20.02.2014, Perşembe

Taşlıcalı Yahya Bey

 

Taşlıcalı Yahya Bey Taşlıcalı Yahya Bey

16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamış divan edebiyatı şairidir. Yaşadığı dönemde Fuzuli'den sonra en büyük mesnevi şairi olarak tanınmıştır. Kanuni’nin emri ile boğdurulan Şehzade Mustafa için yazdığı “Şehzade Mersiyesi”, en ünlü eseridir.  

 

Yaşamı

Doğum tarihi kesin olarak bilinmez. 1488-1489 yıllarından birinde doğduğu iddia edilir. Doğum yerinin Arnavutluk olduğu ve soyunun oranın önemli soylu ailelerinden biri olan "Dukagin" sülalesine dayandığı sanılmaktadır. Küçük yaşta devşirme olarak Yeniçeri Ocağına asker olarak alındı ve Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde asker olarak yetiştirildi. Yeniçeri Ocağına bağlı Acemioğlanlar Ocağı'nda iken askerilik yeteneği yanında edebiyata yatkınlığı ve yazdığı şiirler farkedildi ve kendisine Kemal Paşazade’den, Kadri Efendi’den, Fenarizade Muhyiddin Çelebi'den dersler aldırtıldı.Onun bu yatkınlığı ve aldığı dersler önemli devlet adamları ile tanışmasını ve yardım görmesini yükselmesini sağladı. Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır ve Çaldıran Seferleri ile Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki pek çok savaşa da asker olarak katıldı. Gerek gördüğü yardım ve ilgi, gerekse askerlik alanındaki cesareti edindiği dostlar kadar kıskançlıklara ve düşman kazanmasına neden oldu. Örneğin şair Hayâlî ile takıştığı o dönemde bilinmektedir.

Şehzade Mustafa Mersiyesi

1553’te Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi üzerine Kanuni'ye ve onun yakınlarındaki kişilere karşı yazdığı mersiye, şehzadenin ölümünde rol oynadığı bilinen himaye gördüğü eski dostu sadrazam Damat Rüstem Paşa ile takışmasına yol açtı. Kaleme aldığı bu eser nedeniyle Damat Rüstem Paşa'nın emriyle yakalandığı ancak Kanuni'nin şiire olan düşkünlüğü ve oğlunun öldürülmesi nedeniyle yaşadığı vicdan azabı nedeniyle sultan tarafından affedilerek ceza verilmediği iddia edilir. Öte yandan "Şehzade Mustafa Mersiyesi"'nin asker, yeniçeri ve halk arasında infiale neden olmasının Kanuni tarafından sadrazam Damat Rüstem Paşa'nın azledilme nedenlerinden biri olduğu ayrıca bu mersiyenin ardından şair Sami gibi pek çok divan şairinin Şehzade Mustafa'nın ölümü ile ilgili Kanuni ve yanındakileri eleştiri mahiyetinden mersiyeler yazdığı bilinmektedir.

Şehzade Mustafa hazretleri idamı sonrası minyatur Şehzade Mustafa hazretleri idamı sonrası minyatur

Osmanlı Türkçesi Türkçe Açıklaması
Meded meded bu cihânûn yıkıldı bir yanı Eyvahlar olsun! Bu cihanın bir yanı yıkıldı;
Ecel Celâlîleri aldı Mustafâ Han’ı (Zira) ölüm eşkıyaları Şehzade Mustafa’yı yok ettiler.
 
Tulundı mihr-i cemâli, bozuldı dîvânı Yüzünün güneşi battı, divanı dağıldı.
Vebâle koydılar âl ile Âl-i Osmânı. Osmanlı sultanını hile ile günaha soktular.
 
Geçerler idi geçende o merd-i meydânı O savaş meydanlarının yiğidini adı geçtikçe çekiştirirlerdi.
Felek o cânibe döndürdi şâh-ı devrânı. Felek zamanın padişahını o (iftiracılardan) yana döndürdü.
 
Yalancınun kuru bühtânı bugz-ı pinhânı Yalancının kuru iftirası ve gizli kini
Akıtdı yaşumuzı yakdı nâr-ı hicrânı. Gözyaşımızı akıttı, ayrılık ateşini yaktı.
 
Cinâyet itmedi cânî gibi anun cânı O cani gibi cinayet işlemedi;
Boguldı seyl-i belâya, tagıldı erkânı. (Fakat kendi) canı, bela selinde boğuldu, erkânı dağıldı.
 
N’olaydı görmeye idi bu mâcerâyı gözüm Keşke gözüm bu olup biteni görmeseydi
Yazuklar ana revâ görmedi bu râyı gözüm. Yazıklar olsun! Gözüm bu muameleyi ona layık görmedi.
 
Tonandı aglar ile nûrdan menâre dönüp Nurdan bir minare gibi ak giysilerle donandı;
Küşâde-hâtır idi şevk ile nehâre dönüp Gönlü şevk ile gündüz gibi (aydınlık) idi.
 
Görindi halka dıraht-ı şükûfe-dâre dönüp Çiçek açmış bir ağaç gibi halka göründü;
Yürürdi kulları önince lâlezâre dönüp. Kulları bir gelincik tarlası gibi önünde yürüyorlardı.
 
Tururdı şâh-ı cihân hiddetiyle nâre dönüp Cihan Sultanı kızgınlığından ateşe dönmüş hâlde duruyordu;
Otagı haymeleri karlu kûhsâre dönüp. Otağının çadırları karlı dağlara benziyordu.
 
Müzeyyen idi bedenlerle ak hisâre dönüp Bedenlerle süslenmiş beyaz bir hisara benziyordu.
El öpmege yüridi mihr-i bî-karâre dönüp. Yerinde duramayan güneş gibi el öpmeye yürüdü.

 

Sürgüne gidişi

Rüstem Paşa’nın yerine sadrazam olarak atanan Kara Ahmet Paşa'nın bir süre sonra Kanuni'nin emriyle öldürülmesinden sonra yeniden işbaşına gelen Rüstem Paşa, şairin bütün malvarlığına el koymuş, onu maaşlı olarak sürgüne göndermiştir. Aşık Çelebi'ye göre sürgüne gönderildiği yer Bosna'da Zvornik Sancağı iken kimi yazarlar sürgün yerinin Temeşvar vilayeti olduğunu iddia etmektedirler. Şairin sürgün edildiği bölgede sürekli olarak kalıp kalmadığı sonradan bu kararın kalkıp kalmadığı da bilinmemektedir. Bununla birlikte edebiyat faaliyetlerine devam ettiği ve Zigetvar seferi öncesi Kanuni'ye bir kaside sunduğu belirtilmektedir. Ölüm tarihi üzerinde de bir anlaşmazlık olsa da çoğunluk tarihçi ve kaynak onun 1582 yılında vefat ettiğini belirtmektedir. Şairin mezarının yeri de tartışmalıdır, bir kısım kaynaklar, mezarının Zvornik'te, kimileri de İstanbul'da olduğunu söylerse de, Bursalı Mehmet Tahir Bey ve Muhammed Hadzijahic de, Bosna Evliya Kataloğu'nda şairin Loznica'da öldüğünü söylemektedirler.

Başlıca Eserleri

Şairin bilinen ve ünlü 5 büyük mesnevisi bulunmaktadır. Bu mesnevilerin isimleri;"Gencine-i Raz","Kitab-ı Usul", "Gülşen-i Envar", "Yusuf u Züleyha", "Şah u Geda"'dır. "Yusuf u Züleyha", bilinen en ünlü mesnevisidir. Bunun dışında Şah u Geda mesnevisinde Ayasofya gibi tarihi eserlerin tasvirlerinin bulunması mesnevinin önemini artırmaktadır. Mesnevileri haricinde önemli eserleri arasında şairin çeşitli şiirlerinden oluşan bir “Divanı” ve “Hamsesi” bulunur.