19.10.2016, Çarşamba

CANDAROGLU ISFENDIYAR BEY ILE OLAN MÜCADELE ve IDARÎ DÜZENLEME

Karamanogullari'ndan sonra Anadolu Beylikleri'nin en kuvvetlilerinden plan Candaroğullari, Karamanlılar gibi Osmanlılar'ın en zor ve sıkıntılı anlarından faydalanmaya çalışan beyliklerden biri idi. Nitekim Candaroglu İsfendiyar Bey, Sultan ikinci Murad'ın amcası Mustafa ve küçük kardeşi Mustafa Çelebi'lerin meşgul oldugu anı fırsat bilerek ondan yararlanmaya çalışarak Tosya, Çankırı ve Kalecik'i geri almıştı. Halbuki buralar, daha önce Çelebi Sultan Mehmed zamanındaki gayretler sonucunda elde edilmiş olup Osmanlı himayesinde kalmak şartıyla İsfendiyar'ın oğlu Kasım Bey'e verilmişti. İsfendiyar Bey'in geri aldığı bu yerler, Osmanlıların taraftan olan oğlu Kasım'a ait yerlerdi. İsfendiyar Bey, bu topraklan almakla da yetinmeyip Tarakli Borlu denilen Safranbolu'yu alıp Bolu'ya doğru uzanmıştı. Bu arada Kasım Bey de İznik hareketi esnasında kaçıp Sultan Murad'ın yanına gelmişti. Sultan Murad, Küçük Şehzade Mustafa Çelebi olayını halledince İsfendiyar'a karşi kuvvet gönderdi. Kasım Bey de Osmanlı kuvvetleri ile birlikte bulunuyordu. Osmanlı ordusu Bolu'ya geldigi zaman İsfendiyar Bey'in ordusundaki Kasim Bey taraftarları, efendilerinin bulunduğu Osmanlı ordusunun saflarına katılırlar. Böylece İsfendiyar Bey, büsbütün sarsılır. Bununla beraber savaşı kabul etmekten başka çaresi de kalmamıştı. Bu sebeple Bolu ile Gerede arasında yapılan savaşta mağlub olup bozguna uğrar. Muharebenin karışıklığı arasında kendi Kapıcıbaşısı Yahşi Bey tarafından başına vurulan bir "bozdoğan"la kulağı sağır olur. Zorlukla Sinop kalesine sığınan İsfendiyar Bey artık sağırdı.Candaroğlu'nu takip eden Osmanlı kuvvetleri, Kastamonu ile Bakir Küresini zapt ederler. İsfendiyar Bey, küçük oğlu Murad Bey başkanlığında bir heyet vasıtasıyla barış istemek zorunda kalır. O, bu barışı sağlamak üzere Osmanli devlet adamlarına da ayrı ayrı mektuplar yazarak tavassutlarını ister. Bu arada torununun (İbrahim Bey'in kızı) padisah tarafindan nikahlanmasını da teklif eder. Sultan Murad'ın adamları, barışılması için hükümdarlarına ricada bulunurlar. Bunun üzerine Sultan Murad, sulh yapmayı kabul etti.Bu antlaşma gereğince Kasım Bey'e yerleri tekrar geri verilecek, Osmanlıların aldıkları Kastamonu ile Bakir Küresi İsfendiyar Bey'e iade edilecekti. Fakat İsfendiyar Bey, Bakir Küresi hâsılatından büyük bir kısmını
Osmanlı Devleti'ne verecek ve gerektiği zaman da Osmanlı ordusuna asker gönderecekti (827 H./1423 M.). Sultan Murad, bundan sonra bazı idarî tasarruflarda bulunup ondan sonra Edirne'ye dönmeye karar vermişti. Hükümdar ilân edildiği zaman henüz on sekiz yaşlarında bulunuyordu. Karşısında da tehlikeli ve kuvvetli bir rakip olarak amcası Mustafa vardı. Hükümdarlığının ilk senesi ümidsiz denecek kadar korkunçtu. Bununla beraber etrafında ve kendisine sâdikane bir şekilde bağlı olan Bâyezid, İbrahim, Hacı İvaz Paşalarla Mihaloğlu Mehmed Bey ve Kara Timurtaş Paşa'nın vezirlik rütbesine kadar çıkartılmış olan oğullan Ali, Umur ve Oruç Bey'ler bulunuyordu.Daha önce de görüldügü gibi Bâyezid Paşa, Mustafa Çelebi hadisesinde Rumeli Beylerbeyi olduğu için onun üzerine gönderilmiş, sonunda Düzme Mustafa tarafindan katl edilmişti.Sultan Murad, küçük şehzade Mustafa Çelebi olayini halledince vezirleri ile maiyetindeki bazı mühim şahsiyetler arasında mevcut rekabet ve geçimsizliklerin farkına varır. Devlet merkezinde fazla nüfuz sahibi kimselerin varliğini kendi kudret ve hâkimiyeti için bir engel telakki etmiş olmalı ki, bunların bir kısmını yeni vazifelerle merkezden uzaklastırma ihtiyacini duyar. Sultan Murad, Rumeli'ye dönmeden önce bu işi halletmeliydi. Bunun için Kara Timurtaş Paşa'nın oğullarından Umur Bey'i Kütahya'ya, Ali Bey'i Saruhan (Manisa) sancak beyliğine gönderir. Oruç Bey'i de Anadolu Beylerbeyi yapar. Padişah, kendi lalasi olan Yörgüç Paşa'yı da Rumiye-i suğra valisi olarak Amasya'ya gönderir. Evrenoszâdeler ile Paşa Yiğit oğlu Turahan Bey ve Gümlü oğlu gibi Rumeli beylerinin harp zamanında padişahın maiyetinde birleşmeleri hariç başka zamanlarda Rumelideki vazife yerlerinde bulunuyorlardı. Onun için Rumeli beylerini ilgilendiren bir tedbire lüzum yoktu. Böylece divanda sadece İbrahim Paşa ile Haci İvaz Paşa kalmışlardı.Bu defa da iki vezir arasında nüfuz rekabeti baş göstermişti. Vezir-i A'zam İbrahim Paşa, devletin kuruluşu ile birlikte hizmete giren Çandarli hanedanından olup babasi Hayreddin ve biraderi Ali Paşa'lar da bu vazifede bulunmuşlardı. İbrahim Paşa, Çelebi Sultan Mehmed'e olan sadakati ve tehlikeli zamanlardaki hizmeti ile tanınmış olup Çelebi Mehmed zamanında kadıaskerlik ve ikinci vezirlikte bulunmuştu. Bâyezid Paşa'dan sonra birinci vezir olmuştu.Hacı İvaz Paşa da Çelebi Mehmed'in bütün savaşlarına istirak etmiş, Karamanoğlu'nun Bursa'yı muhasarası sırasında burayı müdafaa ve muhafazada sebat göstermişti. Mustafa Çelebi hadisesinde aldığı tedbirler ve yazdığı mektuplarla Mustafa Çelebi kuvvetlerinin dağılmasına sebep olmuştu. Bu bakımdan büyük hizmetleri olan değerli bir şahsiyetti. Çelebi Mehmed zamanında hürmet görmüş, Yeşil Camii plânlarını tertip ederek dışardan memlekete sanatkârlar getirtmişti. İste bu iki değerli vezir arasındaki rekabet, Hacı İvaz Paşa'nın sahneden çekilmesine sebep olmuştu. Hacı İvaz Paşa'nın kul (yeniçeri) ile gizli münasebetlerde bulunduğu, padisaha suikast yapacagi ve divana silahla geldigi Sultan Murad'a haber verilir. Bir gün divanda Padisah, Haci Ivaz Pasa'nin gögsüne eliyle dokunarak içinde zirh bulundugunu anlayip sebebini sorunca Haci Ivaz Pasa buna cevap veremez. Bu durum, söylenenlerin dogru olabilecegini hatirlattigi için gözlerine mil çekilmek suretiyle Bursa'da ikamete mecbur edilir. Bu olayin hangi tarihte oldugu kesin olmadiği gibi, hadisenin bir at gezintisi sirasında cereyan ettiğine dair rivayetler de bulunmaktadır. Bu hadiseden sonra İbrahim Paşa rakipsiz kalmış ve padişahın kendisine tam anlamıyla güvenmesinden dolayi tamamen müstakil imiş gibi iş görmüştür. Hacı İvaz Paşa ise hicretin 831 (1428) yılında Bursa'da vefat etmiştir. Cenazesi Pinarbaşı'nda Kuzgunluk mevkiine defn edilmiştir.Bu idarî düzenlemeden sonra padişah, Gelibolu üzerinden yeniden Rumeli'ye geçip Edirne'ye gelir. Sultan Murad, saltanatının buhranlı geçen ilk yıllarını geride bırakıp devlet işlerini idarî ve siyasî bir düzene kavuşturduktan, ülke ve halkın problemlerine çözüm yolları bulduktan sonra biraz rahat bir nefes almaya başlar. Çünkü artık içerde taht kavgasına yeltenip ülkeyi bölünme noktasına getirecek kimse kalmamıştı. Dısarıya göre ise Sultan Murad'ın gücü, kendisinden çekinilir bir kuvvete ulasmıştı. Bu bakımdan artık evlenip rahat bir nefes alabilirdi. Zira İsfendiyar Bey'in, bizzat padişaha vermeyi teklif ettiği torunu Hatice Alime Hanım'la evlenme zamanı gelmişti. Bu sebeple padisah, gelini almak üzere İsfendiyar Bey'in sarayına Çasnigirbasi Elvan Bey, Tavasi Serafeddin Paşa ile Reyhan Paşa; kadınlardan Halil Paşa'nın dul eşi ve padişahın Şah Ana diye hitab ettiği Germiyanoğlu Yakub Bey'in hanımı ile daha birçok erkek ve kadını külliyetli miktarda mal ve eşya ile gönderir. Bunlar "mihr-i muaccel"i takdim edip gelini getireceklerdi. Kastamonu'da şölenler tertipleyen İsfendiyar Bey de gelenleri rütbelerine göre ağirlayip bir nice ikramda bulunur. Orada akd edilen düğün merasiminden sonra İsfendiyar Bey, torununu Halil Paşa ile Germiyanoglu Yakub Bey'in hanımlarına teslim ederek büyük bir merasimle uğurlar. Hicretin 828 (1424) yılında gerçekleşen bu düğünün, Sultan Murad bakımından Edirne'de mi yoksa Bursa'da mı yapıldığı kesin olarak tesbit edilebilmiş değildir. Zira kaynaklardan bir kısmı bunun Edirne'de, bir kısmı da Bursa'da olduğuna dair bilgi vermektedir. Bazi kaynaklar ise Sultan Murad'ın bulundugu yeri zikr etmezler. Uzunçarşılı, Sultan Murad'ın nikahladığı kızın adınin Hatice Sultan oldugunu hicrî, 906 (M. 1500) tarihli bir vakfiyesi bulunduğundan, kabrinin Bursa'da Kükürtlü Kaplıcası'nın yakınındaki Hatice Sultan Türbesi denilen büyük bir türbede olduğunu, orada daha başka kabirlerin de bulunduğunu, ne türbe kapısında ne de diğer kabirlerde bir kitabenin bulunduğunu nakleder.Sultan Murad, evlendiği yıl içinde kız kardeşlerinden üçünün de düğünlerini yaptırır. Hemşirelerinden Sultan Hatun'u İsfendiyar Bey'in oğlu Kasım Bey'e, Ayşe Hatun'u bilahare Varna muharebesinde şehid düşecek olan Karaca Bey'e, Ayşe Hatun'u da Çandarlizâde İbrahim Paşa'nın oğlu Mahmud Bey'e nikahlamıştı. Bu düğünler vesilesiyle büyük ziyafetler veriliyor, fakir ve yoksullar doyuruluyor, düğüne istirak eden herkese ihsanlarda bulunuluyordu.