16.12.2012, Pazar

Sultan I. Mehmed Çelebi

Çelebi Sultan Mehmed, kendisinden önceki Osmanlı hükümdarları gibi vatandaşlarını (tebeasini) gözeten, onlar için imkânlar hazırlamaya çalışan bir hükümdardı. Bu bakımdan günün ekonomik, sosyal ve dinî şartlarının gerektirdiği ihtiyaçlari karşılamak için gayret sarf ediyordu. Bunun içindir ki o, fakir, kimsesiz ve hatta yolcuları doyurmak için imâretler inşa ediyordu. O, sadece bununla da iktifa etmiyor, aynı zamanda ve özellikle cuma günleri fakirlere ve yoksullara yemek yediriyordu. Nitekim Hoca Saadeddin Efendi'nin "her cuma günü fukarayi it'am ve ehl-i ihtiyaca in'am-i amm edüb" dediği Çelebi Sultan Mehmed, camii, medrese ve çarşılar inşa edip onlara vakiflar tahsis ediyordu. O, babası Bâyezid ve dedesi Murad gibi kendisinden önce geçen hükümdarlar gibi devletin iki başkenti olan Bursa ve Edirne'yi camilerle süslemişti. Cülusundan kısa bir müddet sonra, Edirne'de Emir Süleyman'in temelini attiği, Musa Çelebi'nin ancak pencerelere kadar inşa ettirebildiği camiyi (Eski Camii) tamamlamıştı. Filibe yolu üzerinde ve Meriç sahiline yakın bir yerde inşa edilen bu camiye vakf olmak üzere de Edirne'deki Bedesten inşa ettirilmişti. Evliya Çelebi, gerek Ulu Camii diye isimlendirdiği bu camii (Eski Cami), gerekse bundan önceki camii hakkında sşyle demektedir: "Edirne'de bundan ulu ve ruhaniyetli camii yoktur. Gerçi bundan kadim Mihal köprüsü dibinde Yıldırım Han Camii vardır. Fakat Timur-i bî nûr (Nursuz Timur) hadisesinde bu camii na tamam kalmagla onu da Çelebi Sultan Mehmed itmam edüb sevabını babası Yıldırım Han ruhuna hibe etmişti."

Sultan Mehmed, dedesi Murad Hüdavendigâr'in Bursa'da başlatıp Yıldırım Bâyezid'in yarım biraktığı büyük ve haşmetli camii de tamamlatmıştır. Büyük harcamalarla ortaya çıkan bu camii, yirmi beş bölmeye ayrılmış olup bunlardan yirmi dördü birer kubbe ile örtülmüstür. Yirmi beşincinin ortasında yüksek ve çevresi yirmi ayak tutan yuvarlak bir pencere vardir. Pencerenin altina camii içinde geniş ve kare şeklinde bir havuz tesadüf eder. Bursa Camii, İstanbul ve Edirne camilerinden bu havuzla ayırd edilir. İstanbul ve Edirne'deki camilerden hiç birinin yukarıdan penceresi olmadiğı gibi berrak ve devamlı akan bir suyun verdiği serinlik te yoktur. Eskiden, kuşların camii içine girip yuva yapmalarına engel olmak üzere açık olan yerlere bakır tellerden bir kafes yapılmıştı. Havuzda da dülger balıklari yüzermiş. Minberin oymaları çiçek, meyve, yaprak ve hatta ince işlenmiş elbise yakaları şeklinde idi. Osmanlı ülkesinin mukaddes mabedleri arasında sadece Sinop Camii'nde buna benzer bir minber vardı. Temeller, dibinden bir insan boyu kadar yaldızlanmıştı. Duvarlara da "el-Esmau'l-Hüsna" naks edilmişti. Binanin iki ucunda iki minare yükselir.

Sultan Mehmed, Bursa ve Edirne'de iki büyük camii tamamlatınca, Asya'daki merkezinde yeni bir camii yaptırmaya başladı. Yesil-îmâret Camii adı ile şöhret bulan bu mabed, gerek yapılışında kullanılan mermerlerin az bulunuşu, gerek onu süsleyen oymaların inceligi bakımından, Bursa şehrinin başlıca güzelliklerinden biridir. Bu camiin duvarlarının bütün cephelerindeki renkli mermerler, kapı ve pencerelerin içine takildiğı kırmızı mermerler üzerine işlenmiş yazılar, kapı süsleri göz alıcıdır. Camii'nin içini bezeyen çiniler de pek nefistir. Bunların üzerine yazılmış Kur'an âyetleri fevkalâde güzeldir. Kırmızı mermerden oyulmuş mihrabin zerafeti, karşısındaki kapının güzelliği ile boy ölçüsebilir. Zamanında kubbeler ile minareler yeşil çini ile kaplanmış olduklarından, bu çiniler güneşte zümrüt gibi parlar ve yapıya periler sarayı görünümünü verirmiş. Bundan dolayı bu camii Yeşil İmâret adını almıştır.

Caminin yanında Çelebi Sultan Mehmed'in türbesi bulunur. Sekiz köşeli bir şekilde olan bu türbe, çok güzel bir bahçenin ortasındadır. Yapının duvarları, dıştan ve içten yeşil çini ile kaplanmıştır. Bunun sekiz yönünde, gök renginde bir zemin üzerine gümüş harflerle yazılmış Kur'an âyetleri bulunmaktadır. Bu iki yapının yakınında Birinci Mehmed, bir medrese ile yoksullar için bir imâret tesis ve her ikisine de padişahlara layık bir cömertlikle gelir (vakif) tayin etmiştir.

Çelebi Sultan Mehmed'in Yeşil Camii, bu padişahın sultanlık çağının bir belirtisi olarak günahtan sakınma ve sanat sevgisinin maddi ve devamli bir delilidir. Sultan Mehmed'e "Çelebi" ünvanının verilmesi onun buyrugu ile yapilan anıtlardaki sanat sevgisinden ve ince zevkten dolayıdır. Bu mânâda kendisine "Çelebi hükümdar" denmiştir.

 

FETRET DEVRİ

Fasila-i Saltanat olarak da bilinir. Yildirim Bayezid'in Ankara Savasi'nda (28 Temmuz 1402) yenilmesiyle baslayan bu döneme, kardesleriyle girdigi mücadelede basarili olarak yönetimi yeniden ele geçiren Mehmed Çelebi son vermistir.Ankara Ovasi'nda yapilan savasin kötüye gittigini gören Yildirim bayezid'in ogullarindan Süleyman Çelebi, yanina Sadrazam Çandarli Ali Pasa, Murad Pasa ve yeniçeri agasi Hasan Aga ile birlikte kendine bagli olan birlikleri de yanina alarak Edirne'de saltanatini ilan etti. Savasa katilan diger sehzadelerden Isa Çelebi Balikesir'de, Çelebi Mehmed ise Amasya'da kendi hükümdarliklarini ilan ettiler. Yildirim Bayezid ile birlikte Musa çelebi ve Mustafa Çelebi (Düzmece Mustafa) Timur'a tutsak düstüler. Timur, zaferden sonra sekiz ay kadar Anadolu'da kalarak Osmanli topraklarini yagmaladi. Anadolu'da daha önceden bulunan ancak Osmanli topraklarina katilan eski Anadolu Beyliklerini yeniden canlandirdi. Osmanli topraklarini ise 4 sehzade arasinda paylastirarak Anadolu'dan çekildi. Böylece Osmanli Topraklari bölünmüs oldu. Sehzadelerden ilk olarak Mehmed Çelebi harekete geçti. Orta Anadolu'daki Türkmen beylerini safdisi birakarak güçlü bir Türkmen ordusu kurdu. Ilk çarpisma ise Musa Çelebi ile Isa Çelebi arasinda Bursa'da meydan geldi. Musa Çelebi Bursa'yi alarak hükümdarligini ilan ettiyse de kisa bir süre sonra Isa Çelebi Bursa'yi yeniden ele geçirdi. Bu olay sehzadeler arasindaki mücadelenin kizismasina yol açti. Çelebi Mehmed, diger kardeslerini safdisi birakarak Osmanli Imparatorlugunu yeniden bir birlik altinda toplamistir.

 

MEHMED ÇELEBİ'NİN VEFATI

Mehmed Çelebi, kışı Bursa'da geçirdikten sonra 1421 yılı ilkbaharında Gelibolu yolu ile Edirne'ye döner. Bir ara Edirne civarinda tertiplediği bir av sonunda ormandan çıkan bir domuzu takip ederken ani bir felç geçirerek baygın bir şekilde attan düşer. Derhal Edirne sarayına taşınan Mehmed Çelebi'nin durumundan şüphelenen asker, büyük bir heyecana kapılmış ise de bu heyecanı yatıştırmaya muvaffak olan devletin ileri gelenleri onu hayatta ve sağlıklı imiş gibi gösterebilmişlerdi. Hükümdarlarının hayatta ve sağlıklı olduğunu gören asker ise sevinmişti.Padişahın hastalandığı Bizans İmparatoru Manuel tarafından haber alınınca, güya hatır sormak için bir elçi göndermişti. Çelebi Sultan Mehmed, gelen Bizans elçisini kabul etmemiş ve birkaç günden beri hasta olduğunu, bu bakımdan iyileştikten sonra görüşebileceklerini söylemişti. Fakat bu hastalıkta" kurtulamayacağını anlayınca vezirleri olan Bayezid, İbrahim ve Hacı İvaz Paşaları davet ederek kendileri ile gizlice görüşmüştü. Bu görüşmede, Amasya valisi olan büyük oğlu Murad'ın hemen davet edilip hükümdar ilan edilmesini vasiyet etmişti. Bu vasiyetinde ayrıca, hükümdar olacak olan oğlu Murad'ın, küçük kardeşrini öldürmemesi için de bunların imparatorun yanına gönderilmesini bildirmişti. Bu görüşmeden sonra Murad'a haber verip onu davet etmek üzere Elvan Bey süratle yola çıkarılmıştı. Kararın ertesi günü hastalığın son haddine vararak aksam üzeri vefat etti. Cemaziyelevvel 824 (Haziran 1421) tarihinde meydana gelen vefatın günü hakkında farklı görüsler bulunmaktadir. Behcetu't-Tevârih'te bu tarih 23 Cemaziyelevvel 824 (26 Mayis 1421) olarak gösterilmektedir.Çelebi Mehmed'in, Murad'in derhal getirilmesini istemesi, ölümü halinde kardesi Mustafa Çelebi'nin imparator tarafindan saliverilmesi endişesi idi. Çünkü imparator ile yapılan antlaşmada kendisi hayatta bulunduğu sürece kardeşinin salıverilmemesi şeklinde idi. Halbuki kendisinin ölümü ile bu şart ortadan kalkmış oluyordu. Bu yüzden de onun ölümü gizli tutulmuştu. Âsıkpaşazâde'nin ifadesine göre asker padişahı görmek istemiş, devlet erkani ise bir hekimin tedbiri sayesinde onu sağmış gibi askere göstermeye muvaffak olmuştu. Bu arada imparator tarafindan padişaha gönderilen Leondari Dimitrios, aradan uzun bir süre geçtiği halde huzura kabul edilmediği için süphelenmiş ve sonunda bir vasıta ile padişahın öldüğünü ögrenmiş. Bu haberi derhal İstanbul'a bildirmek için yola çıkardığı birkaç ulak, yolların tamamen tutulmuş olmasından dolayı gidememişlerdi. Fakat Leondari, deniz yolu ile padişahın ölüm haberini imparatora iletmeye muvaffak olmuştu.Çelebi Sultan Mehmed'in cesedi tahnit edilerek sarayda muhafaza edildi. Böylece hem asker hem de halk kendisini hayatta biliyordu. Bu arada Murad'in Bursa'ya doğru yola çıkmasi bekleniyordu. Murad'ın Bursa'ya geldiği haberi üzerine padişahın Anadolu'ya bir seferinin olacağı, fakat rahatsız bulunduğu için yalnız başına gideceği söylenerek cenaze Anadolu sahiline geçirildi. Onun ölümünü bildirmemek için pek çok tedbir alındı. Böylece vefatı yaklaşık 40 gün kadar saklanabildi. Padişahın cesedi, Bursa'da daha önce inşa ettirdiği Yeşil Türbe'ye defn edildi. Çelebi Sultan Mehmed'in bu tarihte 43 veya 47 yaşlarında bulunduğu kabul edilmektedir. Kaynakların verdiği bilgiye göre Çelebi Sultan Mehmed, beyaz yüzlü, kara gözlü, kara ve çatik kaşlı, sık sakallı, açık alınlı, geniş omuzlu, orta boylu, uzun kollu ve güler yüzlü bir hükümdardı. Osmanlı Devleti'ni tek bir idare altında topladıktan sonraki hükümdarliği hicrî tarihle 7 sene 11 ay ve birkaç gün, miladî takvim ile de 7 sene 8 ay ve birkaç gün olmaktadır.Çelebi Mehmed'in özelliklerini kaynak eserlere istinaden veren Uzunçarşılı, onun hakkındaki kanaatlerini şu ifadelerle aktarmaktadir: "Çelebi Mehmed, ne babası Bâyezid ve kardeşi Musa Çelebi gibi sert, ne de diger kardesi Süleyman Çelebi gibi yumuşak ve kayıtsız idi. O, makul hareket eden, sabırlı, azim ve irade sahibi, sözüne ve vaadine sadık, nazik, vakur ve ciddi bir hükümdardı. Yalnız dostuna değil, düşmanlarına da kendisini sevdirerek itimat telkin etmiş ve kendisini saydırmıştır. Çelebi Mehmed hakkında Osmanlı tarihlerinden başka yabancı kaynaklar da iyi şehadette bulunmaktadir. Zamanının olayları gözden geçirilince bu kanaatte isabet olduğu anlaşılır. İyi görüşü, vaziyeti kavrayarak istediğini ve vaziyeti ona göre ayarlaması, duruma göre uysal davranarak ileri gitmeyişi, seri hareket etmesi de kendisini en tehlikeli gailelerden başarı ile çıkarmıştır. Küçük-büyük 24 muharebede bulunarak kırka yakın yara aldığı rivayet edilmektedir. (Netâyicu'l-Vukuat, I, 36). "Annesi, Germiyanoglu Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun olan Mehmed Çelebi, Osmanlı Devleti'ni, karşılaştığı büyük bunalımlardan başarı ile kurtaran bir şahsiyettir. O, şehzadeler mücadelesinden galip çikarak devletin birliğini sağlamıştı. Onun en büyük emeli, babası zamanındaki toprakları tekrar ele geçirmekti. Bu gaye için çaba sarf etmiş ve büyük ölçüde de muvaffak olmuştu. Daha önce sözü edilen Venediklilerle yapılan deniz muharebesi bir tarafa bırakılacak olursa Bizans ve diğer devletlerle dostane faaliyetlerde bulunmuştur. O, Memlûklular ile de dostça geçinmişti. Karamanoglu Mehmed Bey'in 822 (1419) yılında Memlûk ordusu tarafından esir edilerek Kahire'ye götürülmesi üzerine, Karamanlılar'ın, Kayseri'nin zapti konusundaki teşviklerine aldırmayan Mehmed Çelebi, dostluğu bozmamış ve sonucu belli olmayan bir maceraya atılmamıştır. Yerli ve yabancı hemen bütün kaynaklar, Çelebi Mehmed'in dirayetinden, sebatkârlığından ve iyi ahlâkından bahs ederler. Hammer, onun hakkında şunları yazar: "Hayır ve din işleri ile ilgili müesseseler meydana getirmekte şöhretli Selçuk sultanı Birinci Alaeddin ile boy ölçüşebilecek olan Birinci Mehmed; din âlimleri ve genellikle Kur'ân'a gönül vermiş olanlar hakkındaki cömertliği bakımından da Mısır sultanları ile rekabet edebilir. Osmanlı hükümdarları arasında ilk defa olmak üzere Anadolu ve Suriye yolu ile Mekke ve Medine'ye giden hacılar kervanı ile bu iki kutsal şehrin fakirlerine dağıtılmak üzere "Sürre" adı ile altın olarak bir miktar akça gönderen odur. "Günümüz yabancı tarihçilerinden biri olan Norman Itzkowitz, Çelebi Sultan Mehmed'den bahs ederken şunları söylemekten kendini alamaz: "Tek yönetici olduğu zaman I. Mehmed'in (1413-1421) hükümranlığının başarısını belirgin kılan ihtiyatlıktı. Timur'un oğlu Sahruh'un gücü geri plânda ağırlığım hissettirdiği sürece Mehmed, topraklarini geri almış bulunan Anadolu beylerine karşı askerî harekata girişemezdi. Osmanlı tahtında gözü olanların, Bizans desteğine tabi olmaları sebebiyle de Kostantiniye ile ilişkilerini yumuşak tuttu. İç isyanlar, taht kavgaları ve idarî meselelerle sürekli taciz edilen Mehmed, başarıya götürmeyi düşündüğü yeniden yapılanma teşebbüslerini engelleyecek herhangi bir genel Avrupa tepkisini canlandırmama dikkatini gösterdi. Böylelikle onun kısa, ama hayatî önemdeki hükümdarlığı, Osmanlı topraklarının tamamen çözülmesini önleyen bir koruyuculuk faaliyeti olma başarısına erdi. "Bazı tarihçiler tarafından devletin ikinci kurucusu olarak kabul edilen Çelebi Sultan Mehmed, çocuk denecek yaştan beri üzerine almak zorunda kaldığı büyük mesuliyetlerden dolayı son derece yıpranmıştı. Vücudunda kırk kadar muharebe yarası taşıyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen gailelerle karşılaşmış ama bütün bu gailelerin hakkından gelmesini bilmiştir. Bununla beraber babası Yıldırım Bâyezid'in son yıllarda eriştiği güce erememişti.Çelebi Sultan Mehmed'in en büyüğü Murad olmak üzere Mustafa, Kasım, Ahmed, Yusuf ve Mahmud adlarında altı oğlu ile yedi kızı olmuştur. Oğullarından Kasım ve Ahmed, hükümdarın kendisi hayatta iken vefat etmişlerdi. Çelebi Sultan Mehmed vefat ettiği zaman Murad Amasya'da, Mustafa da Hamideli (Isparta)'nde sancak Beyi olarak bulunuyorlardı. Yusuf ile Mahmud ise henüz küçük yaşlarda idiler. Isparta sancak Beyi Mustafa, İkinci Murad'ın hükümdarlığı zamanında saltanat iddiasına kalktığı için İznik'te yakalanarak boğdurulmuştu. Yusuf ile Mahmud ise ileride taht kavgalarına sebebiyet vermemeleri için gözlerine mil çekilerek kör edilmişlerdi. Fakat daha sonralari Bursa'da çikan bir veba hastalığında ikisi de vefat etmişlerdi.Çelebi Mehmed'in yedi kızından Selçuk, Hafsa, Sultan, Ayşe ve Hatice hatunlarin ad ve durumları bilinmekte ise de diğer iki kızının adı henüz bilinememektedir. Bunlardan Selçuk Hatun, Candaroğulları'ndan İsfendiyar Bey'in oğlu İbrahim Bey ile evlenmişti. İbrahim Bey'den çocukları olan Selçuk Hatun, kocasının ölümü üzerine Bursa'ya dönmüştü. 890 (1485) yılında epey yaşlanmış olarak vefat etmiştir. Hafsa Hatun, Çandarzâde veziriâzam İbrahim Paşa'nın oğlu Mahmud ile evlenmiş ve 847 (1443)'ten sonra Hacca giderek Mekke'de vefat etmiştir. Sultan Hatun, İsfendiyar Bey'in diğer oğlu Kasım Bey ile evlenmiştir. 848 (1444) de vefat etmiştir. Çelebi Mehmed'in diğer kızlarına gelince bunlar, İkinci Murad'ın hükümdarlığı zamanında Karamanoğulları'ndan İbrahim, İsa ve Ali Beyler ile evlenmişlerdi. Kızlardan biri de Varna muharebesinde şehid olan Karaca Bey ile evlenmiştir.

Sultan Çelebi Mehmed bazan şiir de söylemiştir. Tezkirelerde rastlanan bu şiiri onun takvasını, Cenab-ı Hakk’a karşı sarsılmaz imanını göstermektedir.

Cihân hasm olsa, Hakk’dan nusret iste!

Erenlerden duâ vü himmet iste!

Çalup dîn aşkına udvâne şimşir,

Anuban çâr-ı yârı hidmet iste!

Eğer leb-teşne isen ey bed-endîş;

Bu deşne çeşmesinden şerbet iste!

Geçenden geç, demür taşdan sakınma,

Demüri mahv idenden kuvvet iste!

Çevürme yüz muhalifden Mehemmed,

Adûyı arsadan sür vüs’at iste!

Sultan Çelebi Mehmed hakkında:

Halkondil: Birinci Mehmed’i, tavırlarına, hareketlerinde sü­rate, vakarına ait övgülerin hepsinin fevkine yükselten şeyi, Os­manlı müverrihleri gibi Bizans müverrihleri tarafından da adaleti, şefkati, civanmertliği, dostluğunda sebatı, gerek Türkler gerek rumlar için hayırhahlığı hakkında herkesin birleştiği şahadettir…

Dukas: Çelebi Mehmed yalnız Türkler değil Hristiyanlara da iyilikle muamele etmiş ve can-ı gönülden hisleriyle fikrinin geniş­liği ve ahlakının güzelliği birbirine uygun düşmüştür…

Hammer: Bütün hayatı müddetince Bizans imparatorunun sadık müttefiki, Türkmen asilerinin korkunç düşmanı, Osmanlı saltanatı tahtının şanlı dayanağı, Osmanlı müverrihlerinin tabirince, Tatar tufanının tehlikeye düşürdüğü devlet gemisini kurtaran Nuh idi…

Hoca Sadeddin Efendi ise: Padişahlık süresi sekiz yıldan beş gün eksik idi. Güzel huyu ve şefkatli tutumuyla her yanda şöhret yapmıştı. Adet edindiği şekilde dileyenlere nafakalar dağıtır, her Cuma günü fukarayı doyurur, ihtiyaç sahiplerine gereken yardı­mı yapar, hesapsız hediyelerle kırık gönülleri sevindirirdi. Allahü teâlâ şanlarını yüce etsin Haremeyn (Mekke ve Medine)’de konuklayanlara her yıl sayıya gelmeyecek ölçüde mal gönderirdi…

Çelebi Mehmed’in rahatsızlanıp yatağa düştüğünde, devlet adamlarından oğlu Murad’ı çağırmalarını istemesini ve onlara yaptığı vasiyeti yine Hoca Sadeddin Efendi şu mısralarla naklet­mektedir:

Ayak çekti hükümet kapısından

Soyundu padişahlık hırkasından

Gördü ki bu dünya bir boş mekandır

Su üstüne kurulmuş bir binadır

Bu tarlaya kerem tohumunu ekti

Dâr-ı karara doğru niyetlendi

Güzel adını yazıp koydu cihanda

Keremden el çekmedi bir zamanda

Güven, huzur idi çünkü dileği

Sultan Murad’a ısmarladı yerini

Vasiyeti bu oldu o, şah gelsin

Üstünlük göğünün ayı yükselsin

Refah getirsin bütün insanlara

Lütfunu göstersin gününde halka

Kılıcı gidersin zulmün kirini

Kıskansın çağlar keremli devrini

Yine sultan beylerine buyurdu

Ki askerden gizlesinler durumu

Şahın ölümü fitneye yol açar

Kötü dileyiciler bunu fırsat sayar

Hizmet eylen ciğer kuşem Murad’a

Sarfeyleyin gücünüzü yoluna

Adâlet semtine yöneltin anı

Onun ile ferah kılın cihanı

Zulüm töresini hiç öğretmeyin

Zalimlikle adını belletmeyin

Selamım duyurun ol nevcivana

Benden söyleyin ol yüce durağa

Kaçınsın o, cefa etmekten aman

Gaflet etmesin bir dem sakınmadan

Armağandır ona Hakkın kulları

Sakınsın, olmasın zulmün aracı

Yaraşmaz Osmanlı soyuna zulüm

Yanar cihan, feryad ederse mazlum

Lutfile din ehlini gözle sen

Bilgi sahiplerin her dem kolla sen

Boyun eğme sen gönlün hevesine

Dost etmeyesin kötüyü kendine

Dilersen her ülkeye el koymaya

Bağla kalbini yüce Yaradana

Haktan sakın dönmeye heveslenme

Kinle zulümle eteğini kirletme

Düşmanları kırsın, keskin kılıcın

Dünü gün halka yardımcı olasın

Her günün parlak, kadr olsun her geçen

Rahmanın yardımıyla olur yükselmen