20.09.2017, Çarşamba

Çaldıran Savaşı Başlıyor

Çaldıran Savaşı’nın en büyük özelliği Şah İsmail’i bu meydana (Çaldıran’a) getiren haklı şöhreti onun kazandığı savaşlardı. O düşmanları ile dört büyük savaş yaşamış hepsinden büyük zaferlerle çıkmış Safevi Devleti’ni büyütmüştü. Şah İsmail o güne kadar Osmanlı Türk Ordusu gibi büyük bir devletle, imparatorlukla modern bir ordu ile savaş yapmamış, savaştığı ordularda top ve tüfekle ateşli silahlar hiç olmamıştı. Çaldıran meydanında ilk kez top ve tüfek, gülle barut sesi duyan Safevi atları ürkerek ya geri kaçmış ya da kargaşadan yıkılıp devrilmişlerdir. Osmanlı Türk Ordusu’ndaki iki bin beş yüz kişilik yakın tüfekçi birliği yoğun atış yaparak çok önemli işler yapmışlardır. Bu savaşın en etkili sonucunun alınmasına vesile olan Piri Mehmed Paşa için Padişah I. Selim işte yegâne rey sahibi bir adam. Yazık vezir olamamış. Muharebenin tarihi Osmanlı Ordu’suna çok şey kaybettirebilirdi. Türkmenlerin karşı taraftaki Safevi’lerin mezhebine meyilli oldukları bilinmekteydi, eğer derhâl savaşa geçilmediği takdirde kendilerine düşünme vakti bırakıldığında Safevi’lerin saflarına geçmeleri içten bile değildi. Bu yolu derhâl savaşa geçilmesi kararını ifade eden Piri Mehmed Paşa kapatmıştır. Savaş başlar başlamaz Safevi Ordusu hemen sonuç almak istiyordu savaşın uzaması onlar için bir handikaptı çünkü hem sayıları azdı hem de ateşli silahları yoktu. Diyarbekir Beylerbeyi Muhammed Ustaclu Osmanlı Ordusu’nun kuvvetli ol duğunu Akkayonlu’larla mukayese edilmemesini gerektiğini bildirdi. Osmanlı Türkleriyle yüz yüze savaşmanın yanlış olacağını, savaşmak yerine geri dönüş için yola çıkmalarını beklemeyi ve bu esnada saldırmayı teklif etti. Osmanlı Ordusu’nun arabaları yan yana dizip aralarına düşman askerinin geçmemesi ve safların dağılmaması için zincir çektiklerini, Yeniçerili’lerin bu zincirin arkasında durduğunu, geride ise çok miktarda zahire tuttuklarını anlattı. Kendisi bunları Nur Ali Halife’den benzer şeyleri işitmişti. Osmanlıların Çaldıran Ovası’na yerleşip saflarını kurmadan saldırmayı önerdi. Safevi’lerin komutanı Durmuş Han bu tekliflere şiddetle karşı çıktı. Hatta Muhammed Ustaclu Han’ın görüşlerinde direnmesi üzerine ona senin sözlerin Diyarbekir’de geçer, diye çıkıştığı gibi onu aşağılayıp, “Han korkmuş” dedi. Doğrusu Muhammed Han’ın dediği gibi idi. Yorgun Osmanlı Ordusu iyi bir baskınla belki de dağıtılabilirdi fakat, bu fırsat kaçırıldı. Bu söyleme sebep olan etken şimdiye kadar girmiş oldukları bütün savaşları kazandıkları gibi bu savaşı da rahatlıkla kazanabileceklerini düşündüler. Safevi Ordusu bir istihbarat yapmadan düşmanın gücünü doğru dürüst tespit etmeden Osmanlı Türkleri’ni hafife alarak bu görüşlerini orada bulunan Şah İsmeil’e de kabul ettirdiler. Safevi Ordusu bir çevirme hareketi yaparak eski Oğuz taktiğini uyguladı. Osmanlı Ordusu’nun önündeki Piyade Azhapları’nın oluşturduğu engel yarılarak arka tarafa dolaştı. Sahra toplarının etkisiz hâle getirilip devre dışı bırakılacaktı. Türk Ordusu’na göstermelik bir saldırı yapılarak onun akabinde ona cepheden büyük bir saldırı planlamıştı. Fakat bu plan gerçekleşmeyecek oyun bozulacaktı. Savaş başladığında birden bire tozdan bir bulut yükselerek onun arasından sel gibi piyade askerlerinin kitleler hâlinde azimli bir şekilde sel gibi ilerledikleri görüldü. Mahşer yerini andıran savaş meydanında Cihan Padişahı Sultan I. Selim gibi bilge bir şahsiyet vardı. O hep temkinli ve tedbirliydi, doğru adımlar atmak için sükunetini muhafaza etti. Çaldıran meydanında alacağı bir zafer onu mutlu edecekti. Padişah I. Selim din adına da bir fitneyi yok etmiş olacaktı. Her iki Türk ordusu da öncü birliklerini devreye soktular. 23 Ağustos 1514 günü sabahın erken saatlerinde başlayan zorlu savaşta Safevi Ordusu Türkmenler kısa sürede galip gelecekleri sanıyorlardı, hep böyle kısa süren savaşlar yapmışlardı. Karşısındaki Osmanlı Türk Ordusu’nun merkez kuvvetlerine ulaşmak mümkün değildi. Mihailoğlu’nun kumandası altındaki Niğbolu’lu süvariler Ustaculu Muhammed Han ile Sarı Pireyi zor duruma düşürmesi Şah İsmail’i çok hiddetlendirdi. Bu olaydan sonra Şah İsmail asil güçlerini devreye soktu sağ kanattaki Anadolu birliklerine bir saldırı yaptı ve sol kanattaki Hasan Paşa’nın üzerine yürüdü. Şah İsmail cesur ve yiğit bir savaşçı idi bizzat kendisi savaşıyordu. Şah İsmail merkezden saldırıp tam yedi kez Osmanlı saflarının son noktası olan zincirlere yaklaştığı ifade edilir. Şah İsmail bu saldırılarda Malkoçoğlu’nu bizzat öldürerek bu birliklerin geri çekilmesine ve merkeze dönmelerine sebep oldu. Osmanlı Türk Ordusu’nun sol kanatındaki birliklerin komutanı Sinan Paşa Ustaclu Muhammed Han’ın birliklerini dağıtarak yenilgiye uğratmıştır. Safevi’lerin Diyarbekir Beylerbeyi Ustaclu Muhammed Han atılan bir top güllesinin isabet etmesiyle hayatını kaybetmiştir. Şah İsmail’in olağanüstü gayreti ile Osmanlı askerleri geriye püskürtüldü. Savaş en şiddetli haliyle devam ediyordu. Toz bulutları göğe yükselirken at kişnemeleri ve kargaşa kılıç parıltıları ortalığı tutuyordu. Çaldıran meydanında adeta büyük bir kıyamet kopuyor başlar gövdelerin üzerinden düşüyordu. Safevi’lere tepeden bakan Osmanlı tüfekçi birlikleri yoğun ateş başlatarak Safevi birliklerine büyük kayıplar verdiriyordu. Osmanlı Türk Ordusu daha esas kuvvetlerini savaşa sokmamıştı, bunu her savaşta taktik olarak kullanmıştır.

Osmanlı Ordusu’nun ateş gücü karşısında Şah İsmail’in Safevi Türk Ordusu çok zor duruma düştü. Şah İsmail’in yapmış olduğu son saldırıdan da bir netice alamadılar. Savaş meydanı topçu birliklerinin de devreye girmesiyle barut kokusu ve çığlıklardan mahşer yerini andıran gürültüyle inliyordu. Osmanlı Türk Ordusu’nun daha birçok birlikleri savaşa girmeden yavaş, yavaş her şey sanki belirginleşmeye, belli olmaya başlamıştı. Muharebede düzenli ve disiplinli ordulara karşı sonuç almak zafere ulaşmak kolay iş değildir. Güçlü ve büyük ordular güçleri ve kuvvetleri sayesinde başarı kazanırlar. Bu durumu Çaldıran’da bir kez daha göreceğiz. Şah İsmail’in Safevi Ordusu ağır kayıplar veriyordu hatta Sultan Ali-i Mirza Şah İsmail zannedilerek yakalanmış Sultan Selim’in huzuruna çıkartılarak ifadesi alındıktan sonra hapis edilmiş olan Safevi elçisi ile yüzleştirildiğinde Şah İsmail olmadığı anlaşıldığı zamanda katledilerek öldürülmüştür. Osmanlı Ordusu’nun ateş gücü savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştır, atılan top mermilerinden Şah İsmail yaralanmış hatta savaşı kaybettiğini anladığında çekilmeye karar vermiştir. Şah İsmail’in hem yaralanması hem atının top mermilerinin sesinden ürkerek bataklığa saplanması sonucunda tökezleyen atından inerek Hızır Ağa Ustaclu’nun atına bindi. Kaçmaya çalışan dağılan askerlerini geri çekmeye başladı. Dağılan Safevi Ordusu hızla kaçmaya çalışınca savaşın sonucu da belli olmaya başlamıştı. Şah İsmail eğer Çaldıran meydanında böyle davranmasaydı savaşa devam etseydi bütün ordusu muharebede yok olacak Safevi Devleti’de tarihin karanlık sayfalarına gömülecekti. Şah İsmail burada akıllı davranarak büyük bir felaketi ve yıkımı önlemiş oldu. Şah İsmail’in ordusunda Ustaclu Muhammed Han, Korucubaşı Saru Pire, Lala Hüseyin Bey, Pir Ömer Bey, Şireci, Avşar Sultan Ali Mirza, Muhammed Kemune, Hulefa Bey, Tekelü Yeğen Bey, Köse Hamza, Korçu Köse, Mir Seyyid Şerif, Mir Abdülbaki gibi ünlü Kızılbaş reislerinin pekçoğu öldürüldü. Safevi Ordusu gerçekten ağır kayıplar verdi. Önemli Türkmen aşiretlerinin reislerini kaybetti. Akşama doğru bütün Safevi Ordusu dağılmış kaçan askerler ağırlıklarını geride bırakarak dönüyorlardı. Cihan Padişahı Çaldıran meydanının galibi Sultan I. Selim Safevi Ordusu’nun bu hareketini bir savaş hilesi zannederek askerlerinin tuzağa düşürülmesi korkusundan dolayı kaçan Safevi askerlerinin takip edilmesini istememiştir. Çaldıran Ovası’na artık akşamın esrarlı karanlığı çökmeye başlamış, birçok Türkmen Safevi Kızılbaş askeri öldürülmüş birçoğu da savaş meydanından kaçmıştır. Gece karanlığı iyice hissedilince Çaldıran’da ölülerden başka kimsenin kalmadığı anlaşılmıştır. Şimdi Osmanlı Türk Ordusu’nun toparlanma ve yaralarını sarma vaktiydi bu savaşın bu kadar kolay kazanılacağı hiç hesaplanmamıştı. Disiplinden yoksun Safevi Ordusu çok kolay yem olmuş böyle rahat bir savaş görülmemişti. Şah İsmail’in bir iki ciddi hücumundan başka kayda değer bir saldırı olmadı Safevi’ler zaten kısa sürede sonuç alan bir savaş taktiği kullanırdı güçlü orduları yenmek zor iştir. Çaldıran meydanında bu durum görüldü. Oysa Çaldıran’da daha zor bir savaş bekleniyordu fakat kolay bir zafer elde edildi. Tarihçiler ve bazı İran kaynakları bu savaşı çok daha farklı anlatırlar. Hatta Şah İsmail’in bu savaşa Çaldıran’a katılmadığını söylerler fakat, gerçekler böyle değildir. Kaçan Şah İsmail önce Tebriz’e oradan da Kavzin’e geçmiştir.

Bize silah çeken bizden değildir

(Hz. Muhammed s.a.v.)

Osmanlı Türk Ordusu da Çaldıran Savaşı’nda önemli kayıplar verdi. Değerli komutanlarını iyi yetişmiş paşalarını yiğit askerlerini kaybetti. Bunlar Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa, Malkoçoğlu Ali Bey, Malkoçoğlu Tur Ali Bey, Süleyman Bey, Kayseri Sancağı Üveys Bey, Niğde Sancağı İskender Bey, Mora Sancağı Hasan Ağa gibi. Osmanlı Devleti’nin birçok komutanı ve paşası bu savaşta maktül düştü, öldürüldü. Çaldıran’da din adına bir engel daha ortadan kaldırılmış, Anadolu’daki huzur ve güvenin yeniden inşaasının tehsis edilmesi çok daha kolaylaşmıştı. Bu savaşı topçu ve tüfekçi birliklerinin sayesinde kısa sürede kolay kazanan Osmanlı Türk Ordusu bir taktik gereği önce geri çekilmiş sonra kuşatma hareketiyle topçularla ve tüfekçilerle karşı karşıya kalan Kızılbaş Safevi Ordusu dağıtılmıştır. Bu imha planı kusursuz bir şekilde uygulanmış, Safevi’lerde bu tuzağa düşmüştür. Çaldıran Savaşı yiğit ve cesur Cihangir Padişah Sultan Selim’e, Yavuz ünvanıyla anılmayı sağlamıştır. Yürü Yavuz Sultan Selim kim tutar sözü Çaldıran Muharebesi’nin bir ödülü ve payesidir. Çaldıran Savaşı’ndan sonra bütün tarihçiler Padişah I. Selim’i Yavuz lakabıyla anlatacaklardır. Şah İsmail’in bütün ağırlıklarını geride bırakarak Tebriz’e kaçması, iki hanımı olan Taçlu Begüm Hatun ile Berhuze Hatun’du. Vidin Sancak Bey’i Mesih Paşa tarafından esir edilmiştir. Berhuze Hatun bir gece Osmanlı Türk çadırında kaldı bütün mücevherlerini ve pahalı eşyalarını vererek yalvarması sonucunda serbest bırakılmasını istemiş, Mesih Paşa’nın oğlu da onun kim olduğunu bilmeden bir asilzade zannettiği Berhuze Sultan’ı serbest bırakmıştır. Bu rivayetin ne kadar doğru olduğu elbette tartışılabilir fakat, diğer eş Taçlı Hatun’nun kaynaklarda Türkmenlerden Bektaşlı Hamza Bey’in kızıdır. İbn Kemale göre de Bağdat Bey’i Hülefa’nın kızıdır. Şah İsmail Ankara Savaşı’nda atıfta bulunduğu Yıldırım Bayezid Han’ın durumuna düşmüş, sevgili eşleri Taçlı Begüm Hatun Osmanlı Türkleri’nin Padişahı Yavuz Sultan Selim’in artık himayesindedir. Daha sonra Taçlu Hatun’u Tacizade Cafer Çelebi ile nikahlayarak Şah İsmail’in küçük düşürülmesini sağlamıştır. Timur üzerinden gönderme ve aşağılayıcı tavırlarda bulunan Yıldırım Bayezid Sulta’nın akıbetini alay konusu eden büyük Şah İsmail çok sevdiği eşi Taçlu Hatun’u savaş meydanında bırakarak Osmanlı Sultan’ı Yavuz Sultan Selim’in eline esir düşmesine neden olmuştur. Şah İsmail yazmış olduğu özür mektuplarında Taçlu Hatun’u geri istemiş fakat bu isteği kabul edilmemiştir. Şii Safevi’lerin nikahı Ehl-i sünnete göre Muta sayıldığından Osmanlı Şeyhülislâmı tarafından yok hükmünde sayılarak Tacizade’ye nikahlanmıştır, yoksa nikahlı bir kadının dinen nikahlanması caiz değildir. Daha sonra Amasya’da yaşanılan olaylardan dolayı Tacizade Cafer Çelebi suçlu bulunarak idam edilmiştir. İran kaynakları ve tarihçileri Şah İsmail’in diğer savaşları çok detaylı olarak anlatırken Çaldıran Savaşı’ndan çok bilgi anlatmaz. Ahsenü’t Tevârihin yazarı Rumlu Hasan, Çaldıran’da Şah İsmail’in yiğitliğini, Rum Sultanı Padişah I. Selim’e karşı ortaya koyduğu mücadelesini ve kahramanlığını anlatmaktadır. Böyle bir durumda ortada bir zafer olması gerekmez mi? Yenilgi de bile övgüyü ancak bu kitapta bulabilirsiniz. Sabahtan akşama kadar dayanamayan Safevi Ordusu kısa zamanda dağılarak savaş meydanından apar topar kaçıp kolay galibiyeti Osmanlı Türk Devleti’ne hediye etmiştir. Çaldıran’da iki-üç saldırıyla sonuç alabileceğini düşünen Şah İsmail ve Safevi Ordusu fiyasko olarak nitelenebilecek bir durumla karşı karşıya kaldı. Osmanlı kaynakları Şah İsmail’in eşi Taçlu Begüm Hatun’un Osmanlılara esir düştüğünü özellikle kaynaklarda belirtir. İran kaynakları Rumlu Hasan ve İskender Bey gibi önemli tarihçiler Taçlu Hatun’un Çaldıran Savaşı’na katılmadığını söylerler ve hiç bahsetmezler. İran kaynakları haklı olarak kendi şahlarına böyle bir yakıştırmayı uygun görmemiş olabilirler. Safevi kronikleri olayı farklı anlatarak namuslarının zedelenmesine de dikkat etmiş Taçlu Hatun’un Hoy şehrinde Şah İsmail’e kavuştuğunu kocasının yanına gittiği yönündeki ifadeleri görülmektedir. Taçlu Hatun görülüyor ki Çaldıran Savaşı’nda yer almamış ve Osmanlı Devleti’nin eline esir düşmemiştir. Ancak onun bir günden fazla esaretinin sürmediği kısa zaman içerisinde Şah İsmail’in yanına gittiği ve hayatını Safevi Sarayı’nda tamamladığı tespit olunuyor. Çaldıran savaş meydanında ölen asker sayısının bazı tarihçilerin abartmasına rağmen beş bin kişiyi geçmediği zannedilmektedir. Bu savaş artık İran sınırlarının güvenliğini tamamen sağlayacaktır.

Savaş meydanında birçok Safevi askeri esir alınmıştı, bunlardan birçoğu savaş meydanında idam edilerek katledilmişlerdir. Osmanlı Türk askerlerinin şehitlerinin toplu olarak namazları kılınarak defin edilmiş buraya bir şehitlik anıtı da yapılmıştır. Eski çağlardan beri İran’lılar güneşe tapar ve devletinin mühründe o vakit güneş bulunurdu. Bundan dolayı Padişah Sultan I. Selim Danasazı mevkiinden geçerken Güneş tutulması oldu. Bu durumu Osmanlıların, İran’lıların şerefi Selim’in parlayan yıldızı önünde tutulacağını ve Rafiziliğin hak mezhep önünde sona ereceğini tasavvur ettiler, kâhinlerin bu beyanı doğru çıktı hayra yoruldu. Çaldıran’da Padişah Selim’e Yavuz ünvanını kazandıran zaferin tek dayanağı dini sebeplerden dolayı inanç ve itikadın zayıflaması Türkmenleri ve Anadolu’yu batinilikten kurtarmak için Şii Safevi’lerle mücadele edildi. Bundan sonra güzergâh yol üzerindeki Safevi Devleti’nin Başkenti Tebriz’dir. Kazanılan Çaldıran Zaferi’nden sonra fetihnameler her tarafa gönderildi. Yavuz lakaplı Sultan Selim, artık muzaffer bir padişahtır. Dört bir tarafa gönderilen fetihnameler Memlük Sultanı’na Eflak-Boğdan Beylerine ve Kırım Han’ına tek tek gönderilmiştir. Taht’a oturduğu gönden beri isyanlarla ve şehzadeler meselesiyle uğraşan Cihan Padişahı şimdilik Şah İsmail meselesini bertaraf etmiş onun memleketine doğru ilerlemeye devam etmiştir. Tebriz’e doğru yol alan Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’i tamamen yok etmeyi Safevi Devleti’ni yıkmayı düşünüyordu. Bunun için Şah İsmail’le yeniden tekrar savaşmayı bile göze almıştı. Çaldıran meydanındaki bu savaşta Şah İsmail’in gerçek gücünü ve kendi kuvvetlerinin durumunu görmüş Osmanlı Türk Devleti ile mücadele edebilecek bir konuma sahip olmadığını anlamıştı. Daha alt düzeyde beylik konumunda bir devlet gibi Safevi’lerle küçücük devlet olduğu görüldü. Osmanlı Türk Ordusu kurmuş olduğu düzenli ve sistemli bir yapıyla Cihan İmparatorluğu’na ulaşmış, Şah İsmail’in muhatap olduğu baba Sultan dediği II. Bayezid’in gevşek ve otoritesiz devletinin izleri çoktan silinmişti. O büyük hayal kırıklığına uğramıştır. Şah İsmail’in yapabileceği tek şey, vur kaç taktiği (Gerilla) savaşı olabilirdi. Tebriz’e giren Türk Ordusu bu duruma çok dikkat ediyor, ani baskınlara karşı çok ihtiyatlı davranıyorlardı. Tetikte olmak zaafa düşmemek tedbiri elden bırakmamak için gerekli her türlü önlem alınıyordu.