31.05.2014, Cumartesi

Alâeddin Paşa

 

Alaaddin Paşa ya da Alaeddin Bey ikinci Osmanlı padişahı olan Orhan Gazi döneminde, takriben 1320-1331 arasında vezirlik yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.

Alaaddin Paşa'nın adı ve aslı hakkında değişik tezler bulunmaktadır. İlk Osmanlı veziri olduğu üzerinde anlaşma vardır. Tarihçiler bu ilk vezirin adını Alâeddin Paşa, Alaaddin Bey, Ali Paşa, Alaaddin Ali, Erden Ali, Pazarlı olarak da vermektedirler.

Tarihçilerin büyük bir çoğunluğu ilk Osmanlı vezirinin ilk Osmanlı Sultanı Osman Gazi'nin oğlu olduğunu kabul etmektedirler. Sakaoğlu'na göre 

İlk Osmanlı tarihçilerine göre Alaaddin Paşa, Osman Bey'le Şeyh Edebali kızı Bâlâ Hatun'un oğlu, Orhan Bey'in kardeşidir.

İlk Osmanlı tarihçileri olan Aşıkpaşazade, Oruç Bey, Nesri, İbni Kemal tarafından hazırlanmış tarihler bunu açıkça bildirilmektedir.

Osmanlı biyografi eserleri de bu teze katılmaktadırlar. Mehmet Süreyya Sicill-i Osmanide bu tezi korumaktadır. Osmanlı vezir ve sadrazamları biyografilerini veren Osmanzade Ahmed Taib Hadika'tü'l-vüzera adli biyografi eseri de bu teze katılmakta ve bu eserde ilk vezir olan Alaaddin Paşa'nın "paşa" sanı şöyle açıklanmaktadır.

Türkler arasında büyük oğla paşa denildiğinden ordu içinde de bu sanla anıl(mıştır).

Fakat, bazı kaynaklar ismini "Alaaddin Paşa bin Hacı Kemaleddin" ve "Hacıkemalettinoğlu Alaaddin Paşa" şeklinde verirler ve buna göre ilk vezir Osman Bey'in oğlu değil "Hacı Kemalettin" adlı bir kişinin oğludur.

Alaaddin Paşa babası Osman Gazi döneminde babasına danışmanlık yapmıştır. Sonra babasının emrine uyarak büyük babası Ahı Şeyhi Edebâlî'nin yanına Bilecik'e gitmiş ve orada ona hizmet yapmıştır. İlk Osmanlı tarihçileri (Aşıkpaşazade, Oruç Bey, Nesri, İbni Kemal) ve geleneksel kabul edilen anlatıma göre Beylik ileri gelenleri ve Osman Bey'in çocukları bir toplantı yapmışlar; bu toplantıda Orhan Bey kardeşi Alaaddin'in Bey olmasını önermiş ama Alaaddin bunu kabul etmeyip devlet ileri gelenlerinin uygun gördüğü gibi Beylik tahtına küçük kardeşi Orhan'ı münasip gördüğünü ifade etmiş ve böylece Orhan tahta geçmiştir.

Bizanslı tarihçi Laonikos Halkokondiles kaynak göstermeden, babası ölünce oğlu Orhan'ın Uludağ'a çekildiğini ve sonra yanına asker toplayarak kardeşlerini alt ettiğini bildirir.

Katalan Vikipedia "Alaeddin Paixà" maddesinde , kaynak gösterilmeden, "Hüsameddin" adlı bir tarihçinin onun Orhan'dan daha yaşlı olması dolayısıyla tahta gelmesi gerektiğini yazmakta olduğunu ve "İbni Taghribirdi bin Hadjar" adlı bir diğer tarihçinin de "Erden Ali babasının yerine tahta çıktı" dediğini bildirmektedir.

Aleaddin Bey vezirlik döneminde sikke, elbise, asker ve kanun tanziminde büyük hizmetlerde bulunmuştur. Onun önerilerine uyularak Orhan Bey adına akçe kestirilmiştir. Her sınıf asker için "ak börk", siviller için "kızıl börk" baş giysisi ve değişik tip elbiseler kabul edilmiştir. İlk düzenli "yaya" adlı ordu kurulmuştur. İlk Osmanlı kanunlarının da dönemin koşulların uygun olarak koyulmasını sağlamıştır.

Bu vezirlikten sonra 1331(?)de görevden ayrılıp köşesine çekilmiştir. "Pakte" nahiyesindeki koru ve "Kitre" ovasındaki "Futra" çiftliği kendisine dirlik olarak verilmiştir

Bazı kaynaklar bir savaşta şehit düştüğünü de bildirirler. 1333 yılında Biga Kalesinde hayatını kaybettiği de söylenmektedir. Mezarı Bursa'da Osman Gazi Türbesi'ndedir.

Ölümünden sonra saltanat tarafından evlât ve torunlarına saygı gösterilmiş ve hayırseverlik eserleri ve vakfı soyundan gelenler tarafından yöneltilmiştir.

Altı yüz yıl, üç kıt’a yedi iklime hâkim olup, at koşturan, bu beldelere İslâmiyet’i duyuran Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey, Hakk’ın rahmetine kavuşunca, acaba oğullarına ne miras bıraktı? Âşık Paşazâde bunu şöyle anlatıyor:

“Babası ölünce Orhan Gâzi kardeşi Alâaddîn ile bir araya geldiler. İşin gereği ne ise gördüler. O zamanda tekkesi olan Âhi Hasan isminde mübarek bir zât vardı. Bursa hisarında beğ sarayına yakın olan tekkesinde zamanın büyükleri toplandılar. Osman’ın malı olup olmadığını sordular. İki kardeş arasında taksim edilmesi için araştırdılar. Baktılar ki, yalnız fetholunmuş ülkeler var. Akçe ve altın mevcûd değil. Osman Gâzi’nin yenice bir elbisesi, atın yanına asılan bir torbası, tuzluğu, kaşıklığı, bir sokman (Türkmen) çizmesi, iyice bir kaç at, bir kaç sürü koyunu vardı. Birkaç çift de öküzü bulundu. Başka bir şeyi yoktu.

Orhan Gâzi, kardeşine; “Sen ne dersin?” diye sorunca, o da; “Bu ülke senin hakkındır. Buna çobanlık etmeye bir pâdişâh gerek ki, memleketin işlerini görüp başarsın. Pâdişâha iş görmek için bâzı şeyler gerekir. Bunlar ise söylenilen atlardır. Koyunlar da pâdişâh şöleninin gerektirdiği şeydir. O hâlde bizim bölüşecek neyimiz var ki, bölüşelim” dedi.

Orhan Gâzi; “Öyleyse gel sen çoban ol” dedi. Alâaddin Paşa; “Kardeş! Babamızın duâsı ve himmeti seninledir. Onun içindir ki, kendi zamanında askeri senin yanına vermişti. Şimdi çobanlık dahi senindir” dedi. Zamânın büyükleri de bunu kabul etti.

Orhan Gâzi; “Öyleyse sen bana paşa ol” dedi. Alâaddîn Paşa kabul etmedi. Sâdece küçük bir köy diledi. Orhan istediği köyü verdi.”

Eserleri

Bursa'da Kale İçi ve Kaplıca semtlerinde iki camisi ve Kükürtlü'de bir zaviyesi ve imareti vardır. Bir de vakıf tesis etmiştir.