13.09.2016, Salı

Şeyh Edebali

 

Şeyh Edebali Balışeyh, Şeyh Adabalı veya Şeyh Atası) (1206 - 1326), Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam ilahiyatçısı-din bilgini, Ahi şeyhi, Osman Gazi'nin kayınbabası ve hocası, Osmanlı Devleti'nin fikir babası.

1206 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. 1326'da 120 yaşlarında Bilecik'te vefat etmiş, dergâhının zikir odasına gömülmüştür.

Aslen Karamanlı'dır. Karaman'da başladığı tahsilini Şam'da tamamladı. Tefsir, hadis ve İslam hukukunda uzmanlaştı. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve Hacı Bektaş-ı Veli gibi zamanının büyüklerinin sohbetinde bulundu.

 

Anadolu'da Osmanlı hamurunu yoğuran ilk ahi şeyhlerinden olan bilgin Şeyh Edebali'nin doğum yeri ve tarihi hakkında tarihi kaynaklarda muhtelif görüşler vardır. Ne yazık ki, bu yüce kişinin hayatı hakkında eski kaynaklarda çok az bilgi bulunmaktadır. Ansiklopedilerde ise ancak birkaç cümlelik bilgiler bulunabilmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Ertuğrul Gazi'nin yakın dostu ve danışmanı, oğlu Osman Gazi’nin kayınpederi ve hocası, Osmanlı’nın ikinci Bey’i olan Orhan Gazi’nin de ilk hocası Şeyh Edebali, devletin manevi kurucusu ve temel müesseselerinin oluşmasında öncülük eden ulu kişidir. Devlete ait temel düşünceler bu ulu kişiye aittir.
Doğum yeri olarak Horasan’ın Merv şehri zikredilmekte, doğum tarihi olarak da miladi 1206 yılı kayıtlıdır. Bundan dolayı kendisine Horasan Erenleri’nden bir ulu kişi denmiştir.
Çocukluğunu Horasan’da geçiren Şeyh Edebali, gençlik yıllarında Türkmen kafileleri ile birlikte göç ederek Adana bölgesine gelmiş, buradan da Karaman yöresine gelerek yerleşmiştir. Karaman bölgesinde bir müddet kalan Şeyh Edebali’nin, daha sonra tahsil için Şam’a gittiğini öğreniyoruz. Kendisi hakkında medresesiz alim yakıştırmasının doğru olmadığı buradan bellidir. Çünkü Şam’da gerekli tahsili gördüğü anlaşılmaktadır. Tahsilini tamamladıktan sonra, Hacc farizasını yerine getirmek üzere Hicaz bölgesine gittiği, bundan sonra da, Eskişehir civarında “İtburnu” denilen köye gelip yerleştiği rivayet edilmektedir.
Aynı tarihlerde Söğüt ve havalisinde bir uç beyi olarak görev yapan Ertugrul Gazi’nin, kendisiyle burada tanıştığı, zaman zaman kendisiyle sohbet ettiği bilinmektedir. Edebali’nin diğer ahi şeyhleriyle birlikte buradaki zaviyesinde halkı aydınlattığı, dini nasihatlerde bulunduğu kaydedilmektedir. 
Ertuğrul Gazi, kendisi Edebali’ye intisap ettiği gibi evlatlarını da şeyhe getirip ilim ve edep öğrenmelerini sağlamıştır. Öyle ki, artık Şeyh Edebali Kayı Boyu’nun yol göstericisi ve ışığı olmuştur.
Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra da Osman Gazi ona tabi olmayı sürdürmüş, babasının vasiyeti gereği bu şeyhe büyük hürmet beslemeye ve ondan ışık ve feyz almaya devam etmiştir.
Neşri tarihinde bu husus şöyle anlatılmaktadır:
 “Meğer Osman Gazi'nin halkı arasında bir Şeyhi Aziz var idi. Edebali derlerdi. Gayret sahibi kimselerden idi. Halkın itimadını almış tüm illerde meşhur olmuş idi. Dünyası sonsuzdu. Kendine derviş yolun tutarlardı. Hatta derviş deyü lakap ederlerdi. Bir zaviye yapıp gelen ve gidene hizmet ederdi. Zaman zaman Osman Gazi dahi ona misafir olurdu.”                                                        
Tarihi kaynakların müştereken belirttiğine göre, Eskişehir’in İtburnu Köyü’nde oturan, zaviyesinde halkı dini yönden aydınlatan Şeyh Edebali nin, Malhatun adında bir kızı vardı. Osman Gazi, şeyhin zaviyesinde misafir olduğu günler Malhatun'u görüp pederinden istedi ise de, Şeyh Edebali, Osman Gazi gibi bir emire kızını vermenin doğru olmayacağını düşünerek reddetmiştir. Aynı tarihlerde Eskişehir Bey’i olan Nurettin Caca bey de, şeyhin kızını istemiştir.
Osman Gazi şeyhin evinde misafir olduğu gecelerin birinde bir rüya görür. Rüyada Şeyh Edebali’nin koynundan çıkan bir hilal kendi koynuna girer. O anda kendi vücudundan bir ağaç biter. Bu ağacın dalları öyle uzar ki, üç kıtaya ulaşır. Bu ağacın gölgesinde bağlar, bahçeler, uzayan yemyeşil ovalar, Tuna, Meriç, Dicle, Fırat ve Nil nehirleri akar.  
 Osman Gazi bu rüyayı Şeyh’in zaviyesinde bulunan Ahi Turgut’a anlatır. Derviş Turgut da olayı Şeyh Edebali’ye nakleder. Görülen bu rüyayı yorumlayan Şeyh Edebali, kızı Malhatun’u Osman Gazi’ye nikahlar. Kendisinin sülalesinden Kuran hükümlerini yeryüzüne yayacak olan sultanlar ve emirler geleceğini müjdeler. 
Bilecik, Osman Gazi tarafından fethedildikten sonra, kayınpederi Şeyh Edebali’yi Bilecik kadısı olarak vazifelendirmiştir. Şeyh Edebali devletin ilk kadısıdır. Bu tarihten sonra Şeyh Edebali devletin müesseselerinin kurulmasında bilfiil görev almıştır. Osman Gazi, beyleri ile fetihten fetihe koşarken, halkın idaresi, adaleti, can ve mal güvenliği, kayınpederi Şeyh Edebali’ye tevdi edilmiştir.
 Bilecik’e kadı olmasından itibaren ölüm tarihi olan 1326 yılına kadar orada kendisi için yaptırılan Orhangazi Camii’nin yanındaki tekkesinde faaliyet gösteren Şeyh Edebali, denilebilir ki, Anadolu’nun ilk kapsamlı, metodlu ve öğretilerini fiili olarak devlet hayatına geçiren bilginidir. Halen Orhangazi Camii, muhtelif zamanlardaki onarımlardan sonra ibadete açıktır. Şeyh Edebali’nin sadece mütevazi türbesi bu güne gelebilmiştir. Tekke yakılıp yıkılmıştır.
Bazı kaynaklar türbesinin de yakıldığını kaydetmekte ise de, halk arasında Yunan yangınında her yerin yanıp kül olduğu halde, Şeyh Edebali nin türbesinin yanmadığına dair, görgü şahitleri mevcuttur. Gerçekten de türbenin yangın geçirdiğine dair bir iz bulunmamaktadır. Türbenin kıble istikametinde 2.Abdülhamid Han’ın tuğrası bulunmaktadır ki, gerek türbe gerekse Orhangazi Camii, 2.Abdülhamid Han tarafından tamir ettirilmiştir. Bugün Orhangazi Camii’nin iki tarafında bulunan minareler de, 2.Abdülhamid Han tarafından yaptırılmıştır.  Türbenin çok kıymetli olan ve altın yaldızla tezyin edilmiş olan tavanı, 2.Abdülhamid Han’ın emriyle İstanbul’a naklettirilmiştir. Ancak bütün araştırmalara rağmen bu tavanın İstanbul’da nereye konulduğu veya nereye götürüldüğü konusunda bir kayıt bulunamamıştır. Acaba bilinçli ve izi kaybettirilmiş bir talan mı söz konusudur, bilinmez.
Nesri ve diğer Osmanlı tarihlerinde Şeyh Edebali’nin 120 yaşında vefat ettiği bildirilmektedir. Gençliği ve ihtiyarlığında iki hatunla evlendiği, Malhatun’un ilk hanımından olduğu yazılıdır. Nesri tarihinde ikinci hanımı dolayısıyla Çandarlı Hayrettin Paşa ile bacanak olduklarını ve bu bilgilerin Şeyh’in oğlu, Orhangazi’nin veziri olan, Mehmet Paşa’dan naklettiğini yazmaktadır. 
Şeyh Edebali’nin ikisi erkek ve ikisi kız olmak üzere dört çocuğu vardır. Bunlar sırası ile Şeyh Mahmut, Malhatun, Dursun Fakıh’ın zevcesi olan ve adı bilinmeyen kızı ve Mehmet Paşa’dır. Bazı tarihçiler, Mevlid yazarı Süleyman Çelebi’nin Şeyh Edebali’nin torunu olduğunu yazmaktadır.  
Şeyh Edebali ve kızı Malhatun, ikisi de Osman Gazi’den önce vefat etmişlerdir. Osman Gazi her ikisinin de defin işlemlerinde hazır bulunmuştur. Bazı rivayetlerde Şeyh Edebali’nin cenaze namazını bizzat Osman Gazi’nin kendisi kıldırmış ve Bilecik’teki tekkesine defnedilmesini emretmiş olduğu kayıtlıdır.
Okuyucularıma ifade etmek isterim ki, bir gün yolunuz Bilecik’e düşerse, tarihi Bilecik’in kurulduğu yerde iki minare ile harabeler arasında çift minareli Orhangazi Camii ve Bizans tekfurunun kalesi arasında küçük bir tepenin üzerinde mütevazi bir yapı görürsünüz. Bu yapı gönüllerin sultanı, Ahi Şeyhi, Şeyh Edebali’nin türbesidir. Bu türbeye taş merdivenlerle çıkılır. Türbenin kapısından girişte önce bir salona girilir. Bu salonun kıble cihetinde mescit vardır. Mescidin sağında kubbeli bir oda vardır ki, Şeyh Edebali bu odada meftundur. Bu odada ayrıca Dursun Fakıh, Molla Karahisari, Şeyh Muhlis ve Edebali’nin diğer yakınları medfundurlar. İçeride on bir tane kabir bulunmaktadır. Mescidin doğu tarafında ayrıca sohbethane ve misafirhane olarak kullanılan büyükçe bir oda vardır. Türbenin avlusundan doğu cihetindeki taş merdivenlerden aşağı indiğinizde küçük bir türbe vardır ki, burada Şeyh Edebali’nin zevcesi ile kızı Malhatun medfundur. 

Devletin kurucusu olan, damadı Osman Gazi’ye vasiyeti:


“Ey Oğul! 
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…
Ey Oğul! 
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vadedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz. 
Oğul! 
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır. 
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir... 
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. 
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar. İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!.. 
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. 
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. 
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...”

Şeyh Edebali’nin yazılı bir eseri veya kadılık yaptığı yıllarda verdiği fetvalara ait bir kayıt mevcut değildir. Şeyhin en büyük eseri kuruluşundaki temel fikirleriyle Osmanlı Devleti Aliyyesi’dir yani Devleti Aliyyei osmaniyye dir.

Fatihimızı eksik etmeyelim Osmanlının Manevi kurucusu

 

SÖZLERİ

Şu üç kişiye acı: (1) cahiller arasındaki âlime, (2) zengin iken fakir düşene ve (3) hatırlı iken itibarını kaybedene.

Ey oğul sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.

 Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir.

Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.

 Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Cahil ile dost olma: ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.

 Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak; orjinalsozler.net senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

 Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…

Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir.

 Açgözlü ile dost olma: ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir.

 Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.

Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın! Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz.

 Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…

Kişinin gücü günün birinde tükenir ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı kapalı gözlerden bile içeri sızar aydınlığa kavuşturur.

Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.

Mert ol, yürekli ol.

Cahil ile dost olma: ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.

Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme!

 Ukalayla dost olma: çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.

Saygısızla dost olma: usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün.

 Hayvan olur semeri kalır; insan olur eseri kalır. Gidenin değil bırakmayanın ardından ağlamalı.

Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü zaman yok, süre az!

 Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.

Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

 Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki toprağın tavda olduğunu bilebilsin.

Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

 Görgüsüzle dost olma: yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.

Bey memleketten öte değildir. Bir savaş yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya dinlenmeye hakkımız yok çünkü zaman yok süre az.

 İkram bil, kural bil, doyum bil.

Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

 Bundan sonra öfke bize; uysallık sana.

Beyliğini mübarek kilsin. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin.

  Gördün söyleme, bildin bilme.

Namertle dost olma: mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.

  Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teâlâ yardımcın olsun.

Kibirliyle dost olma: hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.

  İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır.

Üç kişiye acı; cahiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene.

  Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.

Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.

  Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin.

Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

  Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez.

Faydalı ile faydasızı ayırt edebilenler, bilgi sahibi olanlardır.

  Kimsenin umudunu kırma.

Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

  Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.

Güceniklik bize; gönül almak sana.

  Hal bil, ahval bil, gönül bil.

Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.

  Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.

Suçlamak bize; katlanmak sana.

  Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!

İlim bil, irfan bil, söz bil.

  Usul bil, adap bil, sınır bil.

Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.

  Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin.

İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!

  Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz.