09.12.2012, Pazar

Bursa Kuşatması ve Fethi

Osmanlı beyliği ilk zamanlarında bölgedeki komşuları ile iyi ilişkiler gütmüş, sınır komşuları olan Bizans tekfurlarıyla barış ve karşılıklı menfaat ilişkileri doğrultusunda sulh temelli bir münasebet geliştirmişti. Osmanlı beyliğinin zamanla devletleşmesi ve önemli bir güç halini alması ve tabii ki Osmanlının esas gayesi olan gaza ve fütuhat düşüncesi için yeterli şartların oluşması bölgedeki Tekfurlar ile Osmanlı Devletinin karşı karşıya gelmesini kaçınılmaz hale getirdi.

Osman Gazi bu minvalde öncelikli olarak Bizans’ın en kuvvetli tekfurluğu durumunda bulunan İznik’e taarruz etti ve şehri onlarca yıl sürecek bir kuşatma altına aldı. İznik’i kuşatmadan kurtarmak isteyen Bizans, Bursa ve çevresindeki tekfurlara (Valilere) ait kuvvetleri bir araya getirerek Osman Gazi’ye karşı koymaya çalışsa da tarihe Koyunhisar Muharebesi olarak geçen mücadele ile hem bölgedeki Bizans tekfurlarını hem de bu kuvvetlere destek amacıyla gönderilen Bizans kuvvetlerini büyük bir mağlubiyete uğratarak devletin sınırlarını İznik ve Bursa Ulubat hattına kadar genişletmeyi başardı.

Hem İznik kuşatma altına alındı hem de Bursa tekfurluğunun Bizans ile bağlantısı kesilerek ikmal ve askeri yardım imkânları ortadan kaldırılmış oldu. Ancak hem İznik hem Bursa hisarları (surları) kaim ve aşılması güç bir engel durumundaydı. Bu minvalde doğrudan fetih yerine hisarın çevresi kuşatılarak dışarıdan mal, erzak ve asker tedariki engellenerek tekfur ve tekfurluğa bağlı Bizans tebaasının teslim olmaya zorlanması gerekiyordu.

Bursa’nın kuşatılması Dimbos savaşının sonrasına tekabül eder (1303). Dimbos savaşına müteakip Bursa’yı fethetmek isteyen Osman Gazi, hisarın ana giriş kapısına hâkim cenaha bir havale hisarı yaparak kalenin ana kapısından giriş çıkışları engellemiş, hisarın dağ sırtlarına da ayrı bir hisar yaparak dışarıdan gelebilecek olası bir taarruza karşı önlem almıştı. Bu kuşatma yalnızca hisarlarla değil doğrudan tebaanın hisar çevresine yerleştirilmesiyle de devam ettirildi.

Bursa kuşatması tam 23 yıl sürdü. Bu süre zarfında Bursa Tekfurluğu fakru zaruret içerisine girdi. Tebaa yarı aç yarı tok yaşıyor, erzak olmadığı için hazinedeki altınlar bir işe yaramıyordu. Üstelik Osmanlı, kendi rızasıyla hisarın dışına kaçan gayrimüslim köylüleri teslim oldukları için ödüllendirerek kendilerine hisarın dışında müreffeh bir yaşam sunuyor, hisarın dışındaki Bizanslı köylüler hisarın ardından bağırarak onları teslim olmaya çağırıyorlardı.

Kuşatma amacına ulaşmış, Bursa Tekfuru içerisinde bulunduğu acizliğe daha fazla dayanamayarak Bursa’yı teslim etmeye razı olmuştu. Bunu öğrenen Orhan Gazi, tekfura haber göndererek kaleyi teslim etmesini istedi. Tekfur, kendisi ve ailesinin canının bağışlanması, şahsi servetine el konulmaması, şehrin yağmalanmaması ve isteyen ailelerin hisardan çıkmasına izin verilmesi şartlarıyla hisarı teslim etmeyi kabul etti. Bu anlaşmaya ek olarak Orhan Gazi’ye 30 Bin altın karşılığında Osmanlı kuvvetlerinin nezaretinde hisardan ayrılarak Gemlik üzerinden gemiyle Bizans’a (İstanbul) gitti.

Bursa ahalisinin bir kısmı hisardan ayrılsa da önemli bir kısmı Osmanlı himayesinde yaşamayı seçti ve bu kitle zaman içerisinde Müslümanlığı kabul ederek Osmanlı tebaası haline geldi. Hisarın teslim alınmasından sonra antlaşmada da taahhüt ettiği üzere şehri yağmalamadı. Orhan Gazi tekfurluğun hazinesini gazilerine bağışladı. Bu büyük ganimet her bir gaziyi zengin etmeye yetecek kadar çoktu.

Osmanlıların, Bizans’a karşı ilk meydan okuması ve kazandığı ilk savaş olan Yalakova (Bapheus) Savaşı (27 Temmuz 1302). Günümüzdeki Osmangazi Köprüsü’nün güney ayağının bulunduğu Hersek Burnu’nda gerçekleşmiştir.



Tekfurun teslim olması için arabuluculuk yapan tekfurun veziri Saroz, hisardan ayrılmadı ve Osmanlı himayesinde yaşamayı tercih etti. Bununla birlikte kendi şahsi hazinesini de Orhan Gazi’ye sundu. Orhan Gazi bu ganimeti de Gazilerine bağışladı.

Prusa (Bursa), Adranos(Orhaneli), Castellion (Kestel), Kite (Ürünlü) tekfurları, Osmanlı’ya karşı  güçlerini birleştirir ve Dimbos Boğazı’nda iki taraf içinde çetin geçen bir savaş olur. Osman Bey’in yeğeni Aydoğdu şehit düşer fakat savaş Osmanlılar tarafından kazanılır ve Bursa Ovası tamamen Osmanlıların hakimiyetine girer.


Orhan Gazi, Saroz’a hisarı teslim etmeye ne sebeple karar verdiğini sorduğunda aldığı yanıt dikkat çekicidir. Saroz; “Bunun için pek çok sebep var. Birincisi sizin devletiniz büyüdü ve güçlendi ama bizim uğursuz devletimiz bahtsızlaştı. İkincisi, Baban köylerimizi zaptettiğinde köylülerimiz size itaat ettiler ve bizden yüz çevirdiler, bizi anmadılar. Niçin ansınlar, sayenizde rahata kavuştular. Onları görüp bizde o rahatlığa heves ettik. Üçüncüsü, tekfurumuzun çok malı vardı ama alacak bir şey yoktu. Altınlarımız bize fayda etmiyordu. Dördüncüsü imparatorumuz düşkün ve aciz biri oldu. Beşincisi kötüye uyduk, Kite tekfuruna uyduğumuz için bu hale düştük. Altıncısı ise dünya hep değişir. Şimdi bizimde değişmemiz gerekiyor” demiştir.

Orhan Gazi, hisarı sulh yoluyla almıştı ancak saraya gelirken ölmüş Bizans askerleriyle karşılaşmıştı. Onların durumunu sorduğunda Saroz şu yanıtı verdi; “Çoğu açlıktan öldü”.


1326 tarihinde Bursa’yı Orhan Bey’e teslim etti. Böylece Bursa, bir bakıma kılıçla değil, “vire” olarak anılan biçimde teslim yoluyla Türklerin eline geçmiş oldu.

23 yıl süren kuşatmanın ardından şehri teslim alan Orhan Gazi’nin Pınarbaşı Fetih Kapısı’ndan şehre giriş resmi.
 

Osman Bey oğlu Orhan Gazi’yi yanına alarak, Prusa Kalekenti(Bursa)’ne hakim bir tepede inşa edilen Balabancık Kalesi’nden meşhur vasiyetini söylüyor. ‘’Ey oğul, beni şu şol gümüşlü kümbete koyasın.’’

 

Orhan Gazi, Bursa’ya büyük önem vermiş, ilerleyen yıllarda bölgeyi Türkleştirerek Osmanlı tebaası olmak isteyen Müslüman kitleleri Bursa’da ikame ettirmiştir. Bursa tekfurluğunun gayrimüslim köylüleri de zaman içerisinde İslam’ı kabul ederek bölgenin yerli halkı arasına girmiş, zamanla kalabalık bir yerleşim yeri haline gelmiş ve nihayetinde fethinden 9 yıl sonra Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur (1335).
 

Osmanlı’nın manevi kalbi, ilk ve en büyük Cami-i Kebiri Bursa Ulu Camii inşaat halinde ve tabiki işçilere ekmek dağıtan Somuncu Baba detayı unutulmamış.