20.01.2013, Pazar

Cezayir Deniz Seferi (1541)

Barboros Hayrettin Paşa Barboros Hayrettin Paşa

(1541) İspanya ile Osmanlı Devleti arasında olan bir kuşatmadır.Osmanlı devletine güçlü bir ittifak kurulmuş Osmanlıyı Akdenizden sökme planlarına girişmişler ve o dönemin en ünlü denicilerinden Andrea Doria 'da bu hazırlanan donanmanın başına geçirip 507 parça gemi ve 12.000 gemici, 20.000 piyade askeri, 5.000 süvari ile kendilerine katılan İtalyan, İspanyol ve Maltalı birlikler ve şövalyeler ile birlikte İspanya'dan Cezayir'e hareket etti. Fakat onları Cezayir'de Barbaros oğlu Hasan Bey (Barbaros'un oğlu ve Turgut Reis'in de damadıdır) karşıladı. Emrinde bulunan 600 Türk ve 2000 Arap atlısıyla birlikte büyük bir cesaret ve kahramanlıkla karşı koydu. 1541 yılının Aralık ayında yaptığı ünlü bir gece baskını ile bu haddini bilmezleri geri çekilmeğe mecbur etmişti.300 subay,8000 adam,17 kadırga,150 taşıma aracını kayıp vererek kaçmışlardır.Bu mağlûbiyet Charles Quint'e o kadar ağır geldi ki, Avrupa'da üstünlük kurma sevdasından vaz geçerek, meydanı Türkler'e bırakıp çekildi. Almanya ve İspanya devletleri birbirinden ayrıldı. Charles Quint'in tek erkek kardeşi, I.Ferdinand, Almanya imparatoru; büyük oğlu II. Philipp de İspanya kralı oldu. Charles V Arms-personal.svg Şarlken ve ittifakları:

Andrea Doria Andrea Doria

  • Flag of Cross of Burgundy.svg İspanya
  • Banner of the Holy Roman Emperor (after 1400).svg Kutsal Roma İmparatorluğu
  • Flag of the Kingdom of Naples.svg Napoli Krallığı
  • Bandiera del Regno di Sicilia 4.svg Sicilya Krallığı

Flag of the Sovereign Military Order of Malta.svg Malta Şövalyeleri Flag of Genoa.svg Cenova Cumhuriyeti Emblem of the Papacy SE.svg Papalık Devleti Türk donanması sahil boylarını takiben kuzeye doğru devamla, Roma'nın 16 km güney batısında bulunan ve Türkler'in "Tiber" adını verdikleri, Fransızlar'ın "Tibre", İtalyanlar'ın da "Tevere" dedikleri nehir ağzındaki Ostia limanına geldi. Papalığın ve Hıristiyanlığın can evi olan Roma’nın bu ileri karakoluna, Türk donanmasının girerek su alması, hele hele amiralinin de Barbaros olması, Avrupa'daki korku ve heyecanı son haddine vardırmıştı. Bu müthiş panikle, rahip ve rahibeler başta olmak üzere, kadın erkek bütün halk dağlara kaçışmış, şehir ve çevre kasabalar "Barbaros geliyor!" vaveylaları ile inlerken, Divan-ı Hümayun’dan bu yolda bir emir alınmamasına rağmen, Roma'ya girerek bir gövde gösterisi yapmak isteyen Barbaros, bu yönde bir hareket serbestîsine de sahip bulunuyordu. O şanlı elini uzatarak Türk ırkının asırlardır düşlediği "Kızıl Elma"ya kavuşması an meselesi idi. O gece Türkler'in bir kaç saat içinde Roma'yı ele geçirmeleri işten bile değildi. Ne var ki, yanında kuvvetini zilletinden alan, horlamaya alışmış biri vardı. Bu da Müslüman Türkler'den Hıristiyanlık âlemine karşı kralının talimatı ile yardım isteyerek, bütün Avrupa'nın nefret ve lanetini üzerine çeken ikiyüzlü Fransızlar'ın sefiri Paulin'den başkası değildi. Efendisinin daveti üzerine yola çıkardığı Türk donanması, Ostia ve Roma kaleleri ile Vatikan kulelerine, Türk bayrağının çekmesi demek, Papa'nın l. Francois'ı afaroz etmesi ve Fransa krallığının Katolik aleminden ebediyen ayrılmasını sağlamak demekti. Bu sebeple elçi Paulin derhal duruma müdahale ederek, gözyaşları içinde, Türk amiralinin ayaklarına kapanıp yalvarıp yakarmağa başlamıştı. Böyle bir hareketin Fransa'yı kurtaracağına büsbütün batıracağı. Bütün ihanetlerine rağmen Fransa'yı kurtarmak görevi ile sefere çıkan Barbaros yalnızca onu dinlemekle kalmamış, Türk'e has o acıma duygusu ile (o merhametimiz bize her devirde başımıza belâ olmuş(ur) üstelik Paiulin'e bizzat götürüp vermesi için bir de bu şehirlere dokunmayacağına dair teminat mektubu vermişti. Fakat halk, Türk donanması çekilip gidinceye kadar bu panikten kurtulamayıp, Ostia ve Nettuna halkı, Türk donanmasına erzak ve meyveler taşıyarak, hizmet ve gayretleri ile Barbaros'un merhametine sığınmışlardı. Türk donanması yeniden demir alarak kuzey batıya yöneldi. Sardunya ile Korsika arasındaki Benifaco boğazından geçti. Böylece Tiren denizinden batı Akdeniz'e çıktı. Kuzey batı istikametini takiple, 11 Temmuz'da Fransa'nın Akdeniz'deki amirallik merkezi olan Toulon'a varıldı. Türk donanmasının limana girişi çok muhteşem olmuştu. Toulon'da bulunan bütün Fransız harp gemileri direklerine Türk bayrağı çekili olduğu halde, Kaptan-ı Derya Türk Amirali Barbaros Hayrettin Paşa ve donanmasını top atışlarıyla selâmlıyordu. Burada bir süre kalındıktan sonra 21 Temmuz sabahı, Akdeniz'in büyük bir limanı olan Marsilya'ya gelindi. 44 parçalık Fransız donanması direklerine Türk bayrakları çekili olarak onları karşıladı. Barbaros, filo komutanları ve büyük Türk kaptanları beraberinde olduğu halde, üzerlerinde Fransızlar'ın gözlerini kamaştıran sırmalı elbiseleriyle karşılanarak karaya ayakbastı. Kendisi Cezayir hükümdarı sayıldığı için krallara mahsus bir karşılama töreni hazırlanmıştı. Türk amiralini ve kaptanlarını kral adına karşılamaya, Fransız Deniz Kuvvetleri Komutam Prens Conte d'Enghien François de Bourbon (23 yaşında ve müstakbel Kral IV. Henri’nin amcası). "Provenco" Valisi Baron ele Grignan ve birçok Fransa asilzadesi karşıladı. Şereflerine verilen ziyafet ve törenler çok parlak oldu.