27.05.2014, Salı

Bezmiâlem Valide Sultan

 

Sultan II. Mahmud’un “ikinci kadın”ı ve Sultan Abdülmecid’in annesidir. Hayatına dair çok az bilgi vardır. Doğum yeri ve tarihi tam olarak bilinmemekte, hakkındaki bazı kayıtlardan, küçük yaşta esirciler eliyle saraya câriye olarak teslim edilen bir Gürcü kızı olduğu anlaşılmaktadır. Sarayda yetiştirilip eğitildikten sonra Sultan II. Mahmud’un hanımı oldu; daha sonra ondan bir şehzade (Abdülmecid) dünyaya getirince “ikinci kadın” lığa yükseldi. (Nisan 1823)

Sultan Mahmud’un vefatından sonra on altı yaşı henüz bitirmiş olan oğlu Abdülmecid tahta geçince, Bezmiâlem de Valide Sultan ve Mehd-i Ulya-yı Saltanat unvanını kazandı (30 Haziran 1839). Daha çok Bezmialem Valide Sultan adıyla tanındı.

Tahta çıktığında Sultan Abdülmecid’in henüz çocuk denecek bir yaşta bulunması ve devlet işlerinde tecrübesiz oluşu, annesinin devlet ve hükümet işlerinde bizzat yol gösterici ve müessir rol oynamasına yol açtı. Valide Sultan bütün hayatı boyunca bu rolünü başarı ile yerine getirdi. Padişahın memleket içi seyahatleri sırasında saray ve devlet işleriyle ilgilendi, gerektiğinde devlet ve hükümet erkanına emirler verdi, hatta resmi kabul ve ziyafetler düzenledi. Valide Sultan yakalanmış olduğu amansız bir hastalık sonucunda 3 Mayıs 1853 günü Beşiktaş Sarayı’nda vefat etti ve aynı gün Sultan II. Mahmud Türbesi’ne defnedildi.

 

Bezmiâlem Valide Sultan, akıllı, tedbirli, şefkatli ve cömert bir kadın, kendini alıkoymaya muvaffak olmuş seçkin bir kimse idi. Bu özellikleriyle Osmanlı tarihinde bir takım entrika ve desiseler yüzünden birçok fecaate sebep olan bazı kadınlardan tamamen ayrı bir şahsiyete sahiptir. Oğlu Abdülmecit’in israf ve gösteriş iptilasına bir ölçüde engel olabilmiş, gerektiğinde devlet işlerinde kendisine yardımcı olmuş fakat mevkiini hiçbir zaman kötüye kullanmamıştır. Oğlunun padişahlığı sırasında devletin kendisine tahsis etmiş olduğu maaş ve diğer gelirleri fakirleri doyurmak, ihtiyaçlarını gidermek, rahmet ve şükranla anılmasına vesile olacak pek çok hayır eseri yaptırmak yolunda sarf etmiştir. Bu arada tarikat erbabını gözetmeyi, tekke ve dergahlara büyük ölçüde bağışlarda bulunmayı da ihmal etmemiştir. Bizzat mahalle aralarında dolaşarak fakir ve muhtaçlara yardım eli uzatması, yetim ve kimsesiz kızları evlendirmesi, borcunu ödemeye gücü yetmeyenlere ve hapse düşmüş kimselere malî ve nakdi yardımlarda bulunması, ince ruhlu, şefkat ve merhamet sahibi bir insan olduğunu gösterir.

Bezmiâlem Valide Sultan ülkenin çeşitli yerlerinde pek çok hayır eseri meydana getirmiş, bunların devamlılığını sağlamak maksadıyla da gelir getiren çok sayıda emlak ve “nükûd-ı mevkûfe” bırakmıştır. Kurmuş olduğu vakıfların bir kısmı ile bunların akarları, 1840-1851 yılları arasında tanzim edilen ve on dört vakfiyeyi ihtiva eden 400 sayfalık bir vakıfnamede tespit ve tescil edilmiştir. Bu vakıfnamede belirtilenlerin dışında Valide Sultan’ın daha birçok hayratı vardır. Ayrıca harap olmuş veya tamamen ortadan kalkmış pek çok eseri de tamir ve ihya ettirmiştir. Hayır eserlerinden en önemlileri şunlardır:
Gurebâ-yı Müslimîn Hastanesi, Mekke’de Gurebâ-yı Müslimîn Hastanesi, Dârülmaarif (Valide Mektebi), Bezmiâlem Valide Mektebi, Bezmiâlem Sıbyân Mektebi, Bezmiâlem Sıbyân Mektebi (Yeşil Mektep), Dolmabahçe Camii, Gureba Hastanesi Camii, Galata Köprüsü, Beşiktaş-Maçka’da Valide Çeşmesi, Silivrikapı’da Uzunyusuf Mahallesi’nde Bezmiâlem Çeşmesi, Sultanahmet’te Üçler Çeşmesi, Topkapı’da Bezmiâlem Çeşmesi, Gurebâ-yı Müslimîn Hastanesi Çeşmesi, Beşiktaş Cihannümâ Mahallesi’nde Bezmiâlem Çeşmesi,Tarabya’da Bezmiâlem Çeşmesi, Alibeyköyü’nde Bezmiâlem Çeşmesi, Silivrikapı’da Abdullah Ağa-Bezmiâlem Çeşmesi, Kasımpaşa’da Bezmiâlem Çeşmesi, Topkapı’da Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan Çukur Çeşme: Tamir, Galata Kulesi yanındaki Bereketzâde Çeşmesi: Tamir, Medine’de Bezmiâlem Sebili: Hz. Hamza Türbesi’ne giden yol üzerinde, Medine’de Bezmiâlem Sebili: Şam Kapısı’nın dış tarafında, Kerbelâ’da Bezmiâlem Sebili.

Valide Sultan, Kâbe-i Muazzama ve Ravza-i Mutahhara ile İstanbul’da ki Ebu Eyüp el- Ensari Vakfı’na da çeşitli hizmetler götürmüş ve değerli bağışlarda bulunmuştur. Sık sık kullanmış olduğu mühründe kazınmış olan aşağıdaki ibare, O’nun manevi şahsiyetini de ortaya koyan güzel bir örnektir.

 

Bezmiâlem Valide Sultan’ın mührü

“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl
Zuhurundan Bezmiâlem oldu vâsıl”

 

 

Cağaloğlu Anadolu Lisesi

Cağaloğlu Anadolu Lisesi

Eserleri

BEZMİÂLEM VALİDE SULTAN’IN HAYATI, ESERLERİ VE VAKIF GUREBA HASTANESİ

Sultan II. Mahmud’un “ikinci kadın”ı ve Sultan Abdülmecid’in annesidir. Hayatıyla ilgili bilgiler çok azdır. Doğum yeri ve tarihi tam olarak bilinmemektedir. Küçük yaşta esirciler tarafından saraya câriye olarak getirilen bir Gürcü kızı olduğu bilinmektedir. Sarayda terbiye edilip yetiştirildikten sonra Sultan II. Mahmud’la evlendi. Daha sonra Osmanlı tahtına geçecek olan Şehzâde Abdülmecid’i dünyaya getirdi. Böylece “ikinci kadın”lığa yükseltildi (Nisan 1823). Sultan Mahmud’un ölümünden sonra on altı yaşında bulunan oğlu Abdülmecid tahta çıkınca, Bezmiâlem de “Valide Sultan” ünvanını aldı (Haziran 1839) Sultan Abdülmecid’in çocuk yaşta bulunmasından ötürü devlet işlerindeki tecrübesizliği, Bezmiâlem Valide Sultan’ın devlet ve hükümet işlerinde önemli görevler üstlenmesine sebep oldu. Bunda da başarılı oldu. Sultan Abdülmecid’in ülke içi seyahatlerinde saray ve devlet işleriyle ilgilenmeye, devlet ileri gelenlerine emirler vermeye ve ziyafetler düzenlemeye başladı. Ancak yakalandığı hastalık neticesinde 3 Mayıs 1853’te Beşiktaş Sarayı’nda vefat etti. Mezarı İstanbul’da Çemberlitaş’ta Sultan II. Mahmud Türbesi’ndedir. Bezmiâlem Valide Sultan, son derece cömert, eli açık, şefkat ve merhametli birisiydi. O, bu özelliğiyle oğlu Sultan Abdülmecid’in israf ve gösteriş tutkusuna karşı bir dereceye kadar engel olmuştu. Devlet işlerine zaman zaman müdahil olmasına rağmen, mevkiini hiçbir zaman olumsuz bir tarzda kullanmamıştır. Yaşadığı sürece pek çok hayır eserler meydana getirmiştir. Özellikle mahalle mahalle dolaşarak fakir, muhtaç ve kimsesizlere yardım eli uzatarak yetim ve kimsesiz kızları evlendirmesi, borcunu ödeyemeyenlere ve tutuklu bulunanlara maddî yardımlarda bulunması onun ne kadar şefkat ve merhamet sahibi bir insan olduğunun delilleridir.

Bezmiâlem Valide Sultan ülkenin birçok yerinde tesis ettiği vakıf hayır eserlerinin devamlılıklarını sağlamak ve hizmetlerinin güzel bir şekilde görülmesini temin etmek üzere yeni kurduğu vakıflar aracılığıyla sürekli gelirler bağlamıştır. Ayrıca harap olan veya tamamen ortadan kalkan pek çok hayır eserlerini de onarıp yeniden ihya ettirmiştir. Hayır eserlerinden en önemlileri şunlardır:

 BEZMİ ALEM VALİDE SULTAN CAMİİ(DOLMABAHÇE)

A) Hastaneler 1-Gurebâ-yı Müslimîn Hastanesi İstanbul’da Şehremini semtinde Yenibahçe’de inşa edilmiştir. Zamanına göre modern bir tarzda yapılmıştır. Hastanenin yapılış sebebi, 1843 yılında İstanbul’da ortaya çıkan çiçek ve kolera salgınıdır. İstanbul’da mevcut sağlık kuruluşlarından Üsküdar Toptaşı’nda Nurbanu Sultan Bimarhanesi, Haseki Bimarhanesi, Süleymaniye Darüşşifası ve Fatih Darüşşifası’nın tamamen dolmasıyla birlikte yeni bir hastaneye ihtiyaç hissedilmiştir. Hastane, bu tarihten iki sene sonra, yani 4 Nisan 1845’te tamamlanarak Sultan Abdülmecid ve devlet ileri gelenlerinin de katılımıyla açılışı yapılmıştır. Daha önceki yıllara kadar darüşşifa, bimarhane, şifahane gibi isimlerle anılan bu tür vakıf sağlık kuruluşları için hastane tabiri ilk kez bu müesseseyle birlikte kullanılmıştır. Hastanenin resmî adı “Yenibahçe’de kâin Bezmiâlem Gureba-i Müslimîn Hastanesi” iken, halk kısa isimleri tercihle “Bezmiâlem Hastanesi”, “Valide Sultan Hastanesi”, “Gurebâ-i Müslimîn Hastanesi” adlarını kullanmıştır. Hastanenin giriş kapısının üzerine dönemin önde gelen şairlerinden Ziver Paşa tarafından yazılan kitabesinde şu ifadeler bulunmaktadır:

Şâh-ı devrân Hazret-i Abdülmecid Han’a olur Bezm-i Âlem nâm sultan mâder-i ulyâ-meâl

Eyleyüp ihyâ bu hastahânenin bünyânını Mevkiinde eyledi te’sis hayra bezl-i mâl

Tıbb-ı Calinos’dan tedbire hâcet kalmadı Hastagâna ola âb-ı hayat-efzâ zülâl

Cism-i dünya buldu zâtıyla ilâc-ı afiyet Hak tabib-i lütfun etdi dâfî-i derd-i melâl

Gelse bîmârdan bulur elbet şifa bu câdde Havf-ı mürg hastaya vermez havâsı ihtimal

Valide Sultan’la Abdülmecid Hân’ı Hudâ Haşra dek kılsın mezîd ömrle âsûde hâl

İki tarih oldu bir mısrada Ziver âşikâr Hastahâne kıldı inşa Valide Sultan bu sâl 1261 H.

Bezmiâlem Valide Sultan Vakfiyesi’nin 1 ve 2. sayfaları (Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, nr. 11)

Bezmiâlem Valide Sultan Vakfiyesi’nin 1 ve 2. sayfaları
(Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, nr. 11)

Hastanenin açılışından iki sene sonra düzenlenen Bezmiâlem Valide Sultan Vakfiyesi’ndeki bir bölüm hastane ile ilgilidir. Bu bölümde, hastanede ücretsiz olarak sadece fakir, muhtaç ve kimsesiz garipler muayene edileceği, hastanenin gelir kaynakları, kadrosu, personele ödenecek maaşlar, tabiplerin sahip olmaları gereken özellikleri ve yatan hastalara verilecek yemekler açıkça belirtilmekte idi. 1847 tarihli bir iç tüzükle de hastanenin idarî işlerine bakmak üzere bir nâzır (idare müdürü) atanmış, ayrıca hekimlerin ve cerrahların atanma ve görevden alınmalarının yanı sıra gerekli ecza, araç ve gerecin alınmasında saray hekimbaşısı yetkili kılınmıştır.

Cennet-mekân Bezmiâlem Valide Sultan Hazretlerinin Yenibahçe’de Kâin Gurebâ-yı Müslimîn Hastahânesi’ne Mahsus Talimatnâmedir (İstanbul 1329) adlı yönetmeliğin ilk sayfası

Cennet-mekân Bezmiâlem Valide Sultan Hazretlerinin Yenibahçe’de Kâin Gurebâ-yı Müslimîn Hastahânesi’ne Mahsus Talimatnâmedir (İstanbul 1329) adlı yönetmeliğin ilk sayfası

Hastanenin ilk kurulduğu zamanki kadrosu: 1 hastane müdürü 1 başhekim 1 ikinci hekim 1 birinci cerrah 1 ikinci cerrah 1 başeczacı 1 ikinci eczacı 1 sülükçü (cerrah yardımcısı) 1 havanzen (eczacı kalfası) 2 kâtip 1 maaş dağıtım memuru 1 vekilharç (alım satım memuru) 4 aşçı 1 yamak 1 başhademe 30 hademe 1 berber 2 kapıcı olmak üzere 54 personelden meydana geliyordu. Zamanla ihtiyaç nispetinde personel sayısı artmıştır. İlk açıldığında 200 yatak kapasiteyle hizmet gören hastanenin ilerleyen tarihlerde ihtiyaçlar sebebiyle hem bina hem de kadro sayısında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Hastanenin Osmanlı’nın son yüzyılında düzenlenen bir de yönetmeliği vardı. Bu yönetmelik Cennet-mekân Bezmiâlem Valide Sultan Hazretlerinin Yenibahçe’de Kâin Gurebâ-yı Müslimîn Hastahânesi’ne Mahsus Talimatnâmedir adıyla matbu olarak yayınlanmıştır. Bu yönetmelikte, hastanede görev yapan başhekimden kapıcıya varıncaya kadar bütün personelin vazifelerinin neler olduğu anlatılmakta, ayrıca hastaların ne şekilde hastaneye kabul edileceği, hastalara nasıl davranılacağı, yatan hastalara ne tür muamelede bulunulacağı, hasta ziyaretine kimlerin hangi günlerde gelebileceği gibi hususlara yer veriliyordu.

Hastanenin ilk kurulduğu zamanki kadrosu: 1 hastane müdürü 1 başhekim 1 ikinci hekim 1 birinci cerrah 1 ikinci cerrah 1 başeczacı 1 ikinci eczacı 1 sülükçü (cerrah yardımcısı) 1 havanzen (eczacı kalfası) 2 kâtip 1 maaş dağıtım memuru 1 vekilharç (alım satım memuru) 4 aşçı 1 yamak 1 başhademe 30 hademe 1 berber 2 kapıcı olmak üzere 54 personelden meydana geliyordu. Zamanla ihtiyaç nispetinde personel sayısı artmıştır. İlk açıldığında 200 yatak kapasiteyle hizmet gören hastanenin ilerleyen tarihlerde ihtiyaçlar sebebiyle hem bina hem de kadro sayısında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Hastanenin Osmanlı’nın son yüzyılında düzenlenen bir de yönetmeliği vardı. Bu yönetmelik Cennet-mekân Bezmiâlem Valide Sultan Hazretlerinin Yenibahçe’de Kâin Gurebâ-yı Müslimîn Hastahânesi’ne Mahsus Talimatnâmedir adıyla matbu olarak yayınlanmıştır. Bu yönetmelikte, hastanede görev yapan başhekimden kapıcıya varıncaya kadar bütün personelin vazifelerinin neler olduğu anlatılmakta, ayrıca hastaların ne şekilde hastaneye kabul edileceği, hastalara nasıl davranılacağı, yatan hastalara ne tür muamelede bulunulacağı, hasta ziyaretine kimlerin hangi günlerde gelebileceği gibi hususlara yer veriliyordu.

Yenibahçe’de bulunan Gureba Hastanesi’ndeki muhacir hademe kadınların Temmuz-Ağustos 1864 (Rumî: Temmuz 1280) tarihine mahsuben ödenen maaş vs. ihtiyaçlarıyla giriş-çıkışları yapılan hastalara ödenen masrafların özetlerini gösteren defter kaydı (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, EV.d., 19060, Tarih: 8 Safer 1281)

Yenibahçe’de bulunan Gureba Hastanesi’ndeki muhacir hademe kadınların Temmuz-Ağustos 1864 (Rumî: Temmuz 1280) tarihine mahsuben ödenen maaş vs. ihtiyaçlarıyla giriş-çıkışları yapılan hastalara ödenen masrafların özetlerini gösteren defter kaydı
(Başbakanlık Osmanlı Arşivi, EV.d., 19060, Tarih: 8 Safer 1281)

b) Mektepler. 1. Dârülmaârif (Vâlide Mektebi). Osmanlı Devleti’nde planı mektep olarak çizilip inşa edilen ilk büyük binadır. Rüşdiyeden daha üst seviyede üç yıllık tahsil veren ve değişik programla 20 Nisan 1850’de hizmete açılan bu mektep, hem devlet dairelerine memur kadrosu hazırlayan, hem de Dârülfünun’a “mukaddime ve mahrec” olmak üzere talebe yetiştiren bir müessese idi. Vâlide Sultan ayrıca bu mektep içinde bir litografya matbaası kurdurmuş ve kütüphanesine de 546 cilt değerli yazma kitap bağışlamıştır. İstanbul’da Sultan II. Mahmud Türbesi yanında (Cağaloğlu) bulunan ve günümüzde hâlâ ayakta olan bu mektepte 1933’ten bu yana İstanbul Kız Lisesi adı altında öğrenime devam edilmektedir. 2. Bezmiâlem Vâlide Mektebi. Beykoz Çubuklu’da yaptırılan bu mektep hakkında, Evkaf İdaresi tarafından kiraya verileceğine dair 15 Şubat 1332 (28 Şubat 1917) tarihli Takvîm-i Vekāyi‘de yer alan resmî ilân kaydından başka bilgiye rastlanmamıştır. 3. Bezmiâlem Sıbyan Mektebi. İstanbul’da Edirnekapı Molla Aşkî mahallesinde 1844’te üstü ahşap ve bir dershane ile bir hoca odasından müteşekkil olarak inşa edilmiştir. 4. Bezmiâlem Sıbyan Mektebi (Yeşil Mektep). Dârülmaârif Mektebi’nin yanında ve onunla birlikte 20 Nisan 1850’deaçılmıştır. Dârülmaârif idâdîsi olarak kurulan bu mektebin asıl adı Yeşil Mektep’tir.

c) Camiler. 1. Dolmabahçe Camii (1853). İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nın yanında empire tarzında inşa edilen bu cami, Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın vefatından sonra oğlu Sultan Abdülmecid tarafından tamamlanmıştır. 2. Gureba Hastahanesi Camii (1845). Gurebâ-yi Müslimîn Hastahanesi’nin hemen yanında ve ahşap çatılı olarak inşa edilen bu cami, 1845’te adı geçen hastahane ile birlikte aynı günde ibadete açılmıştır.

d) Köprüler. Galata Köprüsü (Cisr-i Cedîd veya Vâlide Köprüsü). Eminönü ile Karaköy’ü birbirine bağlayan bugünkü Galata Köprüsü’nün ilk kurucusu da Vâlide Sultan’dır. Köprü 1844’te ahşap dubalar üzerinde “sâbih” (yüzer) olarak yaptırılmış ve on sekiz yıl hizmet gördükten sonra günümüze kadar çeşitli tarihlerde yenilenmiştir.

e) Çeşmeler. Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın yaptırdığı veya tamir ettirdiği çeşme ve sebiller, geç devir Osmanlı hayır eserleri arasında önemli bir yer tutar. Bunlardan tesbit edilebilen on iki çeşme İstanbul’da, üç sebilin de ikisi Medine’de, birisi Kerbelâ’dadır.

1. Beşiktaş-Maçka’da Vâlide Çeşmesi (1255/1839). XIX. yüzyıl çeşme mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak halen ayaktadır. Meydan çeşmeleri sınıfına giren bu âbidevî esere izâfeten bulunduğu mahalleye de Vâlideçeşme denilegelmiştir. Suyu Sultan II. Mahmud Bendi’nden iki masura (sonra dört masura olmuştur) alınarak bağlanmış (Vakfiyye, s. 20-21), daha sonra çeşmeye Kadîm Taksim suyu, bu da kesilince Hamidiye suyu verilmiştir. Vâlide Sultan, her türlü bakım ve onarımın sağlanması için gereken masraflarla görevlilere ödenecek maaşları karşılamak üzere birçok yerden emlâk satın almış ve bunları çeşmeye vakfetmiştir (Vakfiyye, s. 12-13).

Kare bir plan üzerinde kurulan ve dört cephesinde dışbükey birer tekne taşı ve lüle bulunan çeşme tamamen mermer kaplama olup empire üslûbunda inşa edilmiştir. En üst tarafında dört cepheyi dolanan bir mermer silme ile bunun altında Sultan Abdülmecid’in tuğraları, yanlarda ise kıvrık dal motifleri ve defne yaprağı şeklinde çelenkler görülmektedir. Köşelerde mermer kaplamalardan yapılmış düz başlıklı pâyeler yer alır. Ayna taşı, çelenk şeklinde kabartma çiçekler ve bunun altında çapraz iki meşale ile rokoko tarzında süslenmiş olup üzerinde mermer kitâbe bulunmaktadır. Çelengin iç kısmındaki kıvrılmış yapraklar, aynı şekilde lüle deliğinin iki yanında da yatay olarak devam eder. Tekne taşlarının yanlarında yine tekne taşı şeklinde ikişer seki mevcuttur. Ana yola bakan kitâbesinde şair Şükrî’nin ta‘lik hatla yazılmış beş beyitlik manzumesi yer alır. Tarih beyti şöyledir: “Şükriyâ târîhini al gel sadâ-yı âbdan / Lûleden bu kevser âbı geldi cûyân eyledi”.

Kitâbenin bulunduğu cepheye göre sol yüzünde bir tuğra ve bunun altında yine ta‘lik hatla yazılmış Zîver Paşa’ya ait beş beyitlik diğer bir tarih kitâbesi bulunmaktadır. Bu kitâbenin son beytinin her iki mısraında da tarih düşürülmüştür: “Revân kılsın şeh-i âfâka cûy-i nusretin sübhân / Bu semti Vâlide Sultân kıldı âb ile dil-şâd”.

2. Silivrikapı Uzunyusuf Mahallesinde Bezmiâlem Çeşmesi (1257/1841). Eski Lâlezar Camii sokağındadır. Kırkçeşme’den gelen suyu daha sonra kesilmiştir. Klasik üslûpta inşa edilen çeşmenin cephesi kesme taştandır. Bu haliyle XVI-XVIII. yüzyıla ait olduğu anlaşılan eseri Vâlide Sultan sadece ihya ettirmiştir. Kemerin hemen üstünde yer alan mermer kitâbenin ortasındaki oval bir çerçeve içinde Sultan Abdülmecid’in tuğrası bulunmaktadır. Ayna taşı sade, seki taşları kalındır. Çeşmenin altı beyitlik tarih kitâbesi Zîver Paşa’ya aittir ve ortada yer alan tuğranın iki yanına ta‘lîk hatla altışar mısra halinde yazılmıştır. Tarih beyti şöyledir: “N’ola Zîver kulu târîh-i tâmmın eylese işrâb/Getirdi âb-ı dil-cû çeşme yapdı Vâlide Sultân”.

3. Sultanahmet’te Üçler Çeşmesi (1259/ 1843). Üçler mahallesine adını veren ve bugün yerinde olmayan Üçler Çeşmesi’nin de bânisi Vâlide Sultan’dır. Kitâbesinden anlaşıldığına göre Bezmiâlem Vâlide Sultan, Abdülmecid’den önce dünyaya gelip küçük yaşlarda ölen Ahmed ve Mehmed adlarındaki iki oğlu ile on üç yaşında vefat eden Abdülhamid adındaki üçüncü oğlunun ruhlarının şâd olması için bu çeşmeyi yaptırmış ve adını da bu sebeple Üçler Çeşmesi koymuştur. Çeşmenin niçin yapıldığını anlatan Zîver Paşa’ya ait on beyitlik kitâbenin son üç beyti şöyledir: “Bu aynı yaptı nâmın kıldı Üçler Çeşmesi zîrâ / Zülâl-i cûdun üç taksîm edip evlâda ol Sultân // O üç şehzâdeye ey teşne-leb bu ayn-ı vâlâdan / İçip su oku üç İhlâs’la bir Fâtiha ol ân // Dedi Zîver kulu bu hayr-ı cârîyi görüp târîh / Bu zîbâ çeşmeden âb etti icrâ Vâlide Sultân”.

4. Topkapı’da Bezmiâlem Çeşmesi (1259/ 1843). Sultan II. Mahmud’un “ruhunu ihyâ” için yaptırılmıştır. İlk yapıldığında Beşiktaş’ta Yıldız Saat Kulesi’nin karşısında, Yıldız Sarayı’nın duvarına yaslanmış durumda ve Taksim suyuna bağlı iken 1943-1945 yıllarında yerinden sökülerek o sırada Topkapı surları dışında yıkılmış halde bulunan Hüseyin Bey Çeşmesi’nin yerine monte edilmiş ve suya kavuşturulmuştu. Ancak 1957-1958 yıllarında meydanın tanzimi sırasında buradan da kaldırılarak 100 m. kadar ileride ve sur dışında, Edirnekapı’dan gelerek

Maltepe’ye dönen yolun üzerindeki mezarlığın duvarı üstüne nakledilmiş, günümüzde yoldan 2-3 m. kadar yüksekte ve susuz kalmıştır.

Çeşme empire üslûbunda inşa edilmiş olup cephesi tamamen mermerdendir. Cephesinin yukarısında hiçbir üslûba uymayan garip bir tepelik bulunmaktadır. İki yanında ikişer buçuk metre kadar yükseklikleri olan birer mermer sütun (pâye) vardır. Tekne taşı bu sütunların kaideleri arasındaki boşlukta yer alır. Teknenin gerisindeki ayna taşı ise yüksek bir kemerle çevrilmiş, ortası alçak kabartma oluklu bir sütun üzerine konulmuş büyük bir küre kabartması ve bu küreyi çevreleyen ışık huzmeleriyle süslenmiştir. Kitâbenin üzerindeki Sultan Abdülmecid’in kabartma tuğrası Cumhuriyet’in ilk yıllarında pek çok eserde olduğu gibi kazınarak silinmiştir. Ta‘lik hatla yazılmış on beyitlik kitâbe Zîver Paşa’ya aittir; tarih beyti şöyledir: “Gevherîn târîhini Zîver dedim içip suyun / Kevser olsun rûhuna Mahmûd Hân’ın bu zülâl”.

5. Gurebâ-yi Müslimîn Hastahanesi Çeşmesi (1261/1845). Bu çeşme, yine Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın hayır eserlerinden olan Yenibahçe’deki Gurebâ-yi Müslimîn Hastahanesi ile yanındaki cami için yaptırılmış ve bunlarla birlikte hizmete açılmıştır. Önceleri Kırkçeşme suyunun geçtiği Şehremini-Tatlıkuyu semtinden gelen suyu uzun zamandan beri kesilmiş durumdadır.

Empire üslûbunda inşa edilen çeşme tamamen mermer kaplamadır. Ayna taşı kabartma iki sütun arasına alınmış ve ortasına meşale şeklinde büyük yapraklı bir bitki motifi yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Tavus kuyruğunu da andıran bu motifin kökü lüle kısmına rastlamaktadır. Tekne taşı ile iki yanındaki mermer sekili kısımların dış yüzlerinde papatyaya benzeyen çok yapraklı birer çiçek motifi bulunur. Kitâbenin üst kısmında görülen üçgen şeklindeki dekorlu bir kısmın içine Sultan Abdülmecid’in etrafı güneş huzmeleriyle çevrilmiş oval çerçeveli kabartma tuğrası yerleştirilmiştir. Bunun altında mermer bir silme, onun da altında kitâbe taşı yer alır. Kitâbe taşının alt kısmında ise ikinci bir mermer silme bulunmakta ve bunu ayna taşını çevreleyen iki yivli pâye taşımaktadır. Ta‘lik hatla yazılmış Zîver Paşa’ya ait beş beyitlik kitâbenin tarih beyti şöyledir: “Zîver etsin def‘-i illet nazmdan târîh-i tâm / Yaptı dil-cû mâder-i şâh-ı zamân aynü’ş-şifâ”.

6. Beşiktaş Cihannümâ Mahallesinde Bezmiâlem Çeşmesi (1262/1846). Serencebey caddesini takip eden Serencebey Yokuşu’nda, Anber Ağa Camii’nin yanında duvara yaslanmış olduğu ve bir haznesi ile kitâbesinin bulunduğu kaydedilen (bk. Yüngül, s. 44) çeşme bugün yerinde mevcut değildir. Suyunun Taksim makseminden iki lüle olarak verildiğine dair bazı kayıtlar mevcuttur (İSKİ Sular Defteri, s. 39; aynı defterden naklen: Çeçen, s. 262). Eldeki bilgilerden 1957 yılına kadar yerinde durduğu ve suyunun da akmakta olduğu öğrenildiğine göre çeşmenin daha sonra yol açma veya diğer inşa faaliyetleri sırasında ortadan kaldırılmış olması muhtemeldir. Şair Şükrî’ye ait on dört beyitlik kitâbesinin tarih beyti şöyledir: “Vâdî-i hayretde herkes su ararken Şükriyâ/Nehr-i Kevser bunda cârî söyledim târîh-i tâm”.

Yine Anber Ağa Camii yanındaki Anber Ağa Çeşmesi’nin yaslanmış olduğu duvarda sonradan monte edildiği anlaşılan 1255 (1839) tarihli başka bir kitâbe daha bulunmakta ve üzerinde ta‘lik hatla, “Şevketlü, mehâbetlü Sultan Abdülmecid Han efendimizin vâlideleri, ismetlü Bezmiâlem Vâlide ... [Sultan] hazretlerinin hayratıdır. Sene 1255” ibaresinin yazılı olduğu görülmektedir. Eğer “hayrat” kelimesinden kastedilenin çeşme olduğu kabul edilirse Serencebey Yokuşu’nda Vâlide Sultan’ın iki çeşmesi bulunduğu ve bu sonuncu çeşmenin de birincisi ile aynı âkıbete uğramış olduğu düşünülebilir; eldeki kayıtlar da bunu teyit etmektedir (İSKİ Sular Defteri, s. 39).

7. Tarabya’da Bezmiâlem Çeşmesi (1269/ 1852-53). Hayat Çeşmesi olarak da bilinen çeşmenin suyu Soğuksu menbaından gelmektedir. Mimari yönden önemli bir özelliği yoktur. Geniş ve yüksek cephesi kesme taştan yapılmıştır. Teknesinin iki tarafında uzun yalaklar vardır. Mermerden olan ayna taşının üzerinde ve tamir kitâbesinin her iki tarafında kabartma motifler bulunmaktadır. Çeşme duvarının üzerindeki Sultan Abdülmecid’e ait tuğranın hemen altında inşa edildiği yılı gösteren “1269” yazılıdır. Bunun altında yer alan Lutfî imzalı iki mısralık kitâbeden de Sultan II. Abdülhamid tarafından 1319 (1901-1902) yılında tamir ettirildiği anlaşılmaktadır: “Sâye-i Sultân Hamîd Hân’da / Oldu ma‘mûr Bezmiâlem Çeşmesi”.

8. Alibeyköyü’nde Bezmiâlem Çeşmesi. Vâlide Sultan’ın eşi II. Mahmud’un “ruhunu ihyâ” için yaptırdığı bugün mevcut olmayan çeşmenin bir duvara monte edilmiş halde bulunan kitâbesinden inşa tarihini tesbit etmek mümkün değildir. Çünkü iki beyitlik kitâbe ortasından kırılmış ve yazıları yer yer tahrip olmuş durumdadır.

9. Silivrikapı’da Abdullah Ağa-Bezmiâlem Çeşmesi (1257/1841). Bâlâ Tekkesi civarında, Yeldeğirmeni sokağı ile Silivrikapı Yağhanesi sokaklarının kesiştiği köşede yer almakta ve üzerinde daha sonra yapılmış olan ahşap bir ev bulunmaktadır. İlk bânisi, Bâbüssaâde Ağası Abdullah Ağa’dır. Zamanla harap olan çeşme Bezmiâlem Vâlide Sultan tarafından 1257 yılında esas üslûbu değiştirilmeden tamir ettirilmiştir. Vâlide Sultan’ın on dördüncü vakfiyesinden, suyunun devamlı akması için 20 kuruş maaşla bir suyolcu tayin edilmesinin şart koşulduğu öğrenilmektedir (Vakfiyye, s. 392). Zîver Paşa’ya ait olan yedi beyitlik tamir kitâbesinin tarih beyti şöyledir: “Güher-senc oldu Zîver feyz-i hâmemlebu târîhim / Bu ayn-i pâki cârî etti vâlâ mâder-i Hâkān”.

Çeşmenin daha sonra yeniden tamire muhtaç hale gelerek 1325 (1907) yılında II. Abdülhamid devrinde Saraylı Serfürû Hanım’a “rahmet vesilesi” olmak üzere tamir edildiği, cephenin sağındaki tarih kitâbesinden anlaşılmaktadır: “Merhûme Saraylı Serfürû Hanım’a vesîle-i rahmet olmak için ihyâ edildi / Fî Zilkade 1325”.

Cephesi kesme taştan yapılan ve çeşme-ev mimarisinin nâdir örneklerinden birini teşkil eden eser, klasik Türk çeşme mimarisindeki özgün biçimini günümüzde de korumuştur. Dikdörtgen bir niş şeridi ile çerçevelenmiş olan cephenin en üstünde ve nişin hemen altında, ortasında Sultan Abdülmecid’in tuğrası bulunan birinci tamir kitâbesi, onun sağ altında da ikinci tamir kitâbesi yer alır. Ortada sivri Türk kemeri ve bunun içinde mermer ayna taşı bulunmaktadır. Ayna taşı iki kısma ayrılmış olup üstteki kısımda su tası konulacak bir oyuk vardır; alttaki kısımda ise musluk takılmış vaziyettedir. Tekne taşının her iki yanında seki kısmı yer alır. Çeşme önceleri Kırkçeşme sularına bağlı iken bugün musluğundan şehir şebeke suyu akmaktadır.

10. Kasımpaşa’da Bezmiâlem Çeşmesi (1257/1841). Hacıhüsrev mahallesinin doğu sınırını teşkil eden İplikçi sokağı üzerinde ve Sahaf Muhyiddin Camii’nin (Kara İmam Camii) önündedir. Kitâbesinden Vâlide Sultan tarafından tamir ettirilmiş olduğu anlaşılan çeşmenin ilk bânisi hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamakta, Sahaf Muhyiddin Camii’ne minber koyan ve yanında da bir sıbyan mektebi yaptıran Lâle Devri’nin meşhur kaptanpaşası Kaymak Mustafa Paşa’nın bir hayır eseri olduğu sanılmaktadır (Ayvansarâyî, II, 12).

Çeşme barok üslûpta ve kesme taştan yapılmıştır. Üst kısmında demir desteklerin taşıdığı kavisli bir mermer saçak bulunmaktadır. Asıl çeşme cephesi dikdörtgen bir niş içine alınmış olup nişin kenarları bükülmüş ip şeklinde işlenmiştir. En üstte kitâbe taşı yer almaktadır. Kitâbe taşının ortasında oval bir çerçeve içinde Cumhuriyet’in ilk yıllarında kazınarak silinen Sultan Abdülmecid’in bir tuğrası vardı. Tuğra madalyonunun üstünde bir perde saçak, altında ise çapraz iki zeytin dalı kabartması bulunmaktadır. Ta‘lik hatla tuğranın iki tarafına dörder mısra halinde yazılmış olan Zîver Paşa’ya ait dört beyitlik kitâbesinin tarih beyti şöyledir: “Dedi târîh-i tâmmın çâker-i dîrînesi Zîver / Akıttı Bezmiâlem Sultân mâ-i aynü’l-Hak”.

Kitâbenin altında ise kenarları dantel şeklinde derinliği az bir kemer ve kemerin köşe dolguları olarak da karşılıklı birer ayyıldız motifi görülür. Kemerin altında gayet uzun dikdörtgen şeklinde mermer bir ayna taşı vardır ve uçları mızrak, ortaları kemer şeklinde kıvrılmış barok üslûbunda kabartma yaprak motifleriyle süslüdür. Asıl tekne taşı yok olmuştur. Önceleri Taksim suyundan beslenen çeşmeye daha sonra şehir şebeke suyu bağlanmış, ancak 1982 yılında tekrar kesilmiştir.

11. Topkapı’da Fâtih Sultan Mehmed’in yaptırdığı Çukur Çeşme. Fâtih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettiği gün Topkapı surlarından şehre girdikten sonra kapıya yakın bir yerde, bir çeşme yapılmasını emretmişti. Sonradan Çukur Çeşme ve Çarşı Çeşmesi diye şöhret bulan bu hayrat zamanla harap olmuş ve Turunçluk menbaından gelen suyu kesilmişti. Bezmiâlem Vâlide Sultan, kethüdâsı Mîr Hasan’ı bu çeşmeyi tamir ettirmekle görevlendirmiş ve çeşme 1851 yılında yeniden hizmete açılmıştır. Bugün ortadan kalkan çeşmeler arasında bulunan eserin tamir kitâbesi altı beyit olup Zîver Paşa’ya aittir. Üç kere 1267 tarihi düşürülen son beyti şöyledir: “Ebü’l-feth-i megāzî Hân Mehemmed Çeşmesi için / Getirdi hayr edip bak âb-ı sâfî Vâlide Sultân”.

12. Galata Kulesi Yanında Bereketzâde Çeşmesi (bk. BEREKATZÂDE ÇEŞMESİ).

Sebiller. 1. Medine’de Bezmiâlem Sebili. Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın Medine’de Hz. Hamza Türbesi’ne giden yol üzerinde satın aldığı küçük bir arsaya, özellikle hacılar için on adet bakır maşrapası bulunan bir sebil yaptırmış olduğu vakfiyesinde kayıtlıdır (Vakfiyye, s. 205).

2. Medine’de Bezmiâlem Sebili (1267 / 1851). Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın yukarıda zikredilen sebil yakınında ve Şam Kapısı’nın dışında Sebil Bahçesi diye bilinen bostan civarında, daha önce Vehhâbî istilâsı sırasında tamamen yıkılmış olan başka bir sebilin yerine “tarz-ı nev üzre” daha büyük bir sebil yaptırdığı (8x6.5 zirâ) yine vakfiyesinden öğrenilmektedir (Vakfiyye, s. 357). Zîver Paşa’ya ait iki beyitlik kitâbesinin tarih beyti şöyledir: “Eylesin huccâc târîhim görüp Zîver du‘a / Mâder-i Abdülmecîd Hân yaptı zîbende sebîl”.

3. Kerbelâ’da Bezmiâlem Sebili (1263/ 1847). Vâlide Sultan’ın Kerbelâ’daki Hz. Hüseyin’in türbesi avlusunda çok güzel bir sebil yaptırmış olduğu, Zîver Paşa’nın son beyti aşağıda verilen on iki beyitlik tarih manzûmesinden (Âsâr-ı Zîver Paşa, s. 206; ayrıca bk. Ahmed Rifat, s. 109) öğrenilmektedir: “Zevce-i Mahmûd Hân sultan-ı dînin mâderi / Bezmiâlem nâm sultân etti bak icrâ sebîl”.

Bunlardan başka Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın İstanbul’da ve ülkenin çeşitli yerlerinde tamir ve vakfetmiş olduğu pek çok hayratı mevcuttur. Bunlar arasında Terkos gölü ve civarı, yüzlerce dönüm tarla ve arazi, çiftlikler ve köyler, dükkânlar, hanlar, değirmenler, evler vb. zengin gelirli emlâk ile muhtelif vakıflara ve hizmetlere sarfedilmek üzere tahsis etmiş olduğu büyük meblâğda “nükūd-i mevkūfe” sayılabilir.

Vâlide Sultan, Kâbe-i Muazzama ve Ravza-i Mutahhara (Türbe-i Nebevî) ile İstanbul’daki Ebû Eyyûb el-Ensârî Vakfı’na da çeşitli hizmetler (cüzhanlık, ferrâşlık, bevvâblık vb.) götürmüş ve değerli bağışlarda bulunmuştur. Sık sık kullanmış olduğu mühründe kazınmış olan aşağıdaki ibare, onun mânevî şahsiyetini de ortaya koyan güzel bir örnektir: “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl / Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl / Zuhûrundan Bezmiâlem oldu vâsıl”.

kanyak:.islamansiklopedisi ve başnakanlık osmanlı arşivi