21.12.2012, Cuma

Ankara Savaşı

      Türkistan ve İran'da güçlü bir devlet kuran Timur, kendini İlhanlıların varisi sayarak Anadolu üzerinde hak ileri sürmekteydi. Bayezid döneminde Osmanlıların erken bir aşamada Ön Asya'ya dayanması Timur'un dikkatini çekti.

      Timur'un saldırılarıyla topraklarını yitiren  Celayir sultanı Ahmed ile Karakoyunlu devletinin hükümdarı Kara Yusuf Osmanlılara sığınınca, Bayezid ile Timur arasında mektuplaşma başladı. Bayezid, Timur'un, Kara Yusuf ile Sultan Ahmed Celayiri'nin geri verilmesi yolundaki isteğini kabul etmedi. Osmanlılara gözdağı vermek isteyen Timur, Bayezid tarafından toprakları ellerinden alınan ve Timur'un devletinde kendilerine daha yakın bir sosyal düzen bulan Anadolu beylerinin de kışkırtmasıyla Sivas, Halep ve Şam'ı ele geçirdi. Timur'un Bağdat'a yönelmesi üzerine Bayezid de doğuya ilerleyerek Timur'a bağlı Tahharten'in egemenliğindekiErzincan ve Kemah'ı istila etti. Bu gelişme iki hükümdarın arasını iyice açtı. Bayezid'e bir elçi gönderen Timur, Kemah'ınErzincan Emiri Tahharten'e Anadolu Beyliklerinden alınan yerlerin de sahiplerine geri verilmesini, Kara Yusuf'un teslim edilmesini ve Osmanlıların kendisine bağlanmasını istedi. Bayezid'in bu talepleri reddetmesi savaşın gerekçesi oldu.

Emir Timur'un Talepleri

 

 

Anadolu beylerinden aldığı toprakların geri verilmesi.

Kara Yusuf ve Ahmet Celayir'in kendisine teslim edilmesi.

I. Bayezid'in Timur hakimiyetini tanıması.

Kemah Kalesi ve çevresinin geri verilmesi.

Şehzadelerden birinin rehin olarak verilmesi.

 

Emir Timur'un Hindistan'dan getirdiği 25 adet fil

 

           Timur, yeni bir sefer için tebaasını alıştırıyordu. Yakında garbe seferi vardı. Hem Mısır Sultanı Ferece, hem de Osmanoğulları padişahına kızıyordu. Bayezid’in küffar üzerinde kazandığı zaferleri, ihtişam ve kudretini kıskanıyordu. Kendisinden büyük ve ileride bir hükümdarın bulunmasını istemiyordu. Bir taş ile iki kuş vurmak gayesiyle 1399 temmuzunda üçüncü yakın şark seferine çıktı. Gürcistan’a girdi. Kumandanlarından Emîrzâde Rüstem’i Şirazlı kuvvetlerle cenuba saldı. Emîr Rüstem, Sultan Ahmed Celâyir’in hudutlarını geçti. Berksay ve Bedriye’yi zaptederek Bağdad’a yürüdü. Sultan Ahmed Celâyir, Diclenin garbında müdafaa tedbirleri almakla beraber Bağdadı da -müstahkem bir kale haline soktu. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’a bizzat giderek yardım istedi. Beraberce Emîr Rüstem’e karşı durmağa karar verdiler. Bir taraftan da Bursa’ya haber göndererek, yardım talebinde bulundular. Timur, bu ittifakı öğrenmişti. Osmanoğullarile harp için bundan münasip fırsat ele geçmezdi. Gürcistan seferini ikmal ederek Pasinlerden Avnik ovasına indi. Timur’un üzerlerine gelmesinden endişe eden Ahmed Celâyir ile Kara Yusuf bir kısım kuvvetlerle Bayezid’e iltica ettiler. Bursa’­ da iltifat gördüler. Bilhassa Sultan Ahmed’e büyük merasim yapıldı. Kütahya şehri kendisine ikamet yeri olarak tahsis edildi. Kara Yusufa da Aksaray havalisi ikamet ve varidat yeri olarak gösterildi. Timur, Avnik kalesine geldiği zaman birçok hükümdarlar ve beyler kendisini ziyaret ettiler. Bunlar arasında Bayezid’in ülkelerinden mahrum ettiği Germiyanoğlu Yakup Bey, Menteşeoğlu, Aydmoğlu, Saruhanoğlu da vardı. Bunlar ülkelerinin kurtulması yolunda Timur’un hizmetine girmeği kabul ettiler. Henüz Osmanlı hâkimiyeti altına girmemiş olan diğer beylerle Çemişkezek ve Dersim havalisi hükümdarları Emîr Yalman da Avnike gelmişti. Erzincan Emîri Tahirten de elçiler yollamıştı. Timur, Sultan Ahmedle Kara Yusuf’un Bayezid’e iltica ettiğini öğrenmiş, vezirlerine : — Bu çocuk fena yapar, düşmanlarımıza iltifat etmekle bize dost olmadığını gösterire Demişti. Tahirten m elçileri ile Yakup Bey, Timur'u Yıldırımın üzerine sevketmek için akla gelmedik tahrikler yapıyorlardı. Bayezid’in ağzından uydurulmuş ağır sözler söylüyorlardı. Esasen bu tahriklere lüzum yoktu. Hâdiseler nasıl olsa bu iki cihangiri karşı karşıya getirecekti. Timur, beylere kat’î teminat verdi: — Sultanı İklimi Rum perişan olacaktır. Yer yüzünde yalnız bizim fermanımız okunur. Bunu anlamak istemiyenler mahkûmu zevaldir. Timur bundan sonra ilk iş olarak Bayezid’e bir mektup yazarak Sultan Ahmed Celâyir ile Kara Yusufu himayeden vaz geçmesini tavsiyeye karar verdi, maksadı tabiatini öğrendiği Bayezid’i kızdırmak ve onun bütün kuvvetlerini toplamadan Anadolu içlerine kadar gelmesini temin etmekti. Bayezid gibi mağrur ve hırçın bir hükümdar elbette Timur’un nasihatlerine kızacak ve harekete geçecekti. Mektubunda hamdü senadan sonra hulâsatan şöyle diyordu: «Herkes haddini bilmeli ve onu taşmamalıdır. Bugün rubu meskûn bizim adamlarımızın elindedir. Yer yüzünde bizim fermanımız okunuyor. Etrafla Mülûk ve Salâtin bize  ınkiyat etmekte ve bizim şer’e muvafık arzularımız dahilinde icrayi hükümet etmektedirler. Senin ashn Türkmen­ 'dir. Bu bence bütün Rum, Şam ve Mısır ahalisince de malûmdur. İstediğim şeyleri açıkça söylüyorum. Bu gururdan vaz geçer ve pişmanlık gösterirsen kurtulursun. Aksi takdirde intikam hamleleri bilâdı mihnet denizinin dalgaları arasında mahvolursun. Düşmanlarımla dost olmaktan hazer e t . Şimdiye kadar küffar üzerine gaza eylemekte bulunduğundan ve bir de memleketin küffar hududunda olduğundan o tarafa sefer ey İçmemiştim. Çünkü böyle bir hal Müslümanları müteessir edecek, küffarı sevindirecek ve ordunun gelmesi ile o taraf ahalisi zarara uğrayacaktır. Aman sakın buna meydan vereyim deme, âkıbetin fena olur». Timur’un elçileri Bursa’da törenle karşılandılar. Muvasalatlarının üçüncü günü bizzat Yıldırım Bayezid tarafından kabul edildiler. Sarayda bu mühim hâdisede bütün vezirler ve beyler toplanmışlardı. Elçiler, huzurda mutat üzere yerlere kadar eğilip etek öpmediler. Hükümdarlarının dünyayı hiçe sayan gururu onlara da sirayet etmişti. Başlarını hafifçe eğerek selâmladılar, içlerinden biri tok bir sesle Timurun taleplerini bir bir sıraladı: — Rubu meskûna hükmeden efendimiz Timur’un salahiyetli elçileriyiz. Selâmlarım ve bir de nâmelerini getirdik. Efendimiz der ki, Sultam iklimi Rum Bayezid Hân bizim düşmanlarımızı himâyeden vaz geçsin, Celâyir’le Yusuf’u geri göndersin. Aksi takdirde cihanın en namdar orduları ile üzerine gelirim. Bu sözler Bayezid’i çılgına çevirmeğe kâfi geldi. O Bayezid ki, krallara bile el öptürmeğe, emir vermeğe alış­ mıştı. Kıp kırmızı oldu. Veziriâzam Çandarlı Ali Paşa huzurda bulunanların yüzlerine tereddütle bakıyor, elçilerin hayatlarından endişe ediyordu. O da takdir ediyordu ki,

Yıldırım gibi bir hükümadara şimdiye kadar bu şekilde hiç bir elçi hitap etmemişti. Bayezid elçilere hışım ile bakarak konuştu: — Biz Avrupa’da küffar üzerine defalarca muzaffer olmuş, bütün Anadolu’da irademizi hâkim kılmış bir padi­ şahız. Huzurumuzda değil Timur gibi emirlerin elçileri, krallar baş eğmiştir. Bize meydan okuyanlar, meydanı gazada perişan olmuşlardır. Şehirleri harabezâra çevirmek hüner değildir. Elçiler gayet sakin bir ifade ile: — Efendimiz Timur’un emirlerine itaat etmiyenier felah bulamamışlardır. Cevabını verdiler ve Timur’un gönderdiği mektubu padişaha sundular. Bayezid nâmeye şöyle bir göz gezdirdi. Sonra asabiyetle yere fırlattı. Gözleri alev alev yanıyordu. — Tiz vann Timur’a söyleyin. Biz dini mübîn uğrunda Kosova ve Niğbolu sahralarında muzaffer sancağımızı dolaştırırken o nerede idi? Masumların, silâhsızların ahmı almaktan başka ne yaptı? Biz öyle bir sultam cedidiz ki de­ ğil tehdit, kem gözle bakılmasına bile müsaade etmeyiz. İşte geliyorum, âkıbetine hazır olsun! Avnik’e dönen elçiler Timur’a Bayezid’in cevabını sundular. Kendilerine yapılan muameleyi anlattılar. Timur, Yıldırım Bayezid kadar mağrur ve haşin bir hükümdardı.. Şimdiye kadar önüne çıkan bütün orduları mağlûp etmiş, zaptettiği şehirlerde taş üstünde taş bırakmamıştı. Nice ülkeler silâh bile patlatmağa cesaret edemeden teslim olmuş­ lardı. Mağlûbiyet nedir bilmiyordu. Ordularını daima zaferden zafere koşturmuş ve Semerkand daima zafer müjdeleri ile çalkanmıştı. Bütün ihtiraslarım savaş boylarında tatmin etmek istiyen bir cihangirdi. Hiç bir şey ama hiç bir şey onu seferden menedemezdi. Hattâ Hindistan yürü­ yüşünden evvel altmış üç yaşında olmasına rağmen dokuzuncu defa Tevekkül hanımla evlendiği zaman bile Semerkand’de fazla kalmamıştı. Semerkand’m en güzel kadını olan Tevekkül ona dünyaya hâkim olmak arzusunu unutturamamıştı. Bir taraftan düğün hazırlıkları yapılırken diğer taraftan sefer hazırlıklarının ikmaline çalışmıştı. Belki zifaftan çıktığı gece ordusunun başına koşmuştu. Bayezidden böyle bir cevap alacağını asla ümit etmiyordu. Elçileri dinledikten sonra vezirlerini de çağırarak bir kurultay topladı. Kararını onlara da anlattı: — Bayezid denilen bu mağrur çocuk bizimle savaşı gö­ ze almıştır. Müslüman bir ülkeye taarruz etmek pek istemiyorduk. Şimdi mecbur olduk. Zira kürei arzda hiç bir kimse bize meydan okuyamaz ve okuyamıyacaktır. O gün kurultayda kısa bir müzakereden sonra harp kararı verildi. Hazırlıkların ikamaline başlanıldı. Timur’un Anadolu’daki ordusu son derece kuvvetli idi. Yapılan geçit resminde süvarilerin mızrakları kılmç tarlaları gibi gözleri kamaştırıyordu. Kuvvetli bir harp silâhı olan filler halka dehşet, askere itimat telkin ediyordu. Böyle bir ordunun karşısına çıkmak çok tehlikeli bir işti. Timur 1400 yılının temmuz ayında ordugâhını Haşinlerden kaldırarak Erzurum ve Erzincan’a girdi. Burada Tahirten tarafından karşılandı. Karayölük Osman’la Tahirten orduya öncü tayin olundular. Timur, 17 ağustos 1400 de Sivas önüne gelerek kaleyi muhasaraya başladı. Sivas valisi Şehzade Süleyman ile Karakoyunlu hükümdarı üzerlerine gelen müthiş kuvvet kar­ şısında daha evvel şehri terketmişler ve buranın müdafaasını Malkoçoğlu Mustafa Bey’e bırakmışlardı. Bayezid’in sevgili oğlu Ertuğrul Çelebi de Malkoçoğlu ile beraber Sivas’ta kalmıştı. Sivas’ın geniş ovası bir günde çadırlarla doldu. Burçlardan fil sürülerini gören halk korkuya düş­ müştü. Bayezid Timur’un hududu geçtiğini haber alınca üzerlerine Şehzade Mehmet Çelebi ile Anadolu Beylerbeyi Tianurtaş Paşa yı gönderdi. Fakat Timur, daha evvel davranmış, Süleyman Şah kumandasında kuvvetli bir kolu harekete geçirmişti. Süleyman Şah Kayseri’yi geçerek Mehmet Çelebinin ordusunu dağıtmağa muvaffak oldu. Bütün o havali yağma edildiği gibi binlerce insan da katledildi. Sıvası müdafaa edenler Timur’un ordusundan en az kırk defa daha azdılar. Kalenin etrafı su ve hendekle çevrilmiş olmasına rağmen böyle muazzam bir kuvvetin kar­ şısında bir gün bile mukavemete imkân tasavvur olunamazdı. Timur ımüdafilere müracaat ederek teslim olmala nnı teklif etti. Fakat Malkoçoğlu Mustafa müdafaaya karar verdi. Bunun üzerine kalenin batı tarafına muhasara âletleri yerleştirildi, duvarlarda lâğımlar açıldı. Şehir şiddetle tazyik edildi. Malkoçoğlu ve arkadaşlarının bütün cesaret ve kahramanlıklarına rağmen halk korkmuştu. Malkoçoğuluna yalvararak galipten mürüvvet istemek üzere müracaatta bulunmasını rica ettiler. Mustafa Bey çaresiz kalarak ulemadan bir heyetle beraber Timurun ordugâhı­ na gittiler, Timur şehri müdafa edenlere aman vereceğini vaadetti. Sivas on sekiz günlük bir mukavemetten sonra teslim oldu. Fakat Timur sözünde durmadı, müdafilerden bir kısmım diri diri toprağa gömdürerek idam ettirdi. Bu suretle müdafaa cesaretinde bulunacak diğer kalelere de dehşet salmak istiyordu. Şehri de bir harabeye çevirmekten çekinmedi. Şehitler arasında Şehzade Ertuğrul Çelebi de vardı. Yalnız Malkoçoğlu Mustafa Beyle birkaç kumandam serbest bıraktı. Hattâ Mustafa Beyi huzuruna kabul ederek: — Güzel dövüştünüz, sizi tebrik ederim. Ancak bize mukavemete Cesaret edecek bütün şehirler bu hale gelecek ve muhafızların akıbeti Sivas gibi olacaktır. Sizden rica ediyorum, gördüklerinizi padişahınıza olduğu gibi anlatınız*  dedi. Malkoçoğlu şu cevabı verdi: — Zaferinizi kıtal ile lekelediniz. Masumların ahından korkunuz. Timur, Sivas’ın sukutundan sonra Anadolu içlerine dalmak istemedi. Çünkü henüz Bayezid’in durumu hakkında kat’î malûmata sahip değildi .Esasen Sivas’a gelen casusları Mısır ordusunun Suriye’de toplanmakta olduğu haberini getirmişlerdi. Sivas’tan ayrılarak Malatya’ya yürüdü. Şehrin teslimi için evvelce gönderilen elçiler kale kumandanı tarafmdan hapsedilmişlerdi. Timur’un Malatya’ya yürüdü­ ğünü gören kumandan kaleyi terkederek kaçtı. Malatya’nın işgali diğer şehirlerin de düşmesini sağladı. Suriye hududundaki hiç bir şehir kendisini müdafaa edemedi. Timur artık Suriye seferine çıkabilirdi. Malatya’dan Mısır Sultam Fer ece mektup göndererek vaktile Avnik muhafızı iken Kara Yusuf tarafından esir edilerek Mısır’a gönderilmiş olan Atlamışın iadesini istedi. Mektup şu satırlarla nihayet buluyordu: «Pederiniz Sultan Berkuk zamanmda bazı mü­ nasip olmıyan ahval zuhura gelmiş, elçilerimiz katledilmiş, memurlarımız hapsolunmuştu. Bunun sual ve cevabı ahrete kalmıştır. Umulur ki, siz ahaliye merhamet edesiniz. Atlamışı bize gönderirsiniz. Olmadığı surette ordumuz Şam ve Mısır havalisine gelecek, dökülen Müslüman kanının günahı sebep olanların boynuna kalacaktır.» Fakat elçiler* Halep’te yakalandıklarından bu mektubu Ferec’e vermeğe muvaffak olamadılar. Bunun üzerine Timur ordusuna Suriye’ye hareket emrini verdi. Mısır seferinin çok tehlikeli olduğuna kanaat getiren yüksek rütbeli şahsiyetler hükümdarlarının önünde diz çökerek onu bu seferden vaz geçirmeğe çalıştılar: — Ordularımız Hindistan seferinden geldikten sonra istirahat etmeden İran üzerine yürüdüler. Oradan Gürcistan muharebelerine girerek bir hayli yoruldular. Sivas’ta çetin bir mukavemetle karşılaşan kuvvetlerimiz yıprandı­ lar, zayiat verdiler. Böyle yorgun bir ordu ile Şam ve Mısır taraflarına sefer yapmak müşküldür. Bu taraflarda yüksek hisarlar, çetin kaleler vardır. Kasabalar sık, ahalisi kalabalıktır. Asker biraz dinlenirse daha büyük zaferler mü­ yesser olur. Timur bu sözlere kızmadı. Nasıl olsa neticede kendi dedikleri olacaktı. Ordular mı zaferlere ulaştıran kumandanlarım da kıntnak istemiyordu: — Galebe Allahın inayeti iledir dedi. Bunda askerin fazlalık, malzemenin çokluğunun dahli yok gibidir. Kaç defa en müşkül anlarda bile Tanrının lûtfu inayetini görmedik mi? Biz adetçe faik olan düşmanı bir hamlede perişan etmedik mi? Kalblerinizi Allaha bağlayın, yüksek bir himmetle işlerinize sarılın. Allah bize yardım edecektir. Vezirler ve kumandanlar Tanrıya şükrederek huzurdan ayrıldılar. Ordu muharebeye hazırlandı. Malatya’dan yürü­ yüşe geçerek Behisni ye geldi. Az evvel OsmanlIlardan Mı­ sırlılara geçen bu müstahkem mevki alındı. Timur buradan Suriye halkına bir beyanname neşrederek halkın kuvvei maneviyesini kırmak istedi. Beyannamede şimdiye kadar kazandığı zaferleri sayıp döküyor, Hindistan ve Gürcistan seferlerini, Sivas'ın sukutunu haber veriyordu. Behisni’den Anteb’e ve sonra Haleb’e yürüdü. Şehrin muhafızı kalenin metanetine güveniyor ve uzun zaman burasım müdafaa edeceğini ümit ediyordu. Fakat Timur kaleye öyle bir saldırdı ki müdafileri dehşet içinde bıraktı. Ayni gün kale kumandanına şu emri gönderdi: — Cihan emri hakla bizim fermanımız altındadır. Bizim kabzai iktidarımız âlemi idare ediyor. Kalenin metaneti, askerlerinizin çokluğu bize bir mâni teşkil etmez. Kendinize ve ailenize merhamet etmezseniz bizim merhametimize de hak kazanamazsınız. 30 ekim 1400 de Türk - Moğol orduları Haleb’e girdiler. Sıra Şam’a geldi. Şam da diğer Suriye şehirleri gibi mukadder âkıbetten kurtulamadı. Timur belki artık Anadoluya dönmek istemiyor veyahut daha münasip bir zamanı bekliyordu. Suriyeden Elcezire’ye girdi. Bu arada Fırat kenarında bulunan Dulkadirli ve Göbek oymaklarım perişan  etti. Bağdat kapılarına dayandı. Sultan Ahtmed Çelâyirin sadık hizmetkârı olan Bağdat Valisi Fereç Türk - Moğol ordularını iyice uğraştırdı. Bunun cezası olarak ta Bağdat işgalden sonra bir harabe haline getirildi. Timur 10 aralık 1401 de kışlık ikametgâhı olan Karadağ sahasına yerleşti

 

Bursa’ya gelen Malkoçoğlu Mustafa Bey huzura kabul edilerek Sivas’ın sukutunu bütün dehşetiyle Bayezid’e anlattı: — Sultanım, dedi, suçumuz çok büyüktür. Keşki rütbei şehadeti ihraz etseydim de huzurunuza çıkmasaydım. Kulunuzu muharebe meydanlarından tanırsınız. On sekiz gün süren muhasarada daima şahadeti aradım. Kullarınız çok güzel dövüştüler. Moğol ordusunu oldukça sarstılar. Fakat ne yapabilirdik. Bununla beraber sebat ettik, vurduk, vurulduk. Kale etrafındaki hendekler şehitler ve maktullerle doldu. Nihayet perişan düşen halkın feryatlarına dayanamadık. Aman istiyerek Sivas’ı tesliım ettik. Bayezid, Malkoçoğlu’nun sözlerini ıstırap ve hiddetle dinledi: — Allah büyüktür. Malkoç, bir gün gelecek masumların ahi alınacaktır. Bakalım hükmü kader ne olacak? Timur’un pençei kahrımızda zebun olacağı günler uzak değildir. İşte vezirlerim ve beylerim burada. Artık bize doğuya sefer farz oldu. Kendisini çihangir sanan Moğol serdarına • lâyık olduğu cezayı vereceğiz. ' Huzurdakiler susuyorlardı. Bayezid devam etti: — Biz aman istiyenlere daima merhamet gösterdik, bu Âîlah indinde de makbuldür. Fethi müyesser olan şehirleri gülzara çevirdik, mebaniyi diniye ile imar ettik. Moğol Şerefeddin Yeaddî. Yıldırım Bayezid  Serdarı mamureleri yakıp viran yapmağa alışmış. Silâhlarımızı muzaffer etmek lâzım. Cenk isterim cenk! Vezirlerin hiç biri konuşmağa cesaret edemiyordu. Yıldırımın sesi perde perde yükseldi: — Ne susarsız? Yoksa ceııkten mi korkarsız? Huzurda Bulunanlar hep birden cevap verdiler: Hâşâ, sultanım. — O halde? — Ordularınızı cemetmek elzem efendimiz. Rumeli’de,. Anadolu’da ve Bizans muhasarasında bulunan orduları Bursa’da toplayalım. Talim ve terbiyesini gözden geçiriniz. İrade buyurulursa sefer olur. Timurtaş Paşa’mn Bizans muhasarasının kaldırılması­ na gönlü bir türlü razı olmuyordu. Çünkü Bizans imparatorluğunun yıkılması artık birkaç ay meselesi haliiıe gelmişti. Her taraftan tazyik gören İstanbul daha fazla dayanamıyacaktı. Timurtaş Paşa fikrini açıkça söylemekten çekinmedi: — Bizansı almadan taşra çıkmıyalım. Timur Suriye’de meşguldür. Henüz üzerimize gelemez, sabredelim*. Bayezid böyle düşünmüyordu. —■ Sen ne söylersin Timurtaş. Tatarın tâ Bursa ya kadar gelmesini imi beklersin? Bu bizim gibi bir padişaha yakışır mı? Bütün Avrupa’da fermanımız okunur * Veziriâzam Ali Paşa söze karıştı: — Padişahım, Timurtaş kulıin yanlış düşünür. Kaybedilecek zaman yoktur. Hemen İstanbul muhasarasını ref edip orduları cemetmek evlâdır. Bayezid, Çandarlı’mn gözlerinin içine hiddetle baktı. Bir şeyler söylemek istiyordu. Sonra vaz geçti. — Bizansm fethi galiba bize müyesser değilmiş. Her defasında başka bir gaile çıkıyor. Hayırdır inşallah. Vezirler tekrarladılar: — Her şeyde hayır vardır, sultanım. Yıldıran, vezirleri ve beyleri teker teker süzdü. Bu bakışlarda kararını çoktan vermiş adamların hali vardı. Ali Paşa’ya döndü: — Lala dedi. Nedense sen Bizans’ı hiç istememiştin. Dediğin oldu. Kararımız verilmiştir. Hemen sancaklara haber salunsun. Beylerbeylerim, beylerim ve alay beylerim Bursa’ya gelsinler. Zahire tedariki için emirler yazılsın. — Emrin başım üzerine, sultanım. Bayezid, Ertuğrul’un akıbetini sormak istemiyordu. Daha doğrusu bunu sormaktan hem korkuyor, hem de utanı­ yordu. Ertuğrul, şehzadeler içinde en çok sevdiği çocuğu idi. Ya ona bir şey olmuşsa? Fakat dayanamadı: — Şehzademiz esir oldu değil mi Mustafa? Malkoçoğlu Mustafa Bey susuyor, önüne bakıyor ve cevap vermiyordu. Bayezid sualini tekrarladı: — Neden söylemezsin Mustafa? Oğlumuz esirler arasında mı? Malkoçoğlu’nun gözleri doldu, bitkin bir sesle cevap verdi: — Allah sizlere uzun ömür versin, sultanım. Keşki ben ölseydim. Bayezid bir an şaşırır gibi oldu. Fakat itidalini -elden bırakmadı: — Ne yapalım Allah verdi, Allah aldı. Sonra o gür ve erkek sesi yükseldi: — İntikam isterim. Görsünler ^intikam nasıl alınırmış? Görsünler Bayezid’i, Allahın bütün gazableri onun üzerine olsun. Allah topal Tatarı kahr ismiyle kahretsin. Beni Niğ- bolu’da muzaffer eden ordularım onun da korkunç âkıbetini hazırhyacaktır. Masumları katletmek, mamureleri harabeye çevirmekle cihangir olmak istiyenlerin devleti payidar olmaz. Huzurdakilere ruhsat verdikten sonra Doğan Bey Te baş başa kaldı. Dertleşmek istiyordu. — Doğan dedi, ben de kadere nza göstermesini öğrendim. Bugün Öğleden sonra kırlarda bir çocuk gibi dolaşmak istiyorum. Istıraplarımızı dindirelim, Arkadaşlarım dia al. Onlan da göreceğim geldi. Doğan da müteessirdi: — Emredersiniz, ultanım. Sadık kulların da kaç zamandır, iltifatınıza nail olmağı beklerlerdi. Bayezid öğleden sonra maiyetinde Doğan ve arkadaş­ ları olduğu halde Bursa nm zümrüt gibi ovasında dolaşma­ ğa çıktı. Gezinti birkaç saat devam etti. İkindi üzeri bir pınar başmda durup dinlendiler. Yıldırım: maiyetindekilerle bir arkadaş gibi konuşuyordu: — Elvan neden geride durursun? Hele yaklaş. Ya sen Seyyid Ali, bir köşeye büzülmüşsün, yoksa hâlâ bize dargın mısın? — Hâşâ sultanım. Senin gibi bir padişaha kim darılır ki. — Ama bir yanlışlık yüzünden başına kıyardık. — Sen sağol efendimiz, başımızın ne kıymeti var. — Öyle deme Seyyid Ali, senin başın bize çok lâzım. Konuşmalar hep bu şekilde devam ediyordu. Uzaktan kuzularını otlatan bir çobanın hazin hazin kaval çaldığını duydular. Yıldırımın içi. yamyordu. — Doğan şu çobanm nağmeleri bana çok dokundu. Yaklaşalım da beraberce dinliyelim. Doğan, hiç bir zaman padişahı bu kadar hassas görmemişti. Çobanın yanma yaklaştılar. Otlann üzerinde oturdular. Çoban gelenlere fazla ehemmiyet vermemişti. Kavalım çalmağa devam- ediyordu. Bayezid başını elleri arasına almış, teessürle dinliyordu. Bir ara ellerini yüzünden çekti. Çobana doğru yürüdü: — Çal çoban, çal! Sivas gibi kalen mi yıkıldı? Ertuğru! gibi yavrun mu öldü? Dedi. Doğan ve arkadaşları padişahın yüzüne baktılar. Gözlerinde iki damla yaşın danelendiğini gördüler. Sultanı İklimi Ruır Yıldırım Bayezid ağlıyordu.

 

   Timur Şam’a girdikten sonra Bursa’ya elçiler göndererek Osmanoğullarının kendisine itaat etmesi lâzım geldiğini anlatmış  aksi takdirde dostluk elini uzatmıyacağım bildirmişti. Bayezid bu mektuba sert bir ifade ile mukabele ederek dostluğa ihtiyaç olmadığını, zulüm yoluyle bir­ çok ülkelerin fethedileceğini yazmıştı. Bu hâdiseden on beş gün sonra Yıldırım, Bizans muhasarasını kaldırdı. Rumelideki ordularm bir kısmım Bursa’da topladı ve doğuya doğ­ ru sefere çıktı. Timur bu sıralarda Irak’ta meşgul bulunuyordu. İki cihangir arasındaki ihtilâfı körükliyenlerin ba­ şında gelen Tahirtenin tedibine karar verdi. Vaktile kendisine iltica etmiş olan Kara Yusuf ile Sultan Ahmed Celâyir’i de beraberine alarak süratle Erzincan üzerine yürdü. 1401 yılı temmuz aymın ortalarına doğru Erzincan’a gelerek şehri kuşattı. Tahirten iç kaleye çekilerek dayanmak istedi ise de mukavemete imkân bulamadı, teslim oldu. Bütün ailesi ile ordugâha gelerek Padişahın eteklerini öptü, af talebinde bulundu: — Suçum büyüktür sultanım, affediniz sadık bir kulunuz olacağım. Bayezid, Tahirten'i affetmedi. Erzincan emîrinin bir gün gelip tekrar baş kaldıracağım biliyordu. Erzincan ile bütün doğu havalisinin idaresini Kara Yusuf’a vererek onu eski yurdu olan AzarbaycanT kurtarmağa memur etti. Maksadı Timur’un orada bulunan kolunu baltalamaktı. Fakat Erzincan halkının arzulan ve baba dostu olan Kara Yusuf’­ un ricalan üzerine Tahirten’i affetti. Kemah müstahkem* kalesi hariç olmak üzere diğer şehirleri kendisine bıraktı. Yalnız ailesi rehine olarak Bursa da kalacak, Tahirten Bayezid’e tâbi olacaktı. Bayezid Erzincan’da iken Timur IrakTn zaptı işini tamamlamış, Azarbaycan’a dönmüştü. Bunu fırsat bilen Yıldınm, Sultan Ahmed Celâyiri Bağdad’a ve Kara Yusuf’u da Azarbaycan’a gönderdi, Mısır sultanı ile de anlaşmak çarelerini aradı. Timur, 1402 de yapacağı Anadolu seferi için hazırlıklannı ikmal ile meşguldü. Çok önem* verdiği bu sefer için imparatorluğun bütün kuvvetlerini toplamıştı. Bilhassa Türkistan’ın en güzide kıtalarına kumanda eden torunu Mehmet Mirza’yı yanma getirtmişti. Savaşta mühim bir rol oynayan fillerin adedi arttınhyordu. ^Timur’un hazırhklarmı endişe ile takip eden Veziriâzam Çandarlı Ali Paşa ile diğer vezirler, âkıbeti meçhul bir savaşa mâni olmak üzere padişahı kandırmağa uğraşıyorlardı. Veziriâzam sık sık huzura çıkıyor: — Tatar ^hükümdarı kuvvet ve kudret sahibidir. Bütün hasımlarma galebe çalmıştır. Ayni zamanda din kardeşimizdir. Onunla düşmanlığa sebep olmak maslahata uygun değildir. Sevap olan srlha do*ru yürümektir.Diyordu, Diğer vezirlerin mütalâaları da ayni merkezde idi. Hattâ bazı kumandanlar, Timur’un evvelce ileri sürdüğü şartlardan şimdi sarfınazar etmesi ihtimali bulundu­ ğunu söylüyorlar, bir sefaret heyeti gönderilmesinde ısrar ediyorlardı. Çaresiz kalan Bayezid, nihayet vezirlerinin ısrarlarına dayanamadı ve Yakup Bey’i Timur’un nezdine göndermeği kabul etti. Bir de mektup yazdı, kazandığı seferleri yazıp döktü. Küffâr diyarlarında dolaştırdığı muzaffer kılmcı ile ülkeler fethettiğini hatırlattı, Müslümanı Müslümanla kırdırmanın Allah indinde de kabul edilemiyeceğini ilâve ederek şöyle dedi: «înayeti İlâhiye ile padişahlık ve cihanbanlık hil’atini hâiziz. Sulh üzere kalmağı kabul ediyoruz. Bundan evvel muhalefeti ahval zuhura gelmiş ise de artık vuku bulmıyacaktır.» Yakub Bey’in maiyetine Doğan ve arkadaş­ ları ile Seyyid Ali de verildi. Bunlar ayni zamanda Timur’un ordusu hakkında malûmat toplamağa çalışacaklardı. Yakup Bey riyasetindeki elçiler, Timur’un ordugâhında törenle karşılandılar. İtibar ve iltifat gördüler. Huzura girdikleri zaman hâkamn oğulları, torunları ve vezirleri de hazır bulunuyorlardı. Timur, Bayezid’in gönderdiği mektuptan memnun olduğunu, iki müslüman millet arasında açılacak bir savaşın düşmanların da işine yarıyacağmı söyledi: — Padişahınız cihat etmekte ve küffar ile daima gazada bulunmakta olduğundan o tarafa asker şevkini asla dü­ şünmezdik. Islâm diyarlarının harap olmasına gönlümüz razı değildi. Fakat İslâm memleketleri arasında bulunan Kara Yusuf Türkmen, fena huylu bir fâsittir. Yollar kesmeğe, kervanlar soymağa cür’et eder. Sonra da askerlerimizin heybetinden, kılmçlarıımızın satvetinden kaçar. Padişahınızdan himâye görür. O .müfsidin ımel’anetleri ancak silâhla halledilecektir. Ahmed Celâyir’e gelince, bizim gibi bir cihangire karşı durmağa kalkar. O da haddini bilmelidir. Bunlarm ikisi de yakalanmak ve bize teslim edilmelidir. Aksi takdirde sulh nasıl müyesser olur? Sonra padişahiniz bizim himâyemize mazhar olmuş bulunan Tahirten’in diyarma yürür. Bu da dostluk ile kabili telif değildir. Yakup Bey Timur'un sözlerini hürmetle dinledikten sonra şu cevabı verdi: k — Arza cesaretimiz af buyurulsun. Bayezid gibi bir padişah kendisine iltica edenleri daima himaye eder. — Himayeye lâyık olanları biz de kabul ederiz. Ancak Ahmed Celâyir le Yusuf nereye hulûl ederse nuhuset ve şeamet dahi oraya hulûl eder. Padişahınız gazabımızı üstüne çekmesin. Onları himayeden hazer etsin. Bu mülakattan birkaç gün sonra *Aras nehri geçilerek büyük bir av tertip edildi. Ava binlerce asker de iştirak etmişti. Yakup Bey ve maiyeti de vezirler ve emîrzâdelerle ayni safta bulunuyordu. Bu şimdiye kadar hiç bir sefaret heyetine gösterilmemiş bir iltifattı. Avı müteakip bir de cirid oyunu tertip edildi. Timur’un süvarileri hakikaten mahir kimselerdi. Çok iyi ata binmesini biliyorlar, ciritlerini hedefe isabet ettirdikten sonra görülmemiş bir süratle uzaklaşıyorlardı. Yakıp Bey hayretini gizliyemedi. Yamn- ’da bulunan Doğan’a: —- Beyzadem, ben hayatımda böyle bir cirit oyunu seyretmedim. Dedi. Doğan Bey arkadaşına hiddetle baktı: — Sen öyle ise hiç cirit oyunu seyretmemişsin. Cevabım verdi. Oyunun sonlarına doğru Timur’un torunlarından Mehmet Sultan Yakup Beyden süvarileri nasıl bulduğunu sordu. Sesinde mağrurâne bir istihza vardı. — Bunlarm bir eşine daha tesadüf edileceğini zannetmiyorum. Bütün Semerkand gençleri böyle ata biner böyle cirit atarlar. Yakup Bey, Mehmet Sultan’m sözlerini tasdik etti: — Hakikaten fevkalâde hakanzâdem. — Acaba Bursa’da da böyle mahir silâhşörler var .mı? Yakup ne cevap vereceğini şaşırdı. Bereket versin sö­ ze Doğan Bey karışta  — Vardır efendim. Hem daha mahirleri vardır. Mehmed Mirza güldü: — Ne yazık.. Şimdi burada olsalardı, çok iyi bir oyun seyrederdik. Doğan Bey arkadaşlarının yüzüne baktı. Sonra: — Biz varız, dedi.. Bursa’daki arkadaşlarımızı aratma^ yacağıımızdan emin olabilirsiniz. Hakanzâde süratli adımlarla uzaklaşarak büyük babasının yanına gitti. Elçilerle yapılan konuşmayı anlattı. “Timur, kahkahalarla güldü. — Görelim bakalım bu dervişleri, nasıl ata binerlermiş? Onlar da padişahları gibi cüretkâr kişiler. Pekâlâ biraz güleriz, eğlenmiş oluruz. Şehzadelerden biri elçilerin mahcup, ve rezil olacağını zannederek babasına yalvardı. — Günahtır efendimiz, bunlar bizim süvarilerimize karşı çıkamazlar, mahçup olurlar. — Ne yapalım kendileri arzu etmişler. Padişahlarındanevvel kullarına ders vermiş oluruz. Kendilerine en iyi atlar verilsin. Mehmet Mirza büyük babasının 'huzurundan ayrılarak ___ - Doğan Bey’in yanma geldi. Timur’un emrini tebliğ etti: — Hâkanımız çok memnun oldular. Meydana buyurmanızı irade ederler. Yakup Bey şaşırmıştı. Muvaffak olacaklarından en .ufak bir ümidi bile yoktu. Doğan, Elvan, Öfkeli Mustafa*, Minnet Bey ve Genç .Murad yerlerinden kalkarak etrafr askerle çevrilmiş olan meydana doğru yürüdüler. Seyyid’ Ali de arkadaşlarından geliyordu. Atlarına binmeden evvel hepsinin yüzünü gözünü öptü. Başarılar diledi. Doğan da arkadaşlarına son talimatı verdi : — Göreyim- çocuklar sizi, aceleye lüzum yok. İlk hü­ cumları onların yapmasına müsaade edelim. Bizim üzerlerine yürümediğimizi görünce ihtiyatı elden bırakırlar, zaman da biz hamle ederiz. Görsünler, Bayezid’in kullarını ata nasıl binilirmiş.Mehmed Sultan da Türkistan’ın en (mahir beş süvarisini seçmiş ve meydana getirmişti. Türkistanlılar haşarıları­ na istihfafla bakıyorlardı. Timur ve vezirleri de lâkayttı. Mehmed Mirza’nm süvarilerinin galip geleceğinden kimsenin şüphesi yoktu. Hattâ bizim Yakup Bey’in bile. Yalnız bir tek kişi neticeyi ümitle bekliyor, fakat o da asabı hareketlerle sivri sakalım sıvazİıyan Seyyid Ali idi. îlk hücumu onlar yaptılar. Fakat fırlattıkları ciritlerin hiç birisi hedeflerine isabet etmedi. Doğan ve arkadaşları gayet mahirane bir hareketle atlarım sol tarafa doğru sürmüşlerdi. İkinci ve üçüncü hamleleri de boşa çıktı. Ancak bir hafif isabet kazanabilmişlerdi. Doğan ve arkadaşları hasımlanm yormak maksadiyle müdafaa ile vakit geçiriyorlardı. Timur yanında bulunan torununa:. — Mehmed bunlarm mahir birer süvari olduğu anla­ şılır. Yalnız neden hücuma geçmekten çekinirler? Dedi. Fakat tam bu sırada Doğan’m gür sesi işitildi: — Haydi Mustafam, haydi Elvanım! Şimdi taarruz sırası bizimkilere geçmişti. Yıldırım süratiyle hasımlanna yaklaştılar. Havale ettikleri ciritlerden iki tanesi Türkistanlı süvarilerden ikisinin başına isabet etmişti. Zaman geçtikçe Doğan ve arkadaşlarmm hamleleri şiddetini arttırıyordu. Seyyid Ali yerinde duramıyor, .avazı çıktığı kadar bağırarak arkadaşlarını teşçi ediyordu. Timur, Mehmed Sultan’ı çağırdı: — Oyuna nihayet verilsin, bu dervişler hakikaten gü­ zel dövüşürler. Dedi. Biraz sonra oyuna nihayet verildi. Timur, Doğan ve arkadaşlarını huzuruna çağırdı. Yer gösterdi, iltifat etti. — Maharetiniz kadar şansınız da var. Fakat cenk bu demek değildir. Kendisini mahçup bırakan torunu ile Türkistanlı süvarilere fena halde kızmıştı. Fakat belli etmedi. Akşam büyük bir ziyafet verildi. Türk elçileri Hakana yakın bir yerde oturmuşlardı. Söz bir aralık yine Osmanoğullarına intikal etti. Timur:  — Padişahımız küffar üzerine muzaffer olmuştur. Bu zaferler askerlerinin kesretinden mi ileri gelmiştir. Yoksa sevku idarenin yüksekliğinden mi? Diye sondu. Yakup Bey, Bayezid’in meziyetlerini sayıp dökmeğe hazırlandığı zaman ziyafette hazır bulunan Erzincan Emîri Tahirten atıldı: — Efendimiz, sizden sonra cihanın en mahir kumandanı Bayezid’dir, kulunuz Erzincan’da gözlerimle gördüm. Timur bu sözlere bir tek cümle ile mukabele etti: — Büyük kumandanların talihleri de büyüktür. Ertesi gün Türk elçilerine ruhsat verildi. Yanlarına Çimbay adında bir zat ta katıldı. Çimbay, hâkanın bir mektubunu hâmildi, Timur vedaa gelen Yakup Bey ve arkadaşlarına: — Biz de kışı burada geçireceğiz. Baharda hududunuza geleceğiz. Padişahınızın taleplerimizi yerine getirip getirmediğini bekleyeceğiz. Olmadığı takdirde ordularımız batıya doğru yürüyecektir. Ve bu yürüyüşü hiç bir kuvvet durduramıyacaktır. Sonra ilâve etti: — Taş ta olsa mum olacaktır. Seyyid Ali dayanamadı: — Onu yalnız cenabıhak bilir, efendimiz. Dedi. Çimbay’m hâmil olduğu mektupta ise şu satırlar vardı: «Elçilerinizin sözleri vâkıa muvafıktır. Kara Yusuf hakkmdaki arzzularımızın yapılması zaruridir. Kemah kalesinin iadesi lâzımdır. Ahdü misakm teyidi için şehzadelerden birini de gönderseniz iktifa eder. Olmadığı halde o tarafa ordu şevkinde kılıcınız da mum olacaktır.» Elçiler ve Çimbay uzun bir yolculuktan sonra Bayezidin ordugâhma geldiler. Derhal huzura kabul edilerek Timurun sözlerini birer birer anlattılar. Çimbay da hâmil olduğu mektubu takdim etti. Bayezid vaziyetin vehamete doğru gittiğini anlamıştı.Timur baharda Anadolu’ya yürüyecekti. Aradaki ihtilâü elçilerin ve mektupların halletmesine imkan yoktu. Bu ihtilâfı ancak kıknç halledecekti. Çımbay huzurundan çıktıktan sonra vezirlerine hitap etti: -— işte istediğinizi yaptım. Tatara dostluk elimizi uzattım. Fakat o hâlâ taleplerinde ısrar eder. Himayemize sı­ ğınmış olanları iade etmek bizim şanımıza asla yakışmaz. Biz de ata bindiği günden beri zaferden zafere koşmuş bir milletin hükümdarıyız. Kara Yusuf ile Ahmed Celâyir’i iade eylesek bile Timur tasavvurlarından vaz ' geçecek de­ ğildir. Bize kılıcımız mum olacaktır, demeğe cesaret ediyor. Bütün diyarı Rum bilmelidir ki Bayezid’in kılıcı mum, olmayacaktır. Ona karşı gelenlerin kılıcı kırılacaktır. Veziriâzam Ali Paşa ve diğer vezirler Timur’la savaşı bir türlü göze alamıyorlardı. — Sultanım, Kara Yusuf ile Ahmed Celâyiri Timur’a teslim etsek. Bütün-ihtilâf ortadan kalkar. Anadolu’yu harabeye çevrilmekten kurtarmış oluruz. Bayezid bu mütalâayı beğenmedi. — Yay lala, bize iltica edenleri reddetmek amansızlık ve imansızlık olur. Sonra şehzademizi neden gönderelim? Ertuğrulumuzun âkibetini görmedin mi? ihtarında bulundu. Bununla beraber vezirlerini tatmin için gururundan fedakârlık yaparak Timura yeniden bir mektup yazdı. Dostlarından olan Ahmed Celâyirle Kara Yusuf’un şimdilik Anadolu’dan ayrılmış olduklarını, fakat tekrar gelirlerse yine memnuniyetle kabul edeceğini, böyle ufak teferruatla meşgul olmamasını Kemah kalesini hiç  bir suretle geri vermiyeceğini, Tahirten’in sadakat yemini ettiği halde sözünde durmadığım bildirdi. Ayrıca mektubun sonunda; harpten korkmadığım, savaş için doğmuş biradanım savaştan zevk alacağını ilâve etti. Bayezid’e karşı her defasında üstünlük iddia eden ve âdeta ondan mütaveat bekliyen Timur, tabiatiyle bu mektubu iyi karşılayamazdı. Bütün Maveraünnehir fırkalarını  yanma getirdikten sonra kendisini çok kuvvetli addediyor, vaktile Halep’te söylediği sözleri tekrarlıyordu: — Ben yarım bir adamım, dünyanın yarısını zaptettim. Ömrüm vefa ederse öbür yarışım da alacağım. Cihangirliğini bu şekilde ilâna kalkan Timur, Bayezid ile müsavi şartlar dairesinde müzakerelerde bunmadığı arzu etmiyordu. Esasen hâdiseler de Anadolu istilâsını çabuklaştıracak tarzda inkişafa başlamıştı. Çin imparatorunun ölümü ile Çinde hâsıl olan kargaşalıklar alıp yürümüş­ tü. istilâsı kolay olan bu memlekette yürümeden evvel arkasında Osmanoğullan gibi teşkilâtlı ve kuvvetli bir devleti bırakmak istemiyordu. Onun için kozunu evvelâ Bayezid ile paylaşacak, ondan sonra Semerkande dönecekti. Bayezid ayakta kaldığı müddetçe, Irak, Elcezire, Azarbaycan ve Arran bölgeleri daima baskı altında bulunacaktı. Kararım verdi. Bahar gelir gelmez batı seferine çıkmağa karar verdi. Şehzadelerini, torunlarını, vezir ve kumandanlarım topladı. Bayezid ile savaşa ne şartlar altında karar verdiğini uzun uzadıya anlattı. Şehzadeler ve Mîrzâdeler, Müslümanlığın büyük ve yegâne mücahidi Yıldırım’a karşı derin bir sevgi ile bağlı bulunduklarından her hangi bir mütalâa ileri süremediler. Yalnız akşam üzeri sözlerinin herkes tarafından hürmetle dinlenen ve Timur'un daima iltifatına mazhar olan Emîr Şemseddin Maüki’yi huzura gönderdiler. Şemseddin, gayet gepiş ve müstahkem- bir ülke olan Anadolu’nun yetişmiş muhariplerle dolu olduğunu ve Bayezid’in küffar üzerinne zafer kazanarak Müslümana büyük hizmetler ifa ettiğini söyledi. Ayni zamanda Anadolu seferinin hazimetle biteceğine dair müneccimlerin istihraçlarım da ilâve etti. — Belki nesimi zafer o canibe eser. Sefere çıkmadan evvel çok düşünmelidir. Filhakika müneccimler Anadolu seferinin zaferle biteceğine kani bulunuyorlardı. Ordunun ileri gelenleri de bu mütalâada idi. Timur da tesir altında kalıyordu. Zamanın tanınmış ilim adaırlarmdan biri olan Mevlâna Abdullalı Lisâni çağırarak bir kere de onun mütalâasını almak isterdi . Abdullah o sırada görünen bir kuyruklu yıldıza istinaden savaşın Timur lehine biteceğini haber verdi: — İşte efendimiz Muhiddini Arabi’nin  eseri nezdi âcizidedir. Burcu hamelde kuyruklu yıldız zahir olursa şarktan gelen ordu Rum taraflarına taarruz edecek ve Rum hükümdarı esir olacaktır. Timur, Lisâni ihsanlara garketti ve bu mütalâayı orduya yaydı. Askerin maneviyatını yükseltti. Harbe kat’î olarak karar verildi. Şimdi sıra harp mesuliyetinin rakibi Bayezid’e atılmasına geliyordu. Bu, Timur için gayet kolay bir şeydi. Bayezid’e yeniden ve daha ağır teklifler yapacak ve onun her şeyden üstün tuttuğu izzeti nefsini kıracaktı. Timur, 13 mart 1402 de Tebriz’e geldi. Buradan elçiler vasıtasıyla Türk ordugâhına bir mektup gönderdi. Mektup nasihatle başlıyor, dostluğunu kabul etmediği için Bayezid’e acı sözler söylüyor, Tahirten’e ait olan Kemah’ın haksız yere işgal edildiğini, bu kalenin hemen tahliye edilmesini, Anadolu beylerinin ülkelerine müdehaleye razı olmadığını, Kara Yusuf ve Ahmed Celâyir’in Anadolu’ya girmelerine müsaade edilmemesini, şayet girmişlerse hemen yakalanmalarım tavsiye ediyordu. Böyle bir ahitnameyi Kâbenin kapışma bile asarım» diyen Timur, mektubunda padişahı küçük düşürecek bazı satırların ilâvesini unutmuyordu: «Şayet Erzincan’dan daha ileri yürür ve sizin ilinize girersek kendi haddini bilip mütenebbih olarak inkıyat ve itaat yolunu tutmalısınız. Yaptıklarınıza pişman olmalısınız. El­ çiler yollayıp af dilemelisiniz.» Timur Tebriz’den Avnik’e gelerek iki ay kadar burada kaldı. Gerek Yakup Beyle giden Cimbay ve gerekse sonra-  Mükrimin H alil Yinanç: Islâm Ansiklopodisi 15 sahife 385.  İslam âlem inin en büyük tasavvuf üstadlarından b iridir. 1160 da doğmuş ve 1236 da ölm üştür. dan gönderilen elçilerden bir haber alamamıştı. Günler' geçtikçe hiddeti artıyor: — Bakınız siz Bayezid’e karşı savaş açılmasına kalben razı değil gibi görünürdünüz. îslâm hududunda bulunan Osmanoğulları memleketinin ordumuzun zarar ve tahribinden salim kalması için Bayezid’e bu kadar müdara ediyordum. Fakat Türkmen kafası doğru yola ve sulha yanaş­ mıyor. Elçilerimizi bile iade etmek istemiyor, muharebe arzusundan vaz geçmiyor. Artık üstüne asker şevki vacip oldu. Onun mal ve mülküne tamaım asla yoktur. Bununla beraber takdiri Hudâ nedir bilinmez!. Diyordu. Maksadı günden güne yaklaşmakta olan harbin mesuliyetini üzerinden atmak için her fırsattan istifade etmekti. Kemah kalesi üzerine hareket emrini verdi- ♦ Bir taraftan Anadolu’yu istilâ etmek istemediğini söylerken Siğer taraftan Hıristiyan devletleri ile münasebetlere giri­ şiyor, Fransa kralı Altıncı Şarl’e mektuplar yazarak itifak teklif ediyordu. Kendisinden yardım isteyen Bizans imparatoru Manüele de Anadolu’ya yürüdüğünü heber veriyordu. Pasinlerden Erzurum’a varan ve oradan Erzincan’a gelen Timur, torunu Mehmed Sultan’ı Kemah’ın muhasarasına memur etti. Kemah sert ve dik yamaçlı bir kaya üzerine oturtulmuştu. Kısmen cenup ve kısmen batıdan Fırat nehri geçmekte, şimalde de Fırata karışan suların açtığı derin vadiler bulunmakta idi. Muharebe çok şiddetli ve kanlı oldu. Mehmet Sultan muhasaradan ancak on beş gün sonra kaleye girebildi. Timur, Sivas üzerine yürürken Ehnîr Kadı adında bir kumandanı da vaktiyle Bayezid’in hizmetine giren Kara tatarları ile gizlice müzakereye metnur etti. Kara tatarların beylerine ayrı ayrı mektuplar yazarak itaate davet etti. Türkmen olan Osmanoğullanndan ayrılarak kendisine iltihak ettikleri takdirde onlara da Anadoluda büyük Beylikler verileceğini bildirdi. Emîr Kadı Kara tatarlarını. kolayca kandırdı. Timur’un ordusu Sivas sahrasına geldiği zaman evvelce gönderilmiş olan elçilerle Türk sefaret heyetinin yolda olduğu haberini aldı. Bayezid, Timur’un Tebriz’den gönderdiği son mektubu aldığı zaman artık harpten başka çıkar yol olmadığım görmüştü. Fakat bir türlü vezirlerini ve bilhassa Çandarlı Ali Paşa’yı ikna edemiyordu. Ah Paşa her defasında ayak direy or: — Sulh yolunda gidersek, Tatar hükümdarının şer ve belâsından masun kalırız. Diyordu. Bursa’da eğlence namına bir şey kalmamış­ tı. Padişah Maria’nm harem dairesinde tartip ettiği eğlencelere bile gittiği ender oluyordu. Doğan ve arkadaşları ile sık sık temas ediyor, onların da fikirlerini alıyordu. Bir gün sarayında hususî bir ziyafet tertip etti. Vezirlerinevve beylerbeylerine haber vermedi. Yalnız Doğan ve arkadaş­ larını davet etti, ne çalgı, ne de testilerle şarap dolaştıran üryan Rum dilberleri vardı. Bayezid, vefakâr arkadaşları ile dertleşmek istiyordu. Hattâ salona hiç bir hizmetkârı bile kabul etmemişti. Arkadaşlarının huzurunda oturmalarına izin verdi. Şakilik vazifesini Genç Murad yapıyordu. Konuşmalar hep serhad boylarına ve savaşlara dair oluyordu. Seyyid Ali Timur'un ordugâhında yapılan cirid oyununu ballandıra ballandıra anlatıyor, arkadaşlarını övüyordu. Bayezid, Timur'un Anadolu seferi üzerinde duruyor, vezirlerinin savaşa mâni olmağa çalıştıklarından canı sıkıldığı­ nı söylüyordu: — Bu adamlar beni bir türlü anlıyamadılar. Ben cenk için doğmuş bir adamım. Bize meydan okumağa cür’et edenlerin hangisi felâh buldu? Topal Tatar da Allahın inayeti ile kahrolacaktır. Yarm hepsini toplayacağım. Doğan ve arkadaşları padişahı çok iyi anlıyorlardı. Bayezid kendisinden büyük bir cihangire tahammül edemezdi. Halbuki Timur, müsavi şartlarla bile müzakereye yanaşmıyordu. Seyyid Ali padişaha hak verdi: — Doğru söylersiniz efendimizi. — Ama beni yalnız siz tasdik ediyorsunuz. Bir de Hoca Firuz. Hepinizin ayrı ayrı kalbini kırdım. Buna karşı sizden daima sadakat ve dostluk gördüm, siz benim vefakâr dostlarımsmız. — Kullarınız efendimiz. Sadık kullarınız. Bayezid arkadaşlarının gözlerine sevgi ile baktı: — Vefakâr dostlarım. Benim gaza meydanları için yaratılmış arkadaşlarım. Sancaklarımızın sâyelerinde yine beraberce harp edeceğiz. Hepsi birden cevap veerdiler: — Ölünceye kadar beraberiz efendimiz. — Bu akşam sizi ne için topladım biliyor musunuz? Şimdiye kadar yapmadığım şeyi yapmak için. İster misiniz hepinizi bir anda vezir edeyim, saraylar bağışlayayım? Doğan padişahın ellerine sarıldı: — Biz mansıp istemiyoruz, sultanım. Hangi vezir bizim kadar iltifatınıza mazhar olmuştur. — Anlıyorum ve işte onun için seviyorum. Hepiniz bizim için ayrı ayrı hayatlarınızı tehlikeye attınız. Ben mukabilinde size ne yaptım? — Büyük nimetlere garkettiniz efendimiz, bize dostlujğunuzu verdiniz. Bu bizim için ne büyük bir saadettir. Biz mansıp istemiyoruz, efendimiz. — Yarın sefer için vezirlerim ve beylerimle konuşacağım. Siz de huzurumda bulunacaksınız. Ertesi günü bütün vezirler, beylerbeyleri, sancak beyleri, yeniçeri ihtiyarları ve tanınmış ilim adamları sarayda toplandılar, Bayezid Timur’dan gelen mektubun muhtevasından bahsettikten sonra: — Kendini cihangir sanan tatar, memalikimize yaklaş­ tıkça taleplerini de arttırır. Bizi Mısır sultanı ile bir seviyede tutmağa cür’et eder. Mamureleri harap etmekten cesaret alan bu gözleri kan bürümüş sergerdenin ihtiraslarına sulh ve selâmet yoluyla mâni olunamaz. Aramızdaki ihtilâfı ancak silâh ayırır. Biz böyle düşünüyoruz. Huzurumuzdakiler de mütalâalarını serdetsinler.Yıldırım Bayezid Dedi. îlk sözü harp aleyhtarlarının başında gelen Veziriazam Çandarlı Ah Paşa aldı. Savaşın mağlûbiyetle neticelenmesi ihtimallerini uzun uzadıya anlattı. Timur’un Anadolu’ya çok kuvvetli bir ordu ile geldiğini, bütün Türkistan fırkalarının seferber edildiğini, fethedilen ülkelerin beylerinin onun yanında mevki aldığını, Türk ordusunun adetçe az olduğunu söyledi. Timur’un bazı taleplerine boyun eğildiği takdirde yumuşayacağını ilâve etti. Diğer vezirler de beyler de Ali Paşa’yı desteklediler. Doğan Bey: — Rey elbette sultamımındır. O ne derse öyle olur. Diyerek son sözü padişaha bırakmak istedi. Veziriâzamm sözlerini hiddetle dinleyen Hoca Firuz harbe taraftar olduğunu birkaç defa söylemiş ve veziriâzam hakkında da ulu orta bazı tenkitler yapmaktan çekinmemişti. — Paşa kardeş, diye söze başladı. Sen bu Devleti Osmaniyeyi anlayamamışsın. Ne çare ki, seni de vezir yapmışlar. Sen ne söylersin! Tatar gelmiş bizi Osman Gazi’nin diyarından atmak ister. Affrnıa mazfhar olmak için kul köle mi olalım, âburu mu dökelim? Hudavendigânn silâh zaferiyle şenlendirdiği ülkeleri ona mı peşkeş çekelim ? Hoca Firuz'un sesi perde perde yükseliyordu. Ali Paşa padişahtan müsaade alarak Hoca’ya cevap verdi: — Hoca Firuz bir pâdişâhı âlicenabın huzurunda nasıl konuşulur, bilmez gibi davranır. Biz de bugüne dek mührü hümâyunu taşımak şerefi ile mübâhi bir veziriâzamız. Sözlerimiz yanlış anlaşılmış. Biz memalikimizi Timur’e verelim demedik. Sulh ve selâmet yollarını arayalım dedik* Bütün Asyanm askerlerini toplamış olan Tatarla başa çıkmak kolay değildir. Yıldırım, Ali Paşa’nın sözünü kesti: — Lalamızın ne söylediği aşikârdır. Harp istemez. Siz de ayni fikirde misiniz?  Diye sordu. Ekseriyet sükût ederek veziriâzamın fik­rinde olduğunu ihsas etmek istiyordu. Doğan ve arkadaş­ ları atıldılar: — Hoca hazretleri Billâh doğru söyler, sultanım. Bayezid’in sesi yükseldi: — Evet yegâne sahibi rey Hoca Firuzmuş. Behey gafiller, sizce namusun kadri yok mu? Muharebe esbabı vesaitinden ne.miz noksan ki? Sulh dilenelim. O sayısız bir orduya malikse bizim de askerlerimiz az değildir. Eğer onun silâhı karşısında aman diyecek isek artık bizim silâh kuşanmamız abes olmaz mı? Henüz bir muharebe yok iken kuvvetimizin kifayetsizliğinden bahsedilir mi? Başkasına tâbi olduktan sonra artık padişahlık nerede kalır? Cenk isterim- lala cenk! O bizim üzerimize gelmeğe cesaret edemezse ben onun üzerine yürüyeceğim. Bu kat’î ifadeden sonra harbe karar verildi. Timur’a bir de mektup yazıldı. Yıldırım, mektubunda Timur’u harbe bahane aramakla itham ediyor, doğan fitnenin ve doğacak harbin mesuliyetini ona atfettikten sonra Allaha mütevekkül olarak beklediğini söylüyor, kendi adım altın yazı ile yazdırdığı halde Timur’un ismini siyah mürekkeple kendisinden sonra yazdırıyordu. Bayezid kendisini zafere koş­ turan ordularından şöyle bahsediyordu: «Bizim askerimizin cesaretle cenge girmek edepleridir. Katli kıtâl etmek her zaman matlûplarıdır ve rehdi sıhhat ve sanatları fisebilillâh gaza şeriatlarıdır. Eğer sizin muradınız dünya ise gazilerin niyeti ilâyı kelimetullah oltıp bezli can ile iştirayı cenan etmektir. Ateşe dühul teklif olunca imtina göstermezler. Padişahlarına mutî ve münkat ve kelimei vahide üzere ittihatları olup atlan sabareftar, kılınçları sâkıp, akılları metin,reyleri saip, hançerleri hunriz olup ahar taife ve özke askere kıyas olunamazlar.» Elçilere ayrıca Timur’a gönderilmek üzere at ve av kuşlarından hediyeler tefrik olundu. Atlarla kuşlar on tane olduğundan bu Timur’a tahkir demekti. Çünkü Yıldırım Bayezid dokuz adedinin Tatarlar indinde mukaddes olduğunu biliyordu.Elçiler Bayezid’in mektubunu takdim ettikleri zaman, Timur o kadar kızdı ki: — Osmanoğlu çıldırmış! Diye bağırdı, ve sonra ilâve etti: — Ordularım Bayezid’in haddini çok yakında bildirecektir. Padişahın elçileri az daha başlarını kaybedeceklerdi. Bir iki gün sonra ordusuna büyük bir geçit resmi yaptırdı. Geçit resminde elçiler de hazır bulundular. Alay kumandanları Timur’un önünden geçerken atlarından inerek dizginlerini elleri ile tuttukları halde yere diz çöktüler ve cihangire karşı olan tâzimlerini ifa ettiler. Timur alay kumandanlarını askerlerinin intizamından dolayı tebrik etti. Mehmet Sultan askerleri ayni renkte elbiseler giymişlerdi. Bu Asya’da ilk defa görülen bir hâdise oldu. Alayların atlarından tutun da kemerleri ve zırhlarına kadar kırmızı idi. Geçit resmi şafaktan öğleye kadar fasılasız olarak devem etti. Harp için hazırlanmış fillerin geçişi korkunç bir manzara arzediyordu. Ayni gün Timur, elçilere ruhsat verirken şu sözleri de söylemeği unutmadı: — İşte ordularımızı gördünüz. Bayezid’e söyleyiniz. Affıma ımazhar olmak için artık zamanı kalmamıştır.

 

15 haziran 1402 de Türk ordusu seferberliğini ikmal etmiş ve yürüyüşe geçmişti. Yürüyüş, İzmir - Bolu - Gerede - Ankara ve Bursa - Geyve - Beypazarı olmak üzere iki koldan yapılıyordu. Bayezid, haziran ayının son günlerinde Ankara etrafında çadırlı ordugâhına girmiş bulunuyordu. Burada Timur’un henüz Sivas havalisinde bulunduğu ve Tokat yolundan hareket edeceği haberi alındı. Yıldırım bunun üzerine Ankara’yı bir hareket üssü yaparak süratle şarka doğru yürümeğe başladı. Veziriâzam Ali Paşa ile diğer vezirler Ankara’da beklenerek hiç olmazsa savaşın burada kabul edilmesi fikrinde ısrar ettilerse de Yıldırım:— Tatarın korkusunu yüreklerinizden çıkarınız! İhtarında bulundu. Ordusunu Kızıl ırmaktan geçirerek Kadı şehri Artıkova, Akdağ madeni mıntıkasında topladı. Mühim miktarda piyadeye malik olduğu için bu dağlık mıntıkada savaşı kabul etmeği daha uygun buldu* Temmuzun ilk günlerinde Sivas istikametine doğru sürülen keşif kıtaları Timur’un öncülerine tesadüf ettiler. Artık iki cihangirin karşı karşıya gelmemesine imkân yoktu. Timur, Bayezidin esaslı bir müdafaa hattı kurmuş olduğunu casusları vasıtasiyle ve keşif kollarından öğrenmişti. Sivas havalisindeki dağlık arazide taarruz etmekten çekinmişti. Süratle cenuba dönerek Kızıl ırmak havalisini takip etti. Bu suretle ırmağı kendisiyle Bayezid arasında bulundurdu. Bayezid Kızılırmak kavsinin merkezinde dururken Timur da ırmağın cenup sahilinde ilerliyordu. Sağ kanadından çı­ kardığı kuvvetlerle Bayezid’le temas tesis etti. Burada ufak kuvvetler bırakarak süratle Ankara üzerine yürüdü. Maksadı piyadeden müteşekkil olan Osmanlı ordusunu arkasında bırakmak ve onu yormaktı. Yıldırım rakibinin bu manavrasını haber alınca o da Ankara’ya döndü. Timur’un ordusu mühim kısmı süvari olmak üzere iki yüz bini geçiyordu. Süvariler tamamen zırhlı idi. Orduda ayrıca o zamanın müthiş bir silâhı olan filler de vardı. Timur’un yanında Şirvan hükümdarı ve Tahirten’den başka yirmi kadar emîr, kuvvetleri ile beraber yer almışlardı. Bayezid’e gelince; ordusunun mevcudu on bini Sırplı olmak üzere seksen bini geçmiyordu 27 temmuz 1402 de iki ordu Ankara ovasında mevzie girmişlerdi. Önce ordunun büyük kısımlarında tam bir sü­ kûnet hüküm sürmüş, fakat sabaha kadar karakollar ve keşif kollan arasında çarpışmalar olmuştu. Timur'un ordusu geceyi tahkimat ile geçirmiş, sıkışık vaziyetten kurtulmak için bazı kuvvetli kıtalanm ileri sürmüştü. Bunlar arazinin muhafazası ile beraber o civarda bulunan çeşmelere zehir atarak istifade edilmez bir hale getirmişti. Yıldı­ rım Bayezid bütün gece uyumadı. Kendisini muzaffer kılması için Ulu Tanrıya dua etti. 28 temmuz 1402  sabahı evvelâ Osmanlı ordusu harp nizamına girdi. Bayraklar açıldı, tahıllar çalındı. Bayezid ordularma kısa ve kuvvetli bir hitabede bulundu. Ordunun yüksek hizmet ve sadakatinden, kahramanca yapılacak bir mücadelenin zaferi temine kâfi geleceğinden bahsetti. Askerlerine Niğbolu savaşını hatırlamaları tavsiyesinde bulundu. Ordunun sağ kanadında Kara Timurtaş Paşa kumandasında Anadolu askeri sol kanadında Hoca Firuz kumandasında Rumeli askeri vardı. Sırplılar da sol kanatta yerlerini almışlardı. Merkezde Yıldırım üç oğlu ve Çandarlı Ali Paşa ile beraber kapıkulu askerleri bulunuyordu. Timurun kılmandan korkarak vaktiyle Bayezid’e iltica etmiş olan Kara tatarları ile Kıpçak ve Türkmenler de öncü vazifesini görüyordu. Doğan Bey, Öfkeli Mustafa, Kütahyalı Elvan, Genç Murad, Minnet Bey ve Seyyid Ali beraber padişahın yakınındaki alaylarda idi. Bu alaylar Kosova’da kurulmuş, Niğbolu’da ün salmışlardı. Şehzade Çelebi Mehmed ihtiyatı teşkil ediyordu. Timur şehzadelerini ve torunlarını kanatlara taksim etmiş kendisi de merkezde yer almıştı. Tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri Emîrzâde Ebübekir’in ileri atılması ile' başladı. Bu taarruza derhal Emîr Cihanşâh ile Kara Osman Bayındır da katıldılar. 30 kilometrelik bir cephe üzerinde çok şiddetli ve kanlı bir savaş cereyan ediyordu. Timur’un ileri sürdüğü adetçe faik kıtalar, Bayezidin sol kanadının gerilerini tazyik ediyordu. Timur daha ziyade cenahları bozmak, bir hilâl şeklinde üzerine gelen orduları çenber içine almak gayesini ğüdüyordu. Saat onda , Yıldırım ordularının umum.î taarruzu başladı. Rumeli askeri çok iyi dövüşüyor, muhasımlarını kırıyor, eziyor ve kaçırıyordu. Kosova alayları da Doğan ve arkadaşlarının kumandasında olarak merkezde ayni cesaretle dövüşü­ yorlardı. Muharebenin en kızıştığı bir anda birden bire ikinci hatta düşen Kara tatarları düşmana karşı silâh atacaklarına birinci hatta bulunan Rumeli askerine hücum ettiği görüldü. Bu beklenmedik durum sol cenahı çok şaşırttı. Vaziyeti yakından takip eden Bayezid, Çelebi Mehmed’i de ihtiyat kuvvetlerle beraber ateş hattına soktu. Şehzâde Mehmed, Timur’un bile takdirini kazanan bir şecaatle dö­ vüşmeğe başladı. Bunun tesirleri yavaş yavaş görüldü. Rumeli askerinin bulunduğu cenah kısa bir zamanda düzeldi ve hasımlarını ezmeğe başladı. Timur da büyük kumandanlara hâs soğukkanlılıkla ihtiyat kuvvetleri toplıyarak ezilmekte olan cephenin bu kanadına getirtti. Fakat sol kanatlarımız bütün gayretlerine rağmen bir türlü bastıramı- yordu. Bu yüzden sağ kanatta bulunan Anadolu askeri de gayrete gelmişti. Bunun üzerine Timur’un ordusunda bulunan Germiyan oğlu yakup, Saruhan, Aydın ve Menteşe beyleri Anadolu askerinin karşısında bayraklarım açarak gözüktüler ve karşı tarafta bulunan bu ülkelere ait kumandanların isimlerini çağırarak Anadolu askerinin maneviyatı üzerinde müthiş bir tesir yaptılar. Germiyanoğlu Yakup Bey avazı çıktığı kadar haykırıyordu: — Ey pederimiz Süleyman Şah’ın dilâverleri, biz Germiyan ülkesi için muharebe ederiz, Allahım seven bu tarafa gelsin! Germiyan ülkesinin askerlerinden bir kısmını Timurü n tarafına geçti. Onu Aydın, Saruhan, Karaman ve diğer ülkelerin askeri takip etti. Bu suretle sağ kanadımız çok zayıflamıştı. İkindiye doğru Anadolu askerinin cephesi ezildi. Veziriâzam Çandarlı Ali Paşa muharebenin kaybedildiğini zannederek Süleyman Çelebi ile beraber ricate başladı. Şehzade Mehmet te öne sürülen fillerin dehşetinden şaşıran sol kanadı biraz geri çektikten sonra ümerasından bir kısmını alarak muharebe meydanını terketti. Sırp kralı da ayni hataya düştü. Artık kanatlar tamamen çözülmüş, Yıldırım Bayezid yalnız kalmıştı. Ordusunun zayiatı korkunçtu . Ankara ovası on binlerce cesetle dolmuş­ tu. Timur her taraftan hücum ediyor, muhasımlarım demirden bir çenber içine almak istiyordu. Artık zafer değil kurtuluş ümidi bile kalmamıştı. Ama Bayezid bunu bir türlü kabul etmiyor, inatla vuruşmak istiyordu. Doğan ve arkadaşları padişahın etrafını almışlardı. Minnet Bey yalvarıyordu: — Padişahım, artık ümidi zafer kalmadı. Talih bize küstü. Siz mevkii harpten savuşunuz, selâmet yerine vâsıl oluncaya kadar, biz Livayı Padişahî yanında bakiyeyi askerle tatarı oyalarız. Seyyid Ali ile Doğan, Bayezid’in ayaklarına sarılıyor: — Sultanım, ne olur savuşunuz, kurtulursunuz. Diyordu. Bayezid: — Biz Sultanı Murâdı Hüdavendigâr’ın oğluyuz, rütbei şehadeti ihraz etmeden meydanı gazadan nasıl çıkar, evlâ­ dı vatanı yüzüstü nasıl bırakırız? Cevabım veriyordu, ihanetin kurbanı olan Bayezidr savaşı terketmeği askerlik ve padişahlık şerefine uygun bulmuyordu. Talihini bir kere daha denemek için Çataltepeye çekilmek ve orada dayanmak istiyordu. Cesetlerle do» lu olan muharebe meydanında boş yere eli silâh tutabilenleri aradı. Fakat, herkes gitmiş, hiç kimse kalmamıştı. Şehitlerin ruhuna fâtiha okuduktan sonra geriye döndü. Kendisini Doğan ve arkadaşları ile Kosova’da kurduğu alaylar takip ediyordu. Bir padişah gibi değil, bir sancak beyi gibi alayların başına geçti. Vuruşa vuruşa Çataltepe’ye çekildi. Bayezid’i yakalamak şerefini oğlu Şahruh’a vermek istiyen Timur, onu büyük kuvvetlerle Çataltepe’ye gönderdi. Fakat Yıldırım teslim olmuyor, korkunç bir inatla dövüşü­ yordu. Timur bunun üzerine Şahruh’un emrine iki tümen daha verdi. Bayezidi düştüğü bu fena durumdan hiç kimsekurtaramazdı. Fakat cihana hükmetmek için geldiğini söyliyen serhadlerin çocuğu Yıldırım Bayezid, eğilmez başını süsleyen saçlarını rüzgârda savurarak destanlara sığmayan bir kahramanlıkla dövüşüyordu. Elinde kırılan kılınçları. değiştirerek mücadeleye devam ediyordu. On binlere karşı yapılan Çataltepe müdafaası tarihlerde benzerlerine nasip olmıyan yüksek bir celâdet sahnesi olmuştu. Akşama doğru hava kararmak üzere iken Bayezid’in yanında üç yüz kahraman ve üç bayraktan başka bir şey kalmamıştı., Şehruh’un askerleri daha şiddetli saldırarak padişaha sokuldular. İçlerinden bir kaç tanesi Bayezid’e yaklaşmağa muvaffak oldu. Az daha hayatına kıyacaklardı. Fakat Öfkeli Mustafa birden bire atılarak padişaha siper oldu ve Bayezid’in başına inecek kılmç Mustafa’nın omuzuna indL Yıldırım: — Ah.. Mustafam! Diye bağırdı. Doğan ve arkadaşları ileri atıldılar. Artık iş işten geçmişti. Şahruh’un askerleri padişahın etrafına ü- şüşerek esir aldılar. Şehitlerle dolu olan ovanın arkasında güneş batarken bütün Avrupa’da celâdet ve kahramanlığı bir efsane gibi söylenen mağrur Bayezid’in elleri bağlanıyordu. Yıldırım’m sanki dili tutulmuştu. Yalnız yanına yaklaşan Şahruh’a : — Ah.. Ben böyle mi olacaktım?  Diyebildi. Doğan Bey, Kütahyalı Elvan, Genç Murad, Minnet Bey, Seyyid Ali ağlıyorlardı. Öfkeli Mustafa şehitler arasında idi.

         

          Ankara Meydan Muharebesinin muzaffer başkumandanı Timur, sabahtan akşama kadar devam eden savaşın heyecan ve yorgunluklarım dinlendirmek için oğlu Şahruh ile şatranç oynuyordu. Şahruh babasına Çataltepe müdafaasından bahsediyordu: • • Uç yüz askerle kalmıştı. Bir türlü teslim olmuyordu. Ben ömrümde böyle bir mücadele görmedim. Osmanoğlunun saldırışları hâlâ gözümden gitmiyor. Gür sesi ile attığı naraları hâlâ kulağımda, yazık oldu... Geç vakte kadar oyun devam etti. Bir aralık kumandanlardan biri çadıra gelerek padişahın bu gece huzura kabul edilip edilmiyeceğini sordu. Timur: — Elbette görüşmek isterim, kendisine itibâr edin. Silâhlarımıza râm olmasına rağmen o da eşi güç bulunur bir kahramandır. Oğlum Şahruh Allaha kasem ederek söylü­ yor ki, Bayezid silâhlarının hakkını vermiştir. Kahramanlara hürmet etmek vazifemizdir. Dedi. Düşünüyordu, küffâr üzerine gaza eden Osmanoğulları devletini bu hale getirmekle acaba iyi mi etmişti? Kendi kendine: — Tarih inşallah hakkımızda iyi hüküm verir. Diye söylendi. Bayezid! karşılamak üzere çadırının kapısına çıktı. Biraz sonra muhafızlar esir padişahı getirdiler. Üstübaşı toz toprak içinde olmasına rağmen dimdik duruyordu. Gururundan hiç bir şey kaybetmemişti. Galibin teveccühünü kazanmak için önünde eğilmeğe lüzum görmedi. Hayatının bu en zilletli dakikasında bile hükümdar tavnnı değiştirmemişti. Yaralı bir arslan gibi Timur’un karısısında haşmetle durdu. Timur gülüyordu. Yalnız bu gü­ lüş, Yıldırımı çileden çıkarmağa kâfi geldi. — Allahın bedbaht ettiği biriyle alay etmek fenadır! Diye haykırdı. Timur yine gülüyordu: — Sana değil, Allahın bu dünyayı senin gibi bir körle, benim gibi bir tbpala bıraktığına gülüyorum . Cevabım verdi. Çadırın kapısmdan yanyana içeri girdiler. Beraberce bir seccadeye oturdular. Galibin kini geç­ mişti. Bayezid’in vakarını takdir ediyordu. Savaşm başından itibaren geçirdiği safhaları artık birbirini affetmeğe ayni iki düşman gibi değil, birbirlerinin kıymet ve kadrini anlıyan iki dost gibi konuştular, bir saat kadar devam eden konuşmayı Timur şu satırlarla bitirmek istedi: — Cihangirin bütün umuru ahvali Allahın kudret ve iradesiyle husul bulur. Hiç kimsede kudret ve ihtiyar yoktur. Fakat insaf ile hakikat söylenirse zuhur etmiş olan bu ahvale sebep oldunuz. Bir kerre tecavüzde bulundunuz. Bizi mukabeleye mecbur bıraktınız. Bütün bunlara küffarlarla gaza ederken tahammül gösterdim. Doğru sözleri kabul ederek mutavaat göstermenizi bekledim. Size mal ve askerce neye ihtiyaç varsa takdim ederim dedim. Tâ ki, bu suretle küffarla gaza ve cihatta devam edebilesiniz. Ve tecrübe olarak da Kemah kalesinin teslim edilmesini, Tahirten tebaasının iadesini, Kara Yusuf Türkmen’inin memleketten çıkarılması ile bir mutemed gönderilerek aramızda ahdü pevmamn tekit ve tevsik edilmesini rica eyledim. Bu kadar şeyler üzerinde bile hiddet ve inat gösterildi. Nihayet iş bu neticeye varmış oldu. Herkes bilir Cenabıhak bana ihsan buyurduğu kudret ve istilâyı size vermiş olsaydı, ben ve askerlerim, hepimiz öldürülürdük. Fakat Cenabıhakkm bahşeylediği zaferin şükranesi olaraz size, sizin mensuplarınıza iyilikten başka bir şey yapılmıyacaktır. Müsterih ,olun Bayezid, mütevekkil başını salladı ve:— Siz bu zaferi kendi ordunuza medyıın olduğunuzu zannediyorsanız, aldanıyorsunuz. Biz ihanete uğradık. Kim bilir, belki Allah böyle istemiştir. Bizim için artık kadere rızadan başka çare kalmadı. îşte elinizdeyim. Dedi. Timur mağlûbu teselli etmek istedi: — Elem çekmeyin, canınıza kasdımız olmadıktan başka mülkünüzde dahi kasdımız yoktur. Birkaç gün misafir olduktan sonra mülkünüz yine idarenize geçer. Bayezid Timur’un bu sözlerine inanmıyordu. — En büyük hatayı işlediniz. Küffarın üzerinden elimiz çekildi. Halbuki İstanbul’da salip yerine müslümanlığln sancağı temevvüç edecekti. Gururlarımızın kurbanı olduk. Galipsiniz, fakat yarın ordularınız mamureleri harâbeye çevirecektir. Konuşmalar bittikten sonra Timur, kendi çadırının yanında bir çadır kurulmasını emretti. Timur, Yıldırım Bayezid’e verdiği sözde durmamıştı^ Serbest bırakmadığı gibi, ordularını Anadolu’nun istilâsı­ na memur etti. Torunu Mehmed Sultan, Süleyman Çelebiyi yakalamak üzere otuz bin süvari ile Bursa üzerine yolladı. Kendisi de esirini yamna alarak batı Anadolu seferine başladı, ilk merhale olarak Kütahya şehrine geldi. Mehmed' Sultan Uludağa yaklaştığı zaman Süleyman Çelebi kız kardeşi Fatma Hatun ile kardeşi Kasım Çelebi’yi alarak süratle Güzelcehisar’a kaçtı. Bursa’ya giren Mehmed, sarayda bulabildikleri hâzineleri ile kıymettar eşyaları aldı. Şehrin yağ­ ması için askerlerine müsaade etti. Padişahın karısı güzel Maria Despina ile iki kızım yakaladı. E/mîr Sultan. Molla Fenari, Mehmed Cezrî gibi tanınmış ilim, adamlarile beraber Emîr Şeh Nureddin vasıtasiyle Kütahya’ya gönderdi. Zavallı Bayezid, bir zamanlar ihtişamla yaşadığı Kü­ tahya sarayından uzakta şimdi bir menfa hayatı yaşıyordu. Sevgili karısı Maria Despina’nm Kütahya’ya getirildiğini haber almış, Timur’a müracaat ederrk meydan muharebesinde» kazandığı zaferi böyle küçük şeylerle lekelememesini ve karısının ya yamna veyahut oğullarından birinin nezdine gönderilmesini istemişti. Fakat Timur bu müracaata cevap vermemişti. Bayezid günden güne çöküyordu. Uyuduğu geceler çok azdı. Gönderilen yemekleri yemiyordu. Kütahya’ya muvasaletlerinin yirminci günün gecesi Timur’un askerlerinin arasından geçerek Bayezid’in çadırına kadar sokulan sivri sakallı, kuru yüzlü bir .adam kolayım bularak her kes uyurken içeriye girdi. Bayezid sedire uzanmış düşünüyordu. Çadırına birisinin girdiğini anlayınca süratle sedirden fırladı v e : — Gece vakti ne ararsınız? Diye seslendi. Sivri sakalh adam yavaş bir sesle cevap verdi: ^ — Yabancı değil efendimiz, sadık kullarınızdan biri. Bayezid bu sesi tanıdı. Şamdanı yüzüne doğru tu ttu : — Buraya nasıl girebildin, muhafızlar görmediler mi? Sivri sakallı adam başmı salladı : — Merak buyurmayınız sultanım, kimse görmedi. Çok mühim maruzatım var efendimiz, kulunuzu buraya Doğan Bey gönderdi. —Onlar kurtuldular mı? — Evet sultanım, kurtuldular. Hoca Firuz ile Kara Timurtaş Paşanın oğlu Yahşi Bey ve Minnet esirler arasındadır. Fakat Minnet kaçmağa muvaffak oldu. Bayezid esrarengiz ziyaretçiye yer gösterdi. — Otur bakalım, iki aydır dertleşecek kimseyi bulamamıştım. Seni buraya Allah gönderdi. — Vaktimiz yok efendimiz, lütfen maruzatımı dinleyiniz, öbür akşam hava karardıktan biraz sonra uzaktan bu çadırın altına açmağa başladığımız yolu ikmal edeceğiz. Bu işi başaracak kimseler sizin için hayatlarını vermekten çekinmiyen en sadık kullannızdır. Doğan Bey, Kütahyalı Elvan, Genç Murad, Minnet Bey hep beraberiz. Hoca Firuz ile de temas eylemeğe muvaffak olduk. İşler yolunda gider. Ah Öfkeli Mustafa da sağ olsaydı. Bayezid içini çekti : m — Kahraman çocuk, bizim için hayatını vermişti. Nur içinde yatsın. Peki Doğan buraya nasıl gelebildi? — Esaretten kaçtıktan sonra Timur’un ordusunun pe­ şini bırakmadık sultanım .Gizlice takip ederek buraya kadar geldik. Görselerdi mahvolduğumuz gündü .Çünkü bizi, kumandanlar ve vezirler çok iyi tanıyorlar efendimiz. Yıldırım tereddüt ediyordu : — Timur bizi serbest bırakacağına dair söz vermişti. Onunla düşman gibi değil, dost gibi müzakere etmiştik. Ya^ kında tekrar hürriyete kavuşacağız. Yine sizin ve orduları­ mızın arasında bulunabileceğimi zannediyorum. Bu hareketinizle iyi bir iş yapmış olmayız. — Efendimiz zamanımız çok dardır. Timur verdiği sözlerde durmuyor, bütün orduları Anadoluyu istilâ ederler. Mehmed Sultan Bursa’ya girmiştir. Timur, efendimiz gibi bir cihangiri salıvermek istemiyecektir. — Eyet, zevcemizi de buraya kadar getirmişler. Fakat yüzünü göstermezler. Sonra birdenbire asabileşti: —Hani bize memalikimizi iade edecekti? Halbuki mamurelerimizi harabeye çevirir. En mahrem şeylerimize el atmaktan haya duymaz. Peki Seyyid Ali, seni dinliyorum. — Sultanım, merak buyurmayınız. Memalikiniz yine sizin olacak. Yine ordularınızın başına geçecek, düşmanı Anadoludan defedip küffar üzerinde gaza edeceksiniz. Yıldırımın hırçın sesi yükseliyordu: — Ben talihin değil ihanetin kurbanı oldum. Bizi yüz üstü bıraktılar. Şehzadelerimiz nerede? Nerede nimetimizle perverde olan Veziriâzamımız? Hep bıraktılar. Ben bütün Anadoluyu bir bayrak altında cemederek müttehit bir Türk devleti kunmak isterdim. Timur bu emellerine engel oldu. Şarkî Roma imparatorluğuna nihayet vermek üzere idim. Yarın tarih onu affetmeyecektir. Ben bu hale düşecek adam mı idim Seyyid Ali? Seyyid Ali padişahı teselli etti :  — Üzülmeyiniz efendimiz. Her şey unutulur. Yine muzaffer ordularınızı serhadlerden serhadlere koşturursunuz. Şehzade Mehmed Çelebi de ellerinizden öper, buradan kurtulduktan sonra doğruca onun yanma gideceğiz. — Ah bir hürriyete kavuşsam da ne olur bir defa daha ordularımızın başına geçsem. O beni Kosova’da, Niğbolüda muzaffer eden ordularımın başında olsam. —Sadık kulların ölünceye kadar seninle beraberdir,, sultanım. — Kullarım değil, haşa, siz benim vefakâr arkadaşlarınsınız, dostlarım. Bayezid şimdi Bursa’daki sarayında olduğu gibi heybetli ve vakurdu: — Biz Murad Han oğlu Bayezid Hanız. Bizi hiç bir kuvvet esir edemez. Cihangirlik sevdasına düşen topal Tatar bile. Biz serhadlerin çocuğuyuz. Doğan ve arkadaşları padişahı esaretten kurtarmak* için çok esaslı bir plân hazırlamışlardı. Timur’un ordusunun arkasından Kütahya’ya gelir gelmez Elvan’m yakm akrabalarından birinin evine misafir olmuşlar, kıyafetlerini değiş­ tirerek kendilerini Aydmoğlu’nun adamları olarak tanıtmışlardı. Fakat tanınmak korkusiyle gündüzleri sokağa çıkmıyorlar, bütün faaliyetlerini geceleri gösteriyorlardı. Padişahın çadırı etrafında muhafazasına memur edilenlerin de çadırları sıralanmıştı. Seyyid Ali bu çadırlardan birinde oturan Semerkandli iki muhafızla ahbap olmak yolunu ' bulmuş ve ikisine de bol bol altun vererek kandırmıştı. E- ğer Bayezidi kaçırmak mümkün olursa onlar da büyük bir servete ve mansıba kavuşacaklardı. Hava iyice karardıktan sonra Doğan ve arkadaşları bu çadıra girerek sabahlara kadar kazma kürek sallıyor, yer altından padişahın çadırına bir yol açmak için uğraşıyorlardı. Günlerce devam eden 905 bu yorucu çalışmadan sonra nihayet emellerine muvaffak oldular. Bir iki güne kadar yer altından padişahın çadırına gizlice girebileceklerdi. Şehrin kapısından kaçmak için atlar hazır bir vaziyette bekliyordu, işte Seyyid Ali bunu bildirmek üzere padişahın çadırına girmişti. Firar hâdisesinin vuku bulacağı gece teker teker gelerek muhafızların çadırlarına yerleştiler. Kütahyalı Elvanı kapıda gözcü olarak bıraktıktan sonra evvelce açtıkları lâğımlardan içeri girerek ileriye doğru yürüdüler. Son bir gayretle kazmalarını vurmağa başladılar. Hepsi heyecanlı • idi. En müşkül anlarda bile soğukkanlılığını bozmıyan Seyyid Ali bile sap sarı olmuştu. Fakat arkadaşlarına belli etmemeğe çalışıyordu. Saatler süratle geçiyordu. Gece yarısına doğru çadırın ağzından bir ses işittiler: — Koşun, yakalandık Doğan ağabey! Bu Elvan’m sesi idi. Doğan ve arkadaşları süratle dışarı fırladılar. Elvan izbandut gibi yedi kişiye karşı kılınç sallıyordu. Fakat bunlar Tatar askerlerine benzemiyorlardı. İçlerinden kırk beş yaşlarmda biri: — Artık elimize geçtiniz. İşte biz on beş yıl sonra da olsa intikamımızı böyle alırız! Diye alay ederek vuruşuyorlardı. Doğan bu sesi tamdı. Bayezid’in şehzadeliği zamanında sarayın bahçesinde karşı­ laştığı adamdı. Haykırdı: — Vay, kahpe uğrusu vay! Eller süratle kılınçlara gitti, kanlı bir boğuşma başladı. Fakat diğer çadırlarda bulunan muhafızlar gürültüyü duymuşlar, onlar da kılmçlarma sarılarak gelmişlerdi. Mü­ cadele imkânları kalmamıştı. Seyyid Alinin bir işareti üzerine Doğan ve arkadaşları vuruşa vuruşa kendilerine bir yol açtılar. Muhafızlara ait atlara binerek karanlıkta hayboldular. Yalnız Minnet kurtulamamış ve yakalanmıştı. Ertesi günü hâdiseyi haber alan Timur, bu işe önayak olduğunu öğrendiği Hoca Firuz’un idamını emretti. Kaçanların takibine adamlar saldı. Fakat Doğan ve arkadaşları­ nı bulmak kabil olamadı. Minnet vezirlerden birinin şefaati ile kurtuldu. Timur savaştan evvel ordugâhına elçi olarak gelen ve cirit oyununda çok güzel ata binen Minnet bey’i tanıdı ve affederek hizmetine aldı. Timur Bayezid’i serbest bırakmak niyetinde değildi. Çünkü onun kısa bir zamanda Anadolu vahdetini tekrar kurarak büyük bir kudret haline geleceğini ve ondan sonra da intikam almağa çalışacağını biliyordu. Kaçmasına mâni olmak için sıkı tedbirler almak lüzumunu duydu ve pencereleri demir parmaklıklarla örtülü olan sağlam bir yere bedbaht padişahı hapsettirdi . Aradan aylar geçti. Timur’un orduları istilâ hareketlerine devam ettiler. 1 aralık 1402 de İzmir önüne gelerek şehri muhasaraya başladılar. Elli yedi seneden beri İzmir’de hükümet sürmekte olan Rodos şövalyeleri Timur’a^on beş günden fazla mukavemet edemediler. Anadolu yer yer zaptedilmiş, Karaman ülkesi Antalya ve Alanya dahil olmak ü- zere yeniden bir Karaman devleti haline getirilmişti. Sinop Emîri İsfendiyar Bey, Timur’un sayesinde kendi ülkesine ilâve olarak büyük bir beylik kurmuş, evvelce Timur’a iltica eden diğer Anadolu beyleri de eski topraklarına sahip olmuşlardı. Bu suretle -Bayezid’in kurduğu vahdet bozulmuş ve Anadolu yine tefrikaya düşmüştü. Şimdi sıra Rumeli’deki Osmanlı ülkesine geliyordu. Fakat Timur buna cesaret edemedi. Emirzâdeler ve ordunun ileri gelen birçok şahsiyetleri Semerkand’e dönmek istiyorlardı. Timur Batı Anadolu seferinden avdet ederken Bayezid’i kuvvetli bir muhafaza kıtasiyle Akşehir’e göndermişti. Ordu Semerkand’e dö­ nüş hazırlıklarına başladığı sıralarda Timur büyük bir sriyafet verdi. Bu ziyafette Mirza Mehmed’in Bursa’dan gönderdiği Emir Sultan ile Molla Fenâri ve diğer birkaç ilim adamı da hazır bulunuyordu. Timur, ilim adamlarına lâyık oldukları itibarı göstermekten çekinmiyordu. Söz Anadolu fütuhatından açıldığı zaman Timur şarabın verdiği neşe ile konuşmağa başladı. — Allaha şükür, şu cihanda zaptediimeyecek bir şehir kalmadı. Bize meydan okumak isteyen bütün hükümdarlar silâhlarımıza ram oldular. İşte nihayet Anadolu da emirlerimizin altındadır. Bir sel gibi önümüze çıkan sedleri yıktık. Bütün kumandanlar, hâkanı casdik ettiler : — Efendimiz Timur emsalsiz bir cihangirdir. Bursa’dan gelen ilim adamları susuyorlardı. Timur onlara da fikirlerini sordu. — Siz fütuhatımız hakkında ne düşünürsünüz? Emîr Sultan, yavaşça yerinden kalktı. Timur’un önüne kadar geldi; hünmetle eğildi. — Af buyurunuz efendimiz, biz Sultanı İklimi Rum Bayezid Hânın huzurunda serbest konuşmağa alışmıştık. Dü­ şündüğümüzü olduğu gibi söylememize müsaade edilirse, maruzatımız var. Iimur derhal cevap verdi: — Açık kalple söylenen her şey takdirimize mazhar olmuştur. — Öyle ise efendimiz beni dikkatle dinleyiniz. Bayezid \ küffar üzerine zafer kazanmıştı. Siz ise dini mübîn için gaza edenlere hücum eylediniz. Bu Allah indinde de makbul de­ ğildir. Timur bu sözlerden memnun olmadı: — Ama ben Anadolu’daki beylerin ülkelerini kendilerine iade ettim. — İşte hâkanım, büyük hatayı burada işlediniz. İttihadı bozdunuz, parçaladınız, infirat yarattınız. Küffan sevindirdiniz. Biraz evvel bir sel gibi sedleri yıktığınızı söylemiştiniz. Fakat neye yarar efendimiz. Büyük zaferinizi lekelediniz. Yıllarca yerine getirilmesi mümkün olmayan mamureleri harap ettirdiniz. Sel gider kum kalır. Semerkand’e avdet buyurduğunuz zaman ne olacak? — Anadolu yine hükmümüz altmda carî kalacaktır. — Hayır efendimiz, sizin bu diyarlardan gaybubetinizden sonra şehzadegân bu ülkelere yine sahip olacaktır. Eğer harabelerde mamureler kursaydınız, namınız ve hükmünüz ilelebet carî kalacaktı. Timur bu sözlerden memnun olmamıştı, kendi adamlarına kere daha söz vermek istedi. Şehzadeler ve torunları Bayezid’e karşı olan sevgilerini kaybetmemişlerdi. Bunlardan bir kaç tanesi esir padişahın bırakılmasını arz ettiler. Rumeli’de küffara karşı gaza edecek Yıldırım gibi bir hükümdara ihtiyaç olduğunu söylediler. Timur, şehzadelerini ve kumandanlarım kırmak istemedi: — Ben de ayni şeyi düşünüyorum, dedi. Yakmda Semerkand’e avdet etmemiz mukarrerdir. Bayezid Hân da bizimle beraber oraya kadar gelir. Birkaç gün sarayımızda misafir kalır, sonra memleketine dönerek idareyi eline alır. Hemen bugünden tezi ‘yok Akşehir’e emirlerimizden biri gidip ricamızı kendisine tebliğ etsin. Emîr Sultan bu sözlere güldü: — Yazık siz Bayezid’i tanımıyorsunuz. Yola çıkan emirlerden biri Akşehir’e gelerek keyfiyeti ~ Bayezid’e bildirdi. Yıldırım, Timur’un maksadım anlamıştı. Timur Semerkand’e törenle girerken zafer alayını tetviç edecek en şanlı ve parlak yadigârım beraber götürmek istiyordu. Semerkantlılara: «İşte size Rum ikliminin muazzam hükümdarını esir olarak getirdim» diyecekti. Bayezid, emîrin sözlerini kabul etmek istemedi: — Timur’un talepleri hüsnüniyete makrun değildir. Aylar vardır ki, ne ailemizden ne de şehzadelerimizden bir haber aldık. Kendi ülkemizde görmediğimiz itibarı Semerkand’de göreceğimizi bize kim temin eder? Yazık.. Cihangirlik iddia eden bir hükümdar böyle hareket etmemeliydi. Emir esir padişaha kat’i teminat verdi. Timur’un Semerkand’de kendisine bir kardeş muamelesi edeceğini ve halka mîr.tefik bir hükümdar gibi tanıtacağını söyledi. Ayrıca zevcesi ile çocuklarının da amin bir mahalde istirahat etmekte olduklarını ilâve etti. Bayezid günden güne zayıflıyor, eriyordu. Emîrin Semerkand’e götürüleceği hakkındaki sözleri maneviyatım büsbütün sarsmıştı. Artık kurtuluş ümidi kalmadığını anlıyordu. Aradan bir narta kadar zaman geçtikten sonra Timur’un ordugâhından Minnet Bey gelerek Bayezid’i ziyaret etti. Hâkan tarafından gönderildiğini söyledi. Filhakika Minnet Beyi bizzat Timur yollamıştı. Padişahın bu eski ve vefakâr dostu Kütahya’da teşebbüs edilen firar hâdisesini bütün tafsilâtı ile anlattı. Doğan Bevie Seyyid Ali, Kütahyalı Elvan, Genç Muıadm kuı tuımuş olduklarını, fakat nereye gittiklerini bilmediğini söyledi. — Efendimiz, Tatar sizi Semerkand’e beraberinde gö­türmeği arzu eder. Kulunuzu da bunun için gönderdi. Fakat itimat caiz değildir. Dedi. Bayezid, Minnet Bey’den karısı güzel Maria’nm Timur’un sarayında olduğuna dair malûmat aldı. Şehzadelerinin birbirlerine düştüğünü, Anadolu vahdetinin tamamen bozulduğunu ,taht kavgalarının başladığını öğrendi. Teessürü bir kat daha arttı . — Minnet dedi. Bizi Semerkand’e götürmek isterler. Tatar payitahtının sokaklarında tertip edecekleri zafer alaylarında bizi halka teşhir etmek gayesini güderler. Ben, bugüne kadar neden bu esaret hayatına tahammül ettim biliyor musun? Neden gururumdan ,izzeti nefsimden fedakârlık yaptım? Murad Hân gibi şanlı bir Padişahın oğlu olan ben Sultanı İklimi Rum Bayezid, neden bugüne kadar sabrettim? Çünkü- ümit ediyorum ki bir gün tekrar ordularımın başına geçeceğim. Beni Kosova’da, Niğbolu’da muzaffer eden ordularımın başına. Halbuki henüz biz hayatta iken şehzadelerimiz tahtımız için tefrika çıkarırlar. Fakat şanlı menkıbelerimizin Anadolu halkı arasında bıraktığı hatıralar kolay kolay silinecek değildir. Tek ümidin Mehmet Çelebide. Ö belki benim gibi Serhadlerin istediği bir hükümdar olamaz. Ama müdebbir olabilir. Şayet bir gün Mehmed Çelebi’ye gitmek nasip olursa .sözlerimizi nakledesin. Bayezid konuşurken Minnet gözyaşlarını tutamıyordu: — Aman sultanım, bu sözlerinizle beni can evimden vurdunuz, inşallah Semerkand’den avdet eder, yine ülkenizin ve ordularınızın başma geçersiniz. — Artık her şey tamam oldu Minnet, her şey bitti. Şimdi yirmi beş bu kadar yıldır şerefle taşıdığım kıhncım bile yok. Böyle esir olarak yaşamak neye yarar? Bundan sonra Bayezid eski ve vefakâr arkadaşı Minnet Beye ruhsat verdi. Ertesi günü, yani 8 mart 1403 de esir padişahın odası­ na girenler, en uzak diyarlarda bile adı bir efsane kahramanı gibi dolaşan serhadlerin çocuğu Yıldırım Bayezid’i ölü olarak buldular. Bayezid, Semerkand’in en mükellef saraylarında bile olsa esir yaşamak istememiş ve yüzüğüne sakladığı bir zehiri yutarak intihar etmişti - Bayezid, şerefle yaşamış ve şerefle ölmüştü.

İntihar haberini yolda alan Timur da çok müteessir oldu.

Yazık dedi, cihan bir kahraman kaybetti!

 

 

 

 

kaynak:FERİDUN FAZIL TÜLBENTÇİ