12.01.2020, Pazar

Abdülmecid Efendi

 

SON HALİFE ABDÜLMECİT EFENDİ İSVİÇREDE SÜRGÜNDEYKEN ÇEKİLMİŞ BİR VİDEOSU TARİH 23-07-1924 KAYNAK GUAMONT PATHE

https://www.youtube.com/watch?v=Oa6twL4n9o8

Son Halife Abdülmecid Efendi

29 mayıs 1868’de İstanbulda doğdu.Babası Sultan Abdülaziz,annesi Hayranıdil kadın’dır.Sultan Abdülaziz 1876’da tahttan indirilmesinden sonra II.Meşrutiyet’in ilanına kadar saray’da kapalı bir dönem yaşamıştır.Bu süreçte güzel sanatlar,Piyano ,Resim ve yabancı diller (Fransızca,Almanca,Farsça,Arapça)eğitimi almıştır.Amcasının oğlu Sultan Mehmed Vahdeddin’in 4temmuz 1918’de tahta çıkması üzerine velihat şehzade oldu.Sultan ile arası hiçbir dönem iyi olmamıştır.Sultan Vahideddin zoraki yurtdışına gitmesi sonucunda  TBMM tarafından 19 kasım 1922’de halife seçildi.Osmanlı Halifeliği’ne resmen son veren 431 sayılı kanunun kabul edildiği 3 Mart 1924 tarihine kadar “halife” ünvanını taşıdı. “Son Osmanlı Halifesi” olarak geçmiştir.

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin fahri başkanlığını yaptı. Yurt içinde ve yurt dışındaki çeşitli sergilere tablolarını gönderdiği bilinen Abdülmecid Efendi’nin eserlerinden birisi Paris’teki büyük yıllık sergide sergilenmiş; Haremde Beethoven, Haremde Goethe, Yavuz Sultan Selim adlı tabloları 1917’de Viyana’daki Türk ressamlar sergisinde sergilenmiştir. Özellikle portre alanında başarılı idi. En önemli portrelerinden biri devrinin ünlü şairi Abdülhak Hamit Tarhan’ın portresidir. Kızı Dürrüşehvar Sultan’ın, oğlu Ömer Faruk Efendi’nin portreleri en bilinen eserlerindendir. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin gazete çıkarma girişimleri, Galatasaray sergileri, Şişli Atölyesi’nin kurulması, Viyana sergisi, Avni Lifij’in Paris’te burslu okutulması onun esteklediği sanatsal olaylardandır.Abdülmecid efendi kitap düşkünlüğüde vardı bir çok dilde yazılmış özel nadide 14 bin den fazla eserleri kütüphanesinde bulunduruyordu. Abdülmecid Efendi'ye ait koleksiyonun da yer aldığı kütüphanede kitap, dergi, gazete, ansiklopedi, sözlük, yıllık, harita, albüm, fotoğraf, kartpostal ve belge gibi oldukça farklı çeşitlilikte yazılı, basılı ve görsel materyal yer alıyor.Koleksiyonun büyük çoğunluğunu Abdülmecid Efendi'nin yurt içi ve yurt dışındaki yayınevlerinden satın aldığı eserler ve yazarları tarafından hediye edilen kitapların oluşturduğu 1840- 1920 yılları arasına tarihlenen eserler, başta Osmanlıca olmak üzere Fransızca, Almanca, İngilizce, Arapça ve Farsça dillerinde kaleme alınmış.Kütüphanede en dikkat çekici Eserler arasında ahşap ve mermer cilt kapakları da vardır.

 

 

       

Tarihi hadiseye şahitlik eden kütüphane

Osmanlı Hanedanı'nın bütün mensuplarının Türkiye sınırları dışına çıkartılmasına karar verilmesi üzerine Aynı günün akşamı telefonlar kesilerek Dolmabahçe Sarayı'nda yaşayanların dışarıyla bağlantı kurmasına imkan bırakılmazken polis ve asker sarayın etrafını sardı. Abdülmecid Efendi, kararı tebliğ etmek üzere gelen Vali Haydar Bey'i bu kütüphanede kabul etti. Ailesiyle birlikte 1,5 saat içinde yolculuğun hazırlıklarını tamamlamak durumunda kalan Abdülmecid Efendi, Dolmabahçe'den alınarak Çatalca'ya götürüldü. Halife ve ailesi, istasyonun dışında bekletilen Simplon Ekspresi'ne ilave edilmiş yataklı altı vagona bindirilerek Türkiye'den sınır dışı edildi.

 

     Resim kadar müziğe de büyük ilgi duyan Abdülmecid, ilk müzik derslerini Feleksu Kalfa’dan aldıktan sonra Macar piyanist Géza de Hegyei ve keman virtüözü Carl Berger ile çalıştı. Ünlü besteci Franz Liszt’in öğrencisi olan Hegyei’ye kendi yaptığı Liszt tablosunu; Carl Berger’e ise, kendi ürünü bir beste olan Elegie’yi armağan ettiği bilinir. Keman, piyano, viyolonsel ve klavsen çalan Abdülmecid’in üzerinde eski Türkçe harflerle adının yazılı olduğu 1911 yapımı değerli piyanosu Dolmabahçe Sarayı’nda 48 numaralı odada saklanmaktadır. Çok sayıda bestesi olduğu bilinir ancak eserlerinin pek azına ulaşılabilmiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edilince hilâfet ve halifenin durumu yeniden gündeme geldi. Gazetelerde halifenin istifa edeceğine dair haberler çıktı. Bizzat Abdülmecid Efendi tarafından yalanlanan bu dedikodular üzerine kamuoyunda meşrutî idare ve halifeliğin devamı konusunda leh ve aleyhte tartışmalar başladı. Tam bu sırada, 5 Aralık 1923 tarihli gazetelerde İngiltere İslâm Cemiyeti adına Ağa Han ve Emîr Ali imzalarıyla Başvekil İsmet Paşa’ya gelen mektubun tercümesi yayımlandı. Burada hilâfet makamının muhafazası, hatta takviyesi ile halifenin şeref ve nüfuzunun iadesi gerektiği savunuluyordu. Bu neşriyat üzerine 8-9 Aralık 1923 gecesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gizli bir toplantı yapılarak İstanbul’a bir İstiklâl Mahkemesi heyetinin gönderilmesine karar verildi. Böylece hilâfet taraftarı muhalefet sindirildi. Mecliste bütçe görüşmeleri sırasında hilâfetin ilgası ve hânedanın yurt dışına çıkarılmasına dair Urfa mebusu Şeyh Saffet Efendi ve elli üç arkadaşı tarafından verilen kanun teklifi müzakere edildi. Ali Fethi Bey’in başkanlığında toplanan meclis, “böyle bir hareketin İslâm âlemini üzeceği, bundan ancak İngilizler’in memnun kalacağı ve hilâfetin Türkiye için lüzumlu bir müessese olduğu” yolundaki itirazlara rağmen, 3 Mart 1924 tarihinde halifeliği kaldıran ve Osmanlı hânedanını yurt dışına çıkarmayı öngören 431 sayılı kanunu kabul etti.

Abdülmecid Efendi'nin babası Sultan Abdülaziz ve Dedesi  
 



Abdülmecid Efendi, yanında oğlu Ömer Faruk, kızı Dürrüşehvar, çocuklarının hocası Salih Keramet Nigâr, iki kadınefendi, özel kâtibi Hüseyin Nakip ve doktoru Selâhaddin Bey olduğu halde, aynı günün gecesi otomobille Çatalca’ya götürülerek buradan trene bindirildiler. Trene binerken vali tarafından kendisine verilen zarfın içinden 2000 sterlin ile birlikte, İsviçre hükümetince vize edilmiş ve yalnız çıkış için verilmiş olan pasaportların çıkması üzerine, İsviçre’nin Leman gölü kenarında bulunan Territel kasabasındaki Büyük Alp Oteli’ne yerleştirildi.Otel giderlernin yüksek olması nedeniyle Ekim 1924’te Fransa’ya geçen ve Nis şehrinde sakin bir hayat sürmeye başlayan Abdülmecid burada kendisini ibadete verdi. Haydarâbâd nizamı, büyük oğlu A‘zam Câh’a Abdülmecid’in kızı Dürrüşehvar’ı, küçük oğlu Muazzam Câh’a da Şehzâde Selâhaddin Efendi’nin torunu Nilüfer Sultan’ı istedi. Sade bir merasimle iki Osmanlı prensesinin Haydarâbâd sarayına gelin gitmeleri Abdülmecid Efendi’nin malî durumunun bir hayli düzelmesini sağladı. Hilâfet konusunda İslâm âleminden umduğu ilgiyi bulamadığı için kendisini daha çok ibadete, resim çalışmalarına ve mûsikiye verdi.


Daha sonra Paris’e yerleşen Abdülmecid Efendi, II. Dünya Savaşı’nda Paris bombalanırken 23 Ağustos 1944’te hayata gözlerini yumdu. Bu sırada İstanbul’da bulunan vekili Salih Keramet Nigâr’ın, Abdülmecid Efendi’nin naaşının Türkiye’ye getirilmesi için yaptığı müracaatlar hiçbir sonuç vermedi. Hatta kızı Dürrüşehvar Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşmüş ve babasının Paris Camii’nde tahnit edilmiş olarak bekleyen naaşının vatanına nakledilerek defni için söz almış olmasına rağmen, Abdülmecid’in naaşı Türkiye’ye getirilemedi. Daha sonra, on yıldan beri bekletildiği Paris Camii’nden alınarak Medine’ye götürüldü; 30 Mart 1954 tarihinde Cennetü’l-bakī‘a defnedildi.

Abdülmecid Efendi Paris Câmiinde