26.12.2012, Çarşamba

Şehzade Cem Sultan

 

Şehzade Cem Sultan (1459-1495)

  (1459 - 1495), Fatih Sultan Mehmet'tin en küçük oğludur, 23 Ocak 1459 tarihinde Edirne Sarayı'nda dünyaya geldi. Doğum haberi Fatih'e Yunanistan seferine giderken ulaştı. Cem, dört yaşına geldiğinde çeşitli hocalardan dersler almaya başladı. Bu eğitim on yaşına kadar sarayda devam etti. Rumca dâhil bazı dilleri mükemmel öğrendi. Önce Kastamonu Sancakbeyliği'ne daha sonra da Konya Valiliği'ne tayin edildi. Dönemin ilim ve kültür merkezi olan Konya'da üç yıl kaldı. Cem Sultan 22 yaşındayken 3 Mayıs 1481'de Fatih Sultan Mehmet'in ölümü üzerineAmasya'da bulunan Şehzade Bayezid ve Konya'da bulunan Cem Sultan'a haberciler gönderildi. Veziriazam Nişancı Karamanî Mehmet Paşa, sultanın vefatını bir süreliğine gizlemeye çalışmışsa da bunu başaramamıştı. Duruma kızan Yeniçeriler ayaklanıp sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa'yı öldürdüler ve Şehzade Bayezid'in, İstanbul'da bulunan oğlu Korkut'u saltanat naibi ilan ederek onu taht'a çıkardılar.Ancak Cem Sultan'a gönderilen haberci, yolda Şehzade Bayezid'in kayınbabası ve Anadolu Beylerbeyi olan Sinan Paşa tarafından yakalandı ve öldürulmesi neticesinde Cem Sultan haberi aldığında iş işten geçmiş, en büyük destekçisi sadrazam Karamanlı Mehmed Paşada yeniçerilerin isyanıyla öldürülmüştü.. Cem Sultan, babasının vefatını dört gün sonra öğrenebildi. Şehzade Bayezid, İstanbul'a varır varmaz devlet idaresini eline aldı.

 Fatih Sultan Mehmed Han ve Şehzade Cem Sultan

Bütün bunlardan sonra Cem Sultan, babasının meşhur Kanunnâme'sine koydurttuğu "Her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola karındaşlarını nizâm-ı âlem için katletmek münasiptir. Ekser ulemâ dahi bunu tecviz etmişlerdir..." hükmü gereği öldürüleceğinden emin olduğundan, Konya civarında toplandığı bir miktar askerle Bursa'ya doğru ilerledi. Cem Sultan 4000 kadar askeriyle birlikte 27 Mayıs 1481'de İnegöl önlerine geldi. Sultan İkinci Bayezid, Ayas Paşa idaresindeki bir orduyu Cem Sultan'ın üzerine gönderdi. 28 Mayıs'ta yapılan savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da padişahlığını ilan etti. Kendi adına hutbe okutarak para bastırdı ve çeşitli fermanlar yayımladı. Bu saltanatı ancak yirmi gün sürmüştür. Sultan II. Bayezid'e gönderdiği arabulucularla kendisinin Anadolu'da, Sultan Bayezid'in de Rumeli'de padişah olmasını ve Osmanlı topraklarını eşit olarak paylaşmayı teklif etti, kan dökülmemesini talep etmiş, Bayezid buna "Hükümdarlar arasında akrabalık yoktur." şeklindeki Arap atasözüyle karşılık vermişti.

Şehzade Cem Sultan Rodosa çıkarken

Bundan sonra taraflar daha üstün ve avantajlı duruma sahip olabilmek için gayret göstermişler ve Sultan II. Bayezid, ordusuyla birlikte Cem Sultan'ın üzerine yürüdü. Yenişehir Ovası'nda 20 Haziran 1481 tarihinde yapılan savaşı kaybeden Cem Sultan, Konya'ya geldi. Ancak Gedik Ahmet Paşa komutasındaki kuvvetlerin takibi sürünce, Cem Sultan yanına ailesini de alarak Osmanlı topraklarını terk ederek Adana, Halep,Kahire'ye, ve oradan da Hac mevsiminde Hicaz'a gitti Cem Sultan, hacca giden tek 'Osmanoğlu'dur. Başka hiçbir padişah veya şehzade hacca gitmemiştir. Orada yazdığı şiirlerinde saltanat kavgasından tamamen vazgeçtiği, hac farizasını yerine getirmenin verdiği iç huzuru taç ve tahta bile değişmek istemediği görülür. Hac'dan sonra tekrar Kahire'ye gelen Cem Sultan, çeşitli telkin ve tahriklerle yeniden talihini denemek istedi. 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşatan Cem Sultan, Sultan İkinci Bayezid'in yaklaşması üzerine kuşatmayı kaldırarak Ankara'ya gitti. Oradan da tekrar Mısır'a gidecekti, ancak yollar tutulmuştu. 2. Bayezid bu defa Cem Sultan'a bütün masraflarının karşılanması şartıyla Kudüs'te ikamet etmesini teklif etti; ancak bu teklif reddedildi. Başta Karamanoğlu Kasım Bey olmak üzere etrafındaki bazı kimseler saltanat mücadelesine Rumeli'de devam etmesi tavsiyesinde bulundular. Rumeli'ye geçmek için de Rodos şövalyelerinin gemileri kullanılacaktı. ağabeyi Sultan II. Bayezid'den bir mektup aldı. Bu mektupta, padişahlıktan vazgeçtiği takdirde kendisine bir milyon akçe ödeneceği belirtiliyordu. Bu sırada Rodos şövalyelerinden Pierre d'Aubusson onu Rodos'a davet etti. Rodos'a gelindiğinde (30 Temmuz 1482) Saint Jean şövalyelerinin reisi d'Aubusson ile varılan anlaşmaya göre şövalyeler Cem Sultan'a yardım edecekler, karşılığında Rodos'tan alınan adalar geri verilecek, daimî bir sulh olacak ve masraflarına karşılık 150 bin altın alacaklardı. d'Aubusson bu anlaşmayı yaparken Avrupa kralları ve Papa'ya da mektuplar göndererek Cem'in Rodos'da olduğunu, durumdan istifade ile bir haçlı ordusu meydana getirilmesini ve Türklerin Avrupa'dan çıkarılmasını teklif etmekteydi. Bu kıymetli rehinenin muhafaza edilmesi için de Fransa'nın uygun olduğunu müzakere etmekteydiler. Sultan Bayezid ise şövalyelere her yıl 45 bin düka altını vermek üzere bir anlaşma yaptı. Cem Sultan'ın Fransa'ya gönderilme kararı alınmasına rağmen hâlâ o, Rumeli'ye geçme plânları yapmaktaydı. Rodos'tan Sicilya'ya oradan Nis Limanı'na gelindi ve bir süre kalındı. Cem Sultan'ın Fransa'dan başka bir ülkenin eline geçmesini Osmanlı Devleti açısından sakıncalı gören Sultan II. Bayezid, Fransa'ya bir elçi gönderek Cem Sultan'ın Fransa'da tutulmasını istedi.

Şehzade Cem Sultan'ın dualı elbisesi topkapı sarayında sergilenmektedir

Dük ile dostluğu şövalyeleri rahatsız ettiğinden önce Lyon daha sonra da Pouêt adlı kaleye getirildi. Burada Sultan Bayezid'in elçisi Cem Sultan'la görüşmek istedi ise de, bu mümkün olmadı. Yeniden yapılan bir anlaşma ile Cem Sultan'ın Papaya [[VIII. Innocentius> teslim edilmesine karar verilince şehzade yeniden yollara düştü. Böylelikle Cem Sultan'ın Fransa macerası 6,5 yıl sürmüş oldu. Marsilya yolu ile Tolon'a oradan da 14 Mart 1489 günü Roma'ya gelerek Papa ile görüştü. Cem Sultan'ı kullanmak isteyenlerden birisi de Papa VIII. Innocentius idi.Papa, Cem Sultan'ı bahane ederek Osmanlılara karşı bir haçlı seferi düzenlenmesini istiyordu. Ancak bunda başarılı olamayınca Cem Sultan'a Hıristiyan olma teklifinde bulundu. Ancak Cem Sultan bunu kesinlikle reddetti.Cem Sultan'ın tek arzusu Mısır'da bıraktığı annesi ve çocuklarına kavuşmaktı. Ancak Papa'nın başka plânları vardı. Çeşitli tekliflerde bulundular. Cem Sultan bunları "din-i mübin-i İslâma ihanet edemeyeceği ve dinini cihan saltanatına değişmeyeceği" cevabıyla geri çevirdi. Roma'da 5 yıl 11 aydan fazla kalındı. Başta Macaristan Kralı olmak üzere Memlûklu Sultanı ve diğerlerinin Cem Sultan'la ilgili talepleri Papa'yı çok zor durumda bıraktı. Bu sırada hem Cem Sultan'a hem de Papa'ya suikast teşebbüsleri olmaktaydı. Fransa Kralı 8. Charles'in ısrarlı talepleri üzerine, Cem ona teslim edilmek üzere Napoli'ye doğru yola çıkıldı. Ancak yolda fenalaştı. Muhtemelen teslimden önce Papa tarafından zehirlenmişti. Uygulanan bütün tedavi yöntemleri netice vermeyince şehzade, "Ailesinin Mısır'dan İstanbul'a getirilip gözetilmesi, kendisine hizmet edenlerin memnun edilmesi ve ölüsünün mutlaka Osmanlı ülkesine getirilmesi" şeklindeki vasiyetini yazdırdı. Sultan Cem`in Roma halkının fakirlerine para vermesi henüz insan sevgisinin tam oturmadığı Avrupa`da Cem Sultan'ın bu hareketi taraftar toplama olarak karşılandı.

En çok kulanılan ŞEhzade Cem Sultan'ın potresi

Cem Sultan vakası Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayezid'in Timur'un elinde esir düşüp, demir kafese hapsedilmesinden sonra ikinci büyük hadisedir. Rumeli'den tekrar Osmanlı topraklarına gelmek isteyen Cem Sultan, 14 yıl esir hayatı yaşadı. En son Papa'nın elinden Fransız Kralı tarafından kurtarılmış, ancak büyük bir ihtimalle zehirlendiği için bir hafta içinde yolda vefat etmiştir. Cem Sultan'ın bakım masrafları için Papa, Sultan İkinci Bayezid'den yılda 40.000 altından fazla para kopartmayı başarmış, Cem Sultan'ı serbest bırakma tehditleriyle de Osmanlı fetihlerini durdurmuştu. Bu olay ileride Şehzade katli için de önemli bir mesnet teşkil etmiştir. Cem Sultan, 25 Şubat 1495'de vefat etti. Ağabeyi Sultan II. Bayezid bu olaya üzüldüğü söylenemez. Ne de olsa dönemin Papa'sı Alexander Borgia'ya yazdığı mektubunda şöyle demiştir; "kardeşinin er geç öleceğine göre kafirler arasındaki yaşamı cehennemi bir acı olduğuna göre Papa hazretleri onu bu yıllanmış çileden kurtarıp daha iyi daha adaletli bir dünyaya geçmesini sağlayabilirler." Ayrıca cesedi getirenlere elden üçyüz bin duka verileceğini de Bayazıt mektubunda belirtmiştir. Burada ki önemli noktalardan birisi ve belki de en mühimi de, o zamanın en büyük imparatorluğunun hükümdarının, hristiyanlığın en kutsal adamına cinayete karşılık bahşiş teklif etmesi ve sonuçta o kutsal adamın da bunu yerine getirmesidir. Daha sonra Bayazıt Cem Sultan'ın naaşı için para vermeyi reddetmiştir. Bunun üzerine Cem Sultan'ın naaşı uzun süre alıkonmuştur. 1499 senesinde Bayazıt ilginç bir şekilde Cem Sultan'ın naaşı için Napoli'ye savaş ilan etmiştir ve donanma hareket etmiştir. Bunun üzerine Napoli Cem Sultan'ın naaşını bir gemiye yükleyerek Osmanlı'ya teslim etmişlerdir. . Şehzade Cem'in naaşı Bursa'da büyükbabası Sultan Murad'ın yaptırdığı caminin bahçesine kardeşi Mustafa'nın yanına gömülmüştür. Böylelikle Cem Sultan'ın Mısır'dan başlayan macerası 14 yıl sürmüş ve hüzünlü bir şekilde neticelenmiştir.

Ressam Pinturicchio'un Vatikan Aziz Salonu'nda bulunan duvar freskinde Cem Sultan, Papa VI. Alexander ile birlikte resmedilmiş.

Vefatından 4 yıl sonra 1499 yılının Ocak ayında Cem Sultan'ın cenazesi Osmanlı topraklarına getirilerek Bursa'da kardeşi Şehzade Mustafa'nın yanına gömüldü.Çocukları için aynı şey söylenmez. Onlar bağnaz muhitte vaftiz edildiler ve de vaftiz edilen torunların bir kısmı Kanuni Süleyman’ın Rodos kuşatmasında şövalyelerin yanındaydı. Kuşatma “vira” ile bittiği ve herkes kaleyi serbestçe terk ettiği halde şövalyeler Cem’in soyuna yaptıkları son bir ihanetle onları padişahın eline bıraktılar. Tanassur eden Müslümanlar katledilir, öyle oldu.Asırlar sonra dahi Avrupa’da kalan bir-iki torunun soyundan gelenleri, bugünün Osmanlı hanedanı Cem Sultan’ın torunları ve kuzen olarak tanıyor ama aralarına almayı kabul etmiyorlar. Cem Sultan’dan kalan Bursa’daki türbe ve Topkapı Sarayı’ndaki tılsımlı gömlek. Her şehzadeye koruyucu olarak hazırlanan bu pahalı gömleği giymesi hiç nasip olmamış Osmanlı tarihi gerek yakın geçmişte, gerekse de günümüzde tartışmaya açık birçok mevzuyu içerisinde barındırır. Kapalı kalmış veya farklı görüşlerle ezberler bozan yaklaşımlar, beraberinde yeni yeni fikirleri getirir. Bu, tarihî bir hadise çerçevesinde de olabilir, önemli bir kişi bazında da. Biz bu denememizde, Osmanlı tarihinde istisnai bir konuma sahip olan Cem Sultan’ın ölümünü ve onu bu ölüme sevkenden âmilleri ele almaya çalışacağız. Bilindiği üzere Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu; Sultan Bayezid’in de kardeşidir. Ömrünün önemli ve belki de en verimli olabilecek yıllarını Avrupa’da geçirmiştir. Belki kendisi bu tercihi yapmamıştı, ama istenmeden gelişen hadiseler, onun Frenk topraklarında yaşamaya sevk etmiş ve ömrünün sonuna kadar da bu alışık olmadığı topraklarda kalmaya mahkum etmişti. Peki Cem Sultan, neden Osmanlı mülkünün dışında hayatını devam ettirmiş ve orada ölmüştür? Onun ölümü, öncesinde gelişen hadislerle yakından alâkalı olduğu için, bu duruma gelinceye kadar gelişen olayları kısa bir şekilde özetlemek gerekecektir.   Fatih’in ölümü ile Osmanlı Devleti’nin başına kimin geçeceği henüz bilinmiyordu. Fatih Sultan Mehmet hayattayken, oğlu Şehzade Mustafa’yı tutuyordu ve onu taht için düşünüyordu. Fakat genç şehzadenin erken yaşta beklenmedik ölümü, planları tehir etmişti. Bunun üzerine Fatih de ani bir şekilde vefat edince, iki şehzade, Bayezid ve Cem arasında taht mücadelesi başladı. Kısaca geçecek olursak, Şehzade Cem Bursa’ya geldi, saltanatını ilan etti. Buna karşılık Bayezid de bir kuvvet ile buna mukavemet gösterdi ve neticede Cem yenilerek Anadolu içlerine çekildi. Bu arada bütün emlâkine de el konuldu.  Oradan Mısır’a, Memlüklü sultanın yanına geçti ve hac farizasını yerine getirmek üzere Hicaz’a hareket etti. Dönüşte Cem Sultan tekrar kuvvetler toplayarak Osmanlı topraklarına girdi ve bu seferinde yine muvaffak olamadı. Arada yaşanan ihanetler sebebiyle Cem, 18 Temmuz 1482’de maiyetiyle Korkos limanından Rodos Adası’na doğru yola çıktı. Böylelikle şehzadenin on üç yıllık macerası başlamış oluyordu. Fakat Saint Jean şövalyeleri reisi, Cem’i adeta bir koz gibi kullanmak niyetindeydi. Nitekim Papa ve Avrupa hükümdarına mektuplar yazarak, onları bir haçlı ittifakı etrafında toplamayı hedefliyordu. Beş hafta adada kalan şehzade, 1 Eylül’de adadan ayrıldı. Macaristan yoluyla Osmanlı topraklarına geçeceğini ümit ediyordu. Ne var ki gemi Mesina’ya uğrayarak, 15 gün sonunda Nice şehrine vardı. Burada yıllarca kaldı. Şair ruhlu şehzade, söz konusu şehirde iken düşüncelerini şu şekilde şiirleştirmekten geri kalmamıştı: Acâib şehr imiş bu şehr-i Nitse Ki kalur yanına her kim ne itse     Tafsilata girmeden geçecek olursak, Cem Sultan, şövalyeler tarafından bu şehirden sonra Dauphine’de Pouet Şatosu’na hapsedildi.Oradan maiyeti tecrid edilerek Sassenage Şatosu’na götürüldü. Gerek Avrupa devletlerinin, gerekse de Sultan Bayezid’in baskısını gören şövalyeler, Cem’i daha çok elde tutamayacaklarını anladılar ve onu Papa’ya teslim etmeyi kabul ettiler. Marsilya, oradan Toulon’a ulaşan Cem, Fransa kralı Charles VIII’in isteği ile durdurulmak istendi. Buna rağmen Toulan’dan kaçırılırcasına Cem Sultan, İtalya yarımadasına götürüldü. Roma’ya ulaştı. Cem, Papa VIII. Innocent’in döneminde St. Angelo kulesinde sıkıntılı bir dönem geçirdi. Onun 1492’de ölümü üzerine yeni Papa Alexandre Burgia zamanında daha serbest bir hayat sürmeye başladı. Artık genç şehzadenin ölümüne üç sene kalmıştı. Venediklilerin yeni bir haçlı ittifakına çıkacağını sezen Fransa kralı Charles, ordusunu İtalya’ya çevirdi. Hedefi, Napoli Krallığını ele geçirdikten sonra Cem’i de yanına alarak Kudüs’e bir sefer düzenlemekti. Cem Sultan’ın ölümünden bir ay evvel Charles, Papa’dan şehzadeyi istedi. Papa, onu şartlı olarak verdi. İşte tam St. Germano Kalesi elde edildiği bir sırada Cem’de hastalık belirtileri görülmeye başlandı.  Bir zaman sonra vücudunun belirli yerlerinde (yüz, boyun, göz) şişlikler meydana gelerek daha kötü bir hale geldi. Artık ölüm emareleri başlamış ve at üstünde değil; sedye ile hareket etmek zorunda kalmıştı. Ve nihayet Cem Sultan, Charles’ın gayretlerine rağmen kurtarılamadı. 25 Şubat 1495’te Çarşamba günü hayata gözlerini kapadı. Cem’in beklenmedik bu ölümü, bugün bile bir açıklığa tam mânâsıyla kavuşturulmuş değildir. Öldüğünde henüz 36 yaşlarında idi. İlk dönem Osmanlı kroniklerine bu konu hakkında müracaat ettiğimizde şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz: Bunlar içinde en önemlileri arasında görebileceğimiz Aşık Paşazade’nin Tevarih-i Âli Osman’da bu konu hakkında bir bilgi bulamıyoruz. Nitekim Aşık Paşazade eserini Bayezid dönemindeki Erdebil sofularının hareketi ile bitirir. Bunun yanında İstanbul matbaasında tab’ edilen esere bir fasıl daha eklenmiştir ki, bu da Hz. Adem’den Hz. Peygamber’e kadar geçen tarihi hadiseleri ele alır. Diğer önemli kronikler içinde Şükrullah ve Nişancı Mehmed Paşa gibi isimler, eserlerinde Bayezid dönemini anlatmadıkları için iki kardeşin münasebetlerine ve dolayısıyla Cem Sultan’ın ölümüne değinmemişlerdir. Bununla beraber Cem’in bizzat kendi direktifi doğrultusunda yazdırdığı Câm-ı Cem Âyin isimli eser, bir şecere kitabı olduğu için konumuz dahiline girmemektedir. Aslında bu noktada bize çok yardımcı olabilecek bir eser mevcuttur. Ne yazık ki onda da istediğimiz malumatı bulamıyoruz. Adını zikrettiğimiz eser, Cem Sultan’ın on üç yıllık Avrupa günlerini anlatan “Vâkıat-ı Cem Sultan” isimli kitaptır.Bu kitap, anomim bir eserdir ve Cem’in sürekli yanında bulunan biri tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır.Aslında Vâkıat-ı Cem Sultan veya diğer bir deyişle “Kitab-ı Cem Sultan”, ölümün nasıl cereyan ettiğini değil, ölümden sonra neler yapıldığını anlatır.Bunu şu alıntıdan çıkartabiliyoruz:   “Kendü üstine du’ası müstecab oldı. Ol gece ki tis’ami’e yılınun cemazie’l-ûlâsınun yigirmi tokuzuncı gecesi ki seşenbe gecesiydi, seher vaktinde şahadet arz ede ede can teslim etdi (inna li-llahi ve inna ileyhi raciun) İşde dünyanun hali budır”  Cem’in Avrupa’daki yaşadıklarını ve izlenimlerini birinci ağızdan anlatan bu eserde, ölümden sonra kimler tarafından ve nasıl bir muamele ile defn edildiği şu şekilde zikredilir: “Hele bari küffar muttali olmadın def’ice su ısıdub Celal Beg su koyuyub, Kapucıbaşı Sinan Beg yüyüb, kendü dülbend ile kefenleyüb”  Cem Sultan’ın ölümü hakkında kesin bir kanıt elimizde olmadığı için daha çok tahminler üzerinden onun vefatını tartışabiliyoruz. Genel itibariyle baktığımızda, Cem’in zehirlenerek öldürüldüğü kanaatı tarih yazarları arasında daha yaygındır. Örneğin Hoca Sadeddin Efendi, şehzadenin zehirlenerek öldüğünü söylemektedir. Fakat bu noktada daha farklı bir görüş beyan eder ve bu zehirlenmenin bir tıraş esnasında olduğu fikrini savunur. Bunu söyledikten sonra manzum bir şekilde, tıraş ve ustura sözcükleriyle metafor olarak mütekerriren oynar.   Çarh-ı feleğin ustura sen tîz ider Niçe Cem’i cûrâ ile nâçîz ider Her kimi kim eylese bir dem tıraş Cân u dilin eyler anın pür-hıraş Kimseye etmez şefkat bu sipihr Görmedi andan bir ahd rûy-ı mihr Eğme sakın ustura-yı çarha baş Câh-ı gamın eyle gönülden tıraş Câh recâsında dilâ çekme gam Bâr gamile kasd-ı Cem oldı ham Câm-ı Cem eyle ona sermest olur Rıhleti vaktinde nehy-i dest olur Şehliği derd-i serîne değmedi Âkil olan başın ana eğmedi Bu noktada zehirleme hadisesinin kimin tarafından icra edildiği meselesi ortaya çıkıyor. O dönemim İtalyan tarihçileri, Cem Sultan’a zehrin Papa tarafından verildiğini belirtir.(Corio Guicciardini) Bir başka Avrupalı yazar da bu görüşü benimser. (Hans Pfefferman, s.106) Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Papa’nın bu işte parmağı olması kuvvetle muhtemeldir. Tesirini daha sonra gösteren tofana zehri ile onu etkisiz hale getirmek istemiş olabilir. Çünkü topraklarına giren Fransa kralı, Cem’i bir Haçlı ittifakı için yanına almayı düşünmekte ve bu hususta Papa’yı da ikna etmiş bulunmaktadır. Binaenaleyh Papa da kerhen de olsa bu isteği kabul etmek zorunda kalmıştır. Papa’ya göre Şehzade Cem, Charles ile Kudüs’e gidecek ve dönüşte yine kendisine teslim edilecektir. Fakat bunun çok uzun bir zaman alacağı âşikadır. Aynı zamanda Charles’ın sözünde durum durmayacağı da şüpheli gözükmektedir. Papa, Cem’i zehirlemiş olabilir, nitekim genç şehzadenin vefatından sonra bir türlü na’şı iade etmemiş ve bunda da ısrarcı davranmıştır. Her fırsatta kendisine padişah tarafından vadedilen yüklü miktarda parayı öne sürmüştür. Buna kavuşmak için şehzadeyi zehirleyerek, Fransa kralına teslim etmiş olması bize göre son derece kuvvetli bir ihtimaldir. Bilindiği üzere o devirde Avrupa ve özellikle İtalya yarım adası zehir imal etme ve bunu çeşitlendirme hususunda oldukça gelişmiştir. Şu ihtimali de gözden kaçırmamak gerek: Cem Sultan yaklaşık 13 senedir vatanından ayrı, Avrupa topraklarında bulunmaktadır. Özellikle son yıllar da oldukça sıkıntı çekmiş bulunuyordu. Bunun yanında Osmanlı’ya hasım olan kişiler arasında günleri geçiyordu. Onların tertip edecekleri bir Haçlı ittifakından haberdardı ve bunu da düşündükçe üzüldüğü muhakkaktı. Nitekim yanında bizzat bulunan ve Vakıat’ı kaleme alan müellif, bu noktada şehzadeden şu alıntıyı yapmaktadır: “Ya Rabb, eger bu kâfirler beni bahane edüp ehl-i İslam üstine hurûc etmek kasdın ederlerse beni ol günlere erüşdürme, canumı kabz eyle” İşte bu sebeple yıllarca vatanına bir türlü kavuşamama duygusu, şehzadenin yukarıda belirttiğimiz hassasiyeti ile birleşince, onun büyük bir sıkıntıya düçar durumda olduğu düşünülebilir. Katlanarak artan rahatsızlıklar henüz genç yaştaki şehzadeyi erken yıpratmış olabilir. Bu sebeple herhangi bir zehirlenme hadisesini düşünmeden, Cem’in kendi eceli ile ölmüş olma ihtimali de mevcuttur. Bu olasılığı kuvvetlendiren delil ise, Vakıatı yazan kişinin herhangi bir zehirlenmeden bahsetmiyor olmasıdır. En azından Cem Sultan’ın yakınında bulunduğu için zehirlenmeyi bir şekilde teyid eder ve eserinde zikrederdi düşüncesindeyiz. Son bir ihtimal olarak, kardeşi Bayezid Han’ı ele alabiliriz. Cem’in Avrupa’da bulunduğu müddetçe payitahtta bulunan Sultan Bayezid açıkçası türlü sıkıntılar yaşamıştır. Adeta bir koz gibi kardeşinin düşmanlarının elinde bulunması, onun hareket alanını daraltıyordu. İstanbul’dan yolladığı berber ile onu zehirlediği düşüncesi, çok zayıf bir ihtimal olarak kabul görmektedir. Nitekim berberin bunca yolu katetmesi ve bunun yanında muhkem bir biçimde muhafaza altında tutulan şehzadeye yaklaşması, akla pek uygun gelmemektedir. Mamafih yıllarca Cem Sultan’ın yanında bulunan Sinan Bey’in, onun ölümünden sonra İstanbul’a gelip, II. Bayezid Han’ın hizmetine girmesi de akılları karıştırmaktadır. Her ne şekilde olursa olsun, Cem Sultan hayata gözlerini kapamıştı. Aslında onun vefatı, devletin bekaası için üzücü bir sonuç da değildi. Çünkü en azından bu durum devam ettiği müddetçe bir iç çekişmeyi tetiklemişti ve düşmanların ekmeğine yağ sürmekten başka bir şeye yaramamıştı. Nitekim söz konusu manzarayı İbn-i Kemal, fitne rüzgarlarının son bulması şeklinde yorumlamıştı: Câm-ı Cem bâde-i fenâ ile çün Oldı pür bâd-ı fitne buldı sükûn   Sonuç itibariyle Cem Sultan’ın ölümü hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün olmuyor. Sadece elimizde bulunan deliller nispetinde fikir yürütebiliyor ve ihtimaller doğrultusunda yaklaşık bir sonuca varabiliyoruz. Ama en azından Avrupa’nın ve Osmanlı’nın mukadderatında önemli bir rol oynama kudretine sahip olan şehzadenin çok genç yaşta ölmüş olması (35-36 yaşlarında) zehirlenme ihtimaline bizleri yaklaştırmaktadır. Sonuçta kendisi, hem Doğu Roma’yı yıkan büyük bir hükümdarın oğlu, hem de o mirasın üzerinde bulunan Sultan Bayezid’in öz kardeşiydi…

Bursadaki Türbe

Bursadaki Türbe