21.09.2017, Perşembe

Baba ile Oğul'un Mücadelesi

Yaşlı bilge veli Sultan İkinci Bayezid devlet ricalini toplayarak görüştü, onların fikirlerine müraacat etti. Ortak görüş Şehzade Ahmet’in hükümdar olarak taht’a çıkmasını ekseriyetle bildirdiler. Maktül düşen Veziriazam Hadım Ali Paşa’nın yerine Ahmet Paşa Veziriazamlığa getirildi. Ahmet Paşa bu karara iştirak etmedi. Padişahın saltanattan çekilmemesini, Şehzade I. Selim’in Semendire de kalmasını istedi. Şehzade Ahmet’in de Amasya’dan, Karaman eyaletine naklini uygun gördü ise de, başta Padişah İkinci Bayezid ve devlet erkânı hükümdarlığa Şehzade Ahmet’i davet etmek istediler. Kendisine de haber gönderildi. Oysa Şehzade I. Selim’e verilen ahidnâmenin sözün daha tükürüğü kurumamıştı. Bizzat baba Sultan İkinci Bayezid’in verilen ahidnâmede kendisi sağ oldukça saltanatta kalacağı ve hiç kimseyi yerine namzed (aday) göstermeyeceği yazılmış olduğundan Sultan Bayezid ahdine sadık kalmayarak aslında bir yerde kendisi fitili ateşlemiş oluyordu. Baba sultan bilge padişah üstüne üsttlük Şehzade Ahmet’in hükümdarlığına karar verildikten sonra ileri gelenleri Rumeli beylerini, paşaları davet ederek onlardan Şehzade Ahmet’e itiraz etmeyeceklerine dair söz biat aldı ve İstanbul’a hareket etti. Yeniçerileri hesaba katmayan veli padişah, baltayı taşa vurmuştu. Yeniçeriler Ahmet’in hükümdarlığını önlemek için Sultan’a senin sağlığında biz başkasını padişah istemeyiz diye teminat vermişlerdi. Filibe’de bulunan Şehzade I. Selim bütün bu durumdan, görüşmelerden ve ağır kararlardan adamları vasıtasıyla haberdar olyordu. Şehzade Selim artık kendisine meşru bir hak gördüğü ahidnâmenin babası Bayezid tarafından çiğnenmesi üzerine harekete geçti. I. Selim’e göre alınan bu kararların kendisine verilen ahidnâmeye kendi hilafına olduğunu anlayınca tahmini olarak kırk bin kişilik bir kuvvetle birdenbire Çorlu’da babası İkinci Bayezid’in kuvvetlerinin bulunduğu Karışdıran Ovası’na geldi. Şehzade Ahmet’in taraftarları yine Selim’in aleyhinde tahrik ve fitneye devam ederek, arabanın örtüsünü kaldırıp baba Bayezid’e elinizi öpmeye gelen oğlunuzun ordusunu kuvvetlerini görün diye kışkırtarak oğul babayı böyle mi ziyaret eder diyerek onu oğluyla muharebeye teşvik etmişlerdi.

Baba tarafından verilen ahidnâmenin bir önemi yok muydu? Padişah tarafından bir söz verilmişse antlaşma imzalanmışsa onun da buna sadık kalması beklenirdi. Bir babanın âdil ve âdaletli olması gerekir. Şehzade Selim’i burada kesinlikle yermememiz gerekir diye düşünüyorum. 8 Ağustos 1511 yılında iki taraf arasında meydana gelen muharebede Selim’in kuvvetleri bozuldu askeri çok düzenli bir eğitime tabi olmadığı bu dağılmadan anlaşılmaktadır. Şehzade Selim babasına karşı isyan etmek istemesede, babasının birliklerine yenilerek kendisini takip edenlerin elinden güçlükle canını kurtardı, bu badireden sağ çıktı. Şehzade I. Selim Karadeniz sahillerine geldi ve kendisine katılanlarla birlikte İğne Ada’dan gemiye binerek Kefe’ye oğlu Süleyman’ın yanına gittiği haber alınmıştı. Şehzade Ahmet Osmanlı Türk Devleti’nin tahtına çıkmak hükümdar olmak için İstanbul’a davet edildi. Şehzade I. Selim’in Çorlu’daki mağlubiyeti üzerine Şehzade Ahmet’in hükümdarlığı artık gerçekleşmiş gibi idi. Payitaht da kazan kaynıyordu. Selim’e hemen mektup yazılarak bir an önce gelmesi istendi. Hersek-zade daha önce yapılan ahidnâmeye sadık kalınmasını ve şehzadeler arasında bir tercih yapılmamasını istedi. Yeniçerilerin I. Selim’e karşı meyilli olduğunu ve Kapıkulu askerlerinin Ahmet’in tarafına meyil etmesinden sonra saltanatı terk etmesini ve Ahmet’i İstanbul’a getirmeyerek Karaman’da kalmasını padişaha arz ettiyse de, diğer ekibin tutumu karşısında sözünü dinletemedi. Şehzade Ahmet aldığı emir üzerine heyecanlı bir şekilde süratle Gebze’ye oradan da Maltepe’ye geldi ve İstanbul’da şehre girmek için müsade istedi. İzin almaksızın payitaht’a girmek sorun yaratabilirdi. Daha önce böyle bir durum yaşanmadığı için direkt şehire girebilmesi mümkündü. Şehzade Ahmet’in ertesi günü hükümdar ilân edilmesi yinelendi. O akşam Yeniçeriler aralarında görüşerek Şehzade Ahmet’i hükümdar olarak tanımamaya karar verdiler. Şehzade Ahmet’in Şahkulu İsyanı’nda göstermiş olduğu basiretsizlik bu durumda en büyük etkendir. Üç bin kadar Yeniçeri Veziriazam Hersek-zade Ahmet İkinci Vezir Koca Mustafa Paşalar Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa’nın, Kazaskerlerden Abdurrahman Paşa ve Taci-zade Cafer Çelebi’nin evlerini yağma ettikleri gibi fırsat bulan bazı başıbozuklar da bazı Yahudilerin evleriyle bir kısım ticarethaneleri yağmaladılar. Payitaht’a her şey karışmış işler zıvanadan çıkmıştı. Veziriazam Hersek-zade kendinisini sakladı ve hemen yıldırım hızıyla görevden azlederek yerine Koca Mustafa Paşa Veziriazamlığına getirildi. Yaşlı bilge din Sultanı İkinci Beyazid iplerin ucunu kaçırmıştı. Şehzade I. Selim’e sadakat göstererek onun gelmesinde ve Velihad olmasında ısrar ettiler. Osmanlı Devleti zor bir durumdaydı ve her şey güllük gülistanlık değildi. Bir yandan Şah İsmail meselesi, diğer tarafta daha babasının sağlığında yaşanılan şehzadeler bu meseleleri ancak kudretli bir Padişah çözebilirdi. İşaret artık I. Selim’i gösteriyordu. Bu haberi alan Şehzade Ahmet tahtdan umudunu keserek Anadolu’ya geldi. Konya’ya dönerek tekrar buraya yerleşti. Artık müstakil bir hükümdar gibi davranıyordu. Kardeşi Şahinşah’ın ölümünden sonra Karaman Valisi tayin edilen Şehzade Mehmed’i Konya’da muhasara ederek burasını aldı. Şehzade Ahmet kendi Hakanlığını tayin etmek için Payitaht’dan gelecek haberleri bekliyordu. Onun kafasında bağımsız bir Anadolu Hakanlığı kurma fikirleri şekilleniyordu. Kendisini Payitaht’a (İstanbul) saltanattan artık çok uzak görüyordu. Konya onun için doğru bir tercihti. Şehzade Selim’in aleyhtarları Ahmet’in başarılı olamaması üzerine bu kez Şehzade Korkut’u hükümdar yapmanın çarelerini aradılar. Kendisini İstanbul’a davet ettiler. Manisa’da bulunan şehzade süratle yola revan oldu ve kayıkla Davutpaşa İskelesi’nden karaya çıkarak önce Yeniçeri Ocağı’na gitmiş, daha sonra babası Sultan II. Bayezıd’ın yanına giderek ağabeyi Ahmet’den kaçtığını söylemiştir. Şehzade Korkut, ağabeyi Ahmet’ten çok korkuyordu, Payitaht’a kendisini güvende hissedecekti. Şehzade Korkut’un erkek çocuğu yoktu, onun için tahtın bir varisi olması gerekiyordu. Yeniçerililer kendisini iyi karşıladılar, hürmet gösterdiler fakat; Selim’den başkasını Padişah olarak kabul etmeyeceklerini ifade ettiler. Kendisinin hayatına dokunulmayacağına dair de teminat verdiler. Bu karmaşık ve kaos ortamında başka bir çaresi kalmayan Padişah, oğlu Selim’i İstanbul’a çağırtarak af etti, taht daveti kendisine iletildi. Yeniçerilerin davranış ve tutumu bu durumda etken faktör olarak görülebilir. Yeniçerilerin Sultan II. Bayezıd’e edepsizlik ederek; “sen artık işten güçten kaldın, bize artık Padişah gereklidir. Padişah ordunun başında olmalı, biz artık Şehzade Selim Bey’i Padişah eyledik” diyerek; “Padişahımız, Sultanımız Selim’dir. Taht da onundur, Saltanat’da onundur. Devlet ve İmparatorluk onundur” diye bağırarak Sultan II. Beyazıd’i istemediklerini belirttiler. Yaşlı bilge Sultan artık yolun sonuna geldiğini görüyordu tahtdan feragat etmek kolay bir iş değildi. Payitaht’a (İstanbul) hava tamamen Şehzade I. Selim’in lehindeydi. Rüzgârın yönü tamamen Selim’in tarafından esiyordu. Daveti alır almaz Kefe’den, Akkirman’a ve oradan da Rumeli’ye geçerek İstanbul Yenibahçe mevkiine geldi. Şehzade I. Selim’i devlet erkanı karşıladı, istikbalini tebrik ettiler ve divanı hümayuna gelerek babasının elini öpmesini istediler. Bir suikaste kurban gitmemek için ertesi gün Şehzade Selim babasıyla at üzerinde görüştü. Bu görüşme elbette çok hüzünlüdür ve baba, oğul hasret gidermiştir. Bazı tarihçilerin babasından zorla saltanatı aldığını söylese de diğer tarih kaynakları Sultan II. Bayezid’in Şehzade I. Selim’e dua ederek tahtı bıraktığını söylerler.Yeniçerilerin Ahmet’e karşı aldıkları tavırda bu durumda etkisi vardır. Aykırı ve ayrılıkçı fikirlerin Şehzade Selim’in sert yapısından ve saltanata en küçük kardeşin oturmasından dolayı çıkmıştır. Osmanlı Türk devleti gibi büyük cihan imparatorluğu tahtından kendi isteği ile ayrılmak taht’dan feragat etmek kolay iş değildir. Tarihsel olaylar ve gerçekler tarihsel dönemlerinde kalmıştır. Böyle bir duruma ancak kendi metodolojimizle yorum yapabiliriz. Tarihçilerin bazılarının ortak görüşü Sultan II. Beyazid’in tahtdan inmeye feragada yanaşmadığı oğlu Şehzade Selim tarafından zorla tahtından indirildiğini söylerler. O tahtdan inmek istememişti, hatta kendisi hayattayken asla böyle bir şeye razı olmayacağını belirtmiştir. Saltanat’ta işler iyi gitmiyordu yaşanılanlar bir aciliyet arz ediyordu. Bir tarafta Şehzade Ahmet meselesi, diğer tarafta da Şah İsmail’in yaptıkları da ortadaydı. Kara Mustafa Pasa huzura gelerek Yeniçerililerin tehtidini hatırlattı ve olumsuz bir cevapla dışarı çıkarlarsa kendilerini katl edeceklerini bildirdi. Sultan II. Bayezid’in ayak direttiği ve ısrarla tahtı bırakmak istemediği belirtilir. Tarihçi Celalzade’ye göre ise, madem ki kendim sıhhatteyim kimseye saltanat vermem diye itirazda bulundu. Eğer saltanatı terk etmezse Yeniçerililerin kendisine bir zararı dokunup dokunmayacağını dahi sordu. Paşalardan aldığı cevap ise; “yok katletmezler ama harbe ucuyla kaftanınızdan çekip tahtdan aşağı indirirler” deyince, istemeye istemeye tahtı bıraktığını belirtirler. Sultan II. Beyazid’in devlet erkanı ve paşalarla yapmış olduğu istişareler sonucunda huzura kabul edilen Şehzade Selim’e, doğuda Şah İsmail ile yaşanılan sorunlar nedeniyle huzurun bozulduğunu işaret ederek bu bölgede artık güvenin kaybolduğunu ve refahın kalmadığını sınır bölgesindeki tehlikeye işaret ederek seni “Serdar tayin eyleyeyim istediğin gibi bir ordunun başına geç dilediğini de yap” denildi. Kendisinin bir kudreti kalmamıştı bu bir ricaydı fakat bu isteğe Şehzade Selim olumlu yanıt vermedi, ayağına gelen iktidar nimetini de tepmek istemedi. İktidar kendisine çok yakındı böyle bir savaşa ancak yetkili bir Padişah olarak katılırsa başarılı olunabileceğini bir vezirden ya da komutandan bir farkının da olmayacağını bildirdi. Safevilere karşı yapılacak olan savaşın sultansız asla kazanılamayacağını, Şah İsmail’in de küçümsenmesinin faturasının ağır olacağını babası Veli Sultan’a ifade etti. Şehzade I. Selim sultanlık için kararlı olduğunu Anadolu’nun içten içe yandığını Şah İsmail’in huzur ve güveni bozduğunu bunda babasının ihmali olduğunu tekrar yeniden durumu yaşlı Veli Sultan’ın çözmesinin mümkün olmayacağını zaten askerin Yeniçerilerin baskılarına direnemeyen Sultan II. Bayezid tahtı sonunda oğlu Şehzade I. Selim’e diğer adıyla namıdeğer Yavuz Sultan Selim’e bıraktı. Baba Sultanın son hamleleri de böylece boşa çıkmış olup, kararlı irade karşısında geri adım atmak zordunda kaldırmıştı. Tahtından indirilen devrik Padişah Sultan II. Bayezid, bir Şiir kaleme aldığı, sitem dolu beyanlar ve feryat ettiği söylenir.

Ben beylikten feragat etmedim ben

Görün beyler bana ne ettiler Selim Şah

Ben anı halime haldaş bilirdim

Bunun gibi deme yoldaş bilirdim

Oğul değil anı kardeş bilirdim

(Ar. Nr. 8525 Nakleden S. Tansel)

Bu sözlerdeki sitemin sahibi oğul Şehzade I. Selim’e beddua niteliğinde olduğu rivayet edilmektedir. Yavuz Sultan Selim’in dönemi gerçekten ikindi güneşi gibiydi, zamanı çok kısa fakat gölgesi çok uzundu. İktidarda bulunduğu kısa süreye rağmen çok büyük işler önemli zaferler kazanarak sarsılmış ve itibarını kaybetmeye yüz tutmuş Osmanlı Devleti’ne yeniden saygınlığını kazandırdı, itibarını geri getirdi. Bu Şiiri gerçekten II. Beyazid’in yazıp yazmadığı belli değildir. Tahtdan indirilen hâl edilen Padişahın bu olayına karşı tepkilerin uzun süre devam ettiğini gösterir. Padişahın azledilerek saltanatına son verilen Sultan II. Bayezid’in yerine taht’a oğlu (en küçük) I. Selim Osmanlı Türk Devleti’nin Dokuzuncu Padişahı olarak çıktı. (24 Nisan 1512)