanmış, pahlı yüzeylere çubuklu sütunçeler konulmuştur; sütunçelerin alt ve üstlerinde birer kum saatiyle mukarnaslı minyatür başlıklar göze çarpar. Üstteki kum saatiyle başlığın yanlarında kalan pahlı yüzeyler kabartma rûmîlerle bezelidir. Ayrıca nişin yan yüzlerinde mukarnaslı yaşmaklara sahip yarım sekizgen planlı birer küçük niş bulunmaktadır.

Taçkapının harime bakan cephesi de mukarnaslı bir yaşmakla süslenmiştir. Üzerindeki pencerelerin arasında bulunan kalem işi yuvarlak madalyonda, siyah zemin üzerine zerendûd tekniğinde yaldızla sülüs hatlı “yâ Hazret-i Bilâl-i Habeşî” ibaresi yazılmıştır. Bu yazı kompozisyonu, taçkapının iç yüzünde 1940 onarımında kaldırılmış olması muhtemel ahşap bir fevkanî müezzin mahfilinin bulunduğunu göstermektedir. Kapının yanlarındaki zeminleri seki ile yükseltilmiş ve basit ahşap korkuluklarla çevrelenmiş maksûrelerin de aynı onarımda yenilendikleri anlaşılmaktadır. Doğu ve batı duvarlarında beşer adet dikdörtgen pencere bulunmakta, bunlardan daha küçük boyutlu olan uçlardakiler tabhâne birimlerine, ortadakiler ise eyvanlara açılmaktadır. Girişten itibaren birinci ve ikinci pencerelerin arasında aynı boyutlarda, yaşmakları mukarnaslı birer niş yer alır. Kıble ekseninde uzanan kare planlı birimler onikigen kasnaklar üzerinde yükselen ve pandantiflerle geçilen iki kubbeyle örtülüdür. Kasnaklara on ikişer adet yuvarlak kemerli ve alçı revzenli pencere, duvarların üst kesimlerine de bu kısımlarda ikişer, eyvanlarda birer tane sivri kemerli tepe penceresi yerleştirilmiştir. Güney duvarının ortasında mihrap, bunun yanlarında birer dikdörtgen pencere, eyvanların içinde de birer adet dolap nişi bulunmaktadır. Bu duvardaki beş adet tepe penceresi iki sıra halinde ve şaşırtmalı olarak düzenlenmiştir. Alt sırada yer alan üç pencereden ortadaki mihrabın, yanlardakiler dikdörtgen pencerelerin üstüne isabet etmekte, ikinci sıradaki iki pencere ise alttakilerin arasına yerleştirilmiş bulunmaktadır.

Taçkapı gibi mihrap da beyaz ve gri kesme mermer sıralarından meydana getirilmiştir. İç içe iki dikdörtgen çerçevenin kuşattığı yarım sekizgen planlı mihrap nişi mukarnaslı bir yaşmakla donatılmış, köşeleri de kum saatleri ve mukarnaslı minyatür başlıkları olan sütunçelerle yumuşatılmıştır. Hemen bütünüyle beyaz mermerden yapılan minber yalın tasarımı ile dikkat çeker. Sivri kemerli kapısını yanlardan kuşatan sövelerin dış köşeleri pahlanmış, buralara burmalı sütunçeler, alt ve üstlerine de birer kum saatiyle mukarnaslı minyatür başlıklar yerleştirilmiştir. Kapının üstüne konulan dikdörtgen bir mermer levha üzerine kabartma olarak sülüs hatla kelime-i tevhid yazılmıştır. Üçgen yan yüzeyler geçmeli yıldız motifleriyle bezelidir. Köşkün köşelerinde yükselen gri mermerden yontulmuş kare kesitli sütunlarla lentoların taşıdığı prizmatik külâh bir Selçuklu kümbetinin külâhını andırmaktadır.

Cami hariminde görülen kalem işi süslemelerin bir kısmı orijinal olup Fâtih Sultan Mehmed devrinden günümüze ulaşabilmiş nâdir örneklerdendir. Bunların arasında, özellikle iki kubbenin arasındaki kemer üzerinde yer alan örgülü geçmelerle birbirine eklenmiş rûmîler ve iki kartuşun içine yerleştirilmiş son derecede girift hat kompozisyonları dikkat çeker. Harimin güneydoğu ve güneybatı köşelerindeki eyvanlarda Bursa kemerlerinin karnında görülen rûmîli bezemeler, harimin yan duvarlarında bulunan içleri rûmî dolgulu yuvarlak madalyonlar ve taçkapının iç yüzünde mukarnaslı nişi kuşatan rûmîli bezemeler de aslen Fâtih devrine ait olmakla birlikte 1940 onarımında yenilenmiştir. Klasik üslûba uygun diğer süslemeler ise bu onarım sırasında yapılmış ve yazılar ünlü hattat Tuğrakeş İsmâil Hakkı Altunbezer tarafından yazılmıştır. 1940’ta tamirat gören kapı ve pencere kanatları da rûmîli menteşeleri ve kabaralı tokmakları ile birlikte Fâtih devrinden kalmadır; kündekârî tekniğiyle meydana getirilen geometrik kompozisyonlar, on köşeli yıldızlar, rûmîler ve şakayıklarla bezelidir.

Caminin en dikkat çekici mimari unsurlarının başında gelen, gövdesi burmalı minarenin kare tabanlı kürsüsü harimin kuzeydoğu köşesindeki tabhâneye bitişiktir. Dikdörtgen bir çerçeve içine alınmış olan sivri kemerli kapısı kuzeye açılır. Küp biçimindeki pabuç kısmının köşeleri mukarnaslı üçgenlerle pahlanarak kareden sekizgene geçiş sağlanmıştır. Silindir şeklindeki gövdede, kaval silmeler ve bunların arasına yerleştirilen sır altı tekniğinde koyu lâcivert çini kuşaklarla hareketli ve göz alıcı bir kompozisyon meydana getirilmiştir. Sekizgen tabandan yarım koni biçiminde başlayan on altı adet kesme taş kaval silme kısa bir süre dikey devam ettikten sonra sağa doğru dönüp helezonî olarak sürmekte, şerefeden 1,50 m. kadar aşağıda önce sola, sonra sağa kıvrılarak bir zikzak oluşturmakta, ardından yine dikey konumda şerefe altına ulaşmaktadır. Kaval silmelerin arasındaki çini kuşaklar da aynı hareketi izleyip mukarnas dolgulu küçük nişlere saplanmaktadır. Şerefenin altı iki sıra sarkıtlı mukarnasla dolgulanmış, çevresi süslemesiz kesme taş korkuluklarla kuşatılmıştır. Gövdeye göre daha ince olan silindir biçimindeki petek, kurşun kaplı konik külâh örtülüdür. Külâhın eteğinde kemerli ve koyu lâcivert çini dolgulu küçük panolar sıralanır.

Medrese. Açık avlulu ve revaklı Osmanlı medreselerinin temel özelliklerine sahip olan 34,00 × 31,50 m. boyutlarındaki yapının dikdörtgen avlusu kuzeyden girişin bulunduğu duvar, doğu ve batıdan beşer birimli iki revak, güneyden de yan yana yer alan yazlık ve kışlık dershanelerle çevrilmiştir. Duvarlar kesme küfeki taşından örülmüş, girişte mermer kullanılmıştır. Eksenden sola doğru kaydırılmış ve cepheden hafifçe dışa taşırılmış olan giriş çeşitli silmelerin meydana getirdiği dikdörtgen bir çerçeveyle kuşatılıp basık kemerli asıl kapı dıştaki sivri, içteki dilimli iki kemerli bir nişin içine yerleştirilmiştir. Kare planlı revak birimleri pandantiflerle geçilen içeriden sıva, dışarıdan kurşunla kaplı kubbelerle örtülüdür. Kubbeleri taşıyan yuvarlak kemerlerin oturduğu mermer sütunlar ve başlıkları devşirmedir.

Revakların gerisinde doğuda ve batıda beşer, kuzeydeki dershanelerin yanlarında birer ve köşelerde de yine birer adet olmak üzere toplam on dört hücre sıralanır. Üçgenlerle geçilen kubbe örtülü hücreler, sivri kemerli nişler içine yerleştirilmiş dikdörtgen kapılarla revaka, altlı üstlü ikişer pencere ile de dışarı açılır. Pencerelerin tasarımı camidekiler gibidir. Kuzeydoğudaki hücreye, aslî kullanımı tam olarak anlaşılamayan bir nişin içinden muhdes bir giriş açılmıştır. Medresenin güney kanadının doğusunda yer alan yazlık dershane, zemini bir seki ile yükseltilmiş avluya açılan kubbeli bir eyvan şeklinde tasarlanmıştır. 6,80 × 7,00 m. boyutlu mekânın doğu ve güney duvarları sağır bırakılmış, batı duvarına ise kışlık dershanenin kapısı açılmıştır. Kubbesi pandantiflere oturan yazlık dershane kuzey yönünde, caminin harimindeki eyvanlar gibi sivri bir kemerin kuşattığı Bursa kemeriyle avluya bağlanmıştır. Daha küçük boyutlu (5,40 × 5,50 m.) olan kışlık dershanenin kubbesine geçiş üçgenlerle sağlanmış, kuzey ve güney duvarlarına hücrelerdeki pencereler gibi düzenlenmiş ikişer pencere, doğu duvarına da yazlık dershaneye açılan kapı yerleştirilmiştir.

Bu yapıda görülen çift dershaneli tasarım, Osmanlı öncesi Anadolu Türk mimarisindeki medreselere dayanır. Osmanlı mimarisinde bundan başka II. Murad’ın Edirne’de Üç Şerefeli Cami ile (1437-1447) birlikte yaptırdığı Saatli Medrese’de, Fâtih devrine ait Bursa’daki Sitti Hatun Sıbyan Mektebi’nde (1459) ve II. Bayezid devrine ait Bursa’daki Hoca Yakub Dârülkurrâsı’nda da (898/1492-93) yine bu tasarım uygulanmıştır.

Sıbyan Mektebi. Günümüze ulaşmayan sıbyan mektebinin zaman içinde değişime uğradığı ve Ekrem Hakkı Ayverdi’nin Osmanlı Mimarîsinde Fâtih Devri adlı eserindeki bir fotoğraftan XIX. yüzyılda iki katlı, bağdâdî duvarlı ve kırma çatılı bir ev görünümü aldığı anlaşılmaktadır.

Hamam. Erkekler kısmı doğuda, kadınlar kısmı batıda olmak üzere çifte hamam planında tasarlanan yapı geniş bir alanı kaplar (37,66 × 26,35 m.). Duvarlar moloztaş, kubbe ve tonozlar tuğla ile örülmüş, kapı ve pencerelerde kesme küfeki taşı kullanılmıştır. Erkekler kısmında kare planlı soğukluğu örten pandantifli kubbe alttaki kare, diğerleri onikigen olan üç kasnağa oturmakta, üstü kiremit kaplı sekizgen piramit biçiminde basık bir külâhla örtülü bulunmaktadır. Doğu duvarının ekseninde yer alan sivri kemerli kapı, çeşitli dikdörtgen çerçevelerin ve bir sivri kemerin kuşattığı Bursa kemerli bir nişin içine alınmıştır. Kapının yanlarındaki iki pencerenin dikdörtgen açıklıkları lokmalı demir parmaklıklarla donatılmış, tuğla örgülü sivri hafifletme kemerleriyle taçlandırılmıştır. Ortasında yuvarlak bir basit havuzun yer aldığı soğukluğun güney duvarında da aynı biçimde iki pencere, ayrıca kare kasnağın güney, doğu ve kuzey kenarlarında sivri kemerli ve alçı revzenli birer tepe penceresi bulunmaktadır. Sağır olan kadınlar kısmına bitişik batı duvarında mukarnaslı bir niş göze çarpar. Ilıklık kısmı, üçgenlere oturan kubbeyle örtülü kare planlı bir birimle batı yönünde buna açılan dikdörtgen planlı bir eyvandan meydana gelmekte, doğu yönünde de aynalı tonoz örtülü helâlar bulunmaktadır. Sıcaklığın merkezinde, göbek taşını barındıran kare planlı birim yine üçgenlerle geçilen bir kubbe ile, kurnaların yer aldığı yanlardaki dikdörtgen planlı ve zeminleri yüksek eyvanlar tekne tonozlarla örtülüdür. Bu mekânın güneydoğu köşesinde bir, kuzeyinde de yan yana iki kare planlı ve kubbeli halvet yer alır.

Kadınlar kısmının erkeklerinkine göre biraz daha küçük olan soğukluğu, şaşırtmalı yerleştirilmiş iki sekizgen kasnağa oturan bir kubbeyle ve kubbe de dışarıdan basık sekizgen piramit biçiminde, kiremit kaplı bir külâhla örtülmüştür. Güneybatı köşesi mukarnaslı bir pah ile kesilmiş olan soğukluğun batı duvarında basık kemerli girişle yine basık kemerli bir niş ve yuvarlak bir tepe penceresi, güney duvarında sonradan değişikliğe uğramış kemerli bir pencere ile yuvarlak bir tepe penceresi, doğu duvarında Bursa kemerli bir niş ve kuzey duvarında da ılıklığın kapısı bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı ve tekne tonoz örtülü ılıklığın batısında helâlar, kuzeyinde sıcaklık yer alır. Sıcaklık bölümü, birbirine kemerli açıklıklarla bağlanmış kare planlı ve kubbeli dört adet birimin meydana getirdiği ters “T” biçiminde bir plana sahiptir. Ters “T”nin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşeleri, aynı özellikleri gösteren birer halvetle doldurulmuştur. Hamamın kuzeyinde, her iki kısmın da boydan boya gerisine rastlayacak şekilde su haznesi, onun da arkasında külhan ve odunluk uzanmaktadır.

 

152 afyon-gedik-pasa-camii-1

 

 

Müellif:

HEDDA REINDL-KIEL

M. BAHA TANMAN

 

BİBLİYOGRAFYA

VGMA, nr. 2088 (Zilhicce 879 tarihli vakfiye).

TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 3064, vr. 14b-15b.

Âşıkpaşazâde, Târih, s. 173-177, 182-184, 187; a.e. (Giese), s. 166-168, 175-178.

İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VII, 184, 304, 309-312, 314-316, 382, 385-389, 469, 470, 472, 507, 509-510, 512-514, 516-518, 521;  a.e., Millet Ktp., Ali Emîrî, nr. 32, VIII, vr. 8a, 10a, 10b, 14a, 18b, 19a, 19b, 104a.

Oruç b. Âdil, Târîh-i Âl-i Osmân, Paris Bibliothèque Nationale, Suppl. turc, nr. 1047, vr. 80b, 82a-83b, 87b, 89a, 90a, 90b, 91a, 92a, 92b, 148a; a.e., Paris Bibliothèque Nationale, Ancient fonds turc, nr. 99, vr. 117b, 119a-121a, 121b, 125b, 127a, 128b, 130a, 131a-b; a.e. (nşr. Atsız), İstanbul, ts., s. 122.

Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth (nşr. Mertol Tulum), İstanbul 1977, s. 149, 153, 169-170, 179-180.

Neşrî, Cihannümâ (Taeschner), I, 205-209, 211, 213-215, 217, 221, 222, 230; II, 292-294, 300, 302-304, 307, 313, 314, 322.

Hammer, GOR, II, 284.

A. D. da Lezze, Historia Turchesca (nşr. I. Ursu), Bucuresti 1909, s. 41, 42, 64, 66, 67, 70-80, 108, 110-115, 170-172, 176-181, 185.

G. M. Laggetto, Historia della guerra di Otranto del 1480 (nşr. L. Muscari), Maglie 1924, s. 19.

Akdes Nimet Kurat, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivindeki Altın Ordu, Kırım ve Türkistan Hanlarına Ait Yarlık ve Bitikler, İstanbul 1940, s. 87-90, 98.

Selahattin Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed’in Siyasî ve Askerî Faaliyeti, İstanbul 1971, s. 18, 24, 142, 146, 186, 210, 218-221, 244, 265, 275-279, 292-293, 296-297, 307, 312.

R. F. Kreutel, Der Fromme Sultan Bayezid. Die Geschichte seiner Herrschaft (1481-1512) nach den altosmanischen Chroniken des Oruc und des Hanivaldanus, Wien-Köln 1978, s. 187-190, 192-197.

Hedda Reindl [Kiel], Männer um Bayezid. Eine prosopographische Studie über die Epoche Sultan Bayezids II. (1481-1512), Berlin 1983, s. 100-128.

A. Stojanovski, Vranjski Kadiluk u XVI veku, Vranje 1985, s. 20-21, 162-163.

Mükrimin Halil Yınanç, “Ahmed Paşa, Gedik”, İA, I, 193-199.

Halil İnalcık, “Mehmed II.”, a.e., VII, 529, 530.

a.mlf., “Ahmad Pas̲h̲a Gedik”, EI2 (İng.), I, 292-293.